“Son Osmanlılar” Osmanlıların sürgününde bir Musevi vatandaşın ödediği vicdan borcu (2)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

osmanlı-3-

 

Rumeli Demiryolları Şirketi’nin oradaki âmiri meğer bir Musevi vatandaşımızmış. (Halife’nin) Efendimizin ve ailesi âzâsının dinlenmelerine elverişli başka bir yer bulunmadığı için üst kattaki dâiresini böyle habersiz gelen yüksek misafirlerinin istirahatine tahsis etti, çoluk çocuğuyla da îzaz ve ikrama yardımlarına Efendimiz tarafından takdirle teşekkür ettiğimiz zaman da… (1)

‘MACERAMIZ BAŞLIYOR’

3 Mart 1924

“Dolmabahçe Sarayı maiyet binasından geceyarısına doğru Mâbeyin’e çağrıldım. Kapıda beklenen nöbetçi beni başyaver odasına götürdü. Yüksek rütbeli bir zabit telefonla şifre yazdırıyordu. Beni görünce beklememi işaret etti; işini bitirince de kim olduğumu sordu. Sonra önündeki elyazılı Efendi’nin siz de maiyetinde bulunacaksınız, ona göre hazırlanın” dedi. Sonra karşısındaki bir meslektaşına, önündeki kâğıdı göstererek ve gülümseyerek:

-“Son Osmanlı Halifesi’nin sizi de maiyetinde bulundurmak istediklerini bildiren bu yazısını hâtıra olarak saklayacağım’ sözlerini ilave etti.

Koridorda Emniyet Umum Müdürü’ne rastladım. Benden pasaport için iki resim istedi. Sonra üst kata çıktım. Halife Hazretleri’nin namaz odasında Kur’an-ı Kerim okumakta olduğunu açık duran kapıda gördüm.

Duasını bitirince huzuruna girdim. Bana

-“Vali Bey, birkaç saate kadar yola çıkacağımızı bildirdi. Bizimle geleceğinizden emin olduğum için de adınızı kafile cetveline geçirdim.”

Hazır bulunduğumu arzederek ve tazimle elini öperek huzurundan ayrıldım.

Aşağıya inice maiyet binasına dönmek, eşimle vedalaşmak, bavulumu almak istedim. Kapıdaki nöbetçi: ‘Siz artık oraya gidemezsiniz. Eşinizi buraya çağırtır, bavulunuzu da getirtiniz.”dedi. Böyle de oldu.

4 Mart 1924

“Yol hazırlıkları ancak sabaha karşı tamamlanabildi. Halife Hazretleri’yle oğlu Şehzade Ömer Faruk, kızı Dürrüşehvâr Sultan ve Kadınefendiler, verilen haber üzerine, alt kata indiler. Binek taşında bekleyen ve elini öpen Eşime Efendimiz:

-“Sizi de birlikte götüremediğimize esef ederim Kızım; ileride imkân bulunursa ayrıca çağırtırım.”

Dedi; kendisini son defa selâmlayan yaverini kucakladı arabasına binmeden önce de ellerini açarak milletimizin ve memleketimizin selameti için duâ etti.

Efendimizin maiyetinde Mabeyinci Hüseyin Nakib Turhan Beyle, hususî tabibi Doktor Selâhattin Bey de bulunuyordu. Aile otomobillerinin önünden ve ardından giden arabalar uzun bir kafile teşkil ediyordu. Edirnekapısı’na vardığımız sıralarda gün ağarmaya başlamıştı.

Çekmecelerden sonraki yolculuk epey zahmetli oldu… Arada iki üç kere de mola vererek nihayet öğleden sonra Çatalca Demiryolu İstasyonu’na varabildik.

Rumeli Demiryolları Şirketi’nin oradaki âmiri meğer bir Musevi vatandaşımızmış. Efendimizin ve ailesi âzâsının dinlenmelerine elverişli başka bir yer bulunmadığı için üst kattaki dâiresini böyle habersiz gelen yüksek misafirlerinin istirahatine tahsis etti, çoluk çocuğuyla da îzaz ve ikrama yardımlarına Efendimiz tarafından takdirle teşekkür ettiğimiz zaman da:

Osmanlı Hanedanı, Türkiye Musevilerinin velinimetidir. Atalarımız ispanya’dan sürüldükleri, kendilerini koruyacak bir ülke aradıkları zaman onları yok olmaktan kurtardılar, devletlerinin gölgesinde tekrar can, Irz ve mâl emniyetine din ve dil hürriyetine kavuşturdular. Onlara, bu kara günlerinde, elimizden gelebildiği kadar hizmet etmek bizim vicdan borcumuzdur.”

Dedi ve gözlerimizi yaşarttı. (2)

Türkler Müslüman olmasalardı, (Belki de) Ne Osman Gazi, Ne Fatih ve Yavuz ne de Kanuni olmayacaktı.

-“Osmanlı” olarak bildiğimiz, atalarımız olmasaydı, bir “Osmanlı Medeniyeti” de olmayacaktı.

-Ne yazık ki, bize tarihi, doğru bir gelecek kurmak için şifreler olduğunu değil de; “üçbeş mezar taşı”, Osmanlıyı, “Bir çocuk, bir deli ve geri” olarak tanıttılar. ve Muhteşem bir medeniyetin üstüne şal çektiler.

Ancak, tarih, bir Deniz misali’dir.

-Zamanı geldiğinde kendisine ait olmayanları kıyıya, sahile bırakmaktadır.

Bu iki kısa girişten sonra konuya geçebiliriz.

www.canmehmet.com

Kaynak;

(1)  “SON HALİFE ABDÜLMECİD” O. GAZİ AŞİROGLU, Ocak 2011, İstanbul

(2) A.g.e. sahife; 123

 

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*