“Resmi Tarih” dosyasını açıyoruz. Yazılanlara halk hiç inanmadı. İnansaydı, CHP 7/24 iktidardı (1)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Hatırladınız mı? Artık yerli kurgular yetmiyor, bunlar sahibinin sesi, pardon gerçek sahiplerinin görüntüsüdür.

Hatırladınız mı? Artık yerli kurgular yetmiyor, bunlar sahibinin sesi, daha doğrusu gerçek sahiplerinin görüntüsüdür.

 

 

Bu milleti, “Kadim” yapan ortak aklıdır.  Darbecilerin ve medyanın görmemezlik inadının arkasında neyin olduğunu pekâlâ bilir. Değilse, M. Kemal Paşa’nın ifadesiyle (1); “Jandarma, polis ve vali partisi..” nasıl devam ederdi?

“Resmi Tarih” dosyasına, önem sırasında önlerde olduğu için 1909 yılında gerçekleştirilen 31 Mart Vakası” ile başlıyoruz.

Bu konuda okuyanlarda bir tereddüde yer vermemek için (yapılan çarpıtmalara) çok sayıda farklı görüşlere yer verilecek ve karar her zaman olduğu gibi okuyana bırakılacaktır.

*

Neden 1909 Yılı  ve Neden 31 Mart Vakası?

Bu tarihin önemi, Osmanlı hanedanlığının fiilen son bulduğu, doğrusu, “sonlandırıldığı tarih” olmasından gelmektedir.

31 Mart Vakası bu nedenle “Resmi tarih” için çok önemsenmiştir.

31 Mart Vakası Osmanlının Hanedanlığının bitirilmesi için çok ortaklı dış ve  iç (Mason- kimi- Asker) destekle tertip edilmiştir. (2)

Menemen hadisesi” de aynı anlayışın ürünüdür.

31 Mart Vakası ile, askerlere;

Menemen –Kubilay- Hadisesi ’de, hem askerler hem de öğretmenler üzerinden (özellikle anma törenlerinde) topluma mesaj verdirilmesi için kalıcı olarak düşünülmüş tertiplerdendir.

Düzen, asker cephesinde ordu;  öğretmenler cephesinde beyin yıkama yolu ile sürdürülmelidir.

*

Resmi tarihe neden gerek duyulur?

-Yeni bir düzen, kendisini kalıcı kılacak propaganda ve desteğe (çarpıtmalara) ihtiyaç duyacaktır. İlk nedenlerden birisi budur. Bu konuda Sovyetlerin hakkını yememek! gerekir, Yıllarca kendi (aç) halkını ve dünyayı “Süper Devlet!” balonu ile (Amerika ile birlikte) nasıl da aldattılar.

Demir perde kalktığında, ortada sadece açlıktan ölme ve isyan derecesinde bir halk yığını vardır.

-Bir örnekte bizden vermek gerekirse, Neticede ağır yenilgilerle kaybettiğimiz, I.Dünya savaşı’nın Çanakkale zaferleri anlatılır da;

-“..Filistin cephesinde, 19 Eylül 1918’de başlayan İngiliz taarruzu ile Osmanlı paşaları, cephelerini İngilizlere teslim etmişlerdi. Cephenin ve 7. Ordu’nun Kumandanı Mustafa Kemal’di. Kolorduların başında ise ismet (İnönü) ve Ali Fuad (Cebesoy) bulunuyordu. Bu, öyle bir bozgundu ki, ittifak edilen devletlerin hiçbirine haber verilmeden, yalnız Osmanlı-İngiltere arasında, İngilizlerin istediği Rauf başkanlığında, 30 Ekim 1918’ de, Limni Adasında, bir İngiliz gemisinde, Osmanlı’nın sonunu getirecek olan Mondros Antlaşması imzalanıyordu…” (3)

İlginç bir bilgi daha vardır. Teslim belgesini (barış antlaşması!) imzalayan Rauf (Orbay) (*) Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin 3.cü başbakanıdır.

Bunlar anlatılmaz.

*

Bunları yerine ne anlatılır?

-“Almanlar yenildi bizde yenilmiş sayıldık!” Kimsenin aklına sormak nedense gelmez!

