“Resmi Tarih” dosyası; 31 Mart Vakası, Yıldız’dan sonra sıra sokağa atılacak Osmanlının servetindedir (7)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
İnsan inandığıdır. Her neye inanıyorsa...

İnsan inandığıdır. Her neye inanıyorsa…

 

Batı Doğu’ya, Doğu’luların aklını eğitmek için değil, şahsiyetini eğitmek için gitti. (*) Başarılı oldu mu? Happy birthday to you!

Yıldız Sarayı’nın yağmalanmasından sonra sıra Sabık Sultan’ın bankadaki parasına gelmiştir.

Paranın ellerinden alınışını Abdülhamid’in kızı Ayşe Osmanoğlu ayrıntılı olarak anlatmaktadır;

“…Bir gün yine köşkte sıkıntılı bir hava esmeye başladı. Babamın Alman Bankasındaki parasını almak istiyorlardı. Babam üzüntülü bir halde olduğundan biz de müteessirdik. İstanbul hükümeti, Rasim Bey vasıtası ile haberler gönderiyor, babam kâğıtlar yazıyor, Rasim Bey sık sık huzura girip cevap getiriyordu. Babam diyordu ki,

-“Ben kalabalık bir ailenin babasıyım. Padişah olduğum zaman şehzadeliğimde çalışıp kazandığım paranın bir kısmını cülus bahşişi olarak kendi kesemden verdim. Çünkü ben diğer biraderler gibi avare yaşamaz, oturmaz, dinlenmez, çiftliklerimde çalışırdım. Kazandığım parayı benden sonra evlad-ü ayalim alsın diye bankaya yatırdım… İşte bu sebeplerden dolayı bankadaki parayı veremem.”

‘Bu, çocuklarımın parasıdır, veremem’ dedikçe Abdülhamid üzerindeki baskı da artıyordu. ‘Vermeye mecbursunuz’ dedikten sonra, bizzat eski Sultana, “Sizi de, kızlarınızı da bodruma indirip hapsederler” tehdidinde bulunuluyor, açıkça canlarına zarar vereceklerini söylüyorlardı. Aile korkmaya başlamış, parayı verip kurtulmayı arzu eder hale gelmiştir:

Zaten Şehzade Abdürrahim Efendi sıkıntıdan sarılık olmuştur, Ayşe Sultan’ın da burnundan her sabah kan gelmektedir. Son bir çare düşünür Abdülhamid ve Meclis-i Mebusan’a başvurur; meselenin halledilmesini ister. Ancak gelen cevap büsbütün umutsuzluğa yol açacak mahiyettedir. Üstelik tehditkâr bir cevaptır bu.

Artık köşke hapsedilen ailenin rahatı büsbütün kaçmıştır. Ayşe Sultan’ın annesi Müşfika Kadınefendi, bir gün kocası Abdülhamid’e şu ricada bulunur:

“Ver de kurtul. Senin ve cümlemizin selâmeti için bu parayı başından defet. Nasıl olsa bir lokma ekmek buluruz. Çocukların da böyle söylüyorlar.”

Eski Sultan Abdülhamid, önüne konulan kâğıdı imzalayacak ve çocuklarını çeyiz parasından mahrum bırakan acı kararı onaylayacaktı. Ne var ki, bu defa banka 5 Mayıs 1909 tarihli bu imzalı kâğıdı kabul etmeyecek ve ancak huzura gönderilecek bir heyetin gözü önünde parayı bizzat mudiye teslim edebileceklerini bildireceklerdi.

Bu haber üzerine besbelli eli kuvvetlenen Abdülhamid’in de bazı şartları olacaktı. Oğlu Abdürrahim’in tahsilini, üç kızının da evlenmesi için İstanbul’a gitmelerine izin verilmesini, yanında kalan bendegâna, yani hizmetlilerine bir parça serbestlik tanınmasını, kendisine kâfi miktarda tahsisat bağlanmasını ve köşkün satın alınmasını, son olarak da ölünceye kadar rahat bırakılmasını ve hayatının ordu tarafından tekeffül (garanti) edilmesini istemiştir.

