Sanayileşen Avrupa Çöküşün Eşiğinde Sarı Yelekliler Çöküşü Haber Veriyor (3)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Sanayi Devrimi, sonuçları itibariyle üzerinden bir yüz yıl geçmeden yıkılmaya başladı. Gerçeğinde insana ve çevresine hayır getirmeyen bir düzenin sürdürülmesi mümkün değildir. Peki, neden?

Sanayi Devriminin: her ne kadar dönemin  talebi, bu talebe uygun ortamı ve biraz da şans ile gerçekleştiği söylense de; gerçeğinde bunun arkasında, insanın doyumsuzluğu ve  açgözlülüğü vardır.

İngiltere’deki Sanayi Devrimi doğrudan gerçekleşmemiştir. Öncesinde gerçekleşen bir Tarım Devrimi vardır. 1700-1800 Yılları arasında gerçekleşen tarım devrimi ile verimlilik ve üretkenlik iki katına çıkmış, buna bağlı olarak nüfusta o oranda artmıştır.

Ancak, ilk planda hesap edilmeyen bir husus olmuştur : Tarım Devrimi ile insana duyulan ihtiyaç yarı yarıya inmiş ve bu alanda çalışan insanların yarısı işsiz kalmıştır.

Geçen bölümde verilen örneklerde görüleceği üzere işsiz kalan bu insanlar, köylerden şehirlere akın etmiş ve ahır olarak kullanılamayacak yerlerde yaşamaya mahkûm olmuş;  karın tokluğuna bir işte çalışmaya razı olmasına karşılık onu da bulamamıştır.

O dönemin İngiltere’sinde yaşayan nüfusun yüzde sekseni, köylerde yaşamakta ve tarımla geçinmektedir. Bugünün İngiltere’sinde ise yaklaşık 57 milyon insanın yüzde sekseni şehirlerde ve kalabalıklar içerisinde yaşamaktadır.

Peki, bu insanlar dün olduğu gibi bugün de  mutlu mudur?

Bunun cevabını bize “İngilizler neden çok içer?” Başlıklı makalesi ile, BBC’den Chrissie Giles aktarmaktadır.

İngiltere’de 1980’lerde doğan kuşak en fazla alkol tüketen kuşak oldu.

Alkol tüketimi İngiltere’de 2004 yılında zirve yaptı. O yıl İngilizler daha önceki yüz yılda tükettikleri alkolden daha fazlasını tüketti. Alkol patlamasına neden olanlar ise 20’li yaşlardaki gençlerdi.

1950’lerde İngiltere’de kişi başına ortalama 3,9 litre alkol tüketiliyordu…2004’e gelindiğinde ise kişi başına alkol tüketimi 9,5 litreye tırmanmıştı. Bu yılda 100 şişe şarapla eşdeğerdi… 50 yılda kadının finansal ve sosyal statüsü bakımından yaşanan değişim pub kapılarını onlara da açtı. 2000’lerin ilk yarısında alkol tüketiminin tavan yapmasında bu durum da etkili oldu. Bu kuşak kadınların 30 yıl öncesine oranla alkol tüketimi iki katına çıkmıştı.

2004’e gelindiğinde İngilizler 50 yıl öncesine kıyasla iki kat daha fazla alkol tüketiyordu. (1)

Konunun daha iyi anlaşılması adına geçen bölümde, Amerikalı Yazar Jack London’ın, 1902 İngiltere’sinde bizzat yaşayarak bize aktardığı metinden kısa bir alıntıyı tekrar veriyoruz. Bu karşılaştırma ile İngilizlerin çoğunluğu ile son yüzyılda kendileri adına iyi bir konuma gelemedikleri anlaşılmaktadır. 1900 Yıllarında da alkol bir kaçıştır, 2000’li yıllarda da.

Amerikalı Jack London,1902 Yılında geldiği Londra’da gördükleri ile ilgili bakınız bize ne aktarmaktadır?

