Romalılardan bugüne batıda özel hayat: Vücudumuzla çağdaşlaşıyor, yaşamımızla batılılaşıyoruz (5)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Aç ve tok

 

Vücut geliştirme” merkezleri olan bir ülkede, “Akıl geliştirme merkezleri olmamalı mıdır? Sağlıklı beslenme ile vücudunu koruyanların; kaliteli bir yaşam, ilişki düzeyi için Akıl ve Zeka‘sını geliştirmeye ihtiyaç duymaması nasıl yorumlanmalıdır? Ki; Vücut ile akıl çıktıları ortada iken!

Bu yapılamadığı için mi davranışlarımız ve ilişki kalitemiz “sıfır” mertebesindedir?

Bu nedenle mi kendi huzurumuzu diğerinin huzurunda değil de, onun yok olmasında görüyor;

Bu nedenle mi kendi çıkarımızı diğerinin çıkarında göremiyor;

Bu nedenle mi ne kendimiz rahat-huzur bulabiliyor, ne de diğerinin bulmasına yardım ediyor;

Bu nedenle mi, “Ben cennet, dışımdakiler cehennem!” diyerek: kısacık yaşamı, kendimize cehennem, çevremize de zehir ediyoruz?

İnsan, konforunu geliştirirken, herhalde aklını, düşünce dünyasını körelten tek varlık olmalıdır.

Yemekle vücudunu geliştiren insan, ancak bilgi ile aklını geliştirebileceğini düşünememekte midir?

“Düşünebilen varlık!” İnsan olarak?

Romalıların yaşamına kaldığımız yerden devamla:

Antik YunanTarihi, çağlardan beri her medeniyetten insanın ilgisini çekmiş, birçok Avrupa ulusunu etkileyip, örnek olmuştur. Bu dönem, M.Ö. 8000’de başlar, M.Ö. 30′da da sona erer.

Önemli olayları özetlersek:

M.Ö.3000 yıllarında, Girit’te Messara Tholoi ve Vasiliki, Myrtos yapıları, Lerna’da Tiles yapısı dikkat çekmektedir. M.Ö.2000 yıllarında, Minos yerleşimlerinin yıkımı ile karşılaşıyoruz. M.Ö.1450 Miken Kültürü Dönemi boy göstermektedir. M.Ö.1250 yılında ünlü Truva Savaşı gerçekleşmiştir.

M.Ö.776 yılında İlk Olimpik Oyunlar’a rastlıyoruz..Yunan Kolonileri Güney İtalya ve Sicilya’ya yerleşmiş ayrıca ünlü ozan Homeros şiirlerinin de kaydı gerçekleşmiştir.

-M.Ö. 594 yılında, gene Arkaik dönem içerisinde…Solon Yasaları ile demokrasinin ilk adımları atılmıştır… M.Ö.460 yılında Atina’da Perikles döneminin başlamasıyla, Atina altın çağını yaşamaya başlamıştır. M.Ö.30 yılında Kleopatra ölmüştür. Bu yılla birlikte Antik Yunan Dönemi sona ermiş ve Roma İmparatorluğu tarih sahnesinde önemli bir konuma gelmiştir.”

Burada bir not düşülmelidir.

Roma uygarlığı, kültürel olarak yoğun biçimde ilham ve örnek aldığı Antik Yunan ile birlikte “klasik antikite”ye dahil edilir. Antik Roma Batı dünyasındaki hukuk, savaş, sanat, edebiyat, mimari, teknoloji ve dil konularının gelişimine büyük katkıda bulunmuştur ve hâlen de günümüz dünyası üzerinde büyük etkiye sahiptir.”

Bu doğrultuda,“Batılılaşmak”, kendimizi aldatmadan:

-“Antik Yunan-Antik Roma”lılaşmaktır. Bizler, çağdaşlaşmak, yerine bir akıl tutulması mı yaşadık ki, halen Batılılaşma!’ şarkısını söylüyoruz.