İttihatçılar başka çare bulamayınca şartları kabul ettiler. Banka müdürü ile Almanya’nın Selanik Konsolosu, 15 Temmuz 1909 günü yanlarında 6 büyük bavul dolusu para ve tahvillerle huzura girdiler. Abdülhamid, o sırada 5 yaşında bulunan şehzadesi Abid Efendi’yi sağına oturtmuştu. Mudileriyle baş başa görüşmek istediklerini söyleyen konsolos ve banka müdürlerinin dedikleri yapılmış, subaylar dışarıya çıkarılmıştı. İmzalarını alıp paraları teslim ettikten sonra konsolos ve banka müdürleri hızla arabalarına binip köşkten uzaklaştılar.

Abdülhamid bu sırada balkonun kapısına yürümüş ve subaylara, para çantalarını göstererek, “Alınız şunları!” diye gür bir sesle bağırmıştır. Bavullar arabalara yüklenip Selanik’in meşhur Beyaz Kule’sine doğru revan olurken, bir baba olarak omuzları düşmüş Abdülhamid çocuklarını yanına çağırmış, onlara şöyle nasihat ediyordu:

Evlâtlarım! Hiç birinizin istikbalini temin edemediğimden çok meyusum. Ne yapayım? Talih, kader böyle imiş. Elbet size millet bakar…” (1)

Ve Belgeler;

“1907 İngiliz – Rus Antlaşması’ndaki İngiliz teslimiyetçiliğinin derinliklerinde yatan sırrı açığa çıkartan bir karardı.

Osmanlı Halifeliği, emperyalizmin önünde duran son büyük engeldi.

1907 Antlaşması, bu engeli parçalayıp attı… İslam Halifeliği tahrip edilmişti ve şimdi Osmanlı İmparatorluğu’ndan arta kalan Türklere zorla kabul ettirildiği gibi çok az ülke, böyle enkaza çevrilecek kadar dövülüp hırpalanmıştır.

Kaynak; “Türkiye’nin Yeniden doğuşu” Clair Price, sahife, 110-121

..

“6 aralık 1912 günlü telgrafına, Başkonsolos, Halep Konsolosu’nun bir telgrafını eklemiştir. Konsolos, bu telgrafında, Britanya’nın Kargamış’a gönderdiği Arkeoloji kurulundan L.Woolley île T.E. Lawrence’in Konsolosluğa yaptıkları ziyareti anlatıyor. Bunlar, Konsolosa Mısır Hidivi, Mekke Şerifi, Abdûlhamid’ln eski sekreteri İzzet Paşa ve Hac Amiri Abdürrahman’ın Türkiye’nin Suriye, Filistin, Mezopotamya ve Arabistan’daki Türkiye yönetimine son vermeyi planladıkları yolunda haberler dolaşmakta olduğunu bildirmişler. Yine bunlar.

Halifeliğin Mekke Kureyşilerinden birine verilerek Halifeyi  politika alanından uzaklaştırmak İstendiğinden söz etmişlerdir.

Kaynak; TÜRKİYE’NİN PAYLAŞILMASI 1914-1924)  Laurence EVANS, Birinci baskı: Ağustos 1972

“..Bir gün Talat’a (Talat Paşa) dedim ki, ‘Biz bu ihtilal için ecnebi büyükelçilerden hayli teşvik gördük. İşte hürriyeti ilan ettik. . Gidelim bu elçileri ziyaret edelim, teşekkür edelim.’ Evvela İngiliz Büyükelçiliği’ne gittik. Galatasaray’daki o muhteşem binayı tam bir ölüm sessizliği içinde bulduk. Ben emin idim ki. Büyükelçi de dahil olmak üzere bütün Büyükelçilik erkânı içeride idi…Fakat bizi karşılayan Büyükelçilik kavası, kimi sordumsa ‘yok’ dedi. Çok kötü bir karşılama idi bu…Bir mana verememeden dönmüştük…”

Rıza Tevfik, Londra’da oturan oğlu Sait’i görmeye gittiğinde İskoç asilzadelerinden Lord Nikilson ile görüşme yaptığından bahisle şunları yazar:

“Sohbet sırasında İstanbul Büyükelçiliği’nin bize gösterdiği O soğuk davranışı hatırıma geldi. Lord cenaplarından sebebini sordum:

-‘Dostum Rıza Tevfik Bey…Biz Jön Türkler’i teşvik ettik. Çünkü onlardan büyük bir netice bekliyorduk İhtilal olacak, İstibdat ile beraber Sultan da ve özellikle Sultan’n temsil ettiği Hilafet müessesesi de alaşağı edilecek…Fakat aldanmış olduk. Beklediğimiz neticeyi alamadık. İhtilali yaptınız. Kanuni Esasi geldi. Fakat Sultan da hele Hilafet müessesi de yerinde kaldı.’

