Robert Kolej dosyası; Yabancı okulların bu ülkeye İncil’le getirdikleri, Kuran’la götürdükleri (5)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Türkiye’nin eli neden  80-90 yıldır bağlıdır ve neden çıkarlarımızı gözetememekteyiz?

Türkiye’nin eli neden 80-90 yıldır bağlıdır ve neden çıkarlarımızı gözetememekteyiz?

 

Nitelikli bir insan, 25-30 yıllık sürede ciddi emek ve önemli miktarda para ile yetişmektedir. Bu manada yabancı okullarda yetişen insanlarımızın sonralarını hiç merak ettiniz mi?

Aileleri tarafından büyük özverilerle yetiştirilen bu çocuklarımız yetiştiklerinde, kendilerine, ailelerine ve ülkelerine yararları, katma değerleri ne olmaktadır, özgüven duyguları ile kendileri ve ülkeleri ile gurur duyabilmekte midir?

Yoksa…

İngiliz diplomatlar ile Amerikalı misyonerler bizim genetik kodlarımızı çözmekle kalmamış, bizleri, santimetrekarasinde 2500 ilmik olan bir ipek halı misali özene bezene dokumuşlardır.

Biz, başımıza gelen bunca olaya veremediğimiz tepkilerden sonra, “Üzerine ölü toprağı serpilmişler!” başka nasıl olurlar? Demeyelim.

İbret alınabilmesi için “Kendini ve gerçeklerini düşmanlarının gözüyle gör!” Anlayışından hareketle, aşağıda İngiliz diplomat Urquhart ile Amerikalı Robert kolej kurucularından misyoner Cyrus Hamlin’in tespit ve görüşlerine yer verilmektedir.

David Urquhart, İngiliz (İskoç) Diplomat yazar. (1805-1877) Bakınız ne anlatmaktadır;

…1853’teki sözkonusu mülakatta kafamda Osmanlı imparatorluğu değil, Türk Milleti vardı. Bunun için Türklerin dilinden söz ederken, Rus dilinden de söz etmiştim ki bir gün yıkılıp ortadan kalkacaklarını tahmin ettiğim Avrupalı ırkların dili ile ortak kaynaktan gelme ve onlarla karışıktır. Bu olanlar son derece derin ve önemlidir. Öyle önemlidir ki, bunlardan biri İmparatorluk şehri İstanbul’a sahiptir. Türkler İstanbul’u ele geçirdiler ama bu daha dün gibidir. Dört asır: böyle bir milletki hayatında hiç bir şey değildir. Türkler İstanbul’u göçebe bir aşiret olarak değil, fakat küçük bir akıncı ordu olarak fethettiler. Onlar İstanbul’u kılıçları ile değil, karakterleri ile fethettiler. Onlar İstanbul’u fethedebildiler çünkü; burada oturan halk, onları kendi hükümetlerine tercih etti.

Eğer Türkler ertesi gün İstanbul’u terk etseydi, yerli Rum halkı onları bir gün sonra Bursa’dan veya Konya’dan davet edecektiler. Aynı ırk dörtbin yıl önce, her ne kadar İstanbul’a sahip olmadıysa da Anadolu’da hakimiyeti ellerine geçirdiler.

Türkiye’nin coğrafî durumu çok mükemmeldir. Askerî gücü de böyledir. Ancak bütün bunlardan çok daha mühimi bu insanların karakterleridir. Bir millet ki aynı zamanda hem çok dürüst hem de savaşçı olsun… bu insanlık tarihinde çok nâdir rastlanan bir hadisedir. Bu durum Türklerde var ama Avrupalılarda yoktur. Bundan dolayı Türklerin yaşamaya devam edeceklerini, fakat Avrupalıların yok olacaklarını söylüyorum. Asker bir millet, asker bir hükümetten oldukça farklıdır.”

Osmanlı İmparatorluğunun bekasının, şartı Türklerin bizi taklit etmemesi ve bize benzememelerdir. Bu söylediğim, General Valentini’nin 1828-29 seferberliği esnasında yazdığı ve bu konu üzerinde herhangi bir şey öğrenmek isteyenlerin okumaları gereken kitabında söylediklerinden başka bir şey değildir.

General Valentini, Türk Askerlerinin Tuna boylarında müstahkem yerleri müdafaa ederken gösterdikleri kahramanlıkları tasvir ettikten ve bunun sadece bu milletin içindeki itici güçten kaynaklandığını gösterdikten soma şöyle der:

-“Biz, onlar kendileri olarak kaldıkları müddetçe onlara tesir edecek bir şey yapmamalıyız.’

