Sevr İddiası: İtalyan-İngiliz Entrikası’nda, Petrol, Vahdettin ve Ali Şükrü’nün ortak kaderi (8)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

bozkurt

 

Konu, uğrunda: “Her bedel ödenebilir!” Musul Petrolü olunca bu kadar tesadüfün bir araya gelmesi rastlantı olmamalıdır. Ancak: Petrol olayının yanında Batı için bir o kadar daha önemli, “Şark Meselesi”  ve onunda merkezinde elbet, “Hilafet kurumu”

“Bir kişinin “Halife” olabilmesi için, öncelikle iki şart vardır: “Kılıç sahibi olması”, yani bir devletin başında bulunması ve “biat edilmesi”, yani İslam dünyasınca kabul edilip bağlılığın bildirilmesi.”(1)

Osmanlı padişahlarının halifelik konusunda bir sıkıntıları yoktu, zira hem devletin reisi idiler, hem de İslam dünyasında gücü ellerinde bulunduruyorlardı. Ama, saltanatın 1 Kasım 1926’da kaldırılmasından ve Sultan Vahideddin’in 17 Kasım günü Türkiye’yi terketmesinden sonra, İslam dünyasında hilâfet ile ilgili bir tartışma başladı.(2)

Son Halife Abdülmecid Efendi henüz hayatta iken birçok Müslüman kral ve devlet başkanı hilâfet peşinde koşmaya başlayacak ama hiçbiri bu unvanı elde etmeyi başaramayacak ve hilâfet Abdülmecid Efendi’nin 1944’te Paris’te vefatıyla tarihe intikal edecekti.(3)

Yukarıda Tarihçi-Araştırmacı Murat Bardakçı’nın ifadelerine göre:

Bir kişinin “Halife” olabilmesi için, öncelikle iki şart vardır: “Kılıç sahibi olması”, yani bir devletin başında bulunması ve “biat edilmesi”, yani İslam dünyasınca kabul edilip bağlılığın bildirilmesi”

Şimdi konuya kaldığımız yerden devam edebiliriz.

-“...1919 yılında Hindistan’da doğan hilafet hareketi zaman içinde her tür kesinliğin korkutucu biçimde saptırıldığına şahit olmuştur:

Önce İngilizler tarafından tutsak edilen Vahdeddin; ardından imansızlara karşı cihada giden ve bu nedenle de Kızılay tarafından finanse edilen bir lider olan Mustafa Kemal’in askerî zaferleri nedeniyle onurlandırılması;

Sonra saltanatın kaldırılarak geçici bir güce dahi sahip olmayan yeni bir halifenin seçilmesi; akabinde Halifeliğin tümden kaldırılması,

Daha doğrusu gücünün bir meclise devredilmesi ve en nihayetinde de Kemal’in (…  …)*  Batı yanlısı laik bir kimliğe bürünmesi. (4)

Tesadüfler… Tesadüfler… Tesadüfler!

1)1926 Yılı Mayıs ayının ortalarında Mısır’da bir Hilafet Kongresi toplanır.

2)Sabık Sultan (Ve Halife) Vahdettin, Bu kongreye (8 Mayıs 1926 olmalı) bir mesaj ve sembolik bir maddi katkı (para) gönderir.

3) Sabık Sultan Vahdettin, 16 Mayıs 1926  aniden vefat eder. (Zehirlendiği iddiası vardır)

4) Hilafet Kongresi ile ilgili tertipleyenlerin beklentileri nelerdir?

-“..İtalya, Yunanistan, İngiltere, Irak ve Türkiye arasındaki savaş beklenirken, Arap dünyası için en mühim mesele Mayıs ortasında Kahire’de başlayacak dünya çapındaki kongreydi.

Olay bir Hilafet Kongresi olarak da kabul ediliyordu zira uzun süredir askıda kalan bu büyük mesele tartışılacak ve mümkünse le çare aranacaktı.

Son yıllarda, özellikle Mısır ve Hindistan’da oldukça şiddetli entelektüel tartışmalar yaşanmıştı. 1922 yılında Reşit Rıza,

“İmam-ı Azamlık”la ilgili demokratik bir çözüm önerdiği ve hilafet kurumunun yeniden uygulanmasını İslam’ın yeniden güç ve birlik kazanması olarak rütelediği bir çalışma yayımlamıştı. 1925 yılında ise Abdürrezzak, Hz. Peygamber’in misyonunun tamamen manevi olmasına ilişkin tezini Kur’ân-ı Kerîm’e dayanarak ispat etmeye çalışmıştı. Rezzak’a göre İslam dini hiçbir şekilde siyasi değildi ve Müslüman toplumlar devletin laikliğini kabul etmek zorundaydılar. Kitabı sert eleştirilere neden oldu ve yazan Ezher’deki işini kaybetti. Aynı Abdürrezzak Ahmed Es-Sanhuri 1926 yılında Halife’nin başkanlık yapacağı bir tür Müslüman ülkeler federasyonu veya Birleşmiş Doğu Milletleri Cemiyeti önerecekti (5)

5)İtalyan Başbakanı Mussolini, (Nisan 1926) ağzına kadar silah dolu on beş savaş gemisi ile birlikte Akdeniz Sularına açılır. Peki, Sebep nedir?

