“Resmi Tarih” dosyasını açıyoruz. İşte Osmanlıyı yok eden “31 Mart Vakası” gerçeği (2)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Resmin yorumunu okuanların basiretine bırakıyoruz. Hintliler, "Herkesin gerçeği bilgisi derecesindedir" der.

Resmin yorumunu okuyanların basiretine bırakıyoruz. Hintliler, “Herkesin gerçeği bilgisi derecesindedir” der.

 

Fransız, Rus ve Osmanlı Masonlarının (sermaye ile mason subayların) çalışmalarını öğrenmeden ulaşılan sonuç bugüne kadar hep kafaları karıştırmıştır. “31 Mart Vakası” zincirin sondan bir önceki halkasıdır. Büyük bir planın parçasıdır.

31 Mart Vakası”nı;  Ki; Sultan 2. Abdülhamid’in bir Yahudi tarafından tahtan indirilmesi operasyonu’dur.

-Fransız, Rus, İngiliz, Alman ve ABD Devlet politikalarını;

-Siyonistleri, (Siyonizm ve onları kullanan anlayışı);

Jön Türkler’in ortaya çıkışlarını, sırası ile, İttihat ve Terakki, Müdafaa-i Hukuk ve Milliyetçi anlayışa dönüşümlerini de eklemeden, batının bu anlayışları neden can havli ile (günümüzde dahi) desteklediklerini de değerlendirmeden;

İslam’dan alınan rövanşı, (Müslüman Türkler’den-Osmanlılardan, İstanbul ve Atina’nın fethi’nin hesabının sorulması) düşüncesiyle de ilişkilendirmenden çözmeye çalışmak, üzerinde yüzen kayıkla bir okyanusu anlamaya çalışmak gibidir.

Biraz ağzımızı tatlandıralım!

-“…Fransa’da Masonlar III. Cumhuriyet’te tam dokuz bakanlığı almışlardı. O dönemin Fransa’sında 28 milyon kişi yaşıyordu ve çoğu Paris’te olan 1500 Locada kayıtlı 30000 Mason vardı ve bunları %28’i ordu içindeki üst rütbeli subaylardan oluşuyordu. Bu dönemde Fransa’da yürürlüğe konulan slogan şöyleydi’ ‘Fransa’yı Cumhuriyet yapın, Cumhuriyeti de Laikleştirin”. Bu fikir Türkiye’de de yürürlüğe konulmuştur. Yeni Türkiye Cumhuriyetleştirilmiş, Cumhuriyet de Laikleştirilmiştir. Fransa ile aramızdaki benzerlik bundan ibarettir.(1)

-“…İşte bu çalkantılı dönemde Rusya’daki gizli Mason Localarının en büyük ve en etkilisi olan ASTREA Locası’nın üstatlarından biri Pavel Ivanovich Pestel (1793-1826) Yahudilik Sorunu’nun Kökten (Fundemental) çözümü adlı bir rapor yazdı. Pestel, albaydı ve 2. Ordu Komutanı Mason Ustadı Kont Witgenstein’in I. yaveriydi. Locası’nın isteği üzerine Çarlık Rusya’sının ilk GİZLİ ANAYASASINI hazırlamıştı. Yahudilik Sorunu işte bu ANAYASA’NIN bir maddesiydi. Bu gizli ANAYASA, Rusya’da Çarlık rejimine son vermeyi ve Cumhuriyet ilan etmeyi öngörüyordu. Pestel’in ANAYASA’sını hayata geçirmek için 1825’te düzenlenen ‘Decembrist” darbesi başarısız oldu ve 121 kişi yargılandı ve bazıları idama mahkûm edildi. Çar I. Nicolas, Pestel’lin iple idamını kurşuna dizilerek idam hükmüne çevirdi.

Pestel Anayasa’sında, “Tüm Avrupa ve Rus Yahudileri, Madagaskar’a değil, Osmanlı’nın Filistin’ine tehcir edilmesi gerektiğini dile getiren ilk Mason’dur.

