“Son Osmanlılar” Avrupa’yı Rus-Çin hâkimiyetinden, canlandıracakları Osmanlı mı kurtaracak (4)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

 

"GÜÇ", Kimsenin babasının tapulu malı değildir ve bu nedenle hakedenler için yüz yılda bir el-sahip değiştirmektedir. 1817 İngiltere, 1917 Amerika, 2017 Çin.

Gelişmiş Batılı ülkeler, ekonomik boyutta giderek hızlanan bir şekilde inişe geçmiştir. Bunun işareti; başta Almanya, Fransa, İngiltere ve İtalya olmak üzere Küresel Şirketlerini Çin’e kaptırmalarıdır. Ülkelerin önemi iki ana özellikleri nedeniyle öne çıkmaktadır.

a) Sahip oldukları; Petrol, gaz, maden ve benzeri stratejik hammaddeler;

b) Sahip olduğu coğrafyanın, stratejik hammaddelerin taşıma yolları üzerinde olması.

Osmanlı Devleti’nin yıkılmasında etken olan (Ve Yeni Devlet Türkiye’yi tehdit eden) Rusların birincil hedefi; İstanbul, Boğazlar, Süveyş Kanalı, Basra Körfezi -İran- Mısır, Suriye, Libya, Kıbrıs’tır.

Çünkü Rusların bir dünya devleti olabilmesi birincil derecede boğazlara bağlıdır.

Ancak, İstanbul’un, Boğazların Rusların eline geçmemesi; dün nasıl İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya için hayati önem arzetmiş ve bir dünya savaşı nedeni olabilmişse, Bugünde, Amerika ve AB ülkeleri için öyledir.

Bunlarla beraber, önceden askeri işgallerle yapılan ülkelerin sömürüsü bugün, sermaye yatırımları üzerinden yürütülmektedir.

Bu manada Çin’in Avrupa’da (hakimiyet için) satın aldığı küresel şirketlere birkaç  örnek verilirse;

-“Çinli Makine imalatçısı Sany, bu yılın başlarında da 360 milyon euroya, ünlü Alman beton makineleri ve beton pompaları imalatçısı Putzmeister’i satın almıştı.(1)

-Dünyanın 5’inci büyük lastik üreticisi Pirelli’yi Çin satın alıyor. Çin, İtalyan sanayi sektörünün sembol isimlerinden biri olan Pirelli’yi satın almak için 7.7 milyar dolar ödeme yapacak. (2)

“..Çin’in elinde yaklaşık 4 trilyon dolarlık bir döviz rezervi var. Bu çok büyük bir rakam. Çin, dünyaya açılmayı ve çok uluslu şirketler yaratmayı hedefliyor.

Çin şirketlerinin yoğun bir şekilde Afrika’ya gittiğini görüyoruz. Burada köprüler, enerji santralleri, tren istasyonları, kamu binaları, başkanlık sarayları vs. inşa ediyorlar…Enerji konusu çok önemli, ama Çin’in amacı Avrupa’dan petrol almak değil tabii ki.

Avrupalı ülkelerin altyapı projelerine; özellikle de elektrik, su, gaz gibi alanlarına girmek isteyen Çin açısından önemli.

Avrupa’da bu alanlardaki altyapı giderek eskimekte. Fransa’nın nükleer enerjideki durumuna bakarsak, bir dönem kullandığımız elektriğin yüzde 70’nin nükleer kaynaklı olmasıyla övünüyorken şu anda nükleer santrallerin giderek eskimesinden endişe duyuyoruz.

Tabii ki bu santralleri kendimiz yenileyebilir ya da ihaleye açabiliriz. Belki de nükleer santral işini Çin’e vermeyiz ama sonuçta ne olursa olsun Çin yatırımlarını yerel seviyede nasıl ele alacağımızı, bu konuda nasıl hareket edeceğimizi öğrenmemiz gerekiyor.

Tüm bu saydığım alanlarda Çinli firmalar Avrupa’da yatırım yapıyor.

-Portekiz’in ulusal elektrik dağıtım şirketi Energias de Portugal’ın (EDP) yüzde 21’ini satın aldılar.

-İtalya’nın ulusal doğal gaz ve elektrik hatlarını kontrol eden CDP Reti’nin yüzde 35’i Çinlilere ait.

-Petrol üreticisi ENI’da, elektrik şirketi Enel ve Telecom Italia’dada hisseleri var.

-İngiltere’de Thames Water’ın yüzde 10’unu satın aldılar.

-Fransa’da ise elektrik firması GDF Suez’in yüzde 30 hissesine sahipler.

-Fransa’daki Toulouse Havaalanı’nın yüzde 50 hissesi Çinlilere ait.

-İtalya’daki Parma Havaalanı’nın alımının arkasında ise ilginç bir hikaye var. Alımı yapan IZP firmasını tanıyorum, altyapı yatırımıyla hiçbir ilgisi olmayan bir elektronik ticaret firması. Çin hükümetine yakın oldukları için karşılarına çıkan 200 milyon euroluk yatırım fırsatını kaçırmayarak havaalanını aldılar.

Bu girişimlerin Avrupa’ya etkisi nasıl olacak?

