Sır perdesi açılıyor! Mısır’ı çözmeden Osmanlının yok edilmesi ile Cumhuriyeti çözemezsiniz (2)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

 

napololyon

Fransız Komutan Napolyon, 1798’de, İngilizler’in Hindistan yolunu kesmek ve Mısır’ı sömürgeleştirmek için büyük bir donanma ile yola çıkar, kaldığı zor durumdan kurtulmak için Yahudilere yardımları karşılığında Filistin’de bir devlet sözü verir. Hikayemiz de başlar…

 

Dünya haritasında, Türkiye ve Mısır’ın konumuna sömürgecilerin gözü ile hiç baktınız mı? Veya Rusların gözü ile Boğazlara? Lütfen içeriğe göz atmadan, haritaya bir göz atınız. Arkasından hakkımızda biçilen kaftan için; 5 Ocak 1918, İngiliz (a); 8 Ocak 1918, ABD meclislerindeki konuşmalara (b).  ABD Demokrat Parti Silahlı Hiz. Kom. ve İstihbarat Komitesi üyesi Senatör Udall bakınız Mısır için ne demektedir?  “Türkiye’nin 100 yıl önce gördüğü gibi, gerçekten -Mısır’da- bir Atatürk’e ihtiyacımız var.” Bence Türk ordusu, Mısır ordusunun bu durumda oynayabileceği rol için iyi bir örnek” dedi.(1)

Senatör bu konuşmayı ne zaman yapmaktadır? 11 Şubat 2011’de.

Demek ki, ABD’nin-Batının- gözünde, Mısır ve Türkiye terazinin her iki kefesinde aynı ağırlıktadır.

ABD’li Demokrat senatör, siyasi manada neyi temsil etmekte, savunmaktadır?

Çok kısa bir özeti ile Demokrat partinin dünü ve bugününden bahsedersek;

ABD’li Demokrat Parti, 1828’de kurulmuştur. Demokrasi ve Liberalizm savunduğu değerler arasındadır. Parti, 1860’lı yıllarda, Güneyli demokratların köleliği, Kuzeyli demokratların köleliğe karşı görüşleri savunması nedeniyle ikiye ayrılmıştır. Cumhuriyetçi Parti bu ortam içinde köleliğe karşı olarak kurulmuş ve Cumhuriyetçi aday Abraham Lincoln başkan seçilmiştir.

Ve son ABD başkanı Demokrat Partili Barack Hussein Obama, Kenya asıllı Müslüman bir babayla beyaz bir Amerikalı annenin oğlu olarak 4 Ağustos 1961 tarihinde dünyaya gelmiştir.  New York’taki Columbia Üniversitesi’nde Siyasal Bilimler okuyan Obama, 1988’de Harvard Hukuk Fakültesi’ndeki  öğrenciliği sırasında “Harvard Law Review” dergisinin ilk Afrika kökenli Amerikalı yöneticisi olmuştur.”

Bu diğer ifadesi ile Perşembenin gelişi Çarşamba’dan ayarlanmıştır, Pardon belli olmuştur!

Perdeyi biraz daha aralıyor ve yaklaşık 213 yıl geriye gidiyoruz.

“18 yy. da Avrupa’da iki büyük sömürgeci güç vardır: İngiltere ve Fransa. Ve bunlar birbirleriyle amansız rekabet halindedir. O dönemde İngiltere, Fransa’yı Hindistan’dan kovmuş ve Hindistan’ı adeta tek başına  yağmalarcasına sömürmektedir. Fransa, kendisi için büyük bir gelir kaynağından mahrum kalınca yeni oyunlar ve plânlar peşinde koşmaya başlar. Hem Hindistan’ı ezelî düşmanlarının elinden almayı hem de Hindistan’ın giriş kapısı olan tahıl ambarı Mısır’ı alıp İngiltere’ye darbe vurmayı planlar.

Bu gaye ile Fransa hükümeti 5 Mart 1798’de I. Napolyon Bonapart’ı vazifelendirerek hazırlıkları çok gizli bir şekilde yürütmesi emrini verir…

“Bu görev, şöhret düşkünü Napolyon’u çok sevindirir. Napolyon kendisini “Büyük İskender” rolünde görmekte ve İstanbul’u da bu “Yeni İskender İmparatorluğu’nun başkenti olarak düşünerek hayallerini Hindistan’a kadar uzatmaktadır. (2)

Ve böylece Mısır’ın, sık sık isyanlara sahne olacak olaylarının hikayesi 213 yıl evvelinden başlar…“Napolyon 400 parçalık donanması ile 1798’de denize açılır. İskenderiye sahillerine inen Napolyon’un maiyetinde; 40.000 asker, 40 general ve sadece askeri alanda değil, Mısır’ın kültür varlıklarının sömürülmesi ve ahlâken sukût ettirilmesi (ahlaken çökertilmesi ) için de 100 kadar bilim adamı, ressam ve artistine kadar zengin bir kadro bulunmaktadır (3).

