Sultan Vahdettin’i gemiye bindiren İngiliz İstihbarat subayı anlatıyor. Kaçmadı! (2)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

 

Mustafa Kemal Paşa, 1922 yılı sonunda, ;ngiliz gazeteci, Grace Ellison'a; "Sultanı uzaklaştırdık!" demektedir. Resmi tarihte, "Kaçtı!" iddası bu şekilde çökmüştür.

Mustafa Kemal Paşa, 1922 yılı sonunda, İngiliz gazeteci, Grace Ellison’a; “Sultanı uzaklaştırdık!” demektedir. Resmi tarihteki “Kaçtı!” iddiası bu şekilde çökmüştür. (*)

 

Kaçtı” denilen (sabık/eski) Sultan Vahdettin’in, Saray’dan son kez çıkışı ile gemiye bindirilmesi aşamasında yanında bulunan İngiliz İstihbarat subayı Bennett, yayınlanan anılarında şahit olduklarını anlatmaktadır.

Gerçeğinde (sabık/eski) Sultan, ülkeden sürgün edildiği sırada, yaklaşık 16 gün evvel kaldırılan saltanat nedeniyle, artık hükümdar değildir.

Bu gerçeğin resmi tarihte görmezlikten gelinmesinin yanında, çoğu tarihçinin de gözünden -nedense- kaçmaktadır!

Bennett, Sultan Vahdettin’in, resmi tarihin aksine kaçmadığını açıklamıştır. Aşağıda olayın birinci dereceden şahidi ile yapılan konuşmadan bir bölüm verilmektedir (1) :

Ordu ve Siyaset”

– Foreing Office ile Ordu’nun arası harbin içinde mi açılmıştı?

– Harbin içinde açılmıştı… evet.

– İlk sebep neydi acaba ? Belki Suriye cephesi ?..

– Foreing Office, daha ziyade Fransa ile münasebeti muhafaza etmek istedi. Bizim (İngiliz) Ordu ve Fransız Ordusu’nun, Selanik cephesinde hiçbir zaman münasebetleri iyi olmadı. Yani Balkanlarda… General Milne ve General Franchet d’Esperay, o zaman Selanik’te kumandan idiler. Güya (Fransız) Franchet d’Esperay başkumandan idi, fakat bizim İngiliz Ordusu hiç onu dinlemezdi.

– (İngiliz İşgal komutanı) General Milne ile arası açıktı ?..

-Evet, Foreing Office bunu düzeltmek istedi bir taraftan, fakat esas bu da… Yunanistan meselesi de… Biz İngiliz strateji nokta-i nazarından (bakış açısından), Ordu böyle görüyordu ki, kuvvetli bir Türkiye bize lazım.

-Başından beri böyle görüyor…

-Evet… Çünkü Ruslara karşı bir şey olsun, bir müdafaa olsun. Bu tabii strateji, nasıl diyorlar Türkçesi…

– Tabye.

– Anlıyorsunuz değil mi ?

– Evet Türkçe’de kullanılıyor…

– Strateji nokta-i nazarından (bakış açısından), bu, Türkiye(nin) kuvvetli olması lazım. Fakat bu Balkan politikası için Türkiye’yi zayıflaştırmak istedi. Demek bu, Türkiye üzerinde esasen bu açılıyor. Çünkü biz Ruslar’dan bir tehlike görüyorduk her vakit, yalnız bu tarafta değil tabii, Hindistan tarafında da gördük. Bunun için biz İran’la ittihat etmek (birleşmek) istedik, İran Şahı ile anlaştık fakat sonra bunu kabul etmemişler, biliyorsunuz. Bu muvaffak olmadı (gerçekleşmedi).

-Her vakit bizim harbiye tarafından, biz öyle anladık ki, Türkiye eski Kırım muharebesinden, evvelden, her vakit bu cihet bizim için.

-Ruslar, Balkanlar ve diğer taraftan da… Hindistan’da bir şey var, nasıl diyorlar? Pan-İslamizm meselesi vardı. Orada Ağa Han, İngiliz dostu idi. Ağa Han bunu her vakit söylerdi. Ben İngilizleri tutarım. Fakat bir şartla ki, Halifeye dokunmasınlar.