Lord cenaplarına tekrar sordum:

-‘İngiltere devleti fahimesini Hilafet müessesi neden bu kadar alakadar ediyor?

-‘Ha…Dostum Rıza Tevfik Bey…Biz Mısır’da ve bilhassa Hindistan’da İslâm kitlelerini idaremiz altına alabilmek için milyonlarca altın harcadık, fakat muvaffak olamadık. Bilhassa Sultan yalnız bir defa ‘selam-i şahane’ ve bir de ‘Hafız Osman hattı Kur’an-ı Kerim’ gönderiyor, bütün İslâm ümmetini hudutsuz bir hürmet duygusu içinde emrinde buluyor…  İşte biz ihtilalden ve siz Jön Türkler’den ihtilal sonunda, Sultan’ın da, Hilafet’in de, devrilmesini beklerdik ve aldandık…İşte siz bu sebepten soğuk karşılandınız.”

Kaynak; Mustafa Müftüoğlu, Yakın Tarihimizde Siyasi Cinayetler, Yağmur Yayınları, İstanbul, 1977, s. 95-96, Cevat Rifat Atilhan, Türk İşte Düşmanın, Aykurt Neşriyatı, İstanbul, 1959, s. 55 Bunların kısaltılmış bir benzeri. Rıza Tevfik’in hatıra kitabı Biraz da Ben Konuşayım, s. 190’ da yer almaktadır. (Aktaran; İngiliz Tuzağı, Süleyman Koçabaş dip notu)

İngiliz taraftarlarının Avcı Taburları’nı kullanmak için devreye girişi:

Avcı Taburları İttihatçılar tarafından isyan ettirilip Sultanahmet Meydanı’na getirilerek “başsız” bırakılınca, “boşluk”u hemen İngiliz taraftarı Jön Türkler doldurmuşlar. İttihatçılar ve II. Abdülhamid’i harcamak için onları kullanmaya başlamışlardı. İttihatçılar kaçınca asker ne yapacağını bilemez, şaşkın bir halde bulunuyordu. Askerlerin arasına dağılan İngilizci Jön Türkler, askerlere sloganlar attırmaya başladılar. Bunlar şunlardı: Kâmil Paşa veya Prens Sabahattin’in sadarete, Nazım Paşa’nın Harbiye Nazırlığı’na getirilmesi, İttihat ve Terakki’nin dağıtılması, askere af çıkarılması, Meclis-i Mebusan Başkanlığı’na İsmail Kemal’in getirilmesi vs.”

Kaynak; Mevlanzade Rıfat, İnkılabı Osmani’den bir Yaprak, Yahut 31 Mart 1909 Kıyamı, Matbaatül Ahbar, Kahire, 1329, s. 45

Aşağıda, Kahire’de,  15 Ocak 1882 Tarihinde İngiliz Diplomat,  Wilfred S. Blunt tarafından yazılan “İslam’ın geleceği” isimli eserden kısa notlar aktarılmaktadır. Meraklısı için yazar hakkında bilgi verilmiştir. (**)

-“…Dolayısıyla Osmanlı İmparatorluğunun çöküşünde, bu çöküş ne zaman gerçekleşirse gerçekleşsin, İngiltere’nin İslam’la ilgili rolü açıkça belirlenmiş bulunuyor. Hilafet –artık bir imparatorluk değil ama hâlâ bağımsız bir hakimiyet olarak- Britanya koruması altına alınmalı ve siyasal varlığı, Avrupa’nın başka saldırılarıyla rahatsız edilmeyecek şekilde resmen garanti edilmelidir. Sahife;105

*

-“…Hıristiyanlık ve Muhammedîlik arasında öngörülen kayda değer tesadüf, Rohrbacher’in 1845’te basılan Kilisenin Tarihi eserinde dikkatimi çekmişti. Eski Ahit’teki kehanetlerden yola çıkarak yaptığı detaylı hesaplardan sonra Türk İmparatorluğunun 1882’de çökeceği sonucuna varmıştı. Bu tarih ayrıca geçen bölümde benim de aktardığım Muhammedi tarihle çakışmaktadır, yani Hicri 1300 yılı…” 