-“…İngiliz işçi sınıfının gırtlağına kadar biraya batmış olduğu söylenebilir…Çocuklar sarhoşluğun içinde doğarlar, daha ilk soluklarını içlerine çekmeden önce içkiye doyarlar, içkinin kokusunun ve tadının ortamında dünyaya gelirler ve bunun ortasında büyürler.

Her yerde meyhaneler vardır. Her köşeden fışkırırlar ve erkekler kadar kadınlar da sık sık buralara giderler. Buralarda çocuklara da rastlanır. Analarının babalarının eve gitmelerini bekleyen bu küçükler büyüklerinin bardaklarından yudumlar alırlar, bayağı konuşmaları ve alçaltıcı sohbetleri dinlerler, bütün bunlar onlara da bulaşır, ahlaksızlığa ve sefahate alışırlar…

Ev hayatı ortadan kayboldukça, meyhane hayatı ortaya çıkar. Yalnızca aşırı çalışan, bitkin düşmüş, kötü sağlık koşullarına maruz olan erkeklerle kadınlar içkiye anormal olarak eğilim gösterenler değildirler.

Ev hayati olmayan, topluluk içinde yaşamayı seven erkek ve kadınlar da topluluk içinde yaşama isteklerini tatmin etmek için ışıklı ve gürültülü meyhanelere koştururlar. Bir aile tek bir odaya sıkıştırılırsa, elbette ki ev hayatı imkânsız olacaktır. Böyle bir ikametgahın kısa bir incelemesi sarhoşluğun en büyük nedenlerinden birini gün ışığına çıkaracaktır…”

Yazar ne demektedir?

-Alkol, kaybolan ev hayatının ve kötü yaşam koşullarının (görmemezlikten gelinmesi adına) yerini almaktadır.

Şimdi de İngiltere ile aynı dönemde sanayi devrimini gerçekleştiren günümüz Fransası’ndaki sokaklarda çalışma şartlarına isyan eden “Sarı Yelekliler” in tepkilerine ve nedenlerine bakalım.

Devlet Başkanı Macron’un, Akaryakıt vergisini arttırma kararı, krizden bu yana büyük sıkıntı içinde olan dar gelirlilerin ve orta direğin öfkesini daha da arttırdı.

Fransa’da gelir dağılımının bozulması ile mevcut satın alma gücünü koruyamayan farklı kesimler, iki veya üç işte çalışarak oluşan açıklarını kapatmaya çalışmaktadır. Bu da diğer bir kızgınlık nedenidir.

Kriz nedeniyle dolaylı vergi oranlarının artırılması, memur ve emekli maaşlarının baskılanması, (iç piyasayı hareketlendiren) kamu harcamalarının azaltılması, krizi daha da derinleştirdi.

-Kriz nedeniyle ekonomiyi canlandırmak için basılan paralar, bankaları ve büyük şirketleri kurtarmaya gitti. Bu da (borsadan kendi hisselerini ucuza alan) zengini daha da zengin yaptı.

Ekonomik büyümenin ana tetikleyicisi olan sektörlerde Ar-Ge ve inovasyon anlamında AB’nin ABD ve Doğu Asya ülkelerinin gerisinde kalmasının neden olduğu üretkenlik tıkanması da çabası. Buradaki önemli risk, Avrupa’nın geleceğinin giderek karanlığa gömüleceğidir.

1970’ler sonrasında yükselen üçüncü sanayi devrimi ve küreselleşme dalgasının altında kalan milyonlarca insanın zararını telafi edici mekanizmalar ortaya konulamadığı için, Batılı ülkelerde uzun zamandır sosyal tansiyon yükseliyordu. Bu yetmezmiş gibi yapay zeka, 3D yazıcılar, akıllı robotlar, nesnelerin interneti ve büyük veri gibi teknolojilerin ön plana çıktığı yeni bir sanayi devriminin içine girmiş bulunuyoruz. Bu yeni teknolojik dönüşüm, geçmişte yaşananların aksine, sadece mavi yakalı işçileri değil, rutin işler yapan beyaz yakalı işçileri de tehdit ediyor. Her ne kadar yaşlanan Avrupa için robotların devreye girmesi bir avantajmış gibi görünse de daralan talep, yükselen gelir dağılımı eşitsizliği ve yeni iş kollarına uyumlu kaliteli eğitimin gittikçe pahalı hale gelmesi gibi sorunlara nasıl çözüm bulunacağı büyük soru işaretleri olarak duruyor…