Halifeyi siz Malta’ya niçin götürdünüz?

– Götürmedik.

– Yani buradan ayrıldıktan sonra.

– Malta… yok.

– Öyle bir maksadı yoktu demek İngiltere’nin ?

– Biz götürmedik, hiç ona dokunmadık. Yani hangi? Sultan Vahideddin’den sonra.

-Sultan Vahideddin, öyle olmadı mı ?

– Yok.

– Bize “Sultan Vahdeddin İngiliz gemisine bindi, kaçtı” diye söylediler.

– Evet, fakat yani biz, onu kurtarmak için

– Anadolu ordusundan kurtarmak için mi?

– Öyle tabii, evet.

– Şey diyorlar, Maltada Hilafeti tekrar ihdas etmek (meydana getirmek) maksadıyla.

– A.. başka, bilinmez, ben.. Fakat o doğru Nis’e (Nice) gitmedi mi? Yani Malta’da az kaldı, Fransa’ya geçmiş. Yok yok, İtalya’ya geçmiş değil mi ? Sultan Vahideddin İtalya’da kaldı.

– San Remo’da öldü zannediyorum.

-San Remo’da, orada ziyaret ettim kendilerini.

– Gördünüz mü kendisini?

– Evet Villa de Magnolia’da oturuyorlardı. …

[Mustafa Gültekin’in sorusu]

– Benim bir sorum olacak. Dediniz ki, Rusların Güney’e Mısır’a ve Hindistan yollarına etki yapmasını önlemek için bir Türkiye’nin var olmasından tarih boyunca yana oldu İngiltere hükümeti.

– Yani, İngiliz Ordusu öyle gördü.

– Sanıyorum Foreing Ofice de böyle gördü, ancak İngilizlerin yardımıyla Doğu Anadolu’da kurulacak bir Kürt ya da Ermeni Ülkesi, Ermeni devletleri aynı şeyi yani Rusları indirmeme görevini yapabilir miydi ? Yapamaz mıydı?

– Fakat bu, Boğazları kurtarmaz… Ermeni ve Kürtlerin Boğaz’da hiç şeysi yoktur. Ermeniler değil, Kürtler değil, yalnız Türkler Boğaz’ları muhafaza edebilir.

– Fakat yine Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu’da Kürt ve Ermeni devletlerinin kurulması fikrinden niye vazgeçildiği

– Bir Kürdistan… Ne oldu? Bir Kürdistan meselesi vardı tabii, kısmen Irak, kısmen Iran, kısmen Türkiye ve Rusya’dan ayırmak lazım, çünkü Kürtler bu dört hükümet altında idi. Fakat biz hiçbir vakit buna pek taraftar değildik… Ben bilmiyorum neden, fakat biz Kürtlere itimat etmiyorduk. Bunu hatırlıyorum… Biz diyorduk ki… Ne Ermenistan ne Kürdistan’a güvenmiyorduk, çünkü Ermeniler… Ermeniler pek İngiliz taraftarı değildi.

-Bir de galiba Bolşevik etkisi vardı onlarda. (1)

Osmanlı Saltanatı, TBMM tarafından, 1 Kasım 1922’de kaldırılmıştır. Sultan Vahdettin’in ülkeden ayrılış tarihi ise 17 Kasım 1922’dir.

Diğer ifadesiyle, (eski) Sultan’ın ayrılmadan önce ne bir hükümdarlık görevi vardır, ne de saltanatı.

– Kurtuluş Savaşı 9 Eylül 1922’de İzmir’in Kurtuluşu ve 13 Ekim 1922’de Mudanya Mütarekesi ile sona erer. Bu sırada İstanbul henüz İtilaf Devletlerinin askeri işgali altındadır.

– 6 Ekim 1922’de, TBMM ordusunu temsilen Refet Paşa (Bele) komutasındaki bir askeri birlik İstanbul’a girer. Bu günlerde basın organları da, Vahideddin aleyhinde geniş çaplı ve kamuoyunda etki yapan yayınlarda bulunmakta, halk arasında bazı gruplar hakaret ve tehdit içeren gösteriler yapmaktadırlar.

