Sır perdesi açılıyor, Osmanlının yenilen helvasının unu Mısır, şekeri Selanik, Tereyağı Fransa’dan! (4)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Şu gerçeği çok iyi özümsemeliyiz. Batılı gelişmişler, paramızla dahi bize bilgi-teknoloji vermemektedir. Dün parasını aldığı halde gemileri; bugün, silahlarla ilgili yazılım şifrelerini ve Nükleer Santral-Teknolojilerini  satmamaktadır. Ne vermektedir? İçmemiz için uyuşturan kola, yememiz için muz, belimiz için don lastiği! Bu yazımızda da, hangi süreçlerden geçerek bugüne geldiğimizden kısa örnekler anlatılacaktır.

Başlangıçta, İngiliz endüstrisi henüz rekabet edebilecek düzeyde değilken, ham yün ihraç eden İngilizlerin sağ eli kesilirdi. Aynı suçu tekrar işleyenler ise asılırdı. Cesetler gömülmeden önce, rahip kefenin İngiliz malı olup olmadığını kontrol etmek zorundaydı.(1)

İngiltere uzun süre, tekstil vb makinelerinin bizim gibi ülkelere satışını engellemiştir.

Peki, sömürgeciler bizim gibi ülkelerde düzenlerini nasıl kurmaktadır?

Yüksek faizle borç para verirken dahi, ayrıca ticari ayrıcalıklar istemektedir. Moskova’ya gidenler görmüştür. Lenin’in yattığı Kremlin Sarayının Bahçesinde –herhalde nispet yaparcasına- Amerikan Kolası ve hamburgerleri satılmaktadır. Büyük ihtimalle bu izin, onlardan da verilen borç paralar karşılığında alınmıştır.

2. Abdülhamid, özellikle İngiliz-Fransızlar tarafından hiç sevilmez. Çünkü onların kısık ateşte pişirdiği Osmanlı helvasının hazırlanmasını geciktirmek adına yaklaşık otuz üç sene helvaya tuz atmıştır! Onlar da Onu önce Ermenileri kullanarak öldürtmek istemiş, patlatılan bombalar öldürmeyince, işi Selanik Musevi sermayesi üzerinden İttihat ve Terakki’ye havale edilerek alaşağı etmişlerdir.

Abdülhamit, “Büyük Oyun’u çözen ve bu nedenle nerede ise, Osmanlının yıkılışını durduracak noktaya getiren bir siyaset dehasıdır.

Türkiye’nin İdam Fermanı

“İngiliz diplomatları, “Türkiye’yi, İngiltere’nin bağımlı tarım ülkesi haline getirmek için, kapitülasyonların kaldırılması gereken bir dönemde serbest ticaret doktrinini kolayca kabul ettirdiler. Türkiye, 1838’de imzalanan ticaret anlaşmasıyla ileri Avrupa ekonomisinin açık pazarı haline geldi.

Böylece, ekonomi kendi yolunda ilerlemesi halinde mümkün görünen gelişme, engellenmiş oldu. Osmanlı İmparatorluğu’nun, Doğu ve Batı arasında köprü durumunda olan coğrafî mevkii ve Batılı kapitalistlerin hammadde deposu ve Pazar olarak iştahını kabartan olanakları, Türkiye’yi yalnız ekonomik planda politik ve askeri planda da Avrupa’nın baş hedefi yapmaktaydı.

(Bu arada) Türkiye’ye yöneltilmiş bin yıllık «ehli salip»ten (de) söz etmek, herhalde büsbütün yanlış sayılamaz.

Kapitalist gelişme yolunu açarak reformlara girişildiği dönemde dahi, Türkiye, Avrupa devletlerinin ağır baskısı altındaydı: Yeniçeriliğin kaldırılmasından hemen sonra, İngiliz. Fransız ve Rus filoları Novarin’de Türk donanmasını yokediyorlardı (1827). Balkanlardan inen Rus ordusu, Edirne’yi alıyor ve İstanbul’a doğru ilerliyordu (1829).

Fransız ve İngiliz’lerin teşvikiyle, Mısırlı Mehmet Ali, Kütahya’yı ele geçiriyor ve İstanbul’u tehdit ediyordu.

Sultan Mahmut. Mehmet Ali’ye karşı Rus ordusunun ve Savaş gemilerinin yardımını istiyordu (1833). Hünkar iskelesi Muahedesi ile, Devlet Rus himayesine giriyordu.

Kendi çıkarları açısından telâşlanan İngiltere, Mehmet Ali ve Rusya tehlikelerine karşı Sultan’ı destekliyor vebu hizmetlerine karşılık, imparatorluğu açık Pazar yapan İngiliz ticaret antlaşmasını elde ediyordu.