-Yahu! Madem kaybetmeyecek konumdasın sen devam etseydin… Etseydin de, Anadolu çanağına sıkıştırılarak, elinde her ne varsa, madenlerin ve petrolün  hepsini birden kaybetmeseydin?

*

Bunlara ileride sıra gelecek. Şimdi girişi dağıtmayalım. Bir de sürprizimiz var!

Şu anda hayatta olan bir General, Sakarya Savaşı’nı kazanan cephedeki komutanı açıklamaktadır? (4)

-Nasıl yani!

-Önce bir ısınalım!

*

Sultan Abdülhamid “Kızıl Sultan” olarak adlandırılır. Gerçeğinde O büyük bir dehadır ve yufka yüreklidir.

-“Yufka yürekli!” olan şu sansürcü, istibdatçı Abdülhamid’ mi?

Açıkladığımızda umarız, bu kanaatinizi muhafaza edersiniz.

-Hiçbir Osmanlı Sultanı, hiçbir zaman “Vatan haini!” olmamıştır. Bu kasıtlı ifade de, Resmi Tarih’in kimilerini kahraman yapabilmek adına uçurulmuş balonlarındandır.

-“Aaa… Olur mu? Sultan Vahdettin İngilizlerin Malaya Savaş gemisi ile kaçtı?”

-Hımmmm…. Vay akılsız (sabık) Sultan Vay! Lüks arabalı feribotlar, gemiler varken neden bir savaş gemisi ile kaçmış?

-Yahu! İşgalciler önce sana bir fırsat verirler mi, sonra işgal altındaki ülkede başka bir gemi olur mu?

-Kırk kere yazdık, Vahdettin Sürgüne gönderilirken, “Sultan” değildir.  “Sultan” sıfatı 16 gün önce kaldırılmıştır.

-Bu da ilginç bir tesadüf olsa gerek. Atatürk’ün cenazesi için de bu Malaya Savaş gemisi görev almıştır.  “…daha sonra başta İngiliz Malaya Zırhlısı olmak üzere bütün savaş gemileri birer birer Yavuz Zırhlısının sağından geçip, geri dönmüşlerdir.” (5)

İngiliz hükümeti’nin, Cenazeye refakat için gönderdiği zırhlı, Vahidettin’i Türkiye topraklarından sürgüne götüren savaş gemisidir. Bu da bir tesadüf müdür?

*

Örneğin, “NUTUK” bir tarih kitabı değildir.  NUTUK, Olayların Mustafa Kemal Paşa gözüyle değerlendirilmesidir.

NUTUK, Gerçeğinde bilinçli olarak gelecek nesillere onun üzerinden mesaj verilmesi için söylenmiştir.

*

“…Resmi tarih, hâkim sınıfların bilinmesini istediği tarihtir. Tarihin, geçmişte yaşanmış olanın iktidar sahiplerinin ihtiyaçları doğrultusunda kurgulanmış versiyonudur. Bu amaçla toplumsal bellek [hafıza-ı enâm] yok edilmek, toplum hafıza kaybına uğratılmak istenir, fakat resmi tarih oluşturmak bir başına amaç değildir. Asıl amaç ‘resmi ideoloji’ oluşturmaktır. Velhasıl, resmi ideoloji oluşturmak için resmi tarih oluşturmak, resmi tarih oluşturmak için de toplumun hafıza kaybına uğratılması, toplumsal belleğin [kolektif hafızanın] yok edilmesi, bozulması, tahrif edilmesi, bugünün egemenlerinin ihtiyacına uygun bir bellek imâl edilmesiyle mümkün oluyor. Resmi tarih, yalan, tahrifat, yok saymaya [occultation], adıyla çağırmamaya, sansür ve otosansüre dayanan bir tarih versiyonudur. Toplumsal bellek, egemen sınıfların ihtiyacına cevap verecek şekilde yeniden kurgulanır. Dolayısıyla genç nesillere öğretilen tarih ‘gerçek tarih’ değil ısmarlama üzerine üretilmiş bir tarih versiyonudur… Bu “uydurulmuş tarih” başta genç nesiller olmak üzere, kitleler tarafından ‘içselleştirildiğinde’ amaç gerçekleşmiş sayılır. Öyleyse bir toplumun hafızasını [belleğini] yok etmeye, değilse bozmaya, hafıza kaybı [amnésie] yaratmaya, tarihi tahrif etmeye kim neden ihtiyaç duyuyor sorusu akla gelir. İktidar olmanın ve iktidarda kalmanın yolu gizlemekten, unutturmaktan, toplumu geçmişine yabancılaştırmaktan, toplumu “tarihsizleştirmekten, kimliksizleştirmekten” geçiyor…” (6)

