Petrol gaspçıları ile İsrail’in Mısır’daki darbe zaferini kutlayanlara bir müjdemiz var!

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Karabatakları; Çinliler balık avcısı ;ABD ve medya -CNN- insanları avlamak için kullanmaktadır!

ABD ve Gelişmiş Avrupa ülkeleri neden –zorlanmadıkça- hedef ülkeleri işgal etmez, darbe yaptırırlar? Nedeni; “Halkların karar süreçlerine dahil olması kendi hayati çıkarları açısından riskli olmasıdır.” (1) Bu iddiaya, 1 Mart Tezkeresini örnek gösterirsek;

“…Irak krizi konusunda hükümet tarafından 25 Şubat 2003’de TBMM’ye, “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması için Hükümet’e yetki verilmesine ilişkin başbakanlık tezkeresi”  sunulur. Ancak Tezkere reddedilir.

Bu red…

“Amerikalılarda hayal kırıklığı yaratmıştır. Türk hava sahasını, liman ve topraklarını kullanamayan ABD Irak işgali sırasında büyük bir başarısızlığa uğramış ve ağır bir ekonomik ve sosyal fatura ödemek zorunda kalmıştır. (2a-2b-2c-2d)

O esnada Türkiye’de yönetimde bir halk iktidarı değil de, Darbeciler oturmuş olsaydı?” Sorusunun cevabını okuyanlara bırakarak, devam ediyoruz;

ABD ve AB, Diktatörleri neden sevmektedir?

Örneğin, herhangi bir Arap ülkesinde halk oyuyla iktidara gelen bir yönetimin İsrail’e destek politikası izlemesi mümkün değildir. Çok-uluslu şirketlerin milyarlarca dolarlık çıkarlarını halk oyuyla iktidara gelmiş hükümetlerin değil, rüşvetle veya tehditle kontrol edilebilecek birkaç kişinin vermesi daha fazla tercih edilebilirdi.” (3)

Bu noktada,“28 Şubatçılar” Kimlerden yana tavır almışlardır? diyebilirsiniz.

Cezayir’de Haziran 1989’da yapılan yerel seçimleri ve Aralık 1991’deki genel seçimleri ezici bir çoğunlukla kazanan İslamcı Harekete vermediler. Fransa Cumhurbaşkanı Mitterand, “Fransa, İslamcıların komşu Cezayir’de iktidara gelmesini engellemek için askeri müdahaleye hazırdır” ifadesini kullanır. (4)
….

Mısır’da darbe ile yönetimden uzaklaştıran Cumhurbaşkanı Mursi’de çoğunlukla (%51.73 oy alarak, 5. cumhurbaşkanı olmuştur) halk oyu ile işbaşına gelmiştir. (5)

Ve Mısır’da yapılan darbenin arka planı;

-“İsrail’den Amerika’ya: “Mübarek’e Sahip Çıkın”

Mübarek’in devrilmesi ve onun yerine Müslüman Kardeşler hareketinin yönetime gelmesi İsrail için olabilecek en kötü senaryo idi. Müslüman Kardeşler’in İsrail’in yanıbaşındaki Mısır’da iktidar koltuğuna oturması demek, İsrail’in can düşmanı durumundaki Hamas’ın Kahire’de kendisine olağanüstü bir destek bulması demekti.

Esasen, Müslüman Kardeşler ile Hamas aynı şey demekti, zira Hamas Müslüman Kardeşler’in Filistin koluydu.

Kahire’de böyle bir iktidar değişikliği İsrail’in Gazze’deki Filistinlilere uyguladığı ablukanın da kırılması anlamına geliyordu.

Amerika’nın Mısır’ı kaybetmesinin bir anlamı vardı ama israil’in Mısır’ı kaybetmesinin bambaşka sonuçları olurdu. Mevcut Mısır yönetimi, İsrail’in Ortadoğu’da olup bitenleri izlemesi açısından da ona olağanüstü istihbarat imkânları kazandırıyordu.

Mısır, her açıdan İsrail’in en önemli ve en büyük Arap müttefiki durumundaydı ve bu rejimin yıkılması İsrail’i 1970’lerden bu yana en büyük güvenlik riskiyle karşı karşıya bırakıyordu.