Bu olaylar Vahideddin’in korkuya kapılmasına sebep olur…

– 1 Kasım 1922’de Türkiye Büyük Millet Meclisi, çıkardığı iki maddelik bir kanunla saltanatı lağveder (kaldırır). 4 Kasım’da son sadrazam Ahmed Tevfik Paşa istifa eder. 5 Kasım’da Refet Paşa, Babıali’deki bakanlıklara gönderdiği bir genelgeyle işlerine son verildiğini tebliğ eder.

– 17 Kasım sabahı Vahidettin, küçük oğlu Ertuğrul Efendi ve hareminin mensuplarıyla birlikte Dolmabahçe Sarayından bir kayığa binerek, Boğaziçi’nde demirlemiş olan İngiliz zırhlısı Malaya’ya iltica eder…

İngilizler, Vahidettin’in İngiltere’ye gelmesini kabul etmediği için, devrik padişah bir süre Malta’da kalır…

– Sultan Vahdettin, bu dönemde başlangıç bölümünü kendi el yazısıyla yazdığı, kalan bölümlerini de yakınlarına dikte ettirdiği (yazdırdığı) anılarını kayda geçirmiş, ilginç bilgiler vermiştir… (anılarında) Kaçmadığını, hayatını emniyette görmediğinden vekili olduğu şanı yüce peygamberin yaptığını yaparak, “Hicret” ettiğini belirtmiştir. Ve 16 Mayıs 1926’da San Remo’da, 65 yaşında hayatını kaybeder. (2)

– “Vahdettin kalsaydı Ankara’nın niyeti onu idam etmekti…”

Tarihçi Yazar Mustafa Armağan, Vahdettin’in yurtdışına kaçmadığını, kaçırıldığını söyledi. “Çünkü tehditler, sarayın çevresinde tabanca atmalar vs. ile zaten İstanbul’da yaşaması imkânsız hale getirilmişti. Nitekim ‘HMS Malaya’ savaş gemisiyle Malta’ya gittikten sonra, Yıldız Sarayı’na giden Refet Paşa’nın, ağlamakta olan Vahdettin’in yaverlerinden Sadrazam Tevfik Paşa’nın oğlu Ali Nuri Bey’e :

– “Ağlama Ali Bey, gittiği iyi oldu. Ya kalsa idi, biz onu ne yapardık ? Vahdettin kalsaydı, Ankara’nın niyeti onu idam etmekti…” dedi.

Vahdettin’in kaçması için bir sebep olmadığını, ancak kalmasının işleri zorlaştıracağını, ayak bağı olacağını, bu yüzden de gitmesinin istendiğini, Padişah İstanbul’da tahtında oturuyorken, Osmanlı’nın bedeni üzerinde gerçekleşecek “Lozan ameliyatı”nın kolay olmayacağını belirtti… “ (3)

“Babamın padişah olmadan evvel ve veliahd iken en çok tanıdığı ve takdir ettiği Mustafa Kemal Paşa idi. Yaveri idi ve onunla Almanya seyahati de yapmıştı. Mustafa Kemal Paşa da ona çok bağlı ve hürmetkârdı.

Memleketin en feci durumunda başa geçen babam, mücadelenin ancak Anadolu’da devam edebileceğine inanmış ve Mustafa Kemal Paşa’yı bu işi başarabilecek tek insan saydığından, (onu) Anadolu’ya kaçmaya teşvik etmiştir…

Bunu size söylediği gibi, bu kararlaştırılınca yanından çıkıp yaverler odasına giren başyaver Naci Paşa (Naci Eldeniz), diğer yaverlere bunu gizlice tebşir etmiş (müjdelemiş) ve :

“Hele şükür efendimiz (Sultan Vahdettin), Mustafa Kemal Paşa’yı Anadolu’ya geçmeye ikna etmişler!” demiştir.

Rahmetli Yümni Paşa da bunu gayet iyi bilirdi. Aralarında konuşup mutabık kaldıkları hususlar vardı :

– Evvela birbirini tanımıyor ve mutabık kalmamışlar. Ayrı ayrı iş göreceklermiş gibi hareket edilecek…

İş yani hangi yönden selamete götürülürse, sonra birleşecekler.

Yegane gaye, vatanın selameti, kurtulması ve istiklali olacaktı.