Pestel Anayasa’sında,

-“Tüm Avrupa ve Rus Yahudileri, Onlara bunca zamandır hoşgörü gösteren Osmanlı İmparatorluğu’nun Filistin topraklarına TEHCİR edilmelidirler. Burada ilerde bir DEVLET kursunlar ve böylece Avrupa ve Rusya Yahudilerden ARINDIRILMIŞ olur”

diye yazmıştır. Bu plan ilkin İsveç Localarından olan “Üç Erdem”, “Seçkin, Michael” ve “Jordon/Ürdün” localarında okundu ve kabul edildi. Bu Localar, 1819’da St. Petersburg’da özel bir “Filistin Locası” (Lozha Palestiny) kurdular. Bu Loca, Ana Loca olan ASTREA’ya bağlıydı ve üstadı da Ivan Nikoleyevich Khotidintsev (1785-1863) idi.

Böylelikle ilkin Rusya’dan, sonra da sırasıyla; İsveç, Hollanda, Polonya, Fransa, İngiltere ve Almanya’dan Osmanlı İmparatorluğu’nun Filistin topraklarına Avrupa ülkelerinin Mason Localarınca desteklendi ve masrafları da Masonların yönettiği Rus-Amerikan Ticaret Örgütü tarafından karşılandı.

Bu ticaret örgütü gerçekte Rusya’daki Masonluğun gizli karargâhlarından biriydi. En üstten en alt memuruna kadar tamamı Mason kadrosuydu. Bunların arasında Baron Vladimir, Amiral N. Mordinov (1754-1845) ve Kondrati’ Ryleev ile Ivan Gorbacevsky sayılabilir. (2)

-“…Sözün özü: 19 yüzyılın ortalarına değin “Theocide” olarak nitelendirilen Yahudilerin, Osmanlı İmparatorluğu’nun toprakları içinde yer alan Filistin’e Hristiyan Avrupa’dan topluca atılarak gönderilmeleri TEHCİR) fikri tarihte ilk kez Rusya’da ve orada etkili olan Mason Localarında kararlaştırılmış ve daha sonra İngiliz, Fransız, İsveç, Avusturya ve Alman Mason Locaları’nda kabul edilerek uygulamaya konulmuştur, diyorum.

Yahudilerin Avrupa’dan atılarak topluca Filistin’deki Müslüman (Dar-ul-İslam) topraklarına yerleştirilmesi, bu nedenledir ki, bir MASONİK Plan’dır. Siyonistlerin kendi fikri değildir. Öylesine değildir ki, ünlü Siyonistlerin kendi fikri değildir. Öylesine değildir ki, ünlü Siyonist Herzl’in oğlu Hans Herzl, İsrail vatandaşı olmayı reddederek intihar etmiştir. Bu planın en güçlü destekçisi ise, Rusya’da faaliyet gösteren Rus-Amerikan Ticaret Odası olmuştur.

Osmanlı Devleti’nde ilk Siyonist örgütlenme 1908 Meşrutiyet olayından hemen sonra 1909’da “Maskala” adlı bir gizli örgütlenmeye başlamıştır. Bu gizli Masonik bir gizli örgütlenmeye başlamıştır. Bu gizli Masonik örgütlenmeyi başlatan kişi Victor Jacobson (1869-1935) adlı Rusya’daki isveç Masonluğu’nu işleyen Uranis Locası Üyesi bir Yahudiydi. Ve hayret ama gerçektir ki, Jacobson, Osmanlı’nın başkentinde Rus geleneğine uygun örgütlenme yapmıştı.

Jacobson, şu işe bakın ki, Rusya ve İngiltere ile Osmanlı (Levant) ticaretini düzenleyen ve Galata Bankerlerinin döviz/faiz transferlerini gerçekleştiren AngloLevantine Banking Company’nin müdürü olarak İstanbul’da yaşamıştı. Rus Yahudi’si Jacobson, Filistin’e göç, daha sonra tehcir fikrinin en ateşli savunucularındandı…”(3)

*

Yazılanlardan anlaşılan;

– (Bugünkü manada) “Cumhuriyet” anlayışının fitili, Fransa’da Masonlar (Daha doğrusu büyük sermaye) tarafından ateşlendiğidir.