*

-“Türkiye’de bile bir Avrupa İmparatorluğu olarak Osmanlı’nın siyasal yenilenmesi fikri terk edildi ve şu an kimse Boğaz’ın miadının dolmasının birkaç seneyi geçeceğini düşünmüyor. Yirmi yıl, belki de beş yıl öncesinde bile durum böyle değildi, ancak şimdi vaziyet bundan ibaret…”sahife;56

*

-“Eğer temellerini ve tarihini incelersek bunun böyle olduğunu görürüz. Muhammedi hukukun yazılı hali olarak konuşmaya alıştığımız Kur’an, gerçekte Müslümanların ona göre yaşadığı bir ders kitabı değildir. En fazla bir takım dini hakikatleri açık bir şekilde beyan eder, bunlar Allah’ın birliği, öbür dünyadaki ceza ve ödüllerin ilkeleri ve Allah’ın vahyinin insandan istedikleridir. Birçoğu ulvi olan ifadeler, bölümlerinin çoğunu zapt etmiştir; bundan sonra inananlara saadet. İnanmayanlara helak vaat etme ve sonrasında Sami ırklar arasında bugün mevcut olduğu gibi vahyin geleneksel tarihi gelir; ancak daha sonraki bölümlerde o da belirsiz bir şekilde hukuk diye kesin bir sınıflamaya tabi tutacağımız şeyler gelir.

Yine de hukuk İslam’ın özüdür ve ta ilk kurulduğu zamandan beri onun toplumsal ve dini rejimidir; muhakkak ki İslam, dünya üstündeki uzun ve muazzam zaferlerini Kur’an’ın doğmalarına değil, ona borçludur. Sahife;83

*

-“..Yalnızca bir zaman meselesi olacaktır. Bu yüzden inanıyorum ki İslam, sadece Avrupa ve Batı Asyadaki bir siyasal kayba değil, ayrıca Rusya’nın yutacağı Müslüman nüfusunun bulunduğu Osmanlı topraklarının kaybına hazırlıklı olmalıdır. Tabii Avrupa’nın bunca asırdır Müslümanlığın simgesi olarak gördüğü Osmanlı Türklerinin bir gün Müslümanlıktan çıkmaları tarihin ilginç bir intikamı olacaktır. Yine de bu, çocuklarımızın veya torunlarımızın yaşayarak görebilecekleri bir intikamdır. Sahife;96

*

-“…Her halükarda artık Müslümanların geleceğine dair dramada İngiltere’nin nasibine düşen rolden bahsetmenin tam zamanıdır. İngiltere, eğer tarihini doğru anladıysam, İslam’a karşı aldığı konum itibariyle diğer Avrupa devletlerinden oldukça farklı bir yerde duruyor…” Sahife;98

*

-“…Ancak bu kadar akıl yormak yeter, çünkü bundan sonrası benciliktir ve değersizdir. Esas nokta şu ki, İngiltere, Asya’daki iyi şeyleri yok etmeyi değil geliştirmeyi benimsediğine dair güveni telkin etmelidir. Ne İslam’ı yok edebilir ne de onunla olan bağını koparabilir. Bu yüzden, Tanrı aşkına, bırakın İslam’ı ele alsın ve fazilet yolunda iyice yüreklendirsin. Çünkü tek değerli ve tek akıllı yol bu, hatta diyebilirim ki tüm haçlı seferleri çağından daha değerli ve daha akıllı bir yoldur. Sahife;109, paragraf,2.

-Bu ifadeler İngiliz diplomat (Wilfred S. Bulunt) tarafından ne zaman ve nerede  ifade edilmiştir?

-1882 Yılında, Mısır, Kahire’de

-Sultan 2.Abdülhamid, bir Musevi tarafından tahtından hangi tarihte indirilmiştir?

