Referandum neden hem CHP’yi hem de Cumhuriyeti kurtaracaktır: CHP, Ne Osmanlı ne Fransız Aydınlanması peşindedir (3)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

canmehmet söz

 

CHP’li Yöneticiler ve Aydınlar, CHP’nin halkın dönüştürülmesinde Fransız Devrim anlayışını örnek aldıklarını iddia ederler. Ancak, bu iddialar aşağıdaki açıklamalarda da görüleceği üzere çok doğru değildir.

Kaynak 1: İslam’a Karşı Laiklik, Fransız (felsefe) Prof. Olivier Roy 

“..Kilise-Devlet ayrılığını ortaya koyan 1905 Yasası, laiklik sözcüğüne yer vermez. Kavramın açık bir şekilde belirmesi için 1946 Anayasası’nı beklemek gerekecektir. Nitekim, hukuksal sonuçlar doğuran, ama daha derinliğe inmeyen anayasal bir ilke olarak yürürlüğe girmiştir. Aslında, bu kavram son derece hukuksal bir nitelik kazanmıştır. Tartışmaların ötesinde, Parlamento yasa çıkararak, mahkemeler yasayı ve içtihatları uygulayarak vatandaşa dayatılan laikliği tanımlamışlardır.

Laiklik hukuk aracılığıyla belirir.

Fransız hukuku içtihatla beslenerek dinlere ilişkin yasaları düzenlemiştir ve laikliğin tanımı bu mevzuatın bütünündedir.

Laiklik, dinselin konumunu düzenleyen bütün yasalarda ortak bir ilke biçiminde oluşur.

Dinselin konumu, Fransız kamusal alanında Kilise-Devlet ayrılığı ilkesiyle başlar.

Hukuka göre, laiklik ne bir düşünce biçimi, ne bir felsefe, hatta ne de bir ilkedir; geçerliliğini yasa koyucunun iradesinden alan yasalar bütünüdür..”

Yani, laikliğin gerçekliği, doğrudan siyasal niteliklidir. (Yazar devam etmektedir:)

-“..Türkiye’de Mustafa Kemal Atatürk’ün görüşü de bu yöndeydi. Onun laikliği aşırı militan, hatta açıkça din karşıtıydı. Ülkesinde İslam’ın ağırlığından söz edilse bile, bazı kısıtlamalara uğramıştı.

Nitekim, Atatürk Kilise-Devlet ayrımı gibi bir yola başvurmamış, dinin devlet tarafından denetim altına alınmasını öngörmüştü.

Türkiye’de imamlar din işlerini yöneten bir kurum olan Diyanet’e bağlıdırlar. Ücretleri Diyanet tarafından ödenir, hatta vaazları bu kurum kaleme alır.

Günümüzde  pek  çok  Fransız  yorumcu,  laikliğin  bu  devletçi  uygulamasına özlemle bakıyor..”    (Sahife: 40)

Laik anlayışın ruhunu, Fransız felsefe profesörü’nden daha iyi bildiğimizi iddia etmek mümkündür de akılcı değildir.

Fransız Prof. Roy, bize ne anlatmaktadır? “Kraldan fazla kralcı” Olmayı mı?

Kaynak 2: Wilfred Scawen Blunt, Eser: “İslam’ın Geleceği”,

-İngiliz diplomat Blunt, 1882’de Kahire’de bir kitap yayınlar.  Bakınız kitabında ne demektedir:

-“..Hilafet –artık bir imparatorluk değil ama hâlâ bağımsız bir hakimiyet olarak-  Britanya koruması altına alınmalı…Tabii Avrupa’nın bunca asırdır Müslümanlığın simgesi olarak gördüğü Osmanlı Türklerinin bir gün Müslümanlıktan çıkmaları tarihin ilginç bir intikamı olacaktır. Yine de bu, çocuklarımızın veya torunlarımızın yaşayarak görebilecekleri bir intikamdır…”

Bu bir kehanet mi, öngörü mü, yoksa uygulamaya uzun yıllar evvel konulmuş “Şark Meselesi“nde bir ayrıntı mı?

Kaynak 3: “MUSTAFA KEMAL PAŞA’DAN KAMAL ATATÜRK’E  GİZLİ – AÇIK PLANLARI VE TUTAN – TUTMAYAN İNKILAPLARI” SÜLEYMAN KOCABAŞ. İstanbul, 2013

“…Tevhit – Tedrisat Kanununun tartışılan yönü, bir müddet Uygulanan 4. Maddesinin yürürlüğünün durdurulması olmuştur.