– “Biz her şey olabiliriz. Cahil, tecrübesiz, hatalı bir siyasete kapılmış olabilir ve zararlar da verebiliriz amma Osmanoğulları olarak nasıl vatan haini olabiliriz ?

Bizi en iyi tanıyan Mustafa Kemal Paşa bunu nasıl söyler!” der….

Ben kızı olarak ve ölümüne kadar başucunda olan en sevdiği bir insan olarak şunu bütün şerefimle temin ederek ve Osmanlı İmparatorluğu’nun bütün şan şeref dolu varlığını ortaya koyarak söylemek isterim ki :

Babam asla hain değildir.

En koyu, sağlam bir vatanseverdi.

Öyle yaşamış, öyle ölmüştür.” (4)

-“İrade-i Milliye, 4 Eylül 1919 yılında Sivas Kongresi’nde alınan kararla çıkartılan ilk gazetedir. İlk sayıda, gazetenin yayınlanmasından 10 gün önce toplanan Sivas Kongresi’nde, Mustafa Kemal Paşa’nın Kongreyi açış nutku ile Padişah’a, Sadrazam’a ve İtilaf devletlerine çekilen ariza ve muhtıralar yer almaktadır.

Anadolu’da başlayan kurtuluş hareketinin yayın organı olan “İrade-i Milliye”, Mustafa Kemal’in çalışmaları sonucunda Sivas’ta çıkmıştı. Sivas Valisi Elhaç Ahmet İzzet Paşa tarafından 1878 yılında tesis edilen vilayet matbaası, milli mücadele döneminin ilk gazetesi olan İrade-i Milliye’nin basım yeri oluyordu. (5)

-“İrade-i Milliye” gazetesinde yazılanlar, Kuva-yı Milliye dönemine ait çok önemli ve dikkatlerden kaçmış beyanlar ve telgraflar, haberler, sıcağı sıcağına tepkiler, en azından Ankara’ya gitmeden önce Mustafa Kemal tarafından yazılan başyazılar. Her biri önemli bizim için…

Mesela 14 Eylül 1919 tarihli nüshada daha önce de dile getirdiğim bir telgraf yer alıyor. (telgrafı) Çeken :

-“Üçüncü Ordu Müfettişi, Yaver-i Hazret-i Şehriyarileri Mustafa Kemal”,

(telgraf) Çekilen kişi, “Zat-ı Şahane” yani Sultan Vahdettin, çekildiği yer : Havza. Tarih : 14 Haziran 1919.

Burada Mustafa Kemal Paşa, son görüşmelerini hatırlatıyor padişaha ve şöyle diyor:

-“ Huzurdayken (yanınızdayken), İzmir’in işgali karşısında ‘pek mahzun olan’ kalbinizin ‘bu nokta-i necâta ait ilhamatı’nı, yani ülkenin sizin öncülüğünüzde millî mukaddes bir kudretle kurtulacağına dair verdiğiniz ilhamları şu an gibi hatırlıyorum.”

“Sizin “ilkâ”nızdan,” (yani Şemseddin Sami’nin “Kamus-i Türkî”sine bakılırsa) “benim fikrimi çelmenizden aldığım imanın azmiyle görevime devam ediyorum.”

Sivas’ta çıkan İrade-i Milliye gazetesinin 14 Eylül 1919 tarihli ilk sayısında çıkan Mustafa Kemal Paşa’nın Vahdettin’e çektiği telgrafın orijinali. (6)

….

“Ertesi gün 16 Mayıs’tı, günlerden cumaydı… Hüzün her zerreye sinmişti. İzmir’in bir gün önce işgal edilmesinin hüznü… Namazını bu elem havasını teneffüs ederek tamamladı Vahideddin. Sonra camiin hükümdarlara ayrılan yerine, mahfil-i humayına geçti. Vedaya gelen bir yolcuya “uğurlar olsun” diyecekti. Odada dört kişidiyler.