“..Mussolini’nin Libya seyahati tek kelime iletek kelime ile “imparatorlara yaraşır” bir seyahat oldu. Duce, deyimi belki kültürel bağlamda kullanıyordu ama unutmamak gerekir ki faşizmin lideri Akdeniz’i, ağzına kadar silah dolu on beş savaş gemisi eşliğinde kat ediyordu. Bu esnada Malta açıklarındaki sularda da, geçen yıl ziyaret için Sanremo’ya giden gemiler de dâhil olmak üzere iki İngiliz filosu tatbikat yapmak için buluşmuştu..

Bu güç gösterisi ne anlama geliyordu? Orsini Baroni’nin raporunda, Türkiye’ye karşı düzenlenecek bir saldırı ihtimalinden söz etmemesi fazla bir anlam ifade etmez…

Duce’ye göre seyahati tamamen gövde gösterisiydi. Mussolini’nin, isyankâr Arap topraklarında barışın sağlanması ve ülkesine faşizmin İtalya’ya, tüm dünya nezdinde önceki idarelerin sağlayamadığı haysiyeti, görkemi ve gücü kazandırabileceğini ispat etme konusunda acelesi vardı.

Ona göre, İtalyanların İslam dünyasıyla ciddi bir sorunları bulunmuyordu (Libya’daki Senusi isyanı rastlantısal ve aşılabilir bir vakaydı). Roma’da, İtalya’nın bir rehber ve vasi rolü oynadığı tüm Akdeniz halklarının entegrasyonuna örnek teşkil edecek bir mahalle kurulabilirdi. Mussolini’ye göre faşizm ve İslam dünyası bir buluşma noktası olabilir ve Arapların, Fransız ve İngiliz sömürgeciliğine karşı kırgınlıkları kendi yayılma planları için önemli bir rol oynayabilirdi. Sömürgeleştirilmeleri şartsa, şahsi fikrine göre İtalyanları tercih ederlerdi…

Türkler gibi Fransızlar da bu “gösteri” seyahat nedeniyle mutlu olmadı. Başta Fas ve Suriye olmak üzere Müslümanlarla yeterince sorunlari vardı zaten. İtalyanlar, Suriye’de Fransızların yerini alma konusundaki heveslerini hiç saklamamışlardı. Bu Ortadoğu ülkesi geçen yaz itibarıyla Dürzi isyanı nedeniyle yangın yerine dönmüş haldeydi. Şam, üç gün kesintisiz bombardımana maruz kalmış ve 1925 yılındaki büyük yangınla neredeyse viraneye dönmüştü. 1926 baharında gerilla savaşı şiddetlenmiş ve şehir tamamen izole edilmişti…

…Türkiye Büyükelçiliği’nde ise yoğun bir huzursuzluk hüküm sürmekteydi. Palestro Caddesi 38, Roma adresinde bulunan Türkiye Büyükelçiliği binasında, İtalya’nın liderinin siyasetinin şifresini çözmeye yarayacak her tür bilgi kırıntısı için gazetelerin satır satır incelendiği dumanaltı bir oda hayal edebiliriz. Büyükelçi Suad Bey’in ve askerî ataşe Rifat bey’in. Kaşlarını çatmış, bir gazeteye eğilmiş şu satırları inceledikleri varsayılabilir…

…Türkler, Sayın Ekselansları Mussolini’nin Libya seyahati nedeniyle büyük bir endişe duymaktadır. Halk arasında, Başkan’ın seyahatinin nihai ve asıl hedefinin İzmir olduğuna dair söylentiler yayılmıştır. İzmir’den henüz gelmiş olan bir İtalya’nın bana söylediğine göre bu tür asılsız söylentiler İzmir’de de artmaktadır.(6)

Avrupalı diplomatlar da endişeliydi. Nitekim konu Polonya Büyükelçiliği’ndeki davette hararetli bir şekilde tartışılmıştı. Bu durum, heyecanlı bir kamuoyunun hayallerinden, kolektif bir isteriden ibaret değildi, ikaz, en yüksek devlet birimlerinden geliyordu. Ankara hükümeti orduya olağanüstü durum çağrısı yapmıştı, (7) İzmir Limanı’nda, ağır örtüler altında askerî malzeme taşıyan yoğun bir romörk ve mavna trafiği başlamıştı. (8) Türkiye, İngiliz-İtalyan tehdidine karşı gerektiğinde müdahale etmek için zaruri önlemleri almaktaydı. Kemal, savaş hazırlığı içindeydi. (9)

Yukarıda yazılanlar özetlenirse:

-İngiltere ve Türkiye, Musul/Petrol sorununun çözümü için toplantılar yapmaktadır. Tarih: Mayıs 1926.

