Tarihimizde ünlü yalanlar (1)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

 

Resim;http://www.frmtr.com/turkiye-ye-sahip-cik/5625202-tarih-diye-ogretilen-kuyruklu-yalanlar.html alınmıştır.

Bu haber doğru değildir. Geniş bilgi için bakınız; http://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/758605-birkac-internet-palavrasi-daha

 

“Neden tarih konusunda biz bu kadar çok yalan söylüyoruz? Tarihçiler gerçekleri bilmiyor mu?

Üç türlü tarihçi var.

-Birincisi, mesleğinde kısa bir sürede yükselebilmenin yolunun egemen ideolojik paradigma (değerler dizisi) üzerinden yazıp, çizmek olduğunu keşfediyor. Genellikle insanlar böyle yapıyorlar.

-İkinci grup, gerçeği biliyor ama kamuoyu önünde bunu asla afişe etmiyor. İdeolojik paradigmanın dışına çıkmanın getireceği sakıncayı biliyor. Başkası gerçeği söylediğinde bıyık altından gülüyor. Özel sohbetlerde ise çok ileride şeyler söylüyor.

-Üçüncüler ise en küçük tarihçi grup. Bunlar hem yazıyor hem de söylüyor. Ama onların söylediklerini kaç kişi okuyor ve dinliyor?”

“Bugün yaşadığımız bütün çarpıklıkların kökü yakın tarihimizde yatıyor. Zaten bu yüzden yakın tarihimizi öğrenmemiz, bütün gerçekleri bilmemiz, bunları açıkça tartışmamız engelleniyor.

Geçmişimiz, özellikle de yakın tarihimiz, eğitimin her aşamasında sansürleniyor, çarpıtılıyor. Gerçeklerin üstü yalanlarla örtülmeye çalışılıyor. Oysa, bugün bir türlü çözemediğimiz temel sorunlarımızın kaynağını, bu ülkede ordunun ve yargının konumunu, Atatürkçülük ideolojisiyle ‘tek parti’ ideolojisinin ilişkisini ancak yakın tarihimizi bildiğimizde açıkça görebiliriz ve düğümleri çözebiliriz.

Türkiye’nin önde gelen entelektüellerinden olan siyaset bilimi ve tarih profesörü Mete Tunçay böyle demektedir. (1)

“Osmanlı Din (teokratik) devlettir.” Teokratik devlet din adamları tarafından idare edilen bir devlettir. Osmanlı hiçbir zaman böyle bir devlet olmamıştır.

“31 Mart olayı, irticacıların ayaklanması ve bu ayaklanmayı ordunun bastırmasıdır.” 31 Mart olayi, bir ordu içi iktidar kavgasıdır. 1908’de ordunun ittihatçı kanadı iktidarı ele geçiriyor. Ordu içinde ittihatçi olmayan grup buna tepki gösteriyor. Bunun üzerine toplanan Hareket Ordusu gelip kendi ordusunu vurmak zorunda kalıyor. Kisacasi 31 Mart olayi, 1908’de iktidara gelen Ittihatçi cuntaya karşi ordunun kendi içinden bir reaksiyondur. “mürteci” ve “irtica” laflarının siyasi anlamda kullanılması 31 Mart’la başlamıştır.”

“Atatürk, ordunun politikadan ayrılması gerektiğini söylemiştir.” Atatürk’ün böyle bir fikri yok. Atatürk, ”ordu siyasetten çıksın,” diye bir laf hiç etmedi. Aksine eğer ordu Atatürk’ün yolunda gidecekse, politikadan ayrılmaması gerekir. Çünkü Atatürk de öyle düşünüyordu.”

“Atatürk döneminde yargı tarafsızdı” Atatürk döneminde yargı da içler acısı vaziyette. Yüksek yargıçlar, Atatürk’ün antikomünist nutkunu, Eskişehir tren istasyonunda gece hazırolda dinliyorlar.”

“Milli Mücadele de din istismar edilmedi” “Milli Mücadele, İslam dini istismar edilerek kuruldu. Din devleti oluyoruz havası yaratıldı. İçki yasaklandı. Atatürk, kanuna aykırı olarak içki içti.”

‘Milli Mücadele’de, insanları Türk milliyetçiliği adına harekete geçirmek mümkün değildi… Milli Mücadele tamamen İslam dininin istismarına dayanan bir şekilde kuruldu…’

Mesela… Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, memleketteki bütün İslam yurttaşları ‘tabii aza’ sayıyordu. Gayrımüslimler ise Cemiyet’e üye olamıyorlardı. Mesela… Hiçbir Osmanlı Mebusanı’nda kürsüden Kur’an okunmamıştı. Büyük Millet Meclisi’nde ise kürsüden Kur’an okunuyor, Hacı Bayram’a Cuma namazına gidiliyordu. Meclis’in açılış günü bile Cuma’ya denk getirildi.

Dolayısıyla İslam, Osmanlı’nın Meşrutiyet döneminde sahip olmadığı öneme, Milli Mücadele döneminde sahip oldu.

Dinin kullanılması Askerî zafere kadar sürüyor. 9 Eylül 1922’de İzmir’e girildikten sonra Atatürk Ankara’ya dönüyor. Kendisine “Hacı Bayram’a gidip şükran duası edelim” dendiğinde de,

“Benim böyle bir borcum yok” diyor.

Milli Mücadele yıllarında, ‘İslam milleti’ anlamına gelen, “biz burada sadece Türk değil, Kürdü, Arabı, Lazı, ve Çerkesiyle tam bir birliğiz” denirken, Milli Mücadele’nin kazanılmasından sonra bu milli birlik, ‘Türk milli birliğine’ dönüştürülüyor.

İslamiyet birleştirici unsur olmaktan çıkıyor mu?

Birleştirici unsur Türklüğe çevriliyor. Ancak bu süreç adım adım ilerliyor. Çok kişi unuttu ama…

1922’nin kasımında Saltanat kaldırıldı ve Mecit Efendi halife oldu. Onun halifeliği bir buçuk sene sürdü. Bu bir buçuk senenin dört ayı Cumhuriyet dönemidir.

Yani, bizim önce ‘halifeli bir cumhuriyetimiz’ vardı. (2)

Örtüyü bir ucundan kaldırdık…

Doğrularımız olmuş yalanlarla devam edilecek…

Resim; http://www.frmtr.com/turkiye-ye-sahip-cik/5625202-tarih-diye-ogretilen-kuyruklu-yalanlar.htmlden alınmıştır.

Kaynak;

(1-2) “Korkusuz Tarih” Neşe Tüzel’in en önde gelen tarihçilerimizden; Prof. Dr. Mete Tunçay ve Prof. Dr. Cemil Koçak ile konuşmalarından alıntılar.

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*