Sevr antlaşma değil tezgâhtır. Neden? Osmanlı ameliyatı kabul etmeyince Yunan İzmir’e çıkartılır (3)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

YUNAN İŞGALİ SOYGUN

 

Sultan Vahdettin’in Anadolu’ya geçişi Sarayının etrafı tel örgülerle çevrilerek önlenir. Şimdi ortada, görünürde bir saltanat ve onun esaret altında bir Sultanı vardır.

Bu konu ile ilgili İstanbul Bölgesi’nin İngiliz işgal komutanı Milne’ın (*) Tercümanı, istihbarat yüzbaşısı Bennet (**) Komutanla birlikte Sultan Vahdettin’e yaptıkları ziyareti bizlere aktarmaktadır. (*)

Yüzbaşısı Bennet anlatıyor:

-“…İşte bu pencerenin önünde konuştuk…”

Gösterdiği yer Muahede Salonunun denize bakan alt kat pencerelerinden biriydi. Ses çıkarmadım. Bennett devam etti:

– “Orada dört kişiydik: Ordu kumandanı General Milne, tercüman olarak ben. Sultan Vahideddin ve bir görevli daha… Padişah ile General, İngiliz işgali ve şehrin asayişi ile ilgili uzun bir görüşme yaptılar. Şimdi ayrıntıları pek hatırlamıyorum. Toplantı bittiğinde General Millne’in biraz sinirli olduğunu fark etmiştim. Özellikle tercümeye dikkat harcadığım için konulara fazla dalamıyordum. Ancak General Millne’in bu konuşmadan hoşnut olmadığı ortadaydı.

Dışarı çıktık, Milne arabasına binerken kulağıma eğildi:

-“Bu adama fazla güvenilmez… Sıfır bir adam,” dedi.

General Milne’in “sıfır” dediği adam altı yüzyıllık Osmanlı imparatorluğunun son padişahıydı. Fakat yenilmiş bir ordunun kumandanıydı ve İngiliz işgalindeki bir şehirde yaşıyordu. Bu yüzden İngilizlerin bu kişiye güvenmeyişleri yerinde ve haklıydı. Bennett konuya açıklık getirdi:

-“General Milne’in görüşüne katılmıştım. O görüşmeden sonra Sultan Vahideddin’i daha sıkı kontrol altına almam gerektiğini anladım ve Sarayın etrafına tel örgü çevirttim. Tek bir çıkış kapısı bıraktım, nöbetçileri arttırdım. Sonraki günlerde kesin kanıya sahip oldum. Sultan Vahideddin, Anadolu’ya kaçacaktı. Bir fırsatını bulduğunda Küçük Asya’ya geçecek ve Milliyetçi direnişi örgütlemeye çalışacaktı. Buna Milliyetçilerin nasıl bir yanıt vereceklerini araştırmaya koyuldum. Gelen haberler İngiliz politikası yönünden pek de iç açıcı değildi…” (1)

Sultan Vahdettin Temmuz 1918’de tahta çıktığında Osmanlı Devleti Büyük savaşı kaybetmiş ve mağlup Devleti hakkında galiplerce yenilgisinin bedeli ile ilgili tüm kararlar verilmiş ve bu kararlar, Vahdettin tahta çıkmadan aylar önce: 5 ve 8 Ocak 1918’de İngiltere ve Amerika tarafından (Yeni Dünya düzeni ve -Osmanlının değil- Türklerin oradaki yeri çok açık, berrak bir şekilde dünya kamuoyuna açıklanmıştır.

Sultan Vahdettin’e (Hükümetine) kalan tek seçenek: Anadolu’da Milli Mücadele için hazırlıklar yapmak, bunun şartlarını hazırlamaktır. Ancak, kendisi gidemeyince yerine Mustafa Kemal Paşa gönderilecektir.

