Sormazlar mı? “Osmanlı, Aslandı, Çağdaştı, İleriydi de neden dağıldı? Öyle ya! (Son)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Her şey bitti, tükendik!" denilen an, gerçeğinde her şeye yeniden başlayabilmek için yeni bir fırsattır.

“Her şey bitti, tükendik!” denilen an, gerçeğinde her şeye yeniden başlayabilmek için bir fırsattır. Her olumsuzlukla biten bir son, bir yeniye daha donanımlı başlamak için bir kaynaktır.

 

“Çağdaş ve İleri olmak”, Yeni ve benzerinin önünde olmak mı; Güçten hareketle, yaptığı her yanlışa rağmen “Haklı!” olabilmek midir? Çağdaş, ileri olmak; Ürettiği yeni bir silahla,  bir düğmeye basarak on binlerce insanı yok etmek, etlerini eriterek ellerinin ve ayaklarının üzerinde yığmak mıdır?

-“İleri olmak”, ait olduğu insan topluluklarına faydalı olmak yerine onların ellerindekini alarak, onlara yaşam hakkı tanımamak mıdır?

-İleri olmak, neticede, İnsanı ve Çevresini yoketmek midir?

-Çağdaş ve ileri olmak; İnsanı merkezine almak,

-Çağdaş olmak, “İnsanı yaşatmak” değil midir?

Evet… Osmanlı Aslandı, Kaplandı da neden parçalandı?

Neden mi?

-Şimdi Amerika, Büyük Devlet değil mi?

-Bugün aynı anda, Almanya, Fransa ve İngiltere, Amerika’ya bir savaş açsa, Rusya ve İtalya’da açanlara lojistik destek verse desteklese, ortada, bir “Amerika” kalır mı?

-Kalır diyenler lütfen ellerini kaldırsınlar!

Şimdi, Amerika, “İleri, çağdaş!” olmadığı için mi yıkıldı, yoksa karşısında birleşik bir güç olduğu için mi?

Ve Osmanlının hikayesi

Osmanlının parçalanmasına, İstanbul (1453) ve Atina’nın (1458) fethinden sonra karar verilir.

Tarihe meraklı olanlar, İtalyan Şehir Devletlerinden (Cenevizliler, 12-18’nci asır) ve Venedikliler (8-18’nci asır) ve Hristiyan Batılıların İpek yolu ticaretinden nasıl zengin olduklarını ve onlar için İpek Yolu’nun önemini bilirler.

Peki, Osmanlılar (Müslüman Türkler) bu kadar önemli olan İpek Yolu’na ne yapmıştır?

İpek yolu üzerindeki en kritik bölgeyi kontrolleri altına almış, Doğu Roma İmparatorluğunu ortadan kaldırarak, orta çağı kapatmış ve yeni (İleri)  çağı başlatmıştır.

Sonra?

“Yunan medeniyet merkezi Atina”, Yine Sultan Fatih Mehmed tarafından (1458) fethedilmiştir.

İstanbul’un fethi, Avrupa’da büyük yankı uyandırmış ve Başta Vatikan olmak üzere diğer devletler sıranın kendilerine geldiğini düşünmeye başlamışlardır.

Bu durumda yapılması gereken,

Hristiyan Avrupa’nın bir bütün olarak Osmanlının ilerlemesini durdurmak için çareler aramaya başlamasıdır.

Çare, Denizden yapılacak keşiflerle İpek Yolu’na bir seçenek bulmaktır.

Vasco da Gama (1469-1524) Portekizlilerin desteği ile Avrupa’dan çıkıp doğrudan Hindistan’a giden ilk kişi olarak bilinir. Bartelemeu Dias’ın keşfettiği ve Afrika’yı dolanan Ümit Burnu’nu kadar uzanan deniz yolunu geliştirmiştir. Avrupalıların Hindistan’a deniz yoluyla ulaşabilmeleri, Osmanlı Devleti’nin ticari alandaki üstünlüklerine son vermiş, deniz ticaretinde Avrupalıların üstünlüğü ele geçirmesini sağlamıştır..” (1)

Bakalım bu keşifler Osmanlı’nın kaderi için neleri tetikleyecektir.