İsrail hükümeti panik halindeydi.

Yukarıda belirtilen sebeplerle Tahrir’deki gösterilerin başlamasından itibaren hem İsrail’den hem de İsrail’in Amerika’daki uzantısı durumundaki lobilerden Amerikan yönetimine “Hüsnü Mübarek’i koruyun” mesajları akmaya başladı. Baskı diye nitelendirilebilecek kuvvette mesajlardı bunlar.

Zira İsrail, sadece en önemli Arap müttefikini kaybetmeyecek, yapılacak bir seçimde onun yerine muhtemelen İsrail’in “düşman gözüyle baktığı Müslüman Kardeşler” örgütü iktidara gelecekti. İsrail hükümeti adeta hop oturuyor hop kalkıyordu.

Uluslararası basındaki gücünü devreye sokarak Müslüman Kardeşler’i El Kaide benzeri bir “radikal İslamcı örgüt” olarak tanıtmaya, Mısır’daki Tahrir Devrimi’ni durdurmaya çalışıyordu.

İsrail’in Amerika’dan istediği şey belliydi: Mısır ordusu üzerindeki etkisini kullanıp gösterileri ordu eliyle bastırması.

İsrail, Mısır’da demokrasi istemiyordu. Mısır’da kurulacak bir demokratik rejim İsrail için güvenlik sorunu demekti. Aslında İsrail’in Mısır Devrimi sürecindeki bu politikası, pek çok Batılı büyük aktörün Ortadoğu’ya bakışını da yansıtıyordu.

Ortadoğu’da demokrasi sadece İsrail için değil Batılı büyük aktörler açısından da bir tehditti.

Kurdukları düzenin devamı açısından Ortadoğu’nun Mübarek gibi diktatörlerce yönetilmesi şarttı.

Bir kişiyi kontrol ederek bir ülkeyi kontrol edebiliyordunuz.

Amerikan yönetiminin Mısır ordusu üzerindeki etkisini kullanarak devrim harekederini bastırmasını telkin ediyorlardı. Daha açık ifadeyle, Mısır ordusunun göstericilerin üzerine gönderilmesini talep ediyorlardı. Hüsnü Mübarek devrilirse yerine büyük bir ihtimalle radikal İslamcılar gelecek, İsrail’e karşı açık düşmanlık politikası izlemeye başlayacaklardı. 80 milyonluk Mısır’ın yanıbaşındaki İsrail’e karşı izleyeceği bu politika, zaten Özellikle 2008’deki Gazze saldırısından sonra iyice yalnızlaşmaya başlamış İsrail için yıkım olabilirdi.

İsrail’in bir başka endişesi de, Mübarek’in devrilmesi halinde gelecek yeni yönetimin Eylül 19 78’de Enver Sedat’ın imzaladığı Camp David Anlaşması’nı tanımadığını ilan etmesiydi. Hüsnü Mübarek, mutlaka ama mutlaka iktidarda kalmalıydı.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu 31 Ocak’ta, Almanya Başbakanı Merkel’le görüşme sonrası Kudüs’te yaptığı basın toplantısında Mısır’la ilgili ilk mesajını verdi.

Netanyahu, Mübarek giderse İran gibi bir rejim gelir diyordu:

“Bölgemizde ve Mısır’da olanları kaygıyla izliyoruz… Mısır’da sonunda İran’daki gibi bir radikal İslamcı rejim başa gelebi… Ve  insan haklarını ezip geçebilir. Bölgedeki tüm halkların istikrar ve barışla ilgili çıkarlarına karşı hareket edebilir. İsrail ve Mısır 30 yıldır barış içindedir ve hedefimiz bu bağların korunmasıdır.” (6 ve 16 sayılı dip not)

Özetlenirse;

-“İsrail, Mübarek’le birlikte sadece en önemli Arap müttefikini kaybetmeyecek, yapılacak bir seçimde onun yerine muhtemelen İsrail’in “düşman gözüyle baktığı Müslüman Kardeşler” örgütü iktidara gelecekti.

