Sayın Erdoğan Çevreyi Merkeze Taşıyarak Halkı İktidara Getirmiştir. (2)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

 

 

Gezi Olayları”, Ağaç-Park olarak pazarlanmasına rağmen gerçeğinde, halka doğru kayan ; ekonomik zenginliklerin ve iktidarın, düzenin efendilerine geri döndürülme meselesidir. Bu nedenle işin içine yoğun olarak İngiliz, Alman ve Amerikan Medyası girmiş düzmece haberlerle ülke gündemi uzun süre meşgul edilmiştir.

Bir Ülkenin halkı (Çevre), değerleriyle birlikte iktidarda (Merkezde) değilse, o ülkenin gelişmesi ve bağımsızlığı, sömürüldüğü için sadece görünürdedir.

Peki, genel tanımı ile (Sosyoloji ve Siyaset dilinde) “Çevre” ve “Merkez” Nedir?

Çevre: Taşrada yaşayan ve yönetimde yer almayan (Halk) çoğunluk;

Merkez: Yöneten : ekonomik, kültürel ve sosyal açıdan her türlü imkana sahip azınlıktır.

Çevre ile Merkez : Siyah, Gri ve Beyaz Türkler…

-İstanbul ilimizin Boğaz ve Bayrampaşa semtlerinde oturan insanlarımız, kendilerine ve ülke meselelerine aynı pencereden benzer ölçülerden mi bakmaktadır?

-Ağrı ve İzmir’de yaşayan insanlarımız, eğitim ve çalışma hayatına eşit koşullarda mı başlamaktadır?

-Erzincan ve Ankara’da yaşayan anne-babalarımız, çocuk eğitiminde benzer sistemleri mi kullanmaktadır?

-“Kültür kenti İstanbul’da tabii bir de azınlık grup var. Aklı başında, bilgili, kültürlü insanlar. Hepsi laik ve Kemalist seçkinler…Ya ötekiler. İslamcı, milliyetçi, muhafazakâr değerleri temsil eden yığınlar.” (1)

-24 Aralık 1995 genel seçimlerinde Rp’nin (Refah Partisi/Erbakan’ın) birinci parti olarak sandıklardan çıkması, medyanın kozmopolit takımını ürkütüyordu. Reaya (Halk) çocuklarının, bir halk demokrasisinde yönetime gelmeleri bile bu tabakanın ‘huylanması için yeter neden olabiliyordu:

-“Bizim mi sayılır artık, İstanbul denebilir mi sarıkların, cüppelerin, tekkelerin teslim aldığı Fatihe?

3 Kasım 2002’de ‘dokunulmazlar’ yine karşılarında. Bu defa Atatürk’ün “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir. “ dediği, Büyük Millet Meclisi de ellerinde, hem de ‘Kasımpaşalıları.’ Bu kez, iki taraf da deneyimli: “Rica ediyoruz, laiklikle açıktan ya da gizliden uğraşmayın. Türkiye bu konuları aştı, bu defter kapandı. Hiçbir kutsal değeri de kullanmayın. Bunları kavga için değil, barış için, iktidarın başarısı için söylüyoruz.

Reaya çocuklarına, partilerinin oklarından birini göstererek bununla uğraşmamalarını öneriyorlar. Ama sen laikliği din karşıtı olarak yıllarca kullan, ’İslam’ olgusunu en ağır biçimde eleştiri yağmuruna tut, yasaları ihlal et, inananların, sakal-bıyık ve giysilerine savaş aç, sonra da insanlara bu girişimlerini dogmatik kalıplar olarak kabullenmeye zorla. Oklarınızdan biri de ‘milliyetçilikti. Bu kutsal kavramı, kurultaylarınızda ‘Yoldaş mı, vatandaş mış’ kavgalarıyla sosyalizme feda ettiniz, kamplara bölündünüz, Atatürk’ün Türk milliyetçiliğine Türk toplumunu hasret bıraktınız, Reaya çocukları bunları sizden soramıyor değilmiş.” (2)

Yukarıdan yazılanlar özetlenirse:

Eğer, bir ülkede halk ve değerleri iktidarda ise, orada halk söz sahibi, egemendir.

Eğer, bir ülkede halk ve değerleri iktidarda değilse, halk orada söz sahibi değildir. Yönetimin adı her ne olursa.

Suyu başında oturanlara göre Halk ve Zeka

– “Türklerin yüzde 60’ı aptaldır.” (Aziz Nesin)

-“Türklerin yüzde 80’inin aptal…” (Müjdat Gezen)

-‘Göbeğini kaşıyan adam’ (Bekir Coşkun)

-‘Bidon kafalı’ (Yılmaz Özdil)

Dağdaki Çobanla niye benim oyum eşit…. (Aysun Kayacı) 

“….Kayacı, AK Parti’ye oy verenleri ve gecekondu da oturanları çok kızdıracak.

