Romalılarda özel hayat: “Kadın” Gerçeğine hazır mısınız? Kadın ne zaman dünyanın aklına geldi (8)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

işte kadın

 

Bakmayın siz birilerinin, “Kadın Hakları!” dediğine. Kutsanan kültürlerde “Kadın”, akıllara ilk kez ona ihtiyaç duyulan “Sanayi Devrimi”nde gelmiş.

-Ne yani ondan önce “Kadın” Kadın değil miymiş veya kadın yok muymuş?

-Düşünülen, “Dişi” manasında varmış elbette, “Kadın”mış; Ancak: hakkettikleri, yüklendikleri, ürettikleri, etkeni oldukları ve illa özellikleriyle “Kadın” olmadan önce başka bir şey daha olmaları gerekmiyor muydu?

Bu bölümde, “Batıda kadın”, Antik Yunan ve Roma dönemi ile birlikte bugüne hangi anlayışlarla geldiği, (şartlarla ancak) evrildiği ve Kadınlarla ilgili bahsedilen bu, “Başka bir şeyler…” didiklenecektir.

Didiklenecektir ki,

Kadın” anlamını: Bir Anne/Ev hanımı, Bir , Bir Sevgili, Bir ilim insanı, Bir İşçi veya öncelikle “Bir İnsan” olarak mı bulmuş ve bulmaktadır?

Ve bulmasında (eğer, bulmuşsa!)  en büyük tetikleyici ne olmuştur?

Bunun araştırması, yorumlanması bize kaldığına göre, Dünyanın halen de tek derdi: “Anneler günü!” Olmalıdır.

İlginçtir, Annenin, evladın, toplumun hatta İnsan’ın da!

-“Ört ki, ölem”

(Modern) Batıda kadın, 17-18’nci asır itibariyle Kamusal alan’a (sosyal alan’a) girmesiyle birlikte “Erkeklik”le özdeşleşir.

Bu, açık ifadesi ile: Kadın (Erkeğe ait olduğu düşünülen işlere) çalışma hayatına (Sanayi devrimi ile birlikte) girmesiyle, sosyal yaşamda (kamusal alan’da) yer alır. Samimi bir ifade ile, Sanayi Devrimi‘nin, “Kadın”a bir çalışan olarak ihtiyaç duyması ile birlikte, “Kadın”, genel ifadesi ile, “Bir insan” olacaktır.

Geriye baktığımızda, “Batı” adına utanılacak bir durum vardır.

Bu, gerçeğinde “İnsan” adına utanılacak bir durum değil midir?

Peki, “Batı” adına vardır da, “Doğu” adına yok mudur?

Güzel bir soru, O halde;

“Otu çek köküne bak!”

“..Genç bir kadının sokağa çıkmasına bile izin verilmezdi.

Eski bir Yunan atasözü der ki: Sokakta, caddede bir kadın görürsen kendine sorman gereken bunun kimin ninesi olduğudur, kimin karısı ya da kızı değil!”

Kadın; evde de yalnızca kadınlara ait olan bölümde (gynaikon) yaşardı…Yunanlı bir kadının sınırlandırılmış toplumsal hayatı, Yunanlı’ların kadınlığı ve kadın olmayı nasıl algıladığı ile bağlantılıydı…

Eski Yunan’ın büyük halk ozanı Hesiodos’un anlattığı bir efsaneye göre; tanrı Zeus, insanoğlunun başına bela olsun diye yaratmıştır ilk kadını yani Pandora’yı.

İnsanlar arasında yaşayan ve kendisini aldatan Prometheus’a öyle öfkelenmiştir ki ondan intikamını, tüm insanlara bir felaket yollayarak almıştır. Hem de süsleyip püsleyerek. Bir zamanlar tanrılarla ölümlüler bir tartışmaya girmişler.