Dolayısıyla Sarı Yelekliler hareketinin kısa sürede Avrupa’nın diğer ülkelerine de yayılması sürpriz olmayacaktır.(2)

Yukarıdaki tespitlerden anlaşılan : 18. Asırda İngiltere’de gerçekleşen Tarım Devriminin arkasından 19.asırda gelen sanayileşme yoğun işsizliği beraberinde getirmekle kalmamış, zengin ile yoksulun arasını daha fazla açmıştır. Gelinen bu durumda Batı Avrupalı gelişmiş devletler, kendi halklarının soyulacak bir değeri kalmayınca gözlerini dışarıya dikmiş, yoksul ülkelerin sömürülmesini gözlerden kaçırılması adına da o ülkelere:

-“Demokrasi, hukukun üstünlüğü, çocuk-kadın hakları, iyi çalışma şartları, temiz çevre konularının savunuculuğunu yapmak üzere gittiklerini” söylemişlerdir. Bunlarda bir samimiyet aramak, Tilkiden dürüstlük beklemek ile eşdeğerdedir.

Gerçeğinde Sanayi Devriminin ilk sermayesi : Latin Amerika ülkelerinden soyulan altın-gümüşler, kendi halklarının emekleri, sömürge olarak baskılanan ülkelerin pazarları olmuştur.

-Bugün gelinen noktada ne insanın hırsı azalmış ne de açgözü biraz olsun doyabilmiştir. 1700’lerde Tarım Devrimi ile başlayan süreç : ilk adımda dokuma tezgahları motorlu makinelere ; arkasından da insanları tamamen devreden çıkartılmasını sağlayan robotlu sistemlere dönüşmüştür. Bunların insanlara getirdiği en önemli sonuç; çalışanların refahının artması değil, işçiler arasında rekabetin kızıştırılarak yok pahasına çalıştırılmasıdır. Bu manada Tarım Devrimi ile aç kalan kadın-çocuklar, karın tokluğuna (eğer bir iş bulabilirse), maden ocaklarında, tekstil atölyelerinde çalıştırılmış ve çok kötü çalışma-yaşam koşulları nedeniyle erken yaşlarda hayatlarını kaybetmişlerdir.

-Sanayileşme: Kendini sürdürebilmek için (ucuz emek-hammadde-aç pazara) : Sömürü, kendini sürdürebilmek-yaşayabilmek için daha fazla silahlanmaya (makine tüfeğe) ihtiyaç duymuş ve duyacaktır.

-Açgözlülük ve soygunda (devletler arasında) rekabet artınca bu kez sömürü için makineli tüfekler de yetmedi, tüfekler yerlerini nükleer silahlara (Atom) bombalarına bıraktı. Yakın tarihte çıkan dünya savaşları: bugün Ortadoğu-Asya-Afrika’da yaşananlar bunların canlı örnekleridir.

-Özetle: Sanayileşme ve devamı için devletler önce kendi halklarını ve çevrelerini; sonrada sömürge olarak kontrol edebildikleri ülkelerinin insanların emeklerini sömürdüler ve çevreleri katlettiler.

İnsan en kolay kendini aldatmaktadır.

Şunu kaç kişi kendine sormuş, sormaktadır: “Çağdaşlama”, “Sanayileşme” nedir? Bir çamaşır makinesi, akıllı telefon ve televizyon üretmek, bunlara sahip olmak mı?

Gelinen noktada insanlar mutlu mudur?

Mutluluk” : İçinde, samimiyet, yardımlaşma, insanlık, saygı, sevgi, insanca yaşam, temiz hava-su, bozulmamış doğa, atıklarla kirlenmemiş çevre, rengarenk çiçekler, doğa dostu böcekler yoksa nedir?

