Sorgulatmayan eğitim anlayışı “Endoktrinasyon” bilinçli bir tercih, dayatma gereği midir? (5)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

 

Küçük bir kızın ne kadar ince ve kibar davrandığını fark eder öğretmeni, “Böyle ince ve kibar olmayı kim öğretti sana?diye sorar. Hiç kimse. Bu bizim ailenin kanında var,” diye yanıtlar kız…Bir ailenin çocuğuna verebileceği en büyük hediye kökleridir. (1)

“Çocuklarımıza iki şeyi miras bırakmak isteriz: Birincisi kökleri, ikincisi (özgüven, uçmak için) kanatlarıdır. (2)

Eğitimin tek bir amacı olmalıdır. (davranış ve anlayışıyla) İnsan olmak, insana (canlıya) saygı göstermek.

“Gerçek hediyeler pahalı mücevherler değildir; mücevherler ancak özür dilemek için verilen hediyeler olabilir. Yeterince vakit ayırmadığımız insanlara bunu telafi etmek için çoğunlukla hediyeler veririz. Oysa gerçek hediye, insanın kendinden bir parça vermesidir. “ (3)

İnsan kendisinden ne verebilir?

Samimiyet, dürüstlük, kararlılık, sorumluluk ve kişisel çıkarı için insani değerlerini satmamak değil, pazarlık konusu dahi yapmamak.

Çocuklar bizden bekledikleri : (bizim inanmadığımız için uygulamadığımızı) boş sözleri duymak, onlara nasihat etmek değil, günlük yaşantımızla onlara örnek olmaktır.

Eğitim, bir davranış şekli, modeli, tarzıdır. Ve çocuklar bunu büyüklerini, çevreyi izleyerek öğrenirler.

Bakınız bu noktada Sokrates ne demektedir : Yurttaşlarım, niçin daha fazla servet elde etmek için her taşı kaldırıp altına bakıyorken, bütün servetinizi bırakacağınız çocuklarınızla bu kadar az ilgileniyorsunuz ? (4)

Işığı Yanan Evler..

Tıp fakültesini yeni bitirmiş, pratisyen hekim olarak ilk görev yaptığım yere, Konya’ya bağlı bir beldenin sağlık ocağına gitmiştim. Gençtim, bekârdım. Küçük bir beldeydi gittiğim yer.

İlk gece bir eve misafir olmuştum. Tren istasyonunun hemen yanında bir evdi. Akşam yemeğinden sonra çaylarımız gelmiş, sohbetler edilmişti. Üzerimde yol yorgunluğu, geldiğim yeni yerin yabancılığı vardı. Saatler ilerliyor, ağır bir uyku beni içine çekiyordu. Ev sahibine bir şey de diyemiyordum.

Bir müddet daha geçti; yine bir hareket yoktu. Evin büyüğü olan Hacıanneye sıkılarak:

-“Anneciğim, sizin buralarda kaçta yatılıyor?” dedim. Hacıanne:

-Evlâdım treni bekliyoruz. Az sonra tren gelecek, onu bekliyoruz” dedi. Merak ettim, tekrar sordum:

-“Trenden sizin bir yakınınız mı inecek ?” Hacıanne:

-“Hayır evlâdim, beklediğimiz trende bir tanıdığımız yok. Ancak burası uzak bir yer. Trenden buraların yabancısı birileri inebilir. Bu saatte, yakınlarda, ışığı yanan bir ev bulmazsa, sokakta kalır.

Buraların yabancısı biri geldiğinde, “Işığı yanan bir ev” bulsun diye bekliyoruz.”

Konya Ovası’nda, ya da bir başka yerinde Türkiye’nin, trenden inen yabancılar için “ışığı yanan evler” yerinde hâlâ duruyor mudur?

Yabancılar, yorgun bedenlerini yün yataklarda dinlendirmeye devam ediyorlar mı?

Aç bir köpeğin önüne bir kap yemek bırakan kadınlar yaşıyorlar mı?

Kuşlara yuva yapan mimarlar sahi şimdi neredeler?

Bu güzel insanlar, atlarına binip gitmişler.

Bizler, atlarına binip giden güzel insanlara sahip bir medeniyetin yetimleriyiz.

Çekip gidenlerin doldurulmamış boşluklarında savrulup duran yoksullarız.

Şâir öyle diyordu:

“Güzel insanlar, güzel atlara binip gittiler.”

Şimdi bu güzel insanlar, neden ve nasıl atlarına binip gittiler?

Onları ne yıldırdı da bir daha dönmemek üzere, sessiz sedasız gittiler?

Ey güzel yurdumun güzel insanları! Neredesiniz? (5)

*

Endoktrinasyon

…’Öğreten devlet‘ kavramından daha önce söz etmiştim. Ulus devletler, kurulduklarından beri ulaşabildikleri bütün vatandaşlara kendi kurguladıkları şekliyle nasyonalist ideolojiyi zerk ediyor.
Endoktrinasyon süreci ilkokulda başlıyor. Törenlerde ve derslerde aynı şeyler, aynı bakış açısıyla bir öyle, bir böyle anlatılıyor.
Öğrencilerin nasyonalist ideolojiye, kompozisyonlar yazarak, resimler yaparak, şiirler ezberleyerek, marşlar okuyarak katılmaları sağlanıyor.
Böylece ideoloji dışarlıklı kalmamış, tam tersine içselleştirilmiş oluyor. Bir lezzet haline geliyor.
Yani ideoloji, nutuk atmakla yetinmiyor, kişiyi de oyuna katıyor. (6)

