Sevr iddiaları: İngilizler Musul’un alınmasındaki yardımları karşılığında İtalyanlara Arnavutluk petrollerini mi verdiler (11)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

suriye mzah-2-

 

Napoli’de tatil yapan sabık İngiliz Başbakanı David Lyod George… Adalet Divanı ve Birleşmiş Milletler’in aldığı karardan da (*) son derece memnun olduğunu açıklamıştı. Ona göre Türkiye’den koparılan her toprak, o barbar halkın zalim ve eylemsizleştirici boyunduruğundan kurtuldukları andan itibaren zenginleşmeye (**) başlamaktadır. (1)

İngiliz-İtalyan Entrikaları

…Bir buçuk yıldır Türklerin korktuğu şey. Kabuklarından çıkarmak ve trende gizemli albayın sözünü ettiği pasif direnişi kırmak için kusursuz bir plan., (2)

BEKLENTİ ARTIYOR

(İng. Dışişleri Bakanı)Chamberlain’in Rapallo’dayken (Mussolini) Duce’ye, Musul meselesinde kendisine yardım etmesi karşılığında Türkiye’yi öylece teslim etmesi mümkün müydü?

Ya da Türklerin Irak Cephesi’nde İngilizlerle anlaşmaya varması halinde, kendisine Doğu Afrika’da bazı girişimler için izin vermiş olması?

Yoksa İngiltere’nin petrole kavuşmasını kolaylaştırmanın karşılığı olarak İtalyanlara verilen ödül Habeşistan mıydı?

Burunlara bir yanık kokusu geliyordu ve İngiltere ateşe körükle gidiyor gibiydi.

Nisan ayı sonunda, Avam Kamarası oturumlarından birinde liberal milletvekili Kenworthy bakandan, yapılan antlaşmaya ait ayrıntıları talep edecek ama Chamberlain, herkes gibi onun da beklemesi gerektiğini söyleyecekti.(3)

20 Nisan Salı günü, Duce’ye göre farklı bir amacı olmayan Libya seyahatiyle ilgili propaganda amaçlı olarak Sömürge Günü kutlamaları yapıldı.

Mussolini’nin Libya seyahati tek kelime ile “imparatorlara yaraşır” bir seyahat oldu. Duce, deyimi belki kültürel bağlamda kullanıyordu ama unutmamak gerekir ki faşizmin lideri Akdeniz’i, ağzına kadar silah dolu on beş savaş gemisi eşliğinde kat ediyordu. Bu esnada Malta açıklarındaki sularda da, geçen yıl ziyaret için Sanremo’ya giden gemiler de dâhil olmak üzere iki İngiliz filosu tatbikat yapmak için buluşmuştu (4)

Bu güç gösterisi ne anlama geliyordu?

Orsini Baroni’nin raporunda, Türkiye’ye karşı düzenlenecek bir saldırı ihtimalinden söz etmemesi fazla bir anlam ifade etmez. Nitekim 1940 yılında Mussolini savaş açtığında, Yunanistan’daki İtalyan temsilci de, konuyu en son öğrenenlerin kendi elçileri olduğunu görecektir.

İtalya’nın Akdeniz’e bir donanma yollamasıyla gerçekten de Türkiye’ye karşı bir savaşa girme hazırlığında olduğuna dair varsayımla ilgili akla yakın bir açıklama bulma konusunda fazla şaşkın ve fazlasıyla bocalar vaziyetteydi. Akdeniz’deki bu askerî harekât salt bir gövde gösterisi değil, İngilizlerle birlikte kararlaştırılan bir görevdi.

Ama maalesef amacını ve İtalyanların bu işten ne gibi bir çıkarının olduğunu kavramak mümkün olamıyordu. Salvatorelli ve Mira’nın belirttiği gibi, (İtalyan Başbakanı) Mussolini ve İngiltere Dışişleri Bakanı) Chamberlain arasındaki Rampollo toplantısında bir şeyler olmuştu olmasına da, acaba neydi?

Habeşistan’a rahatça girme sözü hiç mi hiç gerçekçi gözükmüyordu. Chamberlain Duce’ye ancak, Afrika’da italya’nın çıkarlarını kolaylaştırması için hükümeti tarafından destek sunabilirdi.

Arnavutluk ile ilgili konu da farklı değildi. O halde Chamberlain, Mussolini’ye, İngilizlerle birlikte gemilerini, adeta Anadolu’yu hedef almışçasına Malta sularına yollamaya ikna etmek için ne gibi “taahhütlerde” bulunmuş olabilirdi?

Dünya diplomasisini, İngiliz Bakan’ın başkasının üzerinden mümkünatı olmayan taahhütlerde bulunmasına gerek kalmadan İtalya’ya genişleme yolunu açarak, Ortadoğu’daki olayların durumunu hızla yeniden değerlendirmeye acaba hangi olasılığın gerçekleşmesi zorlardı?