-Kanuni bir Dünya Devleti olması rağmen, mevcut durumdan hareketle  ve geleceği görerek, Fransız Tüccarlarına ayrıcalıklar verir. (Kapitülasyonlar) Ki; Fransız tüccarlar Osmanlı topraklarını kullanarak İpek Yolu üzerinden yapılan ticarete devam etsinler.

Ancak, İpek Yolu ticaretinden kaybedilen gelirler sırası ile, Osmanlının ücretsiz asker sağladığı toprak düzenini bozacak, gelir kaybından dolayı işlerini kaybeden insanların isyanını başlatacaktır.

Elbette tek sebep bu değildir.

Hristiyan Batı, Osmanlının güçlü olan diğer alanlarda da çalışmaya başlar ve gerek Endülüs -İspanya- İslam Devleti’nin çalışmalarından, gerekse, Haçlı seferlerinde doğuda gördükleri gelişmeleri taklit ederek Rönesans’ı başlatırlar.

Özetle, Osmanlının parçalanmasına giden yol, 1900’de değil, 1500’lü yıllarda başlamıştır.

İlerleyen süreçte de, Ruslar (Din ve Milliyetçilik tezleri ile) Balkan milletlerini kışkırtmaya başlayacak ve bilinen sona ulaşılacaktır.

Osmanlının Parçalanmasına giden süreçte yapılan tüm ıslahatlar ve (sözde) yenilikler, gerçekte, Osmanlıyı yozlaştırmak için kurulan bir tuzağın parçalarıdır.

Osmanlı hiçbir zaman geri bir toplum olmamıştır ki, ıslahat yapmaya ihtiyaç duysun…

O halde mesele nedir?

Mesele, uluslararası siyasetin kurallarının değişmesidir

Oyun artık yeni kurallara göre oynanacaktır ve bu oyunda kazanmanın ahlakı yoktur.

Burada sırası gelmişken ve konunun açılması için aktarmış olalım;

Doğru mudur bilmiyoruz, ancak medyada zaman zaman anlatılmaktadır.

Prof. Numan Kurtulmuş, siyasete girmeye hazırlanmaktadır?

Anası (İmam Hatip Lisesi mezunuda olan) oğluna sorar;

-A Oğlum Numan! Sen yalan söyleyemez, haram yiyemezsin, senin siyaset, particilikle ne işin var?

O halde mesele nedir? Sorusunun cevabını Makyavel’e bırakalım; (Niccolò di Bernado dei Machiavelli (1469 –1527), tarih ve politika biliminin kurucusu sayılan Floransalı düşünür, devlet adamı, askeri stratejist, şair, oyun yazarı. İtalyan Rönesans hareketinin en önemli figürlerindendir)

Makyavel Yeni Düzende, Kazanmanın ahlakı mı olur? demektedir.

Bu anlayış günümüzde de tüm geçerliliği korumaktadır.

-“Kazanmanın ahlakı mı olur?”

-“Bizler Ortadoğu’ya Demokrasi, Özgürlük ve Adalet getirmeye geldik?

-Pat… Küt… Bom!!!

-“Hani, Barış, Kardeşlik, demokrasi getirecektiniz, onlar nerede?”

-Onlar mı?

-He…

-Onlar reklamlardı!

İspanya, Japonya, İngiltere, Çin gibi ülkeler kaç yıldır varlıklarını sürdürmektedir?

Bu devletler için güneş kaç kez batmış! Kaç kez batan güneş tekrar doğmuştur?

Ancak onlar parçalanmamıştır?

Osmanlının bunlardan farkı nedir?

Osmanlı’nın farkı, Bir Güneş Devlet,

Osmanlının felsefesi, İnsan ve insanı yaşatmak üzerine olmasıdır.

İtalyan Filozof Tommasa Campanella, “Güneş Ülke”yi şu şekilde tarif etmektedir:

“Güneş Ülke’yi yeryüzünde bulmak mümkün müdür?