-Masonlar’ın bu işte, (ülke yönetimini ele geçirmelerinde) Cumhuriyet kurmalarında en büyük yardımcıları mason yaptıkları askerlerdir.

-Fransa, Rusya ve Osmanlı’daki hareketlenmelerin arkasında Fransa (İhtilal anlayışı) vardır. Açık ifadesi ile, Ülke yönetiminden soyluların geri plana çekilerek “elitler’i dümenin başına geçirme operasyonu” Fransa’dan yönetilmektedir.

Burada sözü Rus Çarı’na bırakıyoruz.

..Alexander’ı (*) hareket etmekten alakoyan şey, herşeyden önce Avrupa’da istikrarın ve barışın korunması gerektiğine duyduğu inançtı. Babıâli ile savaş ne kadar haklı olursa olsun, meşru hükümdarlarına karşı isyancıları destekler bir savaş olacak, 1814-1815 yılları arasında Avrupa’da kurulan kırılgan, muhafazakâr düzeni ölümcül bir biçimde zayıflatacak, merkezi Fransa’da olan düzen karşıtı, devrimci güçlerin bir kere daha kıtayı silip süpürmesine izin verecekti. 1821 Ağustos’unda Capodistrias’a “Osmanlılara savaşla cevap verirsek, Paris yönetim komitesi zafere ulaşmış olacak ve sonunda hiçbir hükümet ayakta kalamayacak. Düzen düşmanlarına boş bir alan bırakmak niyetini taşımıyorum. Bedeli ne olursa olsun Osmanlılarla savaştan kaçınmanın yollarını bulmalıyız” diye yazmıştı. s.80 a (4)

“Çağdaşlarının çoğu gibi Çar da, Paris’te Avrupa’daki bütün devrimci hareketlere esin kaynağı olan ve devrimci hareketleri kontrol eden merkezî bir örgüt olduğuna inanıyordu.”

Bu ifadeler;

İleride, Osmanlı Devleti yerine kurulacak Cumhuriyet yönetimi’ne giden yolu açan Jön Türklerin, Paris’te hayat bulmaları ve Fransızların onlara desteklerini,

Rus Çarı’nın,

“Paris’te Avrupa’daki bütün devrimci hareketlere esin kaynağı olan ve devrimci hareketleri kontrol eden merkezî bir örgüt…” olduğunun tespiti, bizim yaşadıklarımızın üzerine de ışık tutmaktadır.

Bakalım bu konularda Değerli İlim insanı Prof. Dr. Taha Niyazi Karaca, “Büyük Oyun” isimli eserinde ne demektedir?

…Yabancı gözlemciler Ermeni isyancılarıyla İngilizlerin ilişkilerine dikkat çekmişlerdir. Amerikalı George Hepworth ile Alman Hans Barth bunlardan yalnızca ikisidir. Her iki gözlemci de İngiltere müdahale etmeseydi, Ermeni sorunu gibi bir sorunun asla olmayacağını belirtmektedirler.

Ermeni olaylarında İngiliz politikacıların etkisini gören Sultan II. Abdülhamid (**) İngiltere’yi doğal tehdit olarak kabul etmiştir.

İngiltere’nin Ermeni bağımsızlığını kazanma mücadelesine çeşitli araçlarla cevap vermeye çalışan Sultan II. Abdülhamid, isyanların artması üzerine oluşturduğu Hamidiye Alayları ile Anadolu’nun Balkanlaştırılması sürecini durdurmaya çalıştı. Fakat bu uygulama dış dünyada büyük tepki çektiği için Sultan II. Abdülhamid’e “Ermeni katili”, “Kızıl Sultan” gibi lakaplar takıldı, dergilerde Sultan hakkında karikatürler yayınlandı.

Avrupalıların bu saldırılarına, Ermeni isyancılardan medet uman Osmanlı aydınları da katılmışlardı. Onlarda Ermeni ihtilal birlikleriyle ortaklaşa hareket etme kararı alarak. Sultanı tahtından indirmeye çalıştılar.

İngiltere’nin Ermeni sorununu kullanarak Osmanlı Devleti’ni parçalamayı hedeflemesi ve diğer taraftan da Mısır’ı işgal etmesi Sultan II. Abdülhamid’i büyük bir kıskaç içerisine almıştı.