Bir yandan “Biz varlıklarımızı yabancılara, Körfez ülkelerine, Çin’e satmayız” diyorlar ancak diğer yandan da gelecek paraya ihtiyaçları var. Çünkü mevcut tesisler, özellikle de havaalanları, para kazandırmıyor. Bakın, Çinliler İngiltere’de bile alım yaptılar; Heathrow Havaalanı’nın yüzde 10 hissesi artık onların elinde.

Bu doğal olarak bir etki yaratacak çünkü Çinli yatırımlar artacak ve Çinliler söz konusu işletmelerin kontrolünü ele geçirecek.

-Otomobil firması Volvo, bir Çin şirketi tarafından 2010 yılında satın alındı.

-Çinliler şimdi 100 milyon euroluk bir yatırımla Fransa’nın kuzeyinde çiftlikler ve süt üretim tesisleri kuruyorlar.

-Çinli firmaların ABD’de de yatırımları var. Bu açıdan, Çin’in ABD’ye olan yaklaşımıyla Avrupa’ya olan yaklaşımı arasında ne gibi farklardan söz edilebilir?

ABD’nin Çin’den en fazla yatırım alan ülkelerden birisi olduğunu görüyoruz. ABD’nin özellikle güney eyaletlerinden Güney Carolina, Delaware, Güney Dakota ve bir ölçüde de Louisiana’da ciddi miktarda Çin yatırımı mevcut. Haier, Lenovo ve daha birçok Çinli firma buralarda yatırımlar gerçekleştirmiş. (3)

Avustralya muhalefet lideri Barnaby Joyce, ülkenin en büyük maden şirketi olan Rio Tinto’nun 19,5 milyar dolara Çin’e satılmasına şiddetle karşı çıkanlardan.

Barnaby Joyce, sadece Rio Tinto’nun Çinlilere satılmasına karşı çıkmıyor. Joyce Çin’in krizi fırsat bilerek küresel çapta enerji ve maden kaynaklarını ucuza kapatmasının yaratacağı tehlikelere karşı dünyayı uyarıyor.

Çünkü Çin, Rio Tinto dışında başka bir Avustralya şirketi olan dünyanın ikinci çinko üreticisi Oz Minerals’ı da 2,6 milyar dolara satın alma teklifinde bulundu.

Ancak satın alımlar bununla da bitmiyor. Şubat ayında Çin’in 3. büyük çinko üreticisi Zhongjin 45,5 milyon dolara Avustralya’nın büyük çinko üreticilerinden Perilya’yı satın alırken, geçtiğimiz hafta Çin’in büyük demir-çelik şirketlerinden Hunan Valin Iron& Steel 771 milyon dolara Avustralya’nın 3. büyük demir cevheri üreticisi olan Fortescue’nin yüzde 20’lik hissesini devraldı.

Çin, krizi fırsata dönüştürüyor”

Fortescue satışını Çin China National Petroleum Corporation şirketinin,  Libya’da önemli petrol sahalarına sahip olan Kanadalı Verenex Energy’yi satın almak için teklifi takip etti.

Mart ayının başında ise Sinosteel şirketi, demir madeni üreticisi Murchinson’un yüzde 6’lık hissesini satın aldı. Şüphesiz ki Çin, krizi avantaja döndürmeye çalışıyor. Özellikle sanayinin atardamarı olan doğal kaynaklar alanında. Çünkü Çin, elindeki nakit parayı, kriz nedeniyle değerleri son derece düşmüş olan Batı endüstrisinin en büyük şirketlerini, ucuz fiyata satın almakta kullanıyor.

Ucuz hammaddeyi garantiliyorlar”

Bu arada Çin sadece önemli doğal zenginliklere sahip olan şirketleri satın almıyor. Krizin ilk sinyallerini vermeye başladığı 2007 yılında 3 milyar dolarla Blackstone ve 2,2 milyar dolarla Barclays gibi kuruluşlara yatırım yaparak Batı’nın finans sistemine hızlı bir giriş yaptı.

Yukarıda “Doğunun hâkimiyetinde” kurulmaya başlanılan Yeni Bir Dünya Düzeni için, Çin’in Birinci ayakta, kendine gelişmiş Batılı şirketleri nasıl ele geçirdiği anlatılmaya çalışılmıştır.

Gelecek yazıda;

“Enerji koridoru” üzerindeki ülkemizin neden hızlı bir büyüme içine girdiği ve (örtülü mümkünse kontrollerinde olacak şekilde) can havli ile desteklendiği açıklanacaktır.

www.canmehmet.com

Resim; www.ulusalkanal.com.tr (alt yazı tarafımızdan düzenlenmiştir)

Kaynaklar;

(1)Daha fazlası için bakınız; http://www.dw.com/tr/%C3%A7inliler-almanyay%C4%B1-al%C4%B1yor/a-16257540

(2)http://www.ntv.com.tr/ekonomi/italyan-lastik-devi-pirelli-cine-satiliyor,09HMp9UhMk2dGDmUQdOY9w

(3)http://www.sarkekspresi.com/?p=1265

( Merkezi Washington’da bulunan düşünce kuruluşu Brookings’de görev yapan araştırmacı Philippe Le Corre ile yapmış olduğum mülakat Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu USAK tarafından yayınlanan “Analist” dergisinin Haziran 2015 sayısında yer aldı. )

(4) Daha fazlası için bakınız; http://www.demircelikstore.com/-1-309-cin-avrupali-sirketleri-ele-geciriyor-.html

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*