-Fikir hürriyetine, Vicdan hürriyetine, lisan hürriyetine ilişmeyen Türklerin varlığı hiç olmazsa yarın böyle bir ülkenin var olacağını bana hissettiriyor.

-Madem ki, düşünceyi zindana koymayan, hakikat sevgisini zincire vurmayan bir millet, o cesur, âdil Türkler var; üzerinde yalnız hakikatin, adaletin ve hürriyetin hüküm sürdüğü bir “Güneş ülke” yarın neden vücut bulmasın?”

Üzerlerine, üstelikte nerede ise biten bir savaştan sonra, yapılan masrafların boşa gitmemesi adına! Attıkları Atom bombaları ile, onbinlerce insanın etlerini, ellerinin ve ayak kemiklerinin üzerine yığmanın adı nedir?

“İleri, Çağdaş” Olmak mı?

-Siz, ilmin ve gelişmenin şekli ile birlikte ahlak kurallarını da kendi anlayışınıza göre düzenler, bunlara uyum sağlamayanları da “Çağdışı!” ilan ederseniz, bu kuralların doğruluğuna kim karar verecektir? Gücü olanlar mı?

İnsanı yaşat ki devlet yaşasın”

İnsanın merkezinde insan vardır…

Merkezinde halkı efendi bilmek vardır.

“Seni millet azletti in!”

Siz bir diktatörün yanına, elinize bir Şeyhülislamın imzalı tebliği ile çıkarak,

-“Haydi bakalım buraya kadar! Millet seni azletti!”  diyebilir misiniz?

-Bunu, Hitler, Stalin, Franko, Saddam, Esad’a söylediğinizde herhalde ne olacağını bilirsiniz!

-Sultan 2. Abdülhamid Han’ın makamına çıkan dört kişi ellerinde belge ile “Millet seni azletti!” dediklerinde Sultan sessiz sedasız makamını boşaltır.

….

Osmanlı hala neden çok sevilmektedir?

-Neden mi?

Birinci Dünya  Savaşı’nda Sivas’ta yakılan bir ağıt, halkın hissiyatına bir ayna gibi tercüman olmaktadır;

 

Bizden selâm eylen Sultan Reşad’a

Kınalı beşikler kaldı köşede

Sultan Hamid gerek asker yaşada

O da hal edildi devrâna bakın.

 

Vurgulanmak istenen söz; Sultan Hamid gerek asker yaşada’dır.

Sultan Hamid, insanını öldürmemek için çırpınmıştır, halkta bunu çok iyi bilmektedir.

“Sultan II. Abdülhamid’in adeta içerisine itildiği 2 savaş (’93 Harbi ile ‘313 Teselya Harbi) haricinde bir sıcak çatışmaya sokmadan sorumluluğunu üstlendiği gemiyi sahil-i selamete çıkarma yolundaki insanüstü çaba harcamıştır.

Döneminde tesis edilen uzun barış ortamında ağır savaş zayiatı yüzünden ‘baba’sız kalmış bir halka babasını iade etmiş. Nesiller arasındaki zincirin kopmasına mani olmuş ve askeri öldürmeden terhis etmenin sihirli formülünü icat etmişti. Belki de çok uzun bir süredir, ilk defa altın değerindeki bir 30 yılımızı genç neslini savaş meydanlarında heder etmeden geçirmiştik; ama o bununla da yetinmemiş, Urfa deyişiyle ‘ölüm kesesi’nden geri kazanılan bu insan kaynağını, eğiterek yetiştirme yönünde ciddi bir atılımı da fişeklemiştir.”

Bitirmeden,

Osmanlıya “Sanata, Sanatçıya düşman!” diyenlere,

Ayasofya’nın Freskleri

Ayasofya’da bugüne kadar kalmayı başarabilmiş freskler aslında bir anlamda varlıklarını Osmanlı İmparatorluğu’nun hoşgörüsüne borçludurlar. Çünkü Osmanlı medeniyetinin kiliseleri camiye çevirirken fresklere zarar vermeyip sadece üstlerini badana ile kapatması pek çok freskin orijinal renk, kalite ve ihtişamında günümüze kalmasını sağlamıştır.(*)

Yüzlerce yıldır, Ayasofya’daki duvarların üzerindeki Hristiyan gelenek ve değerlerine göre yapılmış resimlerin, farklı anlayıştaki bir inanca ait olmasına rağmen özenle muhafaza edilmesi, “Medenilik, İlericilik!” değil de nedir? Barbarlık mıdır?