Aynı zamanda (İngiltere’nin) Gladstone’un bir Haçlı savaşçısı ruhuyla hareket ederek

-Hıristiyan devletlerini biraraya getirmesi ve Büyük Hıristiyan Birliği’ni oluşturmaya çalışması,

Sultan II. Abdülhamid’i karşı atağa geçerek islam Birliği’ni meydana getirmek için harekete geçirmiş olmalıdır. (Sahife;497)

Burada bir ara vermemiz gerekmektedir.

Meraklıları bu tespiti büyük bir ihtimalle başka bir yerde okumamışlardır.

Anlaşılması gereken, O günlere kadar Hilafet kurumu ve Halifeliği devlet yönetimi ile mümkün olduğu kadar ilişkilendirmeyen Osmanlı Devleti’nin,

İngilizlerin “Büyük Hıristiyan ittifakı!” Açıkçası,  yeni “Haçlı Seferleri” karşısında, bir tedbir olarak değerlendirmek durumunda kalmalarıdır.

Bir başka ifade ile, “Cihat!” aslında İslam Devleti’nce değil, (karşılığı Haçlı seferi) Hıristiyanlarca ilan edilmiş olmaktadır.

Bu tespitin, araştırmacılar için bir malzeme olmasını dileyerek kaldığımız yerden devam ediyoruz.

“…İngiltere’nin Osmanlı Devleti’ni uluslararası alanda yalnızlaştırma çabasına Sultan II. Abdülhamid’in verdiği karşılık İslam dünyasını birleştirmekti. İslam birliği politikası doğrultusunda İngiltere’deki Müslüman cemaati kontrol altında tutabilmek için İngiliz kökenli William Abdullah Quillam’ı İngiltere Şeyhülislamı olarak tayin etti.

Fakat Sultanın bu politikası İngiltere tarafından bir tehdit olarak algılandı. İslam ülkelerinde meydana gelen karışıklıkların Sultan II. Abdülhamid’in kışkırtmalarından kaynaklandığı düşüncesi İngiliz devlet adamlarında sabit bir fikir haline geldi.

Bu noktada İslam dünyasının elde tutulması konusunda bir mücadelenin başlamış olduğu da görülmektedir.

İngiltere’nin Osmanlı Devleti’ni yalnızlaştırma ve İslam ülkeleri üzerindeki etkisini azaltmaya yönelik çabaları karşısında Sultan II. Abdülhamid, Almanya ile yakınlaşarak denge politikası takip etmeye başladı. Bu politikada başarılı da oldu.

(İngiltere’nin) Gladstone’un bütün baskılarına rağmen Avrupalı devletlerin Ermeni sorununda ortak hareket edememeleri bu denge politikasının bir sonucuydu.

Gladstone, yaptığı konuşmalarda özellikle Almanya başta olmak üzere Avrupalı devletlerin İngiltere’yi desteklememeleri nedeniyle Osmanlı Devleti’nin baskı altında tutulamadığını dile getiriyordu.

Sultan II. Abdülhamid; tahta geçtiği 1876 yılından tahttan indirildiği 1909 yılına kadar geçen sürede Osmanlı Devleti’nin bütünlüğünü sağlamak için gayret gösterdi. Bunun için de devletin modernleştirilmesiyle ilgilendi. Batılı tarzda okulların açılması ve eğitimin çağın gereklerine uygun hale getirilmesi Sultan II.Abdülhamid’in öncelikleri arasında yer aldı.

Batı tarzı liseler onun eseri oldu. Ülkedeki modernizasyon aynı zamanda ülkenin her bir bölgesine dikilen saat kuleleriyle somutlaştırıldı. Bütün bu çabalar hem Osmanlı toplumunu güçlü kılmaya hem de Gladstone merkezli başlatılan kara propaganda ile Müslümanlara barbar, cahil, medeniyetsiz yargılamalarıyla saldırılmasına cevap niteliği taşıyordu.