*

Efendim neymiş?

-“...İktidar olmanın ve iktidarda kalmanın yolu gizlemekten, unutturmaktan, toplumu geçmişine yabancılaştırmaktan, toplumu “tarihsizleştirmekten, kimliksizleştirmekten” geçiyor...”muş…

*

-Bu girişten sonra artık 31 Mart Vakası ile başlayabiliriz.

-İnsan yaşananlar ile yazılalanların farkını öğrendikçe,

-“Bu kadar yalan nasıl bir araya getirilmiş! hayret be birader!” demektedir.

Devam edecek…

 

Resim; blog.radikal.com.tr

Açıklamalar;

(*) Hüseyin Rauf Orbay (1881 – 1964, ) Türk asker, siyasetçi. 1918 Ekim’inde Osmanlı Devleti’nin Bahriye Nazırı olarak görev yapan Orbay, devletin çöküş belgesi olan Mondros Mütarekesi’ni hükûmet adına imzalayan kişidir. Kurtuluş Savaşı sırasında 12 Temmuz 1922-4 Ağustos 1923 tarihleri arasında Türkiye’nin başvekilliğini üstlendi; Mustafa Kemal Paşa ve Fevzi Paşa’dan sonra Türkiye’nin üçüncü başbakanıdır.

Kaynaklar;

(1) “M. Kemal, Soyak’a ‘hangi fırka kazanıyor’ diye sorar; Soyak ‘tabii bizim fırka Paşam’ cevabını verir; bunun üzerine M. Kemal:-‘Hayır öyle değil, kazanan idare fırkasıdır, çocuk! Yani Jandarma, polis, nahiye müdürü, kaymakam ve valiler, bunu bilesin.’” Geniş bilgi için bakınız;  http://www.canmehmet.com/chp-dosyasini-aciyoruz-iste-mudafaa-i-hukuk-ve-halk-firkasindan-olma-chp-gercegi-7.html

(2) “…Dolayısıyla Osmanlı İmparatorluğunun çöküşünde, bu çöküş ne zaman gerçekleşirse gerçekleşsin, İngiltere’nin İslam’la ilgili rolü açıkça belirlenmiş bulunuyor. Hilafet –artık bir imparatorluk değil ama hâlâ bağımsız bir hakimiyet olarak- Britanya koruması altına alınmalı ve siyasal varlığı, Avrupa’nın başka saldırılarıyla rahatsız edilmeyecek şekilde resmen garanti edilmelidir…”Wilfred S. Blunt “ İslam’ın Geleceği”, sahife,105;Fazla bilgi için bakınız;  http://www.canmehmet.com/turkiye-korlerinden-degil-koklerinden-beslenerek-tekrar-dunya-devleti-olacaktir-napolyon-neden-muslumanlarin-halifesi-olmak-istedi-son.html#sthash.U0S2rl4J.dpuf

(3) “Osmanlının tasfiyesi”, Cengiz Yazoğlu sahife, 277

(4) “Komutanlar Cephesi” Fikret Bilâ (Hasan Kundakçı,Emekli Korgeneral anlatıyor)

(5)Yazının tamamı için; http://www.isteataturk.com/haber/5002/liderine-aglayan-bir-ulus-ataturkun-ankaradaki-cenaze-toreni

(6)“Resmi Tarih Tartışmaları 2” tanıtımından. Bakınız; http://www.idefix.com/kitap/resmi-tarih-tartismalari-2-kolektif/tanim.asp?sid=ECLNYKDIVT5TQKLH6H64

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*