-1909 Yılında, bu ifadelerini takiben 25 yıl sonra,

-Şİmdi yukarıda ki ifadeyi tekrar verirsek;

-“…Bu yüzden inanıyorum ki İslam, sadece Avrupa ve Batı Asyadaki bir siyasal kayba değil, ayrıca Rusya’nın yutacağı Müslüman nüfusunun bulunduğu Osmanlı topraklarının kaybına hazırlıklı olmalıdır. Tabii Avrupa’nın bunca asırdır Müslümanlığın simgesi olarak gördüğü Osmanlı Türklerinin bir gün Müslümanlıktan çıkmaları tarihin ilginç bir intikamı olacaktır. Yine de bu, çocuklarımızın veya torunlarımızın yaşayarak görebilecekleri bir intikamdır...” Sahife;96

Kaynak; Wilfred S. Blunt, “İslam’ın geleceği”

-“…Onların her şeylerini tahrip ettik, felsefeleri, dinleri mahvoldu, artık hiçbir şeye inanmıyorlar, derin bir boşluğa düştüler. Anarşi ve intihar için olgun bir hale geldiler…”

Bu ifadenin sahibi; Lovis Massignon.  Aktaran; “ORYANTALİZM”, Edward SAİD

Devam edecek…

-Bir kez daha baştaki sorusu tekrarlarsak,

-“31 Mart Vakası”, bizlere ne olarak anlatılmıştır?

-“Efendim bu bir irtica olayıdır, gericiler yaramazlık yapmışlardır!”

-Peki, gerçek nedir?

-Yaklaşık 1000 yıllık bir hesabın kapatılması olayı.

Son (8’nci) bölümle, olaylar toparlanacak ve sonlandırılacaktır.

-Sonraki konu;  Osmanlı Devleti, geri kalmış bir devlet midir?”

 

Resim; web ortamından alınmıştır.

Açıklamalar;

(*) “ORYANTALİZM”, Edward SAİDLovis Massignon hakkında bilgi edinmek isteyenler için bakınız; http://ozemre.com/louis-massignon-1883-1962

(**) Wilfred Blunt, zengin bir İngiliz ailenin oğluydu. Din eğitimi aldı. Edebiyata ilgi duydu. Diplomat olarak çalıştı. Byron’ın torunuyla evlendi.  Ağabeyinin ölümü üzerine diplomatlığı bıraktı…Ancak 1875 yılında birden bire bu monoton hayattan sıyrıldı ve İspanya’dan Cezayir’e, Küçük Asya’dan Mısır’a, Mezopotamya’dan İran’a ve hatta Arabistan’ın ıssız Bedevi çöllerine kadar geniş bir coğrafyayı dolaştı. Buralardaki gözlemlerinin ilk meyvesi, bu kitaptır: İslam’ın Geleceği. Darwin’i okuduktan sonra Katolik inancından vazgeçen Blunt, İslam’ı kabul etme noktasına kadar geldi. Osmanlı İmparatorluğu’nun etkisinden kurtarılan ve Arapların egemenliğinde tesis edilen bir hilafet fikri geliştirdi. Edward Said’e göre Blunt, on dokuzuncu yüzyıl oryantalistlerinin en anlayışlısıydı.

Blunt’ı İngiliz aristokrat ve entelektüel çevrelerinde “yaramaz çocuk” yapan neydi? İrlanda konusunda Keltleri destekleyen ilk İngiliz olması mı? Mısır’daki İngiliz işgaline karşı takındığı tutum mu? Muhammed Abduh ve Cemaleddin Afgani gibi reformcu İslam bilginleriyle yakın ilişkisi mi?
…Gladstone, Cromer, Mısır Hidivi, Afgani, Abduh, Arabi gibi çok farklı isimlerle dostluğu olan ve Osmanlı Padişahı Abdülhamid’le birkaç defa yüz yüze görüşen bir İngiliz’in kendi kamuoyuna yabancı bir dünyayı anlattığı İslam’ın Geleceği adlı bu çalışma ilginç tartışmalara kapı açmaktadır.
(Tanıtım Bülteninden) Alıntı; http://www.idefix.com/kitap/islamin-gelecegi-wilfred-s-blunt/tanim.asp?sid=D3ZGNYTVKG0GKQKNKJYY

Kaynak;

(1) Ayşe Osmanoğlu, Babam Abdülhamid, İstanbul 1960, Güven Yayınevi, s. 159. Bu kitaptan yapılacak diğer alıntılar ise sayfa 159-164’tendir.  (Aktaran, Mustafa Armağan, Abdülhamid’in Kurtlarla dansı) Abdülhamid’in servetine el konulma sürecini belgelerden takip ederek açıklayan bir yazı için bkz. Mithat Sertoğlu, “II. Abdülhamid’in millete, mebuslara, askere en son hitabı ve serveti hakkında yeni bilgiler”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Sayı: 79-81,1974, s. 26-37.

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*