Geçen bölümde Sadrazam Damat Ferit Paşa’nın “Paris Barış Konferansı”ndaki konuşması ve bu konuşmasının içeriği nedeniyle kendisi ile alay edildiği açıklanmıştı.

Bu konuşma ile, İşgalciler, Osmanlı Devleti’nin geleceği hakkında aldıkları kararların (Osmanlı Saltanatı işbaşında kaldıkça) uygulamasının zorluğunu görmüşlerdir

Yunan İşgaline giden sürece ve işgal nedenine geçmeden önce o dönem yapılan Uluslararası iki ayrı (barış) konferansının kısaca özetlenmesi gerekmektedir.

-Paris Barış Konferansı (18 Ocak 1919): “I. Dünya Savaşı’nı sona erdiren antlaşmaların hazırlandığı uluslararası bir konferanstır. Müttefik, kısmen müttefik ve ortak devlet gibi farklı gruplara ayrılmış 32 devletin temsilcileri katılmıştır. Bu devletler, İttifak Devletleri ile savaşmış veya onlara savaş ilan etmiş devletlerdi. Konferans 18 Ocak 1919’da, yani Alman İmparatorluğu’nun kuruluşunun yıldönümü günü açıldı. Fransızlara Urfa, Antep ve Maraş verildi. Batı Anadolu başta İzmir’in işgali olmak üzere Yunan işgaline maruz kalmıştır.”

Geçen bölümde Damat Ferit Paşa, Türk delegasyonunun başı olarak,  17 Haziran 1919’da katıldığı,  Paris Barış Konferans’ında işgalcilerin temsilcilerine: “Musul’u Türklere ait olmalıdır.” Demiş ve durumunun farkında olmadığı kastedilerek kendisi ile adeta alay edilmiştir.  Bunun nedeni: O dönem en güçlü devlet olarak öne çıkan İngiltere’nin ana hedefinin Musul Petrolleri olmasıdır. Ve İngiltere bu hedefine 1926 yılında kavuşmuştur.

-San Remo Konferansı, I. Dünya Savaşından sonra, 18-26 Nisan 1920’de, Osmanlı topraklarının paylaşılması ve Osmanlı ile yapılacak olan Sevr Antlaşması’nın şartlarını hazırlamak için, İtalya’nın Sanremo şehrinde toplanan milletlerarası konferans idi. Birleşik Krallık Başbakanı Lloyd George, Fransa başbakanı Alexandre Millerand, İtalya başbakanı Francesco Nitti ile Japonya, Yunanistan ve Belçika temsilcilerinin katıldığı konferansta I. Dünya Savaşı’ndan mağlup olarak çıkan Osmanlı Devleti topraklarının ve Ortadoğu petrollerinin paylaşılması görüşüldü ve Sevr (Sévres) Antlaşması’nın son biçimi tespit edildi.

Birinci Dünya Savaşı’nın sonuçları itibariyle İngiltere ve Fransa’nın, (Osmanlı devleti ile ilgili) neredeyse tek beklentileri: Arapların Osmanlılardan ayrılması, Suriye’nin Fransa’ya, Musul Petrol Bölgesi’nin İngiltere’ye bırakılmasıdır.

İstanbul ve Boğazlar bölgesi, Rusların Akdeniz’e inmemeleri, boğazları kontrol etmemeleri için Osmanlı’dan sonra (Gözetim altında) kurulacak Türk Devletine bırakılmalıdır.. Gerçeğinde İstanbul konusunda aralarında anlaşamamışlar belki de bu nedenle Türklere bırakılmıştır. Bu da güçlü bir iddiadır.

Yunanlılar Anadolu’ya neden çıkarıldı?

