Romalılardan itibaren batıda özel hayat: Okul, Evlilik ve temizliğe yaramayan ünlü hamamları (7)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

United Kingdom, UK, England, Somerset, Bath, Travel Destination, The Roman Baths

On iki yaşındaki bir kız evlenme çağına gelmiş demekti, bazıları o genç yaşlarında bir kocaya verilmiş ve evlilik başarıya ulaşmış oluyordu. On dört yaşındaki kız her koşulda bir yetişkindi: “Erkekler o zaman onlara bayan’ (domina, kyria) diye hitap ederler ve onlar da bir erkeğin yatağını paylaşmaktan başkaca yapacak bir şey kalmadığını görünce, süslenip püslenmeye koyulurlar ve artık başka bir bakış açıları kalmaz..” (Özel Hayatın Tarihi, C.I)

Yukarıda yazılanlardan anladığımız, dünü, bugünün değerleri, anlayışı ile değil; dünün anlayışı, gelenekleri ile değerlendirilmesi gerçeğidir.

Bu manada, tarihde en büyük devrim; “İslam” ve getirdikleridir. Bu, özellikle kadınlar, Köleler ve çalışanlar için daha da önemlidir. Çünkü kadın daha uzun yıllar bir “mal” olarak görülecektir.

Her ne kadar inkar edilse ve inkardan gelinse de…

Eski Yunan’da tiyatronun içinde düzenlenen gladyatör dövüşleri, Hamamlar ve gösteriler, en azından Roma’da paralıydı ama giriş ücreti çok düşük tutuluyordu; ayrıca, gösterilerde bedava yerler de bulunuyordu ve gösteriden önceki gece, erken saatlerden itibaren kuyruklar oluşuyordu.

Özgür insanlar, köleler, kadınlar ve çocuklar, yabancılar da dahil olmak üzere herkesin gösterilere ve hamamlara girmeye hakkı vardı. Gladyatör dövüşleri olacağı zaman, bir kente çok uzaklardan koşulup geliniyordu. Özel hayatın en güzel kısmı, bu kamusal mekânlarda geçiyordu.

Hamama gitmek bir temizlik alışkanlığı değil, bizim plajda geçirdiğimiz zaman gibi karmaşık bir zevkti. Bu yüzden, düşünürler ve Hıristiyanlar bu zevki kendilerine yasaklayacaklardır.

Temiz olmanın rehavetine kapılmayacaklar, ayda ancak bir ya da iki kez yıkanmaya gideceklerdir. Bir filozofun pis sakalı, gurur duyduğu ağırbaşlı sadeliğin kanıtıydı.

Özel olarak düzenlenmiş birçok salonu kapsayan ve zeminin altında yer alan bir tesisatla ısıtılan bir hamamın bulunmadığı zengin evi (domus), yoktur en azından bir tane halk hamamı ve gerektiğinde, onu ve çeşmeleri besleyecek bir sukemeri bulunmayan kent de yoktur (evinde akar suyu olmak kaçakçıların sahip oldukları bir aşırılıktı).

Yoksul halk, yetke sahiplerinin, imparatorun ya da eşrafın ona gösterdiği saygının ifadesi olan gösterişli bir ortamda, üç beş kuruş karşılığında, gelip birkaç saatini geçiriyordu. Burada, soğuk ve sıcak banyoların karmaşık tesisatlarının yanı sıra, gezinti alanları, spor ya da oyun sahaları buluyordu

(Yunan-Roma hamamı aynı zamanda bir gimnazyumdu ve Eski Yunan’da bu adı koruyordu).

Erkekler ve kadınlar birbirinden ayrılmıştı, en azından genel kural böyleydi. Olimpos’ta yapılan kazılar, bu kurumların geçirdiği evrimi yedi yüzyılı aşan bir süreç içinde izlemeye imkân vermektedir; “kaplıcalar” başlangıçta soğuk bir havuz, sıcak banyolar için oturulan küvetlerin ve bir buhar banyosunun yer aldığı mütevazı ve işlevsel yapılarken, sonunda birer zevk kurumu haline geldiler.