Topluma din hizmetleri verecek elemanlar Medreselerden yetiştiği için bunlar kaldırılınca toplumun din adamı ihtiyacını karşılamaya yönelik kanununun dördüncü maddesi gereği İmam Hatip Okulları ve İlahiyat Fakülteleri açılması cihetine gidilmiş, İlkokullarda din dersleri okutulmaya devam edilmiştir.

Bütün bunların 1932’de ortadan kaldırılmasıyla, işin esasına bakılırsa Tevhit – i Tedrisat Kanunun 4. Maddesinin inkılapçılar tarafından uyugulamamak durumu ortaya çıkmıştır.

Bu, “inkılabın yol kazasına uğraması” olarak değerIendirilmiş, işin esasına bakılırsa bu, resmi olmasa bile gayri resmi olarak “Toplumu dinin etkilerinden ne kadar çok uzaklaştırırsak o derece medenileştiririz, Batılılaşırız” düşüncesi hâkim olmuştur.

1932’den başlayarak Türkiye’de dinî tedrisatın bulunmayışı ve dini kitapların yayınlanmamasına izin verilmemesi 1947 yılına kadar sürmüş, Milli Şef ve Cumhurbaşkanı İnönü, , toplumdan gelen “İbadetlerimizi yaptıracak, ölülerimizi gömecek din görevlisi bulamıyoruz” sızlanmaları üzerine 4. Maddeyi tekrar yürürlüğe koyarak İmam- Hatip Kursları, İlahiyat Fakültesi açılması ve ilkokullara din derslerinin konulmasını “toplumsal bir ihtiyaç” olarak görüp yerine getirmiştir. Sahife:101

1928’de Anayasadan “ Devletin din – i İslâmdır” tabirinin çıkarılarak, 1937’de Anayasa’ya “Türkiye cumhuriyeti laik devlettir” ilavesinin de yapılması, “Devletin zaten temel karakterlerinden denilen laikliğin Anayasaya girmesi” olarak değerlendirilmiş,  Medeniyetçilik projesinin uygulamaları aslında laiklik uygulamaları olduğu için Anayasaya geçmekle bu uygulamaların “laik uygulamalar” olduğu resmen tescillenmiş, hatta bundan böyle, devrimlerin anası ve esası olan Cumhuriyet ve Laik  devrimlerine vurgu yapmak için devletin tehdit değerIendirmelerinden olarak “Komünizm ve İrticaya taviz yok” denilirken hep “Laik Cumhuriyetin korunacağı” günümüzde de dahil sürekli dile getirilmiştir.” Sahife:102

Kaynak 4:“KAZIM KARABEKİR ANLATIYOR”, UĞUR MUMCU, 25. Baskı: Aralık 2009, Ankara,

Ankara milli hükümetinin Cumhuriyet’e doğru gidişi.”

– “İstanbul’dan, her ne şekilde olursa olsun bir Cumhuriyet kurma fikriyle gelen Mustafa Kemal Paşa, Rawlinson’un (İngiliz Komiser) da benim vasıtamla ileri sürdüğü (hilafetin ayrılması ve Cumhuriyet’in kabulü teklifini) samimi bulmuş olacak ki, 19 Kanunusani 1336 (19 Ocak 1920) İstanbul’da Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ne dayanan Mebusan Meclisi’nin açılmasına ve meşruti bir hükümetin faaliyete geçmesine Kânunusani’de Mebusan Meclisi’nin “Misak-ı Milli beyannamesini” kabul ve  ilan ettiğine 9 Kânunusani’de kendi imzasıyla neşrettiği askeri plandaki sarahate rağmen Bolşeviklerin Kafkasya’ya gelmekte oldukları haberi gelince bana 6 Şubat’ta Kafkasya harekâtını teklif etti. Bu hal, İstanbul’daki Meşrutiyet hükümetimize karşı fiili bir isyanla Heyet-i Temsiliye’nin Mustafa Kemal Paşa’nın diktatörlüğünde bir Cumhuriyet şekline dönüşmesi demekti. Hem de Bolşeviklerle birleşme felaketine doğru!”

..Dini ve ahlaki devrim, bilim adamlarına dayanmadığına göre “nereden geldiği belli olmayan bu fikir” toplumda hem de “her şeye müsait bir muhitte yaman hadiselere” yol açabilir.

Karabekir, konuyu yakın arkadaşı İsmet Paşa ile de görüşür.