-İsrail basındaki gücünü devreye sokarak Müslüman Kardeşler’i El Kaide benzeri bir “radikal İslamcı örgüt” olarak tanıtmaya, Mısır’daki Tahrir Devrimi’ni durdurmaya çalışır…

-İsrail’in Amerika’dan istediği şey belliydi: Mısır ordusu üzerindeki etkisini kullanıp gösterileri ordu eliyle bastırması. İsrail, Mısır’da demokrasi istemiyordu. Mısır’da kurulacak bir demokratik rejim İsrail için güvenlik sorunu demekti.
.
-Aslında İsrail’in Mısır Devrimi sürecindeki bu politikası, pek çok Batılı büyük aktörün Ortadoğu’ya bakışını da yansıtıyordu. Ortadoğu’da demokrasi sadece İsrail için değil Batılı büyük aktörler açısından da bir tehditti”

Gelişmesi duran Batının şu an istemediği tek görüntü;  Halkların iktidara geldiği ve bütünleşen bir Ortadoğu’dur.

Yazıyı sonlandırıken…

“Ortadoğu’da neler oluyor?”
-Olan, Yüzyılın hesaplaşması mı?
.
-“Dünya petrol rezervlerinin yüzde 30’u Suudi Arabistan, Irak, İran ve Kuveyt gibi Ortadoğu ülkelerinin topraklarında yatar. Bölgenin rezervlerine ilişkin tahminler 1985 yılında 431 milyar varil iken 2007 yılı sonunda yüzde 72 oranında artışla 743 milyar varile çıktı.
.
-“Amerikan yönetimi 2020’de Körfez bölgesinin tek başına dünya petrol ihracatının yüzde 54 ile 67’sini sağlayacağını kabul ediyor.(National Energy Policy, Report of the Naitonal Energy Policy Development Group, Washington DC, Mayıs 2001.)
.
-“Ortadoğu petrolün yanı sıra doğalgazda da muazzam bir kaynak durumunda.
-2006 yılı verilerine göre dünya doğalgaz rezervlerinin yüzde 40’ı Ortadoğu’dadır.” (BP Statistical Review of World Energy 2006.)

Müjdemizi de verelim!

Batı kontrol ettikleri düzenle birlikte tükenmektedir.

Dünyanın sorunu üretmek değil, hakça paylaşmamak, kendisi için istediğini diğerleri için istememektedir.

Bir milyar insan aç, 3 milyar insanda, insanca yaşaması için gerekli, su, enerji ve benzerlerinden yoksundur.

Dünyada mutlu azınlık tokluktan, hakeden, üreten büyük çoğunluk açlıktan ölmektedir.

Huzur isteyen huzur, kardeşlik isteyen kardeşlik verecektir.

Demokrasi- Hürriyet-Kardeşlik, adalet” ifadelerini ambalaj olarak kullanıp, insanları aldatma dönemi sona ermiştir.

Gençleri ve yoksulları ayağa kaldırmak kolay, onların gerçeği görmeleri karşısında, onları şişeye tekrar sokmak mümkün değildir.

Ve kim ne yaparsa yapsın, kural değişmeyecek ; “Güç merkezi”, her yüzyılda bir olduğu gibi, 1917’de İngiltere’nin ABD’ye devrettiği bayrak, şimdi de ABD tarafından Doğu’ya teslim edilecektir.

Uluslararası güç oyununda kartlar yeniden karılmış ve oyunculara dağıtılmıştır.

Çin, Hindistan, Rusya, Brezilya ve Türkiye (2023 Hedefi ile) masada yerlerini almışlardır.

Çin’li düşünürün sözü ile noktalıyoruz.

-Eğer, hem kendini hem de düşmanlarını tanırsan girdiğin tüm savaşlardan galip ayrılırsın.

Yaşananların arka planını öğrenmek isteyenlere;

-1648, Vestfalya Antlaşması;

-1789 Fransız îhtilali ;

-1815, Viyana Kongresi;

– Neden ve sonuçları ile, Birinci ve İkinci Dünya savaşlarını;

-“Soğuk Savaş” ve simgesi Berlin Duvarı’nın hikâyesini;

– 11 Eylül saldırıları, Amerika’nın Afganistan ve Irak harekâtlarından sonra ortaya çıkan jeopolitik tabloyu öğrenmelidir.