Bilinen bir benzetmeyle bunlar, amfitiyatrolarla birlikte, Paganizmin katedralleridir. Helenistik dönemden itibaren işlevleri yalnızca temizliğe imkân vermekle sınırlı kalmaz, en arzulanan hayat tarzının da gerçekleştirmesidir bu.

Büyük yenilik (konumuz olan dönemden önce, 100 yılına doğru Olimpos’ta, daha da önce bir tarihte de Arkadya’daki Gortys’te) zeminin altından ısıtma ve hatta duvarların ısıtılması oldu: Artık yalnızca küvetlerdeki suyun ve bir havuzun ısıtılmasıyla yetinilmiyordu; insanlara kapalı ve sıcak bir mekân sunuluyordu.

Ne kadar soğuk olursa olsun, evlerde mangallardan başka bir ısıtma aracının bulunmadığı ve kışın, insanların evlerinde de sokaktaki gibi mantolarına sarılı dolaştıkları o çağda, hamamlar sıcak bir ortam bulmak için gidilen yerlerdi.

Bu gelişme, Caracalla kaplıcalarında, bütün yapının hava akımıyla “kilimalandırılmasına” varacaktır.

İkinci evrim: işlevsel binadan, heykellerin, mozaiklerin, boyalı dekorların, görkemli bir mimarinin, herkese bir kraliyet konutunun debdebesini sunduğu düşler sarayına geçilir.

Bu yapay yazlık plaj hayatı içinde en büyük zevk; kalabalık içinde bulunmak, bağırmak, buluşmak, konuşulanları dinlemek, sonradan anekdotlara konu olacak tuhaf olaylarla karşılaşmak ve kendi kendini göstermekti. (1)

Romalılar Okul ve öğrenci ve Öğretmen anlayışı

Okul

Okur-yazarlık yüksek sınıfa özgü bir ayrıcalık mıydı? Mısır papirüslerinden üç şeyi kesin bir şekilde öğreniyoruz:

-Okur-yazar olmayıp kalemi başkalarına tutturan vardı;

-Halktan olup yazmasını bilen insanlar vardı;

-En küçük kasabalarda bile edebi metinlere, klasiklere rastlanıyordu (antik dünyanın alabildiğine övündüğü “kültür”, işte buydu).

Moda olan şairlerin kitapları dünyanın öteki ucuna hemen ulaşıyordu: Lyon’a bile. Geri kalanların ne olduğunu ise bilmiyoruz…

Öte yandan, özel öğretmen anus’un bildirdiğine göre: “kentlere ve kasabalarda yazı yazmanın temel kurallarını öğreten eğitmenler” vardı.

Okul kendini kabul ettirmiş bir kurumdu. Dini takvim okulların tatil dönemlerini belirliyordu ve sabah, öğrencilerin saatiydi. Sıradan insanların elinden çıkmış bir sürü yazılı belge keşfettik: zanaatkârların tuttukları hesaplar, çocuksu mektuplar, duvar yazıları, büyü tabletleri… Ancak kendi için yazmak başka bir şey, kendinden daha yüksek seviyedeki biri için yazmayı bilmek daha başka bir şeydi:

Bunun için üslup sahibi olmak ve öncelikle de yazım kurallarını (duvar yazılarında bilinmeyen kuralları) bilmek gerekiyordu.

Küçük Romalıların önemli bir bölümü on iki yaşına kadar okula gidiyordu, kızlar da erkeklerden geri kalmıyorlardı (hekim Soranos da bunu doğrular); dahası, okullarda kız-erkek karışık öğrenim görülüyordu.

On iki yaşına gelen oğlanlarla kızların yazgısı, tıpkı zenginlerle yoksullarınki gibi birbirinden ayrılıyordu. Yalnızca erkek çocukları, o da eğer varlıklı bir aileye mensuplarsa eğitimlerini sürdürüyorlardı: Bir “gramerci”nin ya da edebiyat hocasının kamçısı altında, klasik yazarları ve mitolojiyi (mitolojinin bir kelimesine bile inanmıyorlardı, ama mitoloji bilmek kültürlü olmanın göstergesiydi) öğreniyorlar; istisnai olarak, bazı kız çocuklarına, babalarının tuttuğu bir eğitmen kendi klasiklerini öğretiyordu.