“…Kitleleri  önceden  belirlenmiş  bir  kalıba  sokmak  ve  bu  şekilde  herkesin  aynı  zihniyet  doğrultusunda  düşünmesini  temin  etmek  isteyen  bütün  siyasi  iktidarların  dikkate almak  durumunda oldukları  kimi  gerçeklikler  vardır…

Başlangıçta  boş  bir  sayfa  (tabula  rasa)   hükmünde  olan  insan  zihninin  kimi  değer  yargılarıyla  şekillendirilerek  dünyayı  belli  bir  zihniyetin  içerisinden  algılayacak  hale  getirilmesi kabaca   “ideolojik  eğitim”  olarak  günlük  dile  çevrilebilecek  olan  “siyasi  sosyalizasyon”…

MODERNİTE, ULUS-DEVLET, MİLLİYETÇİLİK

“Çoğu medeniyet korkaklık üzerine kurulmuştur. Korkak olmayı öğreterek medenileştirmek epey kolaydır. Cesaret standardını düşürürsün. İstekleri sınırlarsın. İştahları denetim altına alırsın. Ufkun etrafını çitle çevirirsin. Her faaliyet için bir kanun yaparsın. Kaosun varlığını inkar edersin. Çocuklara bile yavaş yavaş nefes almalarını öğretirsin. Evcilleştirirsin.” Frank Herbert

Genel Bir Değerlendirme

1920”li yılların başlarında yeni bir devlet ilanında bulunan kadro,takip eden yıllarda da ilan edilen Türkiye Cumhuriyeti”ne göre vatandaşlar üretme gayreti içerisinde oldu. Bu gayretin, İsmet Paşa”nın şu sözlerinde ifade bulduğu söylenebilir: Biz açıkça milliyetçiyiz. … ve milliyetçilik bizim yegane birlik unsurumuzdur. Türk ekseriyetinde diğer unsurların (etnik toplulukların) hiçbir nüfuzu yoktur. Vazifemiz Türk vatanı içinde Türk olmayanları behemehal [her halde] Türk yapmaktır. Türklere ve Türklüğe muhalefet edecek anasırı [etnik toplulukları] kesip atacağız. Ülkeye hizmet edeceklerde herşeyin üstünde aradığımız Türk olmalarıdır.

…Örneğin, Mahmut Esat Bozkurt bizzat Mustafa Kemal tarafından Atatürkçü devrimlerin hukuk tarihini yazmak ve 1934 – 1935 ders yılında İstanbul Üniversitesi”nde verilecek “İnkılap Dersleri”nde anlatmakla görevlendirilmişti.

Bozkurt, Atatürk İhtilali adıyla kitaplaştırdığı bu çalışmasında, İsmet Paşa”nın sözleri ile aynı doğrultuda olan şu ifadeleri kullanmıştı: “Yeni Türk Cumhuriyetinin devlet işleri başında mutlaka Türkler bulunacaktır. Türkten başkasına inanmayacağız.”

…Mahmut Esat Bozkurt”un 17 Eylül 1930 (1930 Ağrı İsyanından hemen sonra ve 1931 seçimlerinden önce) Adalet Bakanı sıfatıyla kendi seçim bölgesi içinde yer alan Ödemiş”te halka yaptığı konuşmada söyledikleri…

C.H. Fırkasındanım, çünkü bu fırka bugüne kadar yaptıklarile esasen efendi olan Türk Milletine mevkini iade etti. Benim fikrim, kanaatim şudur ki, dost ta düşman da bilsin ki bu memleketin efendisi Türk’tür. Öz Türk olmıyanların Türk vatanında bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmaktır. Köle olmaktır. Dünyanın en hür bir memleketindeyiz. Onun adına Türkiye diyorlar. Meb’usunuzun samimi kanaatini söylemesi için bundan daha müsait yer bulunamazdı. Onun için duygularımı saklıyamıyacağım…” (Bozkurt, Mahmut Esat. 1940. Atatürk İhtilali İstanbul: Kaynak Yayınları) (7)

*

Diziyi sonlandırırken önceden yazdığımız bir kez daha tekrar edilirse:

Neyin nereden ve niçin geldiğini sorgulamayan bir toplumun, okuyarak ve anlayarak bir ilmi geliştirmesi, ileriye taşıması ham hayaldir. Einstein, ‘Evrende en büyük ziyan, sorgulama yeteneğini yitirmiş bir beyindir.’Diyerek, sorgulamanın, ilmi gelişmedeki vazgeçilmezliğe işaret eder.

Eğer bir olayı-konuyu (özellikle “ama”larla)  sorgulatmıyorsanız : Ne neden matematikte başarısız olduğumuzu kavrayabiliriz, ne de rekabetçi toplumlarımız kadar (en azından şimdilik) ilmi gelişme sağlayamadığımızı.

www.canmehmet.com

Resim: Web ortamından alınmış tarafımızdan düzenlenmiştir.

Kaynaklar:

(1-3-4)“Kazanan Sen Ol”, SHIV KHERA

(2) Sudan atasözü

(5) Prof. Dr. Saffet Solak’ın hatırasından….

(6) yazının tamamı için bakınız: http://www.sabah.com.tr/yazarlar/akoz/2009/10/25/baris_isteyenler_kizgin_turklere_anlayis_gostermeli

(7)ENDOKTRİNASYON ve Türkiye’de Toplum Mühendisliği, SERDAR KAYA

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*