-Hayatında tuz tatmamış birisine, tuzu tarif edebilir misiniz? “Ederim” diyenlerimiz, bunu denemelidir. Görecekler ki, mümkün değil.

Kaç kişi, sevdiklerimize canlı çiçekler yerine sentetik-yapma çiçekleri hediye olarak götürdüğümüzün farkındadır? İnsani duygularımız, çoktan canlı çiçeklerden plastik çiçeklere dönmüş; ilişkilerde, dostlukların, sevginin-saygının yerini hediyeler almış, sıcak-samimi duygular uçup gitmiştir.

Sanayileşme, “Tüketmek” üzerine kuruludur. Tüketmenin olmadığı yerde sanayileşme-sömürü de yoktur.

-“Sanayileşmek”: insanın (yaşarken) ölümüdür. Lütfen! Sanayileşmenin size ne sağladığı hakkında biraz düşününüz. “İlkel!” İnsan, ok-yay ile (mecbur kaldığında) bir kişiyi öldürürken: “Modern İnsan!” sömürü-çıkarı uğruna nükleer bombalarla milyonlarca insanı öldürebilmektedir.

Bugün gelinen noktada dünya üzerinde yaklaşık bin Küresel Şirket vardır. Bu şirketler üretilen kazancın yaklaşık yüzde seksenini almakta, geri kalan yüzde yirmi; (gücü oranında) nüfusun yüzde sekseni tarafından paylaşılmaktadır.

Tarım Devrimi, Sanayi Devrimi ile Robot Teknolojileri çalışmaları İnsanı merkezine alsaydı, paylaşımda bu kadar büyük adaletsizlik olmadığı gibi, bu kadar israf da olmazdı. Küresel Sermaye (Sanayileşme adına) kazanmak için sürekli üretmek ve satın alma gücü olmayanları borçlandırarak tüketici yapmak durumundadır. Bu konuda en büyük silahları, albenili, şeytani kurgularla hazırlanan reklam filmleridir.

Lütfen! En kolayından dolaptaki giysilerimizin, ayakkabılarımızın, çocuklarımıza aldığımız hediyelerin miktarına ve çöpe attıklarımızın niteliğine bakalım. Bir evde kaç kullanılmayan televizyon, telefon, kaldırımları işgal eden (kullanmadığımız) otomobiller bulunmaktadır? Bunları ne karşılığında elde edilmiştir?

Birileri (görünür) refah içerisinde yaşarken, birileri aç kalmakta değil midir? Bu, Modernlik, Çağdaşlık mı, aşırı bencillik midir?

Neden insanlar ilk çağlarda olduğu gibi güvenlikli sitelerde oturmaya, evlerine kameralar yerleştirme başlamıştır?

Acı olan “Küresel Sermaye”nin bunları düşündürmediği, bizim de işimize gelmediği için düşünmek istemediklerimizdir.

Ancak, tarih aptallar için tekrar etmektedir. Elbette ibret almayana bir ceza vermek için.

Sonsöz: Adil bir paylaşımın olmadığı bir dünyada kimse için bir huzur yoktur. Toprak, Güneş, Su, Tohumlar, Madenler tüm insanlığa aittir. Herkes gücü oranında çalışacak-üretecek; Zayıflar kollanacak ve bu şekilde insanlar arasında kin-nefret değil, sevgi-saygı yayılacaktır.

“İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.” Hz. Muhammet (sav)

www.canmehmet.com

Resim: https://tr.euronews.com/2018/12/14/sari-yelekliler-paris-te-5-kez-sokaga-iniyor-polis-alarmda

(1)Yazının tamamı için bakınız: https://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/11/151103_vert_fut_ingiliz_alkol

(2) Daha fazlası için bakınız: Nurullah Gür, (AA, 12 Aralık 2018) Daha fazlası için bakınız: https://www.setav.org/sari-yelekliler-hareketi-avrupanin-krizi/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SPAM ENGELLEME SORUSU

*

↓