Zat-ı Şahane, yani Vahideddin; Sadrazam Ferid Paşa, başyaver Avni Paşa ve Mirliva-Tuğgeneral-Mustafa Kemal Paşa. Ortadaki ayakları altın varaklı mermer masanın üzerinde bir Kur’an-ı Kerim duruyordu. Yazısı tezhibinden, tezhibi cildinden nefis elyazması bir Kur’an. Sadrazam dışında herkes askeri üniformalarını giymişti…

Zat-ı Şahane de… Bej bir üniforma vardı üzerinde… Masaya doğru birkaç adım attı Vahidedin… Sadrazamla Avni Paşa da hükümdarı takip edip bir adım gerisinde durdular…

Herkes ayaktaydı… Mustafa Kemal Paşa asker adımları ile ilerledi, masanın öteki tarafına, padişahın karşısına geçti. Askeri tavrına ruhani bir hava verip, sağ elini Kur’an’ın üzerine koydu ve öbür elindeki küçük kâğıdı okumaya başladı…

Sonra mırıltı halinde “Cenab-ı Allah muvaffak etsin” sözleri işitildi… Vahideddin bu yemin merasimini seneler sonra San Remo’da kendisi ile birlikte sürgünde olan başyaveri Avni Paşa’ya hatırlatacak ve Paşa hatıralarına şöyle yazacaktı :

“Zat-ı şahane, elbise askeriyeleri labis (askeri elbisesisini giymiş) olduğu halde ayakta bulunuyorlar. Önlerinde masanın üzerinde dahi Kelam-ı Kadim duruyordu. Sadrazam Paşa ve Yaver Paşa, Padişah’ın iki tarafında ve bir adım gerisinde idiler. Mustafa Kemal Paşa’nın tavr-ı askeriyesine dini bir eda dahi vererek ilerledi ve sağ elini Kelam-ı Kadim üzerine koyarak şu yemini eyledi :

“Heyet-i vükelâca tanzim olunup irade-i seniyye-i hazret-i padişahiye iktiran eden 21 maddelik talimat-ı mahsusada musarrah salahiyet-i vasia mucibince, Anadolu vilayat-ı şahaneleri bi’l-umum memurin-i mülkiye ve askeriyesi üzerinde icrasına memur bulunduğum teftişat ve tahkikatı rızay-i ali-i cenab-ı hilafetpenahi daire-i necat-ı bahiresinde medar-ı fahr ve mübahat-ı memlukanem olan sadakat-ı kamile ile bezl-i makderet eyleyeceğime vallahi billahi” (7)

Konu taraflarının kendi ifadeleri ile yorumsuz olarak verilmiştir.

Karar her zaman olduğu gibi, okuyanın bilgisine ve deneyimine kalmaktadır.

Kaynaklar :

(*) “KUVA-I MİLLÎYE ANKARASl “ Grace M. ELLISON  (İngiliz Bayan gazeteci) İngilizce yayım tarihi; Lozan-Ocak, 1923. 

Türkçesi:  MİLLİYET YAYIN LTD. ŞTİ. YAYINLARI Birinci Baskı: Ocak 1973.

 

(1) “Atatürk’e nasıl vize verdim” İngiliz İstihbarat Subayı Yüzbaşı Bennett Anlatıyor. Nezih UZEL.

(2-3) Tarihçi Yazar Mustafa Armağan.

(4) Sultan Vahideddin’in kızı Sabiha Sultan; (Nakleden eski başbakanlardan Suad Hayri Ürgüplü) sahife 143.

(5-6)   a) 14.Aralık.2008 , Tarihçi Yazar, Mustafa Armağan,    b) Dr. Fatih M. DERViŞOGLU – Milli Mücadele döneminde basın ve İrad-i Milliye gazetesi)

(7) Sultan Vahideddin, nakleden : Başyaver Avni Paşa; Murat Bardakçı, “Şahbaba” adlı kitap.