Bütün bu çabalara rağmen Osmanlı aydınlarının, Avrupalı devletlerle işbiriiği yapmaları ve Sultan’ı ortak düşman olarak ilan etmeleri, Sultanın 1909 yılında tahttan indirilmesiyle neticelendi.

Elbette ki Osmanlı Devleti’nin yıkılışı birçok etkene bağlıdır. Fakat  İngiltere Başbakanı William Ewart Gladstone’un başlattığı“Türkleri geldikleri yere gönderme” politikasının giderek artan bir “kelebek etkisi” oluşturduğu ve birbirine bağlı sorunların Osmanlı Sultanı’nı çözümsüzlüğün içinde bıraktığı da belirtilmelidir.

(İngiltereyi) Gladstone’u anlamadan 19. Yüzyılı ve sorunlarını anlamak mümkün değildir.

19.Yüzyılı anlamadan da günümüzü ve sorunlarını anlamak imkansızdır.

Çünkü bu yüzyılın sorunları ve politikaları 21. Yüzyılda yaşamaktadır. Bu da bizlere göstermektedir ki, her bir tarihsel olay geçmişten geleceğe akarak devam etmektedir. (5)

Aslında bunu serinin en sonundaki yazıda  sormamız gerekirdi,

-“31 Mart Vakası” bizlere nasıl anlatılmıştır?

-“Efendim, bir irtica olayıdır!”

Hani Şu “Müslim-Fadime Şahin!” gibi mi?

-Allah bildiği gibi yapsın! Ne diyelim…

 

Devam edecek…

-Yapılan kısa girişten sonra, sırası ile;

-“31 MART İRTİCA OLAYI KONUSUNDA SIKIYÖNETİM MAHKEMESİNİN HÜKÜMETE SUNDUĞU RESMÎ RAPOR”

-Arkasından da; Orgeneral İzzettin Çalışlar’ın kaleminden 31 Mart vakası

-Sonunda da, ilim insanları ile araştırmacıların tespitleri verilecektir.

 

Resim;http://www.cerensansal.com/en-yaratici-manipulasyon-gorsel-ornekleri/manip-zebramakeup/

Açıklamalar;

-(*) Rus Çarı I. Aleksandr (1801–1825 tarihleri arasında Rusya İmparatorluğu’nun imparatoru. “1. (Deli) Petro’nun kurduğu idari düzeni değiştirerek, ülkeyi anayasal monarşiyle yönetmeye başladı. İlk önce, Petro’nun kurduğu Loncaları (Collegium) kaldırıp, yerine bakanlık sistemini getirdi. Ülke, ‘’Guberniya’’ denilen bölgere bölündü. 1810 yılında, arkadaşı Speransky’nin önerisi üzerine, Rus Senato Konsülü ve Rus Parlamentosu açıldı. Senato Konsülü 4 bölümden oluşmaktaydı: Yasama Bölümü, Sivil ve Dini Bölüm, Ekonomi Bölümü, Bilim ve Ticaret Bölümü. Bu yılda, Napolyon Devrim Savaşları’ndan dolayı, reformlar durdurulmak zorunda kaldı…”(Vikipedi)

(**) Sultan 2. Abdülhamid’in tahtan indirilmeden evvel, Ermeniler tarafından bomba ile havaya uçurulması olayı hatırlanmalıdır.

Kaynaklar;

(1) Devlet ve Kimlik, Aytunç Altındal, Sahife; 45

(2) A.g.e. Sahife;51

(3) A.g.e. Sahife;53

(4)Sbornik Imperatorskogo Russkogo Istoricheskogo Obshchestva, III, 269. Çağdaşlarının çoğu Çar da, Paris’te Avrupa’daki bütün devrimci hareketlere esin kaynağı olan ve devrimci hareketleri kontrol eden merkezî bir örgüt olduğuna inanıyordu. S;105  dip not (Aktaran;“Doğu Sorunu”, Uluslararası İlişkiler Üzerine Bir İnceleme”, Prof. Matthew Smith Anderson, sahife;80)

(5) Büyük oyun, Prof. Dr. Taha Niyazi Karaca, Sahife;498

 

997 Toplam Ziyaretçimiz 1 Günlük Ziyaretçimiz

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*