“MANDA SİSTEMİ İÇİNDE TÜRK SORUNU

20 Ocak 1919’da Kuvvetler temsilcilerinin huzuruna getirilen Türk sorununun da durumu bu idi. Büyük Britanya sözcüsü Lloyd George, “eski Türk İmparatorluğundaki uluslardan ve Alman kolonilerinden yenilmiş olanlara manda idaresinin uygulanacağı” kararının kabul edilmiş olduğunu belirtti. Fakat aynı zamanda, manda idaresinin üç guruba ayrılması gerektiğini İleri sürdü. Bu guruplar şöyle idi:

1) Arabistan gibi uygar fakat örgütlenmemiş ve «örgütlenmesi en az yüz yıl olacak» ülkelere uygulanacak manda;

2) Tropikal ülkelere uygulanacak manda;

3) Yalnızca Türk ve Alman İmparatorluklarından savaşta alman yerlere uygulanacak manda. Bu durumda İzmir, Antalya ve Kuzey Anadolu bu sistemin dışında kalıyordu.

Başkan Wilson, şüphesiz ki, İngiliz meslekdaşı ile  Aynı düşüncede değildi- Türkiye’yi parçalama konusundaki tartışmaların henüz erken olduğu kanısında İdi. Amerika’nın Türkiye’yi mandası altına alması fikri de ortaya atılmıştı. Amerikan halkının böyle bir görev yüklenmekte ve Türkiye’ye askerî kuvvet göndermekte istekli olmayacağı inancında idi.

“Fakat Amerikan kuvvetlerinin İstanbulu veya Mezopotamya’yı işgali istenmiş olsa idi bile Amerika böyle bir harekete girişmezdi, çünkü Türkiye ile savaş halinde değildi.”

Başkan Wilson, «nasıl uygulanması istendiği bilinmeden herhangi bir manda şeklini kabul etmenin…” pek akıllıca bir iş olmayacağı düşüncesinde idi. Wilson’un Sözleri Lloyd George’u “ümitsizliğe” düşürdü. İngilizler hemen gerçekleşecek bir barış istiyorlar, ordularını artık yurda geri getirmekte ve askerlerini terhis etmekte sabırsızlanıyorlardı. Türkiye ile ilgili hiçbir dilek ve plânları yoktu.

Roma Hükümeti sözcüsü Sinyor Orlando ise Italya’nın bir tek ve haklı isteği bulunduğunu, bunun da işgal edilecek toprakların İtilaf kuvvetleri arasında orantılı olarak bölünmesinin temin edilmesi olduğunu söyledi, ve “manda altına alınacak veya işgal edilecek topraklardan İtalya’ya düşen payı verilmesini” istedi. Orlando’nun elde etmeğe çalıştığı, geçici bir manda yetkisi veya yöresel askerî idare hakkı idi. İtalya, Türkiye’nin parçalanmasında yerini almak istiyordu.

Bu konu, 30 Ocak 1919’daki toplantıda biraz daha tartışıldı. Zaten Ermenistan, Suriye, Filistin, Arabistan ve Mezopotamya’nın Türk İmparatorluğu’ndan ayrılmasına karar verilmişti -bunların idaresi hakkındaki kararlar daha sonra alınacaktı. Bu arada Lloyd daha ekledi: daha ekledi;

“… Bu bölgenin diğerlerinden ayrı olduğunu fark etmemişti. Mezopotamya ve Ermenistan’ın bu yöreyi de içine alacağını sanıyordu; fakat durumun böyle olmadığını yeni öğrenmişti. Sözünü ettiği bu bölge, Mezopotamya ve Ermenistan arasında kalan Kurdistan idi…”

Aslında Lloyd George, Türkiye ile Musul arasında bir emniyet sübabı meydana getirmek istiyordu. Wilson. Amerikan askerlerini Türkiye’ye yerleştirmeğe karşı olduğunu bir kere daha tekrarladı. Buna Buna karşılık Lloyd George da İngiliz kuvvetlerinin askerî sorumluluklarını ileri sürerek. Büyük Britanya’nın ne Suriye’de ne de Ermenistan’da manda idaresi kurmak niyetinde olmadığını açıkladı.