“Haydi Gel Bizimle Ol” programında, Müjde Ar ile Pınar Kür ve Aysun Kayacı arasında sert bir tartışma yaşandı. Aysun Kayacı’nın tartışma sırasında söylediği sözler AK Parti’ye oy verenleri, gecekondu da oturanları çok kızdıracak.

İşte o tartışma:
-Kayacı, “Ben vergi veriyorum niye vergisini vermeyen, çok özür dilerim herkes üstüme gelecek ama kalıp olarak söylüyorum, ‘dağdaki çoban’la benim oyum eşit mesela. Niye?

-Müjde Ar: “O zaman en çok vergiyi veren 60 tane oy versin. Öyle şey olur mu?”

Aysun Kayacı, AKP seçmenini çok kızdıracak şu sözleri sarf etti:

-“Ama şu an sizin şikayet ettiğiniz şey, ayak takımının iktidara getirdiği partiden şikayet etmiyor musunuz?”
-Müjde Ar, “Hiç öyle bir şey söylemedik biz. Ayak takımı diye bir şey kullanmadık biz” derken, Kayacı, bu sefer de gecekondu semtlerinde ve fakir mahallelerde yaşam mücadelesi veren vatandaşları kızdıracak sözler söyledi.

-Aysun Kayacı, “Gecekondu diken, sonradan belediyelerin diploma dağıtır gibi tapularını dağıttığı gecekondu dikenle, kaçak elektrik kullananla ki bu yüzbinleri buluyor Türkiye’de; vergi kaçıranla niçin benim oyum eşit acaba?” diye sorgularken Pınar Kür de Kayacı’ya destek çıktı…

Kayacı’nın bu sözlerine çok kızan Müjde Ar, tepki gösterirken, ikili arasında ortam gerildi ve şu diyaloglar yaşandı:

-Müjde Ar: Ben seni bir gecekonduya göndereyim iki gün yaşa, bak ben gittim oralara…

-Müjde Ar: Ama insanlar büyük şehirlere karınlarını doyurmak için geliyorlar. En fazla kaçak elektrik Güneydoğu’da kullanılıyor. Ne yapsın insanlar? Hala Adıyaman’da mağarada yaşayan insan var Aysun…

-Aysun Kayacı: Doğruyu yapacaklar. Ben de çok ekonomik problem çektim. Çalışacaklar… Ben şu anda okulumun parasını da kendim ödüyorum.

-Müjde Ar: Mağaraya alçıpan mı yapacak, dekoratör mü tutacak Allah aşkına.

-Aysun Kayacı: Benim anneannem ne yaptıysa onu yapacak? Sonra bir siyasi parti gelip gecekonduların bilmem nesini verecek, odun verecek, kömür verecek. Ondan sonra da memleket Arabistan olacak, oldu yani… (3)

Gelelim genel tanımı ile “Zeka”ya

-Zekanın ortak bir tanımı bulunmamaktadır.

-“Biyolojik” diyen de vardır, “Çevresel faktörlerin etkisi” diyende.

-Zeka, iddia edildiği gibi bir terazide tartılamamaktadır. Siz, kendi çevrenize göre verdiğiniz eğitim çerçevesinde insanları değerlendirirseniz, dersini iyi çalışan, size, ölçülerinize göre, “zeki”dir.

-Kişi yetenekleri (aslında bu da tartışmalıdır) doğrultusunda kendini eğitir, konu hakkında öğrenim görür ; daha doğrusu çok çalışırsa başarılı olacak, bu da onun “zeki” vasfının kazanmasına yol açacaktır.

-Yeterli beslenen, erken yaşta (bebekliğinde) doğru eğitilen çocukların, daha zeki olabildiği konusunda  genel kanaat vardır.

-Elbette huzurlu bir aile ortamının, başarılı, (zeki) yetişenlerin üzerinde katkısı vardır.

Yukarıdakiler özetlenirse:

-“Zeka”, Bir bilinç (kendini, sınırlarını, yeteneklerini tanıma) ve bir emek sonucunda elde edilen “akıl yürütme sanatı”dır.

-Soru: Zehirli Yılanların ve Vahşi hayvanların yaşadığı bir ormanda kimler hayatta kalır?

Cevap: Önceden Çevre ve Çevre şartlarında yaşamayı öğrenenler.

Bunun zeka ile olan ilgisine de okuyan karar vermelidir.

www.canmehmet.com

Devam edecek

Resim:web ortamında alınmış, alt yazı tarafımızdan düzenlenmiştir.

Kaynaklar:

(1)TÜRK TOPLUMUNDA AYDIN SINIFIN ANATOMİSİ, Prof. Dr. Orhan TÛRKDOĞAN

(2)A.g.e., Sahife:352

(3) Daha fazlası için bakınız: http://www.hurriyet.com.tr/dagdaki-cobanla-benim-oyum-esit-olamaz-8565854

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*