-“ Irâde-i Milliye gazetesi, Heyet-i Temsiliye’nin Sivas’ta çalışmalarının sürdürdügü 8 Eylül 1919-13 Aralık 1919 tarihleri arasında 16 sayı yayınlanmıstir. Ankara’da, Heyet-i Temsiliye yayın organı Hâkimiyeti Milliye (10 Ocak 1920) tarihinde yayın hayatına katılmıstır. Bu iki zaman dilimi arasında Irade-i Milliye dört sayı daha yayınlanmıştır. Hâkimiyet-i Milliye’nin yayınlanmasından iki gün sonra (12 Ocak 1920) Irâde-i Milliye’nin 20. sayısı neşredilmiştir. Milli Mücadele’nin yeni yayın organı, Hâkimiyet-i Milliye gazetesinin (10 Ocak 1920) tarihinde yayınlanmasına kadar geçen zaman zarfında Irâde-i Milliye gazetesinin ulusal kimliğini muhafaza etmiştir.” Dr. Fatih M. DERViŞOGLU

–“İzmir’in işgali iç ve diş siyasetteki başarısızlıkların müsebbibi olarak Sadrazam Damat Ferit Paşa açıktan eleştirilir, ülkedeki olumsuzluklara çare aramak için toplanan Sivas Kongresini tenkil etmek için Ali Galib’i görevlendiren Sadrazamın bu oyunu ise millete şikâyet edilmektedir. Sivas Kongresi ve Müdafaa-i Hukuku Milliye Cemiyeti’nin, mevcut kanuni çerçeve içinde faaliyet gösterdiği belirtilmektedir. Hükümetin düşmanca tavrına rağmen, Padişah’ın “son beyanat-ı mülûkâneleriyle tasvit etmiş oldukları” gibi, Veliahd Abdülmecid Efendinin de Padişah’a sunduğu bir layihayla mevcut hükümetin icraatlarını eleştirerek Anadolu’daki hareketin tekliflerinin dikkate alınmasını tavsiye ettiği” belirtilmektir.

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Davasinda ve inancinda hakli olsaydi son cihan padisahi ve yeryuzunun halifesi dunyayi sehadete tercih edip kacmaz kalir ve milletin bekasi icin gerekirse sehit olurdu.

Değerli Talha, Bilirsiniz, ülkemizde üstat seviyesinde iki tarihçimiz vardır. Birisi, Ord. Prof. Enver Ziya Karal; diğerisi, Ord.Prof.İbrahim Hakkı Uzunçarşılı. Bu iki değerli tarihçimizin ortak görüşü; henüz Osmanlı tarihinin tasnifi dahi yapılamamış olmasıdır. Buna, Cumhuriyet tarihimizin üzerindeki sansürü de ilave edersek, (Ülkemizde) yazılan tarih kitaplarının içeriği, henüz kaba ifadesiyle magazin seviyesini geçmemiştir. Bu nedenle samimi araştırmacılarımız, İngiltere, Fransa ve Amerikan arşivlerinden (açıklananlardan) yararlanarak kitap yazabilmektedir. Bunların ışığında tarihe malolmuş bir konuda, “Bu mutlak doğrudur.” veya “Bu mutlak yanlıştır.” Demek gerçekçi değildir. Çünkü her an bilinenleri çürütecek bir belge ortaya çıkabilecektir. Ve Tarih’te bir ilimdir. Her ilim dalı gibi, iddia ve karşı iddiası ile isabetli olabilmektedir. Bunların ışığında (Sabık) Sultan Vahdettin’i değerlendirirsek; Vahdettin tahta çıktığında, Birinci dünya savaşı kaybedilmiş, bizim için herşey bitmiştir. Tahta çıkmasından (3 Temmuz 1918’de) yaklaşık 6 ay önce İngiltere ve Amerika, Yeni kurulacak devlet için tüm kararları almışlardır. Sultan Vahdettin bunu bildiği için İşgal altındaki istanbul’dan Anadolu’ya geçmek ister, Ancak, sarayın etrafı (İng. İstihbarat subayın anlatımı ile) tel örgü ile çevrilmiştir. Sultan Vahdettin’de çözümü, yerine Anadoluya göndermek üzere Ordu’dan bir general istemekte bulur. Tartışmalardan sonra belirlenen general Mustafa Kemal Paşa’dır. Ancak bu nokta biraz tartışmalıdır. Kanaatimize göre İngilizlerin onayı olmadan bu olay gerçekleşmezdi. Gerçeğinde Osmanlı Hanedanlığı, 1909 yılında (fiilen) bitmiş ve (gelecekteki) galipler Anadolu’da (küçük) bir devlet için anlaşmışlardır. “31 Mart Vakası” ile ilgili son yazılarda konuya biraz daha açıklık getirilmektedir. Yorumunuz için teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalınız.

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*