Prometheus büyük bir öküz kesmiş, parçalara ayırmış ve Zeus’un aklıyla alay ederek kesilen et parçaları arasında seçim yapmasını istemiş. Ama aklı sıra tanrıyı kandırmağa kalkışarak ona yağla bezediği kemikleri sunarken; insanlara, hayvanın midesine doldurduğu etleri hazırlamış.

Sonsuz akıllı Zeus, tuzağın farkına varmış ama bir şey de söylememiş. Yalnız, ölümlülere içi doldurulacak bir felaket plânlamış. Dünya üzerinde yaşayan ölümlü ırktan tükenmez ateşi saklamış.

Ama Prometheus onu yine aldatmış ve bir rezene sapı içinde ateşi çalmış. İnsanlara armağan etmiş. Zeus ise hemen bir fenalık düşünmüş ateşin bedeli olarak. Meşhur topal tanrı; Kronosoğlu’nun arzusuna göre topraktan utangaç bir genç kız biçimlendirmiş.

Tanrıça Athena; ona parlak kıyafetler giydirmiş ve baştan aşağı süslü bir duvakla donatmış. Taze çiçeklerden oluşan bir çelenkle de taçlandırmış. Çok ünlü topal tanrının, Zeus’un arzusuna göre kendi elleriyle biçimlendirdiği altın tacı da takmış başına.

Tüm ölümsüz tanrıların ve ölümlü insanların önüne çıkarmış sonra bu kadını. Onların gördüğü bu şey; insanların dayanamayacağı bir kurnazlığa sahipmiş aslında. Ondan kadın ve dişi ırkı türemiş.

Ölümlü erkekler arasında yaşayan ölümlü bir kadın ırkı. Kadınlar, erkeklere büyük bir dert olacaklarmış bundan böyle. Darlıkta ve yoklukta değil ama bollukta ve zenginlikte erkeklere zevcelik edeceklermiş.

Nasıl ki bir kovanda tüm arılar çalışır ve semeresini yalnız tek bir arı alır, işte böyle bir kadın ırkı yaratmış Zeus tüm erkekler için. Sahip oldukları iyi şeylerin bedeli olarak ise; ikinci bir fenalık düşünmüş.

Her kim evlilikten ve kadınların neden olduğu dertlerden kaçarsa, o, yaşlılık günlerinde yalnız olacakmış ve öldüğünde malı-mülkü akrabaları arasında paylaşılacakmış.

Ve evliliği seçip kendine uygun bir eş bulan için ise; başka türlü bir kötülük olacakmış onu bekleyen. Yaramaz çocukları olacak, ruhu ve kalbi hiç dinmeyen bir kederle dolacakmış…

Başka bir rivayete göre ise; Homeros’un İlyada destanına konu olan Troya savaşı, güzel bir kadın yüzünden çıkmış. Troya prensi Aleksandros (Paris), Spartalı kralı Menelaos’un güzeller güzeli karısı Helen’i kaçırıp kendi ülkesine getirince, Menelaos’la beraber kıta Yunanistan’dan gelen askerler, Troya’yı kuşatmışlar ve kente büyük zarar vermişler.

Bu öykülerde; kadının felaketle eş tutulduğu hemen göze çarpar. Bu motifin, toplumda kadına verilen değer üzerindeki etkisi -ne ölçüde olduğu tam olarak bilinemese de- şüphe götürmez…(1)

Devam edecek…

-Kadın sadece Antik Yunan, Antik Roma’da mı bu anlayışla görülmektedir? Peki, Doğu’da durum nasıldır?

www.canmehmet.com

Resim: Web ortaundan derlenmiş, tarafımızdan birleştirilmiştir.

Kaynaklar:

(1)Daha fazlası için bakınız

a) http://www.academia.edu/340322/ESK%C4%B0_YUNAN_KULTURUNDE_KADININ_YERI

Daha fazlası için bakınız:

b) http://gazi.academia.edu/didemdemiralp

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*