Şunu da söylemek gerekir ki, on iki yaşındaki bir kız evlenme çağına gelmiş demekti, bazıları o genç yaşlarında bir kocaya verilmiş ve evlilik başarıya ulaşmış oluyordu. On dört yaşındaki kız her koşulda bir yetişkindi:

“Erkekler o zaman onlara bayan’ (domina, kyria) diye hitap ederler ve onlar da bir erkeğin yatağını paylaşmaktan başkaca yapacak bir şey kalmadığını görünce, süslenip püslenmeye koyulurlar ve artık başka bir bakış açıları kalmaz”.

Bu satırları yazan filozof şu sonuca varmaktadır:

“Onlara, edepli ve ihtiyatlı görünmek olduğunu hissettirmek daha iyi olacaktır.” İyi ailelerde kızlar, bundan sonra zamanlarını kötü bir şey yaparak geçirmediklerini kanıtlamaya yarayan örekenin parmaklıksız hapishanesine kapatılırlardı.

Eğer bir kadın eğlence kültürünü edinmişse, şarkı söylemeyi, dans etmeyi ve bir enstrüman çalmayı biliyorsa (şarkı, müzik ve dans hep bir aradadır) bundan övgüyle söz edilecek ve bu yetenekleri takdir edilecektir, ama hemen ardından, aynı zamanda namuslu bir kadın olduğunu da eklemekte gecikilmeyecektir.

Sonuçta, iyi aileden gelme çok genç bir kadının eğitimini muhtemelen kocası üstlenecektir.  Plinius’un bir dostunun, mektup yazma yeteneği övülen bir karısı vardır: Bu mektupların gerçek yazan ya kocadır ya da koca, ‘Bakire olarak evlendiği bu kızın” güzel yeteneğini geliştirmesini bilmiştir ve dolayısıyla bu yetenek de gene onun kendi başarısıdır.

Buna karşılık, Seneca’nın annesine, sapkınlığa götürdüğünü düşünen kocası tarafından felsefe öğrenimi yasaklanmıştı…

Erkek çocuklar ise öğrenim görmeye devam ederler,

-İyi yurttaşlar olmak için mi?

-Gelecekteki mesleklerini öğrenmek için mi?

-Yaşadıkları dünyaya ilişkin bir şeyler anlamanın yollarını mı aramaktadırlar?

-Hayır, yalnızca akıllarını süslemek, edebiyat alanında kendilerini geliştirmek için.

Eğitim kurumunun, Yüzyıllar boyunca bir işlevle, insanı yetiştirmek ya da tersine, topluma uyum göstermesini sağlamak işleviyle açıklanacağını düşünmek tuhaf bir yanılgıdır;

Roma’da, insanı biçimlendiren ya da yarar güden konular değil, saygınlık sağlayacak konular ve en başta da retorik öğretiliyordu.

Eğitimin, çocuğu hayata hazırlaması ve toplumun küçültülmüş ya da tohum halindeki bir imgesi olması, tarihte istisnai bir durumdur.

Eğitimin tarihi, çoğunlukla, çocukluğa ilişkin olarak edinilen fikirlerin tarihidir ve eğitimin toplumsal işleviyle açıklanamaz.

Roma’da erkek çocukların ruhunu retorikle donatıyorlardı, tıpkı geçtiğimiz yüzyılda bu küçük varlıklara denizci ya da asker kıyafeti giydirdikleri gibi.

Çocukluk, süslü püslü görünsün ve insanlığın ideal bir görüntüsünü canlandırsın diye tanınmayacak kılığa sokulan bir yaştır.” (2)

Yukarıda anlatılanlar yaklaşık ikibin yıl evveline aittir.

Sizce, anlayış olarak değişen ne vardır?

Devam edecek

Romalılarda Rüşvet, Servet ve Köleler

www.canmehmet.com

Resim; (United Kingdom, UK, England, Somerset, Bath, Travel Destination, The Roman Baths)  web ortamından alınmış, alt yazı tarafımızdan düzenlenmiştir.

Kaynak: (1-2) Özel Hayatın Tarihi, C.I

614 Toplam Ziyaretçimiz 3 Günlük Ziyaretçimiz

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*