Romalılar döneminde Kadın, çocuk ve özel hayat:

-‘’Eğer (tahtaya vuruyorum!) bir çocuğun olursa, erkekse bırak yaşasın; eğer bir kız olursa onu sokağa bırak.” (Doğumla birlikte) Babanın yerden kaldırmadığı çocuk evin kapısının önüne ya da bir çöplüğe bırakılacaktır; dileyen oradan alacaktır. Baba yoksa bile, eğer hamile karısına öyle yapmasını emretmişse, çocuk yine sokağa terk edilir. Yunanlılar ve Romalılar, Mısırlıların, Germenlerin ve Yahudilerin bir özelliklerinin de bütün çocuklarını yetiştirmek ve hiçbirini sokağa bırakmamak olduğunu biliyorlardı…Eski Yunan’da, erkek çocuklardan çok kızları sokağa bırakıyorlardı..”

Bu olay yaklaşık 2000 yıl önce yaşanır…

Tarihler 600’lü yılları gösterirken, Kuran “NAHL Suresi” aşağıdaki öğütlerle gönderilir:

-Ayet-58; Aralarından birine bir kızı olduğu müjdelendiği zaman içi gamla dolarak yüzü simsiyah kesilir.

-Ayet -59; Kendisine verilen kötü müjde yüzünden, halktan gizlenmeye çalışır; onu utana utana tutsun mu, yoksa toprağa mı gömsün? Ne kötü hükmediyorlar! (*)

Bunun yorumunu, “Akıl Sahipleri”ne bırakıyoruz.

 Artık kaldığımız yerden, Roma Dönemi’ nden başlayarak günümüz Avrupa’sının özel hayat serüvenine gidebiliriz. Dizi bittiğinde görülecek olan:

-İnsan kendini (Düşünce kalitesini) geliştirmemiştir. Geliştirdiği; konforu ile diğerinin hakkını gaspetmek için geliştirdiği modern! silahlardır. Acı ancak, insan olarak gerçeğimiz budur.

Anlamadan sorguluyor, sorgulamadan yargılıyor, yargılamadan öldürüyor, İlginç olanı buna da “Kahramanlık” diyoruz.

İnsanın tek bir görevi olsaydı, bu herhalde: “yaşamak ve yaşatmak” olurdu.

Anlaşılan O ki: Henüz düşünemeyen “İnsan”, yaşam serüveninin en başında; “Çiğ” dönemindedir.

..

Roma’da Doğum oranı ve gebeliği önleme

…Evlat edinmeler ve bazı azatlıların toplum içindeki yükselişi, doğal üreme oranındaki düşüklüğü telafi ediyordu, çünkü Roma düşüncesi pek az doğacı olan bir anlayışa sahipti. Çocuk aldırma ve gebeliği önleme alışılmış uygulamalardandı, ancak tarihçilerin buradan çıkardıkları tabloyu bozan, Romalıların çocuk aldırma adı altında, bugün bizlerin de böyle adlandırdığımız cerrahi yöntemlerle, bizim gebeliği önleme olarak adlandırdığımız diğer yöntemleri karıştırmalarıdır…En katı ahlakçılar dahi, meyvesini saklamanın anne için bir görev olduğunu söyleyebiliyorlardı: Cenine hayat hakkı tanımayı düşünmemişlerdi.

Gebeliği önleyici bir yönteme başvurmak, tüm toplumsal sınıflar için kesin bir uygulama idi. Aziz Augustinus, “gebelikten kaçınılan birleşmeler ”den ender bir şeymiş gibi söz etmediği gibi, bu tür birleşmeleri, yasal eşle olduğunda bile kınar; gebeliğin önlenmesini, ilaçlar yardımıyla kısırlaştırmayı ve çocuk aldırmayı birbirinden ayırır ama bunları da aynı şekilde kınar.

Alfred Sauvy, bu konuda bize şu bilgiyi vermeyi uygun buldu: “İnsan türünün çoğalma gücü konusunda bugünkü bilgilerimizden yola çıkacak olursak. Roma İmparatorluğu nüfusunun çok daha hızlı artması ve sınırlarından taşması gerekiyordu.”

