Sarıkamış, Çanakkale ve Filistin Cephelerindeki ağır kayıplar Almanların hatırına mı verildi (5)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
İngilizler, Çanakkale'yi geçmeyi ve İstanbul'a gitmeyi düşünmediler. Bu mümkün değildi. Sadece Mısır için oyaladılar.
İngilizler, Çanakkale’yi geçmeyi ve İstanbul’a gitmeyi düşünmediler. Bu gerçeğinde bir kara ordusu olmadan mümkün değildi. Osmanlı Ordusunu Çanakkale’de  Mısır’ı yutmak için oyaladılar.

Fakir, açlığı belli olmasın diye kahveye her gidişinde pala bıyıklarına yağ sürermiş.  “Kutlama Törenleri!” misali. Hataları ve sorunları ile yüzleşmeyerek sürekli bir “cila”ya ihtiyaç duyanlar, bir ömür, hataların ve çözülmemiş sorunların tutsağı olarak yaşayacağını bilmelidir.

Bizler, birilerinin hırsları ve deneyimsizliği kullanılarak, hiç girmememiz gereken I.ci Dünya Savaşı’na sokulduk ve bu büyük savaşı, hazırlıksız olduğumuz için çok ağır bir yenilgi ile kaybettik.

Ve bu yenilgi bize çok açık olarak millet ve devlet katında “malvolmak!” derecesinde ödettirildi.

Ödenecek bedelin ne olacağını, üstelik büyük bir öngörü ve peşin olarak dönemin Düyûn-u Umumiye’deki İngiliz temsilcisi Sir Adam Block çok güzel özetler;

-“Eğer Almanya kazanırsa, Alman kolonisi olacaksınız. Eğer İngiltere kazanırsa mahvoldunuz!” (1)

Bunu Lozan Antlaşması’nı, “Yeni Devlet” adına imzalayan İsmet İnönü’de özetler;

-“Bizi Lozan’a imza için çağırdılar.” (2)

Bu konuda kendisine Türk Devleti’nin tüm arşivleri açılan ve Büyük Britanya/İngiltere Devleti tarafından, “Atatürk” hakkında kitap yazdırılma görevi verilen Lord Kinross’da Lozan görüşmelerindeki , “ortam”ı çok açık olarak yazmıştır.  Meraklıları bahsekonu kitabın, 2.Cildinin 547. Sahifelerini okuyarak bu ortamın ne olduğunu öğrenebilirler.

Bu “ağır yenilgi” gerçeğini, ne Çanakkale Savaşları’nda (1915-1916), ne de Kut’ül Ammare Kuşatması’nda (1915 – 1916) kazanan taraf olmamız değiştirememiştir.

Bizler, yaklaşık 1000 yıldır bu topraklarda yaşıyor, tüm zafer ve yenilgileri,  getirisi ve götürüsü ile biliyoruz. Bu bilgiler, devletin kayıtlarının yanında halk tarafından yazılı ve sözlü edebiyatla gelecek kuşaklara aktarılmaktadır.

Yaşadıklarını doğru olarak öğrenemeyen toplumların hiçbir zaman aydınlık bir gelecekleri olmayacaktır.

Kimse zannetmesinki, bizlere karşı büyük -bir kayıpla- zafer kazananların, ödedikleri büyük bedel bize ödettirilmeyecek ve ödettirilmedi.

Bu nedenle kaybedilen her büyük savaşın kaybı da büyük olmaktadır.

Bu kadim milleti (ve basiretini) tanıyamayan, “sözlü edebiyat”ın önemini kavrayamayanlara, Birinci Dünya Savaşı döneminde Sivas ilimizde yakılan bir ağıt yeterli örnek olacaktır.

Bizden selâm eylen Sultan Reşad’a

Kınalı beşikler kaldı köşede

Sultan Hamid gerek asker yaşada

O da hal edildi devrâna bakın.

33 yıl iktidarda kalan Sultan II. Abdülhamid,  adeta içerisine itildiği 2 savaş (’93 Harbi ile ‘313 Teselya Harbi) haricinde halkını bir sıcak çatışmaya sokmamış ve eğitimli-öğretimli bir nesil yetiştirmiştir. (*)

Bu nesil ne yazık ki, 1.ci Dünya Savaşı’nda Almanların (üç-beş altın!) hatırına kaybedilmiştir. 

Peki, bunları neden yazdık?

Neden yazdığımızı Sakarya Savaşı esnasından yaşananlardan bir örnekle açalım;

“..Oysa, Türk piyadesinin çok iyi başardığı inatçı bir savunma ile karşılaşıyorlardı. Türkler, bazı tepeleri tutuyor, bazılarını kaybediyorlardı. Bazı tepeler ise birkaç defa el değiştiriyor ve birbiri arkasından girişilen hücumlar Türk birliklerine insan kaybına mal oluyordu. Oysa ki, Türkler, Yunanlılar’ın sayı üstünlügünü göz önünde tutarak kuvvetlerini idareli kullanmak zorundaydılar.