 

Resim;Web ortamından alınmıştır.

Kaynaklar;

(1)GÜRKAN ZENGİN, KAVGA,  Arap Baharı’nda Türk Dış Politikası 2010-2013

(2a) Yazının tamamı için bakınız; http://gundemvetarih.com/2011/06/04/mavi-marmara-mi-yoksa-1-mart-tezkeresi-mi/ (Vikipedi kaynağı)

(2b) GÜRKAN ZENGİN, KAVGA,  Arap Baharı’nda Türk Dış Politikası 2010-2013; Ve 16 sayılı dip not;  Reuters, El Cezire, 31 Ocak 2011 tarihinde Almanya Başbakanı Angela Merkel’le ortak basın toplantısı.

(2c)1 Mart tezkeresi;  (http://politikaakademisi.org/1-mart-tezkeresinin-turk-dis-politikasina-etkisi/ (Vikipedi kaynağı

(2d) http://wwwarsiv.rotahaber.com/haber-detay_2872.htm (Vikipedi kaynağı) Tezkerede, en fazla 62 bin yabancı askeri personelin 6 ay süreyle Türkiye’de bulunması öngörülüyordu. Yabancı kuvvetlerin hava unsurları 255 uçak ve 65 helikopteri aşamayacak.

1 Mart tezkeresi, Irak krizi konusunda hükümet tarafından 25 Şubat 2003’de TBMM’ye sunulan ve tam adı “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması için Hükümet’e yetki verilmesine ilişkin başbakanlık tezkeresi” olan tezkere.

TBMM’den, gereği, kapsamı, sınırı ve zamanı Anayasanın 117’inci maddesine göre milli güvenliğin sağlanmasından ve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından Yüce Meclise karşı sorumlu bulunan hükümet tarafından belirlenecek şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’a gönderilmesine; etkili bir caydırıcılığın sürdürülmesi amacıyla Kuzey Irak’ta bulunacak bu kuvvetlerin gerektiğinde belirlenecek esaslar dairesinde kullanılmasına ve muhtemel bir askeri harekat çerçevesinde yabancı silahlı kuvvetlere mensup hava unsurlarının Türk hava sahasını Türk makamları tarafından belirlenecek esaslara ve kurallara göre kullanmaları için gerekli düzenlemelerin Hükümet tarafından yapılmasına, Anayasanın 92’inci maddesi uyarınca 6 ay süreyle izin verilmesi istendi.

(3-4)GÜRKAN ZENGİN, KAVGA,  Arap Baharı’nda Türk Dış Politikası 2010-2013

(5) Muhammed Mursi, 20 Aralık 1951 tarihinde Mısır’ın Şarkiye ilinde doğdu. İlk eğitimini orada aldı. Mühendislik lisansını Kahire Üniversitesi’nde aldı (1975 ve 1978). Mühendislik doktorasını Güney Kaliforniya Üniversitesi’nde tamamladı (1982). Northridge Kaliforniya Eyalet Üniversitesi’nde yardımcı doçent oldu (1982-1985). Ardından eğitim vermek için Mısır’daki Zagazig Üniversitesi’ne geldi. İslamcılığı nedeniyle Müslüman Kardeşler hareketine yaklaşarak siyasete katıldı. Mursi 2000 ve 2005 yılları arasında milletvekili oldu. Müslüman Kardeşler kanun dışı olduğu için parlamentoya bağımsız siyasetçi olarak girdi. Tam 5 yıl Mısır Halk Meclisi üyeliği yaptı. 2011 Mısır Devrimi’nde muhalif bir lider oldu ve 30 Nisan 2011 tarihinde Müslüman Kardeşler’in kurduğu, Özgürlük ve Adalet Partisi’nin başkanı seçildi. 2012 Mısır cumhurbaşkanlığı seçimleri’nde Müslüman Kardeşler’in aday gösterdiği Hayrat Şatır’ın adaylığı düşünce, yerine Muhammed Mursi seçildi. Yoğun seçim kampanyası yürüttü. İlk turda %25.5 oy aldı ve ikinci tura girmeye hak kazandı. İkinci turdan da, %51.73 oy alarak, 5. cumhurbaşkanı oldu..” (Vikipedi)

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*