Bize tek bir cevap varmış gibi geliyor: Mustafa Kemal’in ölümü!

Sadece ve sadece Türkiye Cumhurbaşkanı’nın ortadan kalkması ve daha teslimiyetçi bir liderin yerine geçmesi, Anadolu’daki oyunu yeniden başlatabilir ve İtalyanlara da alan bırakırdı. Mussolini kumar oynamayı iyi bilirdi. Kaldı ki Chamberlain Eylül ayında. Olayların gidişatı karşısında haklı olarak tedirgin ve hayal kırıklığına uğradığında onu rahatlatacaktı.

Ne önce ne sonra! Kemal’in ölümü.

…Nitekim öncelikle şu soruyu sormamız gerekiyor: İngilizler, gerçekten de Mustafa Kemal’in ortadan kalmasını mı istiyorlardı? Kanımızca istemiyordu.

İngilizler Musul’u istiyordu.

Türkiye Cumhurbaşkanı, Irak petrolü üzerindeki ısrarından vazgeçtiği an sadece yerini korumakla kalmayacak, izlediği siyaset ve inşa etmekte olduğu ülke nedeniyle de İngiltere’nin çıkarlarına mükemmel bir şekilde hizmet edecekti.

Öte yandan Avrupa’nın en büyük gücü ve bu gücün müttefikleri de, 10 Ağustos 1926 tarihli Neue Zürcher Zeitung gazetesi tarafından biri açıklanan birçok avantaja sahip olacaktı (*):

İngiltere’nin Türkiye’ye karşı dostane bir politika izlemesi, Türkiye’nin Avrupa’yla daha güçlü bağlanmasını sağlar ve İslam dini ile Avrupa arasındaki gitgide artan gerginlik göz önüne alındığında bu, hiç te önemsiz sayılmayacak bir mevzudur. Türkiye’nin en güçlü Müslüman devlet olduğu unutulmamalıdır. Ne kadar yardım görürse, genel bir Müslüman ayaklanması durumunda Avrupa’ya karşı cephe almama ihtimali o kadar fazla olacaktır.(5)

Mustafa Kemal Türkiye’si SSCB’ye katılacağına, Batı ile Bolşevikler arasında bir yastık ve laik bir kale vazifesi görebilirdi (**)

(Mussolini) Duce’nin kardeşi, “Popolo d’Italia”nin yöneticisi Amoldo Mussolini de bir röportajda şunları söyleyecekti:

Akdeniz’in, eski Osmanlı Imparatorluğu’nun kalıntılarının bulunduğu koskoca bir Doğu havzası var. Petrolüne ihtiyacımız olan bir Arnavutluk var. Ayrıca, Fransa’nın, yeterli nüfusa sahip olmadığı için hiçbir zaman sömürgeleştirmeyeceği Suriye var. Üstelik aslında bize ait olması gereken İzmir de var. ve en nihayet bir de Antalya var. (6)

Arnavutluk petrolüne değinilmesine dikkat edilmeli.

Yukarıda yazılanlar önceki (10. Bölüm) yazılanlarla birlikte özetlenirse:

-Uluslararası siyasette devletler alacakları tavizler veya bazı avantajlar nedeniyle diğer devletlere taşeronluk yapabilmektedir. Bunun buradaki örneği İtalya ise, Milli Mücadele’deki örneği Yunanlılardır.

-İtalya, İtalyan kaynaklarına göre ve açık olarak, İngilizlerin Musul petrolünü ele geçirmelerinde onlara Savaş Gemilerini Akdeniz’de dolaştırarak ve gazeteler üzerinden haber ürettirerek yardım etmişlerdir. Elbette, kendilerine gizli antlaşmalarla verilen bazı haklar karşılığında.

-Musul Petrolü (kanaatimiz) Yeni Devlet’in tanınması (ve iktidar) karşılığında bir pazarlığa söz konusu olabilecek kadar değerli olduğu ve İngilizlerin bu konuda Türkiye (Ankara Hükümeti) ile hiçbir pazarlığa girmedikleridir.

-Yine yazılanların satır aralarından anladığımız, Kapitülasyonlar görünürde kalkmıştır. Lozan Antlaşmasından evvel İtalyanlar ve Fransızlar bizden (Milli Mücadele için verdikleri silah ve tanıma karşılığında olsa gerek) bir hayli ekonomik çıkarla sağlamış olduklarıdır. Örneğin, maden sahalarının işletilmesi gibi.

Devam edecek:

-Sevr antlaşması’nın (yürürlüğe konulamadığı için “Taslak” denilmelidir.) dayatmasının arkasında, açık olarak Osmanlının Tasfiyesi ile birlikte, Hilafet Kurumu’nun kaldırılması da bulunmaktadır.

www.canmehmet.com

Resim: Web ortamından alınmıştır.