Mustafa Kemal, bu durumdan yeni bir taktik dersi almıştı. Burada elinde Gelibolu’da olduğu gibi, rahatça savaşa sürebileceği iyi silahlanmış binlerce yedek yoktu.

Bir iki defa bir başarısızlık ihtimalinden ve Sivas’a çekilmekten söz etmiş, lâkin Miralay Arif ona alaylı bir şekilde takılmıştı:

-“Bu memlekette sebepli sebepsiz ölüme gönderebilecek yeteri kadar adam bulabilirsin. Kimse çıkıp da insan hayatının hesabını sormaz! “ (3)

Gerçekten de bu ülkede sebepli ve sebepsiz ölümler sonrası bir soran yok mudur?

Yakın tarihte ne olduğunu samimi olarak merak eden vatanseverler, 1920-1923 yılı dönemindeki Meclis gizli zabıtlarını okumalıdır.

Biliriz ki, çoğu okumuşların! Ne bu meclis zabıtlarından bir haberi, bir bilgisi vardır;

Ne de Lozan Anlaşması’nın (hangi ortamlarda yapıldığını) içeriğindeki maddelerden.

Çanakkale zaferi, İstiklal Savaşı ile bir ilgisi olmamasına rağmen öne çıkarılmış,

Mondros Antlaşması’nın –Devletin Teslim Belgesi’nin–  imzalanması ile ilgili Mustafa Kemal Paşa’nın komutanı olduğu cephedeki “Ağır Filistin yenilgisi” geri plana itilmiştir.

Konunun anlaşılması adına aşağıda birinci derecede öneme sahip belirleyici cepheler hakkında özet bilgiler verilmektedir.

Kafkasya Cephesi (1914-1918), Rusya karşı yapılmıştır. Enver Paşa kumandasındaki Türk ordusu 1915 Ocağının ilk haftasında ağır bir yenilgiye uğradı. 130.000 kişilik asker mevcudunun 60.000’i çarpışmalarda veya soğuktan donarak şehit oldu. Geri kalanlar esir düştü.

Sina ve Filistin Cephesi (1914-1918),“Büyük Britanya’yya karşı yapılmıştır. “..İngiliz taarruzunun başladığı 19 Eylül’den, bu son muharebenin yapıldığı 26 Ekim gününe kadar, Yıldırım Orduları Grubu’nun kayıpları şöyledir:  75.000 esir, 360 top, 800’den fazla makineli tüfek, 210 kamyon, 44 otomobil, 89 lokomotif, 468 yük ve yolcu vagonu.”(4)

-Irak Cephesi (1914-1918), Büyük Britanya’ya karşı yapılmıştır.

-Hicaz-Yemen Cephesi, Büyük Britanya ve Araplara karşı; “..1917 Şubatında Hicaz Seferi Kuvvetleri’ne atanmak üzere, Şam’a gelen Mustafa Kemal Paşa, Hicaz’ın boşuna savunulmayıp boşaltılmasını istedi. Manevi sebeplerden dolayı Fahrettin Paşa bu emri uygulamadı. Bin bir güçlükle Medine’yi, Yemen’i, Asir’in kuzeyini I. Dünya Savaşı sonuna kadar savunan 7. Kolordu Mondros Mütarekesi’nden bir müddet sonra, 23 Ocak 1919’da teslim oldu.”(**)

Çanakkale Cephesi (1915), Büyük Britanya ve Fransa’ya karşı yapılmıştır.  Bu proje savaşın ilk aylarında İngiltere Donanma Bakanı Winston Churchill ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Amiral Lord Fisher tarafından ortaya atıldı. Savaşın Alman cephesinde kazanılacağına inanan Kara Kuvvetleri Komutanı Lord Kitchener bu projeye karşı çıktı…18 Mart 1915’te Fransız ve İngiliz donanmalarından oluşan bir filo Çanakkale Boğazı’nı geçmeye teşebbüs etti, ancak ağır topçu ateşi ve mayın patlamaları sonucunda ilerleyemeyerek geri çekildi. (Bu konuda diğer bölümlerde açıklayıcı bilgi verilmiştir)

Ve sonlandırırken;

Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı donanmasının (Almanların anlaşmalı olarak bir hilesi ile) Rus gemi ve limanlarına saldırması üzerine 1 Kasım 1914  başlamıştır.