Bu şartı ortadan kaldırın, Türkleri bizim gibi konuşur hâle getirin, din dediğiniz, sorumluluk duygusunu bütün hareket ve saiklerden çekin, orada da Avrupa’da gördüğümüz gibi herşeyin merkezde yoğunlaştığı, mahalli varlığın ortadan kalktığı ve herşeyin anlık boş konuşmalarla alınıp verildiği bir vaziyet ortaya çıkar. Ardından insana saygının kaybolması, küfür, toplumun keskin hatlarla sınıflara ayrılması, ferdî menfaatlerin ön plana çıkması, iştiyaksızlık, gelecek ve haksızlığa isyan duygusu yok olacaktır…”

…Şimdi meselenin esas noktasına geliyorum. O da şudur: Deniyor ki: “Niçin önceleri Türkiye’nin, Hristiyan tebaasından gelebilecek bir tehlike ile karşı karşıya bulunmadığını söylediğiniz halde, şimdi Türkiye’nin yakın bir tehlike ile karşı karşıya bulunduğunu söylüyorsunuz?”

-Ben daha önce ne söylediysem bugün de aynı şeyi söylüyorum. Türkiye 1833’teki gibi, 1867’de artık Hristiyan teba’asından gelecek bir tehlike ile karşı karşıya değil. Ben ilk defa bu fikri ileri sürdüğüm zaman Avrupa’da hayretle karşılandı. Bununla beraber ben Osmanlı Devleti’nin tehlikede olduğunu hem de en yakın zamanda zuhur edecek bir tehlike ile Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğunu söylüyorum. Fakat artık bu tehlike Hıristiyan vatandaşlarından değil, Müslümanlarından kaynaklanmaktadır.

Tehlikenin esas kaynağı Babıâli’nin Batılı nasihatçıların dinlenmesinden kaynaklanmaktadır. Hükümeti oluşturan, kendisi olmaktan vazgeçip Avrupai muaşeret kaideleri ve hayat tarzına kendisini kaptırmış devlet adamları tehlikenin kaynağıdır..”(1)

Şimdi Robert Kolej’in kurucularından Amerikalı Rahip Cyrus Hamlin anlatmaktadır;

“..İstanbul’un düşüşü birçok yazar tarafından Hıristiyanlığın ve medeniyetin kıyameti addedilir. Fetih, Avrupa’yı ve medeni dünyayı gafil avlamıştır. Fakat belki de fetih, Doğu’da savunmaya geçmiş Hıristiyanlığın, imhasından ziyade kurtuluşu idi; doğrudan reforma taşımasa da en azından yozlaşmasına mani olmuştur..”(2)

-“..Fetih matbaanın icadıyla neredeyse aynı zamana denk gelmiştir, ki klasik ve batı öğretileri Avrupa’da yayılırken, basın bunları muhafaza etmeye ve çoğaltmaya hazırdı. Yunan kültürü üzerine çalışmalar okullarda yayıldı. Bu dönemde Grek Yeni Ahit’i muazzam alaka görmüş ve hakkında bir hayli araştırma yapılmıştır. Hatta denilebilir ki İstanbul’un düşmesi Avrupalı zihniyetine Yeni Ahit’i kazandırmıştır.

Doğu kılıç ve cihatla meşgulken, Batı entelektüel ve endüstriyel keşiflerle meşgul oluyordu.

Matbaa, deniz seferleri, ticaret, mimarlık, resim ve nihayet reformlar Batıyı barbarlık ve cehaletten kurtarmıştır. Sanatlarda ve savunmada kaydedilen ilerleme neticesinde Doğu, Batı’nın asırlarca gerisinde kalmıştır..” (3)

…Osmanlı İmparatorluğu’na duyduğum alâka. Amerikan Meclisi tarafından bir liseyi idare etmek ve kendimi eğitime adamak ve tam otuz beş senelik vazife hayatımı sürdürmek üzere 1837 senesinin Şubat ayında Kostantiniyye’ye atanmamla başlar. O sıralar imparatorluk buhranlı günler yaşıyordu. Doğuşundan itibaren üç asır boyunca Hıristiyanlık âlemi için büyük tehdit teşkil eden bu imparatorluk artık kuvvet kaybediyor, daha doğru bir tabirle yerinde sayıyordu.

…Kadere karşı senelerce mücadele veren, Yeniçerileri ve dolayısıyla Türk ordusunu da dağıtan, Yunanistan’ı kaybeden, Navarin cephesinde donanmasını kaybeden ve Rus savaşlarında kaynaklarının tamamını tüketen fakat tüm bunlara rağmen imparatorluğunu kurtarmaktan katiyen vazgeçmeyen reformcu Sultan Mahmud şu sıralar vereme teslim olmak üzere.

…O sıralar Sultan vefat etmek üzereydi; fakat ruhunu cennete yükseltecek zafer çığlıklarını duyacağından emindi. Avrupa’nın tüm dikkatini Şark Meselesi’nin akıbetine verdiği bu çetrefilli siyaset sahnesinde, tabiatları bakımında farklı vasıflara sahip başka kuvvetler de dikkat çekiyordu..” (4)

İngiliz Diplomat ve Amerikalı Misyoner bize satır aralarında hangi mesajları vermektedir?