(*)”Musul konusu ve ilgili Birleşmiş Milletler kararı: “Musul, Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalandığı sırada Osmanlı Devleti’ne bağlıydı. İngiltere, Mondros Ateşkes Antlaşması’nın 7. maddesine dayanarak, (Haksız olarak) Musul’u işgal etti. Türkiye, Lozan Konferansı’nda Musul ve Kerkük’ün Misak-ı Millî sınırları içerisinde yer aldığını söyleyerek İngiltere’den Musul’un kendisine bırakılmasını istedi. İngiltere, bu bölgenin Milletler Cemiyeti’ne götürülmesi kararlaştırıldı.”(Bu kararla birlikte gerçeğinde Musul’un bizden çıktığı yaygın iddialar arasındadır./canmehmet)Yukarıda İngiltere Başbakanının bahsettiği karar bununla ilgilidir. Bilindiği gibi “Milletler Cemiyeti”, İngiltere-Amerika önderliğinde kurulmuştur. Oradan Türkiye lehine bir karar çıkması “sıfır” ihtimaldir.

(**) İngiltere Başbakanı,David Lloyd George, Irak Bölgesinin Osmanlıdan ayrılması ile ilgili gerçeği ile ilgisi olmayan bir iddiayı seslendirmektedir: “o barbar halkın zalim ve eylemsizleştirici boyunduruğundan kurtuldukları andan itibaren zenginleşmeye başlamaktadır..” Bunun, iddiasının cevabını kendi halkında ve devlet adamlarından birisi cevaplandırmaktdır:

“I have traveled across the length and breadth of India and I have not seen one person who is a beggar, who is a thief. Such wealth I have seen in this country, such high moral values, people of such calibre, that I do not think we would ever conquer this country, unless we break the very backbone of this nation, which is her spiritual and cultural heritage, and, therefore, I propose that we replace her old and ancient education system, her culture, for if the Indians think that all that is foreign and English is good and greater than their own, they will lose their self-esteem, their native self-culture and they will become what we want them, a truly dominated nation.”

“Hindistan’ı uçtan uca gezdim ve dilenci, hırsız olan tek bir kişi görmedim. Bu ülkede öyle bir varlık (servet), öyle yüksek ahlaki değerler, öyle ayarda insanlar gördüm ki, bu ulusun (ruhsal ve kültürel mirası olan) omurgasını kırmadığımız sürece ülkeyi hiç fethedebileceğimizi düşünmüyorum. Bu nedenle, eski ve antik eğitim sisteminin, kültürünün değiştirilmesini teklif ediyorum. Öyle ki Hindistanlılar yabancı olanın ve İngilizcenin kendi sahip olduklarından daha iyi ve üstün olduğunu düşünsünler, kendilerine saygılarını ve kendi kültürlerini kaybetsinler, sonuç olarak bizim olmalarını istediğimiz şey olsunlar: gerçekten domine (“Yenmenin de bir adım ötesi” olarak  değerlendirilebilir) edilmiş bir ulus.”  (Konuşmanın sahibi; İngiliz tarihçi ve devlet adamı Thomas Babington Macaulay, 1800-1859) Bu ifade yaklaşık 1830 Yıllara ait olmalıdır. Ancak, İngilizlerin sömürüsünden sonra Hindistan halkının ne durumda (büyük yoksulluk içinde) olduğu dünyaca bilinmektedir. Köleleştirilen Afrikalıların durumunu hiç gündeme getirmeden.

(***)Son Sultan, Riccardo Mandelli, Sahife:325

(****) “Son Sultan”, Mandalli

Kaynak:

(1) La Stampa, 27 Aralık 1925, s. 1. (“SON SULTAN Osmanlı İmparatorluğu’nun Sanremo’da Ölümü” Riccardo Mandelli  I.BASKI Mart 2016, İstanbul

(2) ASMAE, Türkiye İtalyan Büyükelçiliği, 1829-1937, , b. 263 (1919-’27), fas. “Rapporti Italia-Turchia”, 3 ve 5 Ocak 1926. La Stampa, 30 Aralıkl925. Mussolini ile Chamberlain’in 1924 ve 1929 arasındaki beş toplantısı için Peter Edwards, “The Austen Chamberlain-Mussolini Meetings”, The Historical Journal, XIV, 1,1971, s. 153-64.

(3) La Stampa, 23 Nisan 1926.

(4)La Stampada sözü edilen “Tevere” den alıntı, 1 Nisan 1926, s. 1. İngiliz gemilerinin 1926 yılındaki görevine ilişkin olarak bkz. www.naval-history.net.

(5)Oriente Moderno, c. VI (1926), s. 419.

(6) 24 Nisan. In Luigi Salvatorelli, Giovanni Mira, Storia dell’Italia nelperiodofascista. Einaudi, Torino 1964, s. 706. (Son Sultan, Riccardo Mandelli)

 

650 Toplam Ziyaretçimiz 1 Günlük Ziyaretçimiz

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*