Sömürge valileri, Toplum Mühendislikleri, ‘üstün ırkları!’ Ve Şapkaları ile İngilizler (1)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

George Orwell’in belirttiği gibi “ince kafatası” ırksal üstünlüğün bir göstergesiydi ve koloniyel şapka imparatorluğun bir tür amblemiydi.

Bu dizide Dünyanın, tarihi bilgiler çarpıtılarak nasıl aldatıldığı tüm delilleri ile birlikte gözler önüne serilmektedir.  En büyük aldatmaca; “Antik Yunan kültürü“nün Rönesans’ın kaynağı olduğudur.

Yaşananların kavranabilmesi için önce, Toplum Mühendisliği  ve Sömürge valilikleri hakında kısa bir  bilgi verilmektedir.

 

Toplum Mühendisliği

Toplum Mühendisliği, toplumun demografisinde, sosyal dokusunda, tarihten gelen yapısında değişiklik yapmak, tepkilerini, nefretlerini, isteklerini, sevgilerini, tutkularını ve kitlesel şekilde ifade ettiklerini duygularını yönlendirebilmek, kontrol altında tutabilmek, paralize edebilmek gibi yetileri içeren iştir. Toplum mühendisliği, çeşitli meslek dallarından oluşan bir ekip tarafından, finansal destek, koruma, iletişim ve başka araçlar yardımı ile gerçekleştirilebilir. Daha çok askeri ve istihbari alanlarda kullanılan bir terimdir…” (1)

19’uncu yüzyıldan itibaren uygulanmakta olan toplum mühendisliği’ nin yakın tarihimizdeki en ünlü örnekleri; Çarlık Rusya’sından sonraki dönem, Çin (Kültür Devrimi dönemi),  ABD’nin  “özgür dünya” ideali’nin uygulamaları ile Nazi yönetimi altındaki Almanya’da olanlardır. Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Tanzimat ile Cumhuriyet dönemindeki uygulamalar bu anlayışla değerlendirilmelidir.

 

Sömürge Valilikleri…

Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı İmparatorluğu yenilmiş; sömürgeci iki büyük devlet olan İngiltere ve Fransa’nın korkulu rüyaları sona ermiştir.

Artık ortada, petrol kaynakları ile ticaret yolları üzerindeki Müslümanları biraraya toplayabilecek bir güç –mıknatıs- yoktur. Hilafetin kaldırılması da bu tehlikeyi uzun bir süre bertaraf etmiştir.

Sıra,  Sömürgeci batılı gelişmişlerin önüne bir daha, “Osmanlı –ruhu- İmparatorluğu” gibi bir tehlikenin! Çıkmaması için yeni bir altyapı kurulması vardır.

Özetle, bundan böyle hiç kimse ve hiçbir zaman Osmanlının mirasına sahip çıkamamalı, neticesinde Osmanlının ruhu uyandırılmamalıdır.

Bunun için ilk yapılması gereken, İslam topluluklarının arası; ırk, mezhep vb. farklılıklar körüklenerek açılmalı, İslam ülkeleri bir araya gelemeyecek derecede ayrıştırılmalıdır.

Özellikle girişimci Türkler, gerçeğinde, “Müslüman Türkler” diğer İslam ülkeleri ile bir araya gelememelidir. Ve Osmanlı Medeniyeti tarihin tozlu sahifelerine kaldırılarak “Yok” sayılmalıdır.

Biraz gerilere giderek ezberletilenlere baktığımızda iddialar daha iyi anlaşılacaktır.

-“Araplar bizleri arkadan vurdular!”

-“İslam, bir Arap Kültürüdür. Türkler Arap Kültürünün etkisinde kalmıştır.”

-“İslam, Osmanlıların geri kalmasının ana nedenidir.”,

-“Osmanlılar Türkleri aşağılamıştır.”

– “Üç tarafımız deniz, dört tarafı düşmanlarla çevrilidir!”

-“Türk’e Türk’ten başka dost yoktur.”

-Mısırda, “Arap Milliyetçiliği”;  Osmanlıda, “Türk ırkı” ön plana çıkarılmalı ve  her ikisi ayrı ayrı yüceltilmelidir ki, bir araya gelmeleri asla mümkün olmasın.

-Köpekler önceden nasıl çağrılmaktaydı? “Arap… Arap… Arap!”

-Bu strateji daha ileride Kürt Kardeşlerimiz için de uygulanmıştır.

Başlarken…

“Bir başka ‘bilimsel’ mit ise Maeterlinck’in ‘insan beyninin ‘sağ lob’unun sezgi, din ve bilinçaltını barındırdığını, ‘sol lob’ununsa akıl, bilim ve bilinç ürettiğini’(2)söylemesiydi.

Ayrıca, Dr. James Hunt “Zencilerin kısıtlı zihinsel gelişimi kafatasının birleşme noktalarının ‘daha alt seviyede’ ve zamanından önce kapanmasından kaynaklandığını” iddia etmiştir. (3) ilginçtir ki, bu mitler koloniyal şapka giymeyi deneyen İngilizler tarafından ortaya atılmıştır.

Böylece İngiliz sömürge yöneticileri kafataslarının daha ince olduğu ve bu nedenle beyinlerinin daha büyük olduğu yolunda batıl inanışlar yaratabiliyordu.