Birinci Dünya Savaşı sonucu; Cepheden arka arkaya gelen yenilgi haberleri üzerine 5 Ekim’de (İttihatçı) Talat Paşa hükümeti Wilson Prensipleri çerçevesinde ateşkes isteminde bulundu. 8 Ekim’de İttihat ve Terakki hükümeti istifa etti. 14 Ekim’de Ahmet İzzet Paşa yönetiminde “partilerüstü” geçiş hükümeti kuruldu. 24 Ekim’de İngiltere ateşkes teklifini kabul ederek bir Türk murahhasının Limni Adası’ndaki Mondros limanına gönderilmesini önerdi. Mondros’a giden eski Bahriye Nazırı Rauf Bey 30 Ekim’de savaşın fiili bölümünü sona erdiren Mondros Mütarekesi’ni imzaladı. Türkiye ile İngiltere, Rusya, Fransa, İtalya ve diğer İtilaf Devletleri arasındaki savaş hali ancak 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması ile sona erdi.

Burada bir açıklama yapılması gerekmektedir.

Devletin Teslim Belgesi‘ni imzalayan İttihatçı Rauf (Orbay) bey, Türkiye Cumhuriyeti’ni 3.cü başbakanıdır.

Toparlanırsa;

-Akıllı insanlar (kendi) hatalarından;

-Çok Akıllı insanlar, başkalarının hatalarından bir ders alarak büyük bir yanlışın içine düşmezler.

-Bizler, deneyimsiz ve aşırı hırslı genç subayların (kullanıldıklarının farkında dahi olmadan) yüzünden milyonlarca insanımızın yanında Büyük Bir İmparatorlluğu kaybettik.

-Kaybettik, ancak bu yenilgiyi, “Kazanmışız gibi” pazarlayarak bugünlere geldik.

-Geldiğimiz noktada rekabetçisi olduğumuz devletler kadar ve açık ifadesi ile, bilgi-teknoloji üretemediğimiz için askerimizin kafasına çuval dahi geçirilmiştir.

-Bin yıllık devlet geleneğine sahip, üç kıtada at koşturmuş bir milletin her türlü zorluklardan yüzakı ile çıkmış evlatları bunun, çuvalın cevabını veremezler miydi?

-Elbette verirlerdi…

-Eğer, En az bir Fransa ve Almanya kadar yüksek askeri-sivil teknoloji üretebilseydik.

-2. Sultan Abdülhamid, projenin tamamı halkın parasal katkısı, Osmanlı mühendis ve işçileri ile; rayları, bakım atölyeleri, köprüleri, hastahaneleri ile birlikte 1900 yılında yaptırdığı 1500 km.lik demiryoluna karşılık…

-Nerede ise, 100 yıllık bir suskunluktan sonra;

-Ancak, 2010 yılında, “Cuf… Cuf… Cuf!” kara trenlerden modern yüksek hızlı trenlere geçebilmişiz.

-Durumumuzu bundan daha iyi özetleyebilecek bir başka söze gerek kalmadığını düşünüyor;

-Geri kalmamızın nedenleri hakkında okuyanları düşünmeye davet ediyoruz.

Resim;http://gercekmustafakemalataturk.blogspot.com.tr/2013/08/canakkalenin-bas-komutan-kimdi-amiral.html

(*) Abdülhamid’in Kurtlarla dansı, Mustafa Armağan

(**) Verilen bilgiler, belirtilen kaynaklarla birlikte “Vikipedi” yazılımlarından yararlanılmıştır.

-“KURT VE PARS”, (Fransız) Beniot  Michen

–“Atatürk”, Bir Mîlletin Yeniden Doğuşu, (ingiliz) Lord Kinross 1.ci kitap

“Osmanlının Tasfiyesi”, Cengiz Yazoğlu,

(1)http://www.canmehmet.com/canakkale-tuzak-miydi-savasi-almanya-kazanirsa-somurgesi-ingiltere-kazanirsa-mahvoldunuz-3.html

(2)http://www.canmehmet.com/yeni-devlet-gercegini-ogrenmeye-hazir-misiniz-sayin-demirele-gore-hazir-degilmisiz-1.html

(3)LORD KINROSS –ATATÜRK- BİR MÎLLETİN YENİDEN DOĞUŞU, 2.ci kitap, sahife;426

(4) Sabahattin Selek, Sahife;25 (Osmanlının Tasfiyesi, Cengiz yazoğlu dip notu)

4 thoughts on “Sarıkamış, Çanakkale ve Filistin Cephelerindeki ağır kayıplar Almanların hatırına mı verildi (5)