İngiliz Diplomat’ın söyledikleri;

-Türkler İstanbul’u kılıçları ile değil, karakterleri ile fethettiler. Onlar İstanbul’u fethedebildiler çünkü; burada oturan halk, onları kendi hükümetlerine tercih etti

-Türkler yaşamaya devam edecekler, fakat Avrupalılar yok olacaklar…

-Türkler, kendileri olarak (karakterlerini korudukları) kaldıkları müddetçe yenilmezler.

-Tükler için tehlikenin esas kaynağı; Babıâli’nin (Hükümetin) Batılı nasihatçıları dinlemesinden kaynaklanmaktadır. Kendisi olmaktan vazgeçip Avrupai muaşeret kaideleri ve hayat tarzına kendisini kaptırmış devlet adamları tehlikenin kaynağıdır..”

Misyoner Hamlin’in söyledikleri;

İstanbul’un düşüşü Hıristiyanlığın ve medeniyetin kıyameti addedilir.

-Hatta denilebilir ki İstanbul’un düşmesi Avrupalı zihniyetine Yeni Ahit’i kazandırmıştır.

-Osmanlı İmparatorluğu’na duyduğum alâka, kendimi eğitime adamak ve tam otuz beş senelik vazife hayatımı sürdürmek üzere 1837 senesinin Şubat ayında Kostantiniyye’ye atanmamla başlar.

-O sıralar imparatorluk buhranlı günler yaşıyordu. Doğuşundan itibaren üç asır boyunca Hıristiyanlık âlemi için büyük tehdit teşkil eden bu imparatorluk artık kuvvet kaybediyor, daha doğru bir tabirle yerinde sayıyordu.

Avrupa’nın tüm dikkatini Şark Meselesi’nin akıbetine verdiği bu çetrefilli siyaset sahnesinde, tabiatları bakımında farklı vasıflara sahip başka kuvvetler de dikkat çekiyordu..”

Burada bir ara veriyoruz.

-Rahip Hamlin’in “Şark Meselesi” olarak tanımladığı nedir ona bir bakalım.

Batılı Hristiyanların adına “Şark Meselesi” dediklerin düşüncelerinin  iki ayağı vardır:Birincisi, Osmanlı’yı Avrupa’dan atmak, İkincisi, Türkleri İslam’dan uzaklaştırmak. (5)

İfadelerimizi güçlendirmek  adına önce de verdiğimiz, Robert Koleji’n temel atma töreninde özellikle konuşturulan Yunan Hatip ne demiştir?

-II. Mehmed (Fatih Sultan Mehmed) tarafından Kostantiniyye’nin (İstanbul’un)fethi ve Bizans imparatorluğunun yıkılması için yaptırılmış, yakınımızdaki surla kıyasladı:

-“Bu bina şu kulelerden daha yüksekte. Onlara hakim. Güçleri ruhani ve ebedi, Bu bina onların yıkılıp gitmesine şahitlik edecek.” (6)

Ortodoks papazları inançlarına göre; 1453’te İstanbul’un fethinden ve Bizans’ın yıkılmasından sonra siyah cübbe giyerler, uzattıkları saçlarını arkadan düğümlerler. Bu inanca göre düğüm, İstanbul’un yeniden Ortodoksların başkenti olunca açılacaktır. (7)

Yazılanların yorumunu her zaman olduğu gibi okuyanlara bırakıyoruz.

 

Devam edecek..

-Robert Koleji’nin yapımına kimler nasıl izin verdiler?

(1)OSMANLI YANLISI İNGİLİZ DIŞ İŞLER KOMİTELERİ, Dr. Hüseyin Çelik

(2)ROBERT KOLEJ’I KURAN MİSYONERİN ANILARI, Türkler Arasında, CYRUS HAMLIN, S.21

(3)ROBERT KOLEJ’I KURAN MİSYONERİN ANILARI, Türkler Arasında, CYRUS HAMLIN, S.26

(4) ROBERT KOLEJ’I KURAN MİSYONERİN ANILARI, Türkler Arasında, CYRUS HAMLIN, S.28

(5) Daha fazla bilgi için bakınız; http://www.canmehmet.com/secilmis-demirel-halk-ogrenmeye-hazir-degil-halk-herseyi-biliyoruz-fazlasini-da-son.html

(6) Daha fazlası için bakınız; http://www.canmehmet.com/robert-kolej-dosyasi-bu-bina-onlarin-yikilip-gitmesine-sahitlik-edecek-bu-hangi-bina-4.html

(7) Bitmeyen hesap”, Yaşar YAZICIOĞLU, sahife; 59 Daha fazlası için  http://www.canmehmet.com/majestelerinin-gazetesinde-yayinlanan-laik-bir-cumhuriyet-ilanin-arkasindaki-sir-4.html

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*