16 Ağustos’ta İsmet Paşa ile görüştüm. 18 Temmuz’da Teşkilat-ı Esasiye münasebetiyle Fethi Bey ve arkadaşlarıyla yaptığımız (İslamlık terakkiye manidir) münakaşasını ve Gazi’nin yakın zamanlara kadar her yerde İslam dinini, Kuran’ı ve hilafeti medhü sena ettiği ve pek fazla olarak Balıkesir’de minbere çıkıp aynı esaslarda hutbe dahi okuduğu halde dün gece heyet-i ilmiye muvacehesinde peygamberimiz ve Kuran hakkında hatır ve hayale gelmeyecek tecavüzde bulunduğunu anlattım ve bu tehlikeli havanın Lozan’dan yeni geldiği hakkındaki kanaatin umumi olduğunu da söyledim. (Karabekir Paşa Anıları, sahife: 89

Bakalım CHP parti programında iddia edildiği gibi Fransız Devrim ilkeleri’ ne yer vermiş mi?

Kaynak 5: “Özel Hayatın Tarihi” 4. Cilt. Fransız Devrimi’nden Büyük Savaş’a. Philippe Aries, Georges Duby, YKY.  Sahife:22

“..Devrimcilerin gönlünde kamusal ile özel ayırımını yapmak yatıyordu. Özel hiçbir şey (bütün çıkarlar tanımları gereği özeldi), yeni ulusun genel iradesine zarar vermemeliydi. Condorcet’den Thibaudeau’ya ve Napoléon’a kadar slogan değişmedi:

Ben, hiçbir partinin adamı olmadım.”

Hizipler, partilerin siyaseti -özel grupların ve şahısların siyaseti- fesatla; ‘çıkarlar” da “ulusa ihanet”le eşanlamlı hale gelmişti.

Devrimci dönemin ortalarında, “özel”, fesatçı anlamına gelmekte ve özelleştirmeye dair her şey kışkırtıcılıkla eşdeğer tutulup, komployla ilişkilendirilmektedir. Bu nedenle devrimciler hiçbir şeyin kamusallık dışında kalmamasını dayatır. Sadece sürekli tetikte beklenen bir teyakkuz hali ve hep kamusal işe hizmet edilmesi (bu kavramın anlamı o sırada çok belirgindir), ayrı (özel) çıkarların ve hiziplerin ortaya çıkışını engelleyebilir.

Siyasi toplantılar “kamu”ya açılmalıdır: Yasama toplantıları meşruiyetlerini katılımcıların kalabalıklığından ve sık sık konuşulanlara müdahale etmelerinden alır. Salonlar, arkadaş toplantıları veya dernekler anında ihbar edilebilir. Siyasetin egemenliğindeki bir ülkede, özel çıkarların ifadesi, karşı-devrimcilikten başka bir şeyle suçlanamaz.

Chabot, “Bir tek parti var, entrikacıların partisi!” diye haykırır; “geriye kalan da, halkın partisi.” Özel çıkarları kamusal yaşamın uzağında tutmak konusundaki bu saplantılı kaygı, paradoksal bir biçimde, bir süre sonra kamusal ile özel arasındaki sınırların silinmesine yol açacaktır..”

Şimdi sorgulayalım, CHP uygulamada nasıl bir Parti Anlayışı’na sahipmiş?

– “31 Mart 1924’te de yeni kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ilk başkanı Mehmet Rıfat Börekçi kimdir? CHP’nin Ankara il başkanı.

-Vali? O da CHP il başkanıdır.

-Milletvekilleri de CHP’li…

-Ya tüm bürokratlar? Elbette onlar da CHP’li….

-Müftüler, imamlar? Devlette görev yapıp da CHP’li olmayan yoktu ki..

-Devir parti devleti devriydi..” (6)

Devam edecek

Referandum neyi değiştirecek?

-Bunu, bir değil bin kapı açarak ve güneş görmemişleri ortaya saçarsak ancak öğrenebiliriz.

www.canmehmet.com

Resim: Tarafımızdan düzenlenmiştir.

Kaynak 1: İslam’a Karşı Laiklik, Fransız (felsefe) Prof. Olivier Roy,

Kaynak 2: İngiliz diplomat Wilfred Scawen Blunt. Eser: “İslam’ın Geleceği”,

Kaynak 3: “MUSTAFA KEMAL PAŞA’DAN KAMAL ATATÜRK’E  GİZLİ – AÇIK PLANLARI VE TUTAN – TUTMAYAN İNKILAPLARI” SÜLEYMAN KOCABAŞ. İstanbul, 2013

Kaynak 4:KAZIM KARABEKİR ANLATIYOR, UĞUR MUMCU, 25. Baskı: Aralık 2009, Ankara,

Kaynak 5: “Özel Hayatın Tarihi” 4 Cilt. Fransız Devrimi’nden Büyük Savaş’a. Philippe Aries, Georges Duby, YKY.  Sahife:22

(6) Daha fazla bilgi için bakınız: http://www.milliyet.com.tr/yazarlar/mehmet-tezkan/diyanet-in-ilk-baskani-chp-il-baskaniydi-2394954/

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*