Bundan sonra Osmanlı devleti, (Özellikle 2. Abdülhamit) ancak Avrupa devletleri arasındaki çıkar çekişmelerinden yararlanarak birtakım denge hesapları içinde varlığını sürdürebilecektir.

Ama bu denge hesapları dahi ardı kesilmez savaşlarla devlet arazisinin hızla küçülmesini engellemeyecektir. Kapitalist ülkeler arasındaki rekabetin ise iki yönlü olduğu unutulmamalıdır.(2)

Ne kadar güzel ve kibarca paslaşmaktadırlar!

-Önce Rusya bastırmakta, İngilizler de yardım bahanesi ile büyük ekonomik tavizler koparmakta;

-Arkasından kışkırttıkları ve her türlü silah ve malzeme ile donattıkları Mısır, Osmanlıya karşı harekete geçerek, Osmanlının içerlerine doğru ilerlemekte;

-Bu kez de Ruslar, Mısır’ı durdurmak adına yapacakları yardım karşılığı, Osmanlıya koruyucu olmaktadırlar.

Sırası gelmişken soralım, NATO’ya (ABD’nin kanatları altına) nasıl girdik?

-NATO’ya, “Sovyetlerin, bizden boğazlar ve Doğu illerimizle ilgili talepleri karşısında zorlanmamız nedeniyle” girdiğimiz ifade edilir.

Peki, bu talepler karşısında nereye sığınmışız? Yaklaşık 25 yıl önce Anadolu’yu işgal etmiş İngiltere-Fransa-ABD’ye…

İlginç olan, bu olayların gerçekleştiği o yıllarda Türk Hükümeti Rusya ile hiç görüşmemiş, diplomatik ilişki kurmamıştır, Rus dışişleri bakanlığı ile ilişkiler, İngiltere hükümeti aracılığıyla yürütülmüştür.”

Bunun gerekçesi nedir?

“Türkiye II. Dünya Savaşı’na katılmadı. 1939’da savaş olasılığının iyice artması üzerine toprak bütünlüğünü korumaya yönelik ittifak anlaşmaları sağlamak amacıyla bazı girişimlerde bulundu. İlk görüşmeler sonucu 12 Mayıs 1939’da İngiltere’yle, 23 Haziran’da Fransa’yla Türkiye’nin de “Barış Cephesi” içinde yer aldığını açıklayan ortak bildiriler yayımlandı… Ve 19 Ekim 1939’da Ankara’da Türkiye-İngiltere-Fransa İttifak anlaşması imzalandı.

Anlaşmaya göre Türkiye bir Avrupa devletinin saldırısına uğrarsa İngiltere ve Fransa yardımda bulunacak, buna karşılık Avrupa’da çıkacak bir savaş Akdeniz’e yayılırsa Türkiye’de İngiltere ve Fransa’ya yardımda bulunacaktı…”

Kurtuluş savaşında ülkeyi kimler işgal etmişlerdi?

-“Anlamadım!”

-Anlaşılmayacak kadar karışık değil ki, ülkemizi kimler işgal etmişti?

-“Kimler mi? İngiliz-Fransız-Amerikalılar…”

-Şimdi biz, bizi kurtarın diyerek kime gidiyoruz?

İngiliz-Fransız-Amerikalılara…

Ne yani başa mı döndük?

-Bunun cevabı,

-“1853-1856 Kırım Savaşı’ndan bu yana, İngiliz-Fransız-Rus üçlüsünün oyunu’ndan dışarıya hiç çıkamamışız” mı demek?

İnsan sormadan edemiyor, tarih neden durmadan tekrar etmektedir?

Tüm kabahat olanlardan ders, önlem almayan insanlarda mıdır?

-“Dede! Ben sıkıldım, artık bu oyunu oynamak istemiyorum!”

-Torun, kendi başına oyun kurabiliyorsan mesele yok…

-“Ama dede, benim bilyelerim yok!”

“Dede! Bir soru daha sorabilir miyim?”

-Sor, ancak zor olmasın!

-“Osmanlı İmparatorluğunda yapılan yeniliklere kimler karşı çıkmıştı?”

-O günkü köhne düzenden geçinenler,

-“Peki, Bugün Nükleer teknolojilere kim karşı çıkmaktadır?”

-Kimi Aydınlar, kimi gazeteciler, kimi üniversite hocaları, kendilerini “Kemalistler”, olarak değerlendiren kimileri…

-“Dede! Son bir soru, Peki neden ?”

-Torun, Kolaysa sor dedik ya!

Devam edecek…

Cumhuriyeti İttihatçılar mı kurdular?

(1) Latin Amerika’nın Kesik damarları)

(2) Türkiye’nin düzeni. Doğan Avcıoğlu, Birinci Kitap)

 

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*