  1. Siz tarihçi misiniz ?
    Linkinizle tesadüfen karşılaştım. yazdıklarınızın “KEŞKE YUNAN KAZANSAYDI” diyen fesli deli Kadir’den hiç bir farkı yok Adı Mehmet olan kişinin Türk olduğunu düşünürüm. Cephelerde şehit ve gazi olan askerlerimizin genel adı MEHMETÇİK’ tir . Bir kişi bu topraklarda yaşayıp da , ekmeğini yemiş ise ; tarihine , ulusuna , kahramanlarına sahip çıkmalıdır.. İhanet değil. Rahmetli Kamran İnan demişti ki bu toprakların yarısı vatan hainidir. Neden yarısı ; Sakarya meydan muharebesinde savaştan kaçanlar ordunun yarısı idi. Yararlandığınız kaynakların başında ÇAKMA ve SÖZDE tarihçi Atatürk düşmanı Mustafa Armağan var . Kılavuz karga meselesi. Hatta “Nereden nereye” diye ref aldığınız yazı sizin başkan Wilson’un ve emperyalizmin hedefi olan KÜRT DEVLETİ kurulmasından ve BOP’tan haberiniz olmadığını gösteriyor.

    İnsanların aklını karıştıracak yalanları yazmaktan ve ülkenize tarihinize ihanetten vazgeçin .

    Naci kaptan

    1. Değerli Naci Kaptan,

      Öncelikle konuya ilgi göstermenize ve zaman ayırarak yorum yazmanıza teşekkür ediyorum.

      “Tarihçi misiniz?” sorunuzu, TDK ve dış kaynaklarla cevaplamaya çalışalım.

      1)Türk Dil Kurumu : “Tarihsel konular üzerinde araştırmalar yapan, tarih kitapları yazan kimse, müverrih” olarak tanımlanmaktadır.
      2) https://www.quora.com : “Tarihçi, geçmişe ilişkin olayları yer ve zaman göstererek ve sebep-sonuç ilişkisine bağlı sistemli bilgilerle uğraşan kişilere denir.”
      “Tarihçi” 🙁 Oxford İngilizce Sözlüğü), “özellikle: olayları akışına göre sıralayan, derleyen ve eleştirel olarak analiz eden biri.
      ‘Gerçek’ bir tarihçi olmak, tüm cevapları almaktan daha güzel sorular sormakla ilgilidir. İyi sorular olmadan iyi cevaplar yoktur. Bir soruyu güzel yapan nedir?
      Basit bir ifadeyle, güzel sorular bir sorunun kalbine gider.
      Tarihçinin bu anlamda görevi, sorgulamaktır.
      Sorgulama: Cevap aramaya, kanıtları bulmaya, analiz etmeye ve yorumlamaya; geçmişle ilgili farklı bakış açılarını yorumları keşfetmeye ve açıklamaya ve kanıtlara dayanarak kendi yorumlarını geliştirmeye ve kanıtlamaya teşvik eder.

      Gelelim, kaynaklarımıza:
      1)İngiliz yazar: “Atatürk”, Bir Mîlletin Yeniden Doğuşu, Lord Kinross 1.ci kitap
      2)Fransız yazar: Beniot Michen
      3)Cengiz Yazoğlu,
      4) Sabahattin Selek,
      5)Prof.Dr.Şerafettin Turan (1925), Bilim adamı, tarihçi, yazar, Atatürk’ün Türk Dil Kurumu’nun son başkanı.
      (6)“Kuva-ı Milliye Ankarası” Grace Ellison, 1923 Lozan. (5 ve 6 sayılı kaynak, ilgili yazının birinci sıradaki link içerisindedir)

      Bunları görmeden gelmiş ve sadece Mustafa Armağan’a takılmışsınız.

      Başlıktaki yazı: Amerika’nın gerçek yüzünü, (1925 ve 2019 dönemlerinde yaşananları ve bakış açılarını kıyaslayarak) görmek için yazılmıştır. Yazılarımızı lütfen önyargısız ve anlamak için okuyunuz. Özellikle de yazılarımız arasında bulunan Robert Koleji ile ilgili olanlarını. Başlıktaki yazı dikkatlice okunduğunda; 1925 yılında Amerika ülkemizde nasıl görüldüğü (ve Amerikanın bunu nasıl algıladığı) vurgulanmak için alınmıştır. Amerikayı kutsamak için değil. Halkımız maalesef, okumuyor, okuduğunu da yeterli bilgisi olmadığı için doğru değerlendiremiyor. Sağlıcakla kalınız.

    1. Değerli Samet Yılmaz, Keşke karşı görüşlerinizi de yazabilseydiniz. Okuyanlar, sizin gözünüzden de yaşananları öğrenebilirdi. Bilgi ve hoşgörü ile tartışmak; gelişmek, doğrulara ulaşmaktır. Hakaret de bir görüş, yorumdur. Ancak, değersizdir. Sağlıcakla kalınız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SPAM ENGELLEME SORUSU

*

↓