Büyük Devlet” Uluslararası Güç olabilmenin gereklerini tekrar edersek;

-Sahip olunan nüfus ve işgücü sayısı,

-Ülke coğrafyası, konumu,

-Sahip olduğu enerji kaynakları ve üretimi,

-Yapılan bilimsel araştırmalar,

-Ordusunun silahları, sahip olduğu doğal kaynaklar ve askerî harcamaların büyüklüğü,

-Devlet Yönetim Mantığı’nın, Halkın moral değerleriyle uyum sağlaması ve tutarlı-dengeli bir iç ekonomik sistem,

-Büyük Devletler’in kendi içlerinde, diğer devletlere oranla daha dengeli ve sarsıntısız ekonomik sistemleri, yerleşik ve kabul gören moral değerleri, toplumun kültürel yapısıyla çelişmeyen hukuk ve eğitim sistemleri, toplumlarıyla gerçek bîr diyalogu sağlayan yönetimleri vardır.

“Büyük Devlet” olabilmek;  içeride güçlü olan durumunu, gücünü dışarıya yansıtabilmektir.

Bu manada Osmanlıyı yıkan, top, tüfek değildir,

Osmanlıyı içeride güçlü kılan değerlerin yozlaştırılması sonucu parçalanmasıdır.

Osmanlı Hanedanlığı fiili olarak, 1909 yılında sonlandırılmıştır.

Tarihimizde belirtilen, 1924 yılı, Hanedanlığın ve Hilafetin yıpratılması için gerekli olan süredir.

Bu nedenle Sultan Vahdettin, “Hain!”, Abisi, Cennetmekan, 2. Abdülhamid, “Kızıl Sultan”dır.

Bu etiketler, bir sonraki kuşakların kafasının karıştırılması için özenle seçilmiştir.

Sultan 2. Abdülhamid, çok iddialı olacak ancak, parçalanmayı önleyecek basirete sahiptir. “Hicaz demiryolu” bunun kanıtıdır.

Sultan Vahdettin, Savaşın Galipleri’nin, “Yeni bir Devlet” kurduracaklarını çok iyi bilmesine ve bu konuda çok kez uyarılmasına rağmen, Anadolu’ya gitmesi işgal güçlerince de engellenince, yerine Mustafa Kemal Paşa’yı kişisel parası ile  destekleyerek Samsun üzerinden Anadolu’ya gönderir.

Son söz;

-“Afrika’nın, Asya’nın ve Güney Amerika’nın doğal ve insangücü kaynaklarının sömürüsü üzerinde yükselmiş batı medeniyeti ve kültürünün temsilcileri…

-Milyonlarca insanın yoksullaşması ve ezilmesiyle gerçekleştirilebilmiş bir üstünlüğün sahibi olanların tamamı, bugün “Hastalıklı Toplumlar”dır.

Dün onlara göre “Hasta adam!” olan Osmanlı, bugün küllerinden yeniden doğmuş, Asırlık Çınar, yeniden sürgün vermiştir.

-İnsanı insan yapan onun; ırkı, inancı, rengi, serveti, kariyeri değildir.

-Onu insan yapan;

-”İnsanların en hayırlısı, insanlara yararlı olanlardır.” Anlayıştaki ifadedir.

 

 

Resim; http://aaksinbike.blogspot.com/2011/05/gunes-asla-dogmayacak.html

Açıklamalar;

(*) http://www.muzemedokunma.org/AyasofyaFreskIsmailKose.html

(1)Yazı içerisinde kullanılan ifadelerin tamamına ait kaynaklar serinin diğer yazılarında belirtilmiştir.

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*