-Mısır’da, Hilafet’in geleceği ile ilgili bir toplantı yapılmaktadır. Tarih: Mayıs 1926.

-Sabık Sultan (Ve Halife) Vahdettin, Hilafet Kongresi’ne bir mesaj gönderir. Mayıs 1926

-İtalyan Başbakanı Mussolini, ağzına kadar silah dolu on beş savaş gemisi ile (Nisan-Mayıs 1926 tarihlerinde) Akdeniz’de dolaşmakta ve ortada İzmir’i işgal dedikodusu dolaşmaktadır.

-İngiltere-Türkiye Musul konusunda anlaştıklarını açıklarlar. Tarih: 5 Haziran 1926

Konunun anlaşılması için küçük bir açıklama:

“..Fransız milliyetçisi muhabirin, -diye yazıyordu Corriere degli Italiani- Mussolini’nin, İngiliz emperyalizmine böylesine önemli bir hizmeti neredeyse bedava vereceği yolundaki gizli alayı gözümüzden kaçmadı. Yoksa iddia gerçekten de doğru mu?

Dehşet verici şüpheler harekete geçmişti bile.

Aynı gün, imzasını “eski bir diplomat” olarak atan ve yurt dışında yaşayan biri, belki de kısa bir süre sonra “Mussolinin dış siyasetindeki muazzam fiyaskolar” başlığıyla yayımlanacak olan, bir diğer zehir saçan makaleyi hazırlamaktaydı.

Tam da bugünlerde, Sayın Mussolini’nin manevraları, her biri birbirinden daha fazla patırtı koparan üç hamle yaptı. Misyonuna layık olmayan bir basın tarafından aldatılan ve ihanete uğrayan zavallı ülkemiz ise hiçbir şeyin farkında değil ve tembel bir şekilde, kendisini yöneten üstün deha sayesinde eninde sonunda bir gün damdan düşercesine kömür, demir, bakır, elmas madenlerine ve hatta üzerinde Predappiolu bir çılgının sevimsiz profilinin basılarak ölümsüzleştiği altın paralara kavuşacağını hayal ediyor… İtalya dışında herkes, Chamberlain’in -ki bilindiği gibi, Roma’dan tüm dünyayı aydınlatan Makyavelvari siyasi dehadan mahrumdur- Musul Antlaşması’nı imzalamaktan imtina eden Türkiye aleyhine bir tehdit unsuru olarak kullanarak İtalya’ya şahane bir oyun oynadığının farkındadır. (10)

www.canmehmet.com

 

Devam edecek:

-Mustafa kemal Paşa ve Ali Şükrü Mecliste Lozan Antlaşması içeriği ile ilgili tartışmaktadır.

Resim:web ortamından alınmıştır.

(*) Parantez içerisindeki iki kelime tarafımdan çıkarılmıştır.(Canmehmet)

Kaynak:

(1-2-3-)http://arsiv.sabah.com.tr/2007/03/06/bardakci.html  (HİLAFET MURAT BARDAKÇI/SABAH)

(4)Hamza Alavi, Ironies of History: Contradictions of the Khilafat Movement, in Hasan Mushirul (éd.), Islam, Communities and Nation, Manohar, New Delhi 1998. Per. Finanziamenti ai nazionalisti vedi Criss, Istanbul, s. 138. (Alıntı:“SON SULTAN”, Riccardo Mandelli  I.BASKI Mart 2016, İstanbul

(5)Massimo Campanini, “Storia del Medio Oriente”, Il Mulino, Bologna 2006, s.95-96i; ayrıca “Imamato” in Campanini, Dizionario dell’Islam, Rizzoli, Milano 2005. (Alıntı:“SON SULTAN”, Riccardo Mandelli  I.BASKI Mart 2016, İstanbul )

(6) ASMAE, Türkiye İtalyan Başkonsolosluğu, 1829-1937, b. 317, fas. 6. (Alıntı: “Son Sultan” Riccardo Mandelli)

(7) Aynı eser, 17 Nisan 1926, Bertelenin İstanbul’daki demeci.

(8)Corriere della Sera, 16 Haziran 1926, s. 1.

(9) “SON SULTAN Osmanlı İmparatorluğu’nun Sanremo’da Ölümü” Riccardo Mandelli  I.BASKI Mart 2016, İstanbul

(10)Corriere degli italiani, 15 Haziran 1926, s. 1.(Alıntı: Son Sultan, Riccardo Mandelli)

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*