“Sefer en ince teferruatına kadar hesaplanmış ve propaganda için Arapça matbaa dahi getirilmiştir. (4)

….

“Napolyon bu arada Fransız ihtilali’nin fikirlerini yerleştirmek ve Fransız kültürünü tabana yayabilmek için Kahire’de bir Fransız mektebi ve tiyatro açar. Daha sonra da matbaa kurup gazete çıkartır.

Bu paragrafı, siyasi tarih meraklıları, Fransız ihtilalinin Osmanlı aydınlarını etkilemesini, Osmanlının parçalanmasında, Türkçülük, ulusçuluk düşünceleri ile birlikte değerlendirebilir.

Napolyon kendi notlarında da Suriye seferi için hedeflerini şöyle açıklamaktadır:

“…Türklerin elindeki bütün limanları (Doğu Akdeniz kıyısındaki) alalım. Suriye Hıristiyanlarını silahlandıralım ve Osmanlı topraklarında karışıklıklar çıkaralım. Akka kalesini alabilirsek, Mısır kamuoyu bizden yana dönecektir. Haziran’a kadar Şam’a varmış oluruz. İleri karakollarımız Toroslar’a kadar sokulur. 26 bin Fransız. 6 bin Memlûk ve 18 bin Dürzi ile doğuya doğru ilerleriz. Sultan sesini çıkartmamayı menfaatine uygun bulur. Iran Şahı Basra ve Şiraz yolu üzerinden ilerlememizi kabul etti. Allah isterse Mart’a kadar İndüs’e varırız…” (5)

213 yıl evvel açıklanan bu düşünceler, Birinci Dünya savaşı ve sonrasında gerçekleşecektir. İşte bunun için doğru bir tarih bilgisi milletlerin geleceği için nerede ise, hayati önem derecesindedir.

Bir ilginç not daha…

“Napolyon,  22 Mayıs 1799’da Moituer Üniversel gazetesine verdiği bir ilanda da bütün Avrupa, Asya ve Afrika Yahudilerini Fransız ordusuna gönüllü asker olarak katılmaya çağırmakta, buna karşılık da Filistin’de bir Yahudi devleti kuracağını vadetmektedir.” (6)

Bir Yahudi devleti olarak kurulan İsrail,  verilen bu sözlerden tam 149 yıl sonra (1948 yılında) gerçekleştirilir. Bu kez Yahudilere öncülük edenler,  İngilizler ve ABD’lilerdir.

Gerçeğinde, “Yok aslında birbirimizden farkımız ama biz”, İngiliz, ABD ve Fransız kankalarız!

Demek ki,

Bugünler dünlerden doğmaktadır.

Okuyanı sıkmamak adına ilk bölümler kısa notlarla bilgilendirme yazıları olacak, devamında notlar birleştirilerek konu toparlanacaktır.

Devam edecek…

(a) İngiliz Başbakanı Lloyd George, 5 Ocak 1918’de Avam kamarasında; “Biz Türkler’i ne payitahtlarından, ne de ekseriyetle meskûn bulundukları namlı Anadolu ve Rumeli topraklarından mahrum bırakmak için harp etmiyoruz.”

(b) Wilson İlkeleri, dönemin Amerika Birleşik Devletleri başkanı Woodrow Wilson’ın 8 Ocak 1918 günü ABD Kongresi’nde yaptığı konuşmada bahsettiği ilkelere verilen addır. On Dört Madde (İngilizce: Fourteen Points) olarak da anılan bu on dört ilke, ABD’nin Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulmasını istediği dünya düzenine ilişkin görüşlerini de ifade eder. Wilson Beyannamesi’nin, Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili 12. Maddesi, Bu maddeye göre, “Osmanlı İmparatorluğu’nun Türkler’e meskûn kısımlarına itirazsız bir hakimiyet temin edileceği ifade edilmiştir.

 (1) Bakü, 11 Şubat, 2011, Salam News.)

(2-5-6) Kocabaş. Şakir; Tarihte Türkler ve Fransızlar. Vatan Yay. İst/90, s. 134.

(3-4) Kutay, Cemal Türkiye Hür. ve Mücadele

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*