“Zengin petrol kuyuları bulunan Kurdistan ve Kafkaslar için de aynı kararda olduklarını söyledi. Büyük Britanya’nın zengin petrol kuyuları olan Bakü’de bile manda kurmayı kabul etmeyeceği kanısında idi. Fakat birisinin Ermeniler’i korumak için orda bulunması, Lübnan’daki kabile ve tarikatların birbirlerini öldürmelerine ve Türklere veya Fransızlara veya orada bulunan başkalarına saldırmalarını önlemesi gerekiyordu…” (1)

Başkan Wilson, «Amerika Birleşik Devletleri halkının Asya’da askeri sorumluluk almak eğiliminde olmadıklarını,” fakat ciddî olarak gerekirse böyle bir görevi kabul edeceklerini bildirdi. Askerî otoritelerin, askerî işgal konusunu inceleyip bir rapor hazırlamaları fikrini ileri sürdü.

Clamenceau da, Rusya’nın ne yapacağı belli olmadığı sürece askerî birliklerin geri çekilmesinin zor olacağını söylüyordu. Sonunda Lloyd George’un teklifi üzerine Kuvvetler, İtilâf Devletleri temsilcilerinin “Barış Konferansının karar almasını güçleştiren Türkiye ve Kafkaslar’da düzen kurma işinin, Kuvvetler arasında en âdil ve idareli şekilde nasıl dağıtılması gerektiğini bildirmelerini” istediler Toplantı şu karara vardı:

“itilâf ve İttifak Devletleri, Ermenistan, Suriye. Mezopotamya ve Kurdistan, Filistin ve Arabistan  tamamen ayrılmasında hemfikirdirler. Bu  Türk İmparatorluğu’nun diğer bölgelerinin durumunu etkilemeyecektir.”

Böylece manda idaresi, Wilson ve Smuts’un hazırladığı plânlara göre, Türkiye’den ayrılmış olan yörelerde kurulacaktı.

Bazı toplumlar bir zaman sonra bağımsızlık elde edecek duruma gelmişlerdi. Bunlar dar manda altında tutulacaklardı.

Bu durum özellikle Türkiye’den ayrılan, ve yukarda adı geçen bölgeler için doğru idi. Bu toplumların isteği, manda idaresi kuracak devletin seçiminde kendilerine söz hakkı tanınması idi.

30 Ocak 1919’da Avrupa Kuvvetleri, Türk İmparatorluğunun yıkılmış olduğuna karar verdiler.

Fakat şimdi, dağılan İmparatorluğun ganimetlerini paylaşmakta anlaşamıyorlardı. Avrupa devlet adamlarının manda idaresi prensiplerini idealist ve maddî açıdan ne şekilde değerlendirdikleri, gelecek aylarda belli olacaktı.”(2)

www.canmehmet.com

Devam edecek…

-Yunanlılar, kendilerini Musul Petrolleri ve Suriye pazarlığında bir araç olarak kullanılmalarının karşılığını işgalci İngiliz ve Fransızlardan neyin sözünü aldılar? Bu İzmir ile birlikte geniş bir bölgenin kümesteki tavuklar ve çatıdaki ağaçlara kadar soyulması karşılığı olabilir mi? Elbette arka planda da, Yeni Devleti’n işgalcilere muhtaçlığın çok uzun yıllar mali mahkûmiyetinin? İlginç iddialar (bilgiler) değil mi?

Resim: Web ortamından alınmış, tarafımızdan düzenlenmiştir.

Kaynak: (*, 1) (“PARİS – SAN REMO – SEVR’de  TÜRKİYEYİ YOK ETME PLANLARI”  HARRY N. HOWARD. Sahide: 38 (Alıntı: BELGELERLE TÜRK TARİHİ DERGİSİ DÜN BUGÜN YARIN AĞUSTOS 1970 SAYI: 35 Çeviren: Müge YILMAZ )

(2) A.g.e.

 

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*