Kullanılan yöntem neydi? Plautus, Cicero, Ovidius, sevişmeden sonra kadının lavaj uyguladığı pagan töresine atıfta bulunurlarken, Lyon’da bulunmuş bir çanaktaki kabartmalar, yatakta fazlasıyla meşgul bir çifte, onlara doğru koşuşturan bir ibrik taşıyıcısını betimlemektedir; töre, temizlik gibi görünse de, gebelik önleyici olabilir.

Hıristiyan polemikçi Tertulianus, spermin, bir kez yayıldıktan sonra esasen bir çocuk olduğunu düşünmektedir (fellatio’yu yamyamlıkla bir tutar); oysa Bakirelerin Örtüsü’nde, doğurmaları yaratmayla eşdeğer tutulan o sahte bakirelere, olayın taşıdığı müstehcen hafifmeşreplik yüzünden ancak üstü kapalı göndermede bulunur: Bunlar, tuhaf bir şekilde, dünyaya babalarına tıpatıp benzeyen çocuklar getirir ve bu şekilde dünyaya gelince de onları öldürürler; bir kadın prezervatifine gönderme vardır burada.

Aziz Yeronimos, XXII. Mektupta, “kısırlıklarını önceden tadan ve insan denen varlığı daha döllenmeden öldüren” bu genç kızlardan söz eder: Burada da sperm öldürücü bir maddeye gönderme söz konusudur.

Kaç çocukları oluyordu? Yasa, üç çocuk annesi kadınlara, görevlerini yerine getirmiş oldukları için bir ayrıcalık tanıyordu ve bu sayı yasallaşmış gibi görünmektedir. Mezar taşlarındaki bilgileri kesin bir biçimde yorumlamak oldukça zor; buna karşılık metinler. Üç çocuklu ailelerden dikkat çekici bir sıklıkla söz ederler.

Aynı zamanda, bunu sanki atasözüyle de dile getirirler. Bir hicivci, cimriliği yüzünden çocuklarını aç bırakan bir kadına çatmak mı istiyor. Şöyle yazacaktır: “Onun üç fırlatması.” Stoacı bir vaiz şöyle haykıracaktır: “Soyunun devamlılığını sağlamak için iki ya da üç tane huysuz veledi dünyaya getirmekle çok fazla bir şey mi yaptıklarını sanıyorlar?”

Bu Malthusçuluk hanedancı stratejiydi; Plinius’un mektuplaştığı kişilerden birine yazdığı gibi, bir çocuktan fazlasına sahip olunduğunda, ikincisi için varlıklı bir damat ya da bir gelin bulmayı düşlemek gerekir.

Demek ki, mirasın parçalanmaması arzu ediliyordu. Antikçağ ahlakının bu tür hesaplardan haberdar olmadiği doğrudur ve aynı Plinius’un döneminde bile, eski kafalı bazı aile babalarının ahlak anlayışı buydu ve “zamanımızda çoğu insan tek erkek çocuğun bile zaten ağır bir sorumluluk olduğunu ve gelecek kuşakların yükünü sırtlanmamanın çok daha yararlı olduğunu düşündüğü halde, bu kişiler karılarının doğurganlığını nadasa bırakmıyorlardı”.

Stoacı ve Hıristiyan ahlakın yerleştiği II. Yüzyıl sonu yaklaştıkça durum değişecek midir? Marcus Aurelius’un hocası hatip Fronto, çocuk ölümleri nedeniyle “beş çocuk kaybetti”; çok daha fazla sayıda çocuğu olsa gerekti. Marcus Aurelius’un kendisi de, kız-erkek dokuz çocuk sahibi olacaktır. Gracchus’ların annesi ve örnek kadın Comelia’nın, vatana on iki çocuk vermiş olduğu Altınçağ, üç yüz yıl sonra yeniden doğmaktadır. (1)

Devam edecek

-Roma’da eğitim nasıl yapılmaktadır?

www.canmehmet.com

(*) Tefsir: Diyanet işleri Bşkanlığı’na aittir.

Resim:web ortamında alınmış alt yazı tarafımızdan düzenlenmiştir.

(1) Özel hayatın Tarihi, C.I. Sahife:26

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*