George Orwell’in belirttiği gibi “ince kafatası” ırksal üstünlüğün bir göstergesiydi

ve koloniyel şapka imparatorluğun bir tür amblemiydi. (4)

Bilimsel ırkçılık, farklı ırkların değişik kökenleri olduğunu iddia eden ve Hıristiyan olmayan çoklu-yaradılış düşüncesi tarafından besleniyordu. İnsanın aynı kandan (ancak Hıristiyanlaştırıldıkları takdirde tüm insanların eşit olduğunu belirten) Hıristiyan kökenleri olduğunu reddetmekle Sarı ırk gibi Siyahların da aşağı bir yerde olduğu teorisine yol açılmış oluyordu.

Bu teori Fransa’da yeşermiş olsa bile, Protestan canlanmanın (5) neticesinde İngiltere’de verimsiz bir ortam bulmuştu. Gerçekten de aleni ırkçılık İngiltere’de sadece 1840’larda düzenli bir şekilde ortaya çıkmaya başlamıştı.

Protestan canlanma

İngiliz Protestan canlanmasındaki en büyük paradoks bir yandan tekli yaradılışı çoklu yaradılışa tercih eden bilimsel ırkçılığın ortaya çıkışını engellerken, gizli ırkçılık ve medenileştirme misyonu üzerindeki katkısının çok büyük olmasıydı.

Nuh’un oğullarının yaradılış hikâyesinin yeniden canlanması sadece medenileştirme misyonunu haklı çıkardığı için önemli değildi. Yaradılış hikâyesi bu rolü üstlenmişti; çünkü Japeth’in (yani Avrupa) görevinin Shem’i (Asyalılar) etkisiz hale getirmek ve Ham ya da Kenan’ı (Siyah Afrikalılar) tutsak edip sömürmek olduğu şeklinde yorumlanmıştı. Yaradılış’ın 9. Bölümü ve 27. Ayetine göre: “Tanrı Yafet’e bolluk versin, Şam’ın çadırlarında yaşasın, Kenan Yafet’e kul olsun.” Protestan canlanma, Hıristiyan misyonerleri dünyanın dört bir yanma dağılıp tüm inanmayanlar arasına yayılma arzusuyla doldurmuştu. A.j. Christopher’ın dediği gibi:

Misyonerler muhtemelen sömürgenin diğer kollarındaki üyelerden daha fazladırlar, yöre halkının kökten değişimini amaç edinmişlerdi… bu yüzden bilerek ya da bilmeden sömürge öncesi toplumların yok edilmesi ve yenileriyle –Avrupa’nın hayalindeki toplumlarla- değiştirilmeleri için çabalamışlardır.-(6)

Hıristiyan misyonerler medenileşme faaliyetleri için en güçlü ve etkili lobi çalışmalarından birini oluşturmuştu.

Gerçekten de, David Abernethy’nin belirttiği gibi. Önce imparatorluğun çeşidi bölgelerine yerleşmişler ve “medenileşme faaliyetlerini kolaylaştırmak adına hükümet müdahalesi için baskı yapıyorlardı.”(7)

Protestan canlanmanın daha da önemli özelliklerinden biri İngilizlerin sadece Siyah ya da Beyaz ırktan değil, pek çok Avrupalı ulustan da farklılaşmalarına olanak sağlamasıydı.

İngilizler kendilerini hiyerarşinin en tepesine yerleştiriyorlardı. Onların arkasından Almanlar geliyordu.

Böylece Birinci Bölüm içinde bir sıralama oluşturuyorlardı. Katolik Fransızlar Birinci Bölüm’ün en altında, sürgünle karşı karşıya kalmış Portekizlilerle birlikte Almanların altında yer alıyordu. Palmerston’un belirttiği gibi, “Gerçek şu ki, Portekizliler ahlakî bakımdan tüm Avrupalı uluslar içinde (İrlandalılar hariç) en alt sıradaydılar. (8)

Artık konuya girebiliriz…

Resim;http://www.arastiralim.com/churchill-purosu.html’den alıntıdır.

Kaynak; “Batı Medeniyetinin Doğulu kökenleri” (Yazarın alıntıları aşağıda belirtilmiştir)

(1) Anonim,

(2) Raghavan Iyer, ‘The Glass Curtain Between Asia and Europe’, R. Lyer (editör), The Glass Curtain Between Asia and Furope (Londra: Oxford University Press, 1965), s. 20.

(3) Dr. James Hunt’a Hyam’ın Britain’s Imperial Century kitabında atıfta bulunulmuştur, s. 81.

(4) George Orwell’a Hyam’m Britain’s imperial Century kitabında atıfta bulunulmuştur, (s. 158.)

(5) Frederickson, Racism, 2. Bölüm.

(6) A.J. Christopher, ColonialAfrica (Totowa: Barnes and Noble, 1984), s. 83.

(7) David B. Abernethy, The Dynamics of Global Dominance (Londra: Yale University Press, 2000), s. 222.

(8) Lord Palmerston’a Ytyam’m Britain’s Imperial Century kitabında atıfta bulunulmuştur, s. 39.

 

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*