Osmanlının 1502’de Leonardo da Vinci’ye hazırlattığı proje 500 yıl sonra Norveç’te hayat bulur

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Beklenmeyen nedenlerle o gün Osmanlının gerçekleştiremediği köprü, 500 yıl sonra Norveç'te uygulama alanı bulacaktır

Beklenmeyen nedenlerle o gün Osmanlının gerçekleştiremediği köprü, 500 yıl sonra Norveç’te uygulama alanı bulacaktır

 

Sultan II. Beyazıd , 1502 yılında Haliç üzerinde inşa edilmek üzere Leonardo da Vinci’ye bir Köprü projesi siparişi verir. Köprü, o dönem yaşanan sorunlar nedeniyle Haliç’te değil, 500 yıl sonra Norveç’te inşa edilir.

Bu ilginç hikâye ile meraklıları, kısmen de olsa, hem tarihin en büyük mucitlerinden ve sanatçılarından biri olarak gösterilen, köprü projesinin mimarı, Leonardo  da Vinci’yi, (1) hem Sultan II. Beyazıt’ı (Bayezid) (2) hem de Dönemin Osmanlı Devletini tanıma imkanı bulacaklardır.

Sultan II. Beyazıt’ın Haliç üzerine yaptırmayı düşündüğü köprü ve Leonardo da Vinci

Leonardo da Vinci, döneminin en ünlü mühendisidir.

“1502 yılında Osmanlı tahtında oturan Fatih’in oğlu 2. Bayazıt babasının İtalyan ressamları ile kurduğu yakınlıktan da esinlenerek, Haliç üzerinde yapılmasını düşündüğü (240 metre uzunluğunda) köprü için Leonardo da Vinci’den bir proje hazırlamasını ister. Sultan 2. Bayazıt proje kendisine ulaştığında çetin problemlerle karşı karşıyadır, köprü ile uğraşacak vakti yoktur, projeyi arşive yollar. (3)

“…Yaklaşık beş asır sonra 1996 yılında Norveçli küratör Vebjorn Sand, (Veb’yurn Sand) projenin bir kopyasını ele geçirir ve Norveç hükümetini ikna ederek, Oslo’yu Stockholm’e bağlayan karayolundan geçen bir çay üzerine projenin uygulanması gerçekleşir.

İnşaat tamamlanır ve 31 Ekim 2001 tarihinde köprü (Leonardo da Vinci Köprüsü) adı ile hizmete açılır.

Üzerine konan bir plaketle de projenin macerası anlatılır..” (4)

Norveçliler, Köprünün kitabesinde bizleri (Osmanlıları da) unutmazlar;

“…Kıskanarak ama utanarak söylüyorum.

Norveçliler, bizim çoktan yapmamız gerekeni yapmışlar.

Köprünün öyküsünü de hiç komplekse düşmeden kitabeye yazmışlar…

İşte köprünün kitabesindeki yazı:

 

“Leonardo da Vinci’nin 1502’de bir vizyonu vardı: Dünyanın o güne kadar gördüğü en büyük ve en güzel köprüyü inşa etmek.

Köprü, kavis şeklinde Konstantinopol’den Pera’ya 240 metre uzunluğunda olacaktı.

Fakat projeyi ısmarlamış olan Türk Sultanı II. Bayezid, projenin boyutlarından telaşa kapıldı ve köprü asla hayata geçmedi.

Leonardo’nun Sultan’a yazdığı mektup 1950’lerde gün ışığına çıktı ve köprüyü inşa etmenin mümkün olabileceği düşüncesi herkesi heyecanlandırdı.

Leonardo’nun 500 yıl önce çizdiği eskizlerin temel çizgileri onun sanatının zamanlar üstü olduğunun kanıtıdır.

Köprü, Rönesans bilim, sanat ve hümanist düşüncesinin en büyük ve en güzel yönlerini, bir anlamda semavi ve dünyevi olanın birleşmesini temsil etmektedir.

Geleneksel Norveç mimarisini modern ahşap teknolojisiyle tamamlamaktadır.

Köprü aynı zamanda geleceğin çevresini korumaya yönelik bir pilot projedir.

Bu projenin amacı, Leonardo Köprüsü’nün her kıtada inşa edilmesi ve ulusları ve insanları bir araya getirmesidir.” (5)

Sultan 2. Beyazıt’ı muhtemeldir ki, dönemin en görkemli köprüsünü inşa etmekten alakoyan meselelerin başında;  Savaşlar, Cem Sultan meseleri, Safeviler vb. ne olduğunu elbette tam olarak bilememekle beraber biz, aşağıdaki olası bir nedenden bahsedelim;

Küçük Kıyamet (1509 İstanbul Depremi)

10 Eylül 1509’da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, iki ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne’de de meydana geldi. 14 Eylül 1509’da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı.

Küçük kıyamet (Kıyamet-i Suğra) denilen bu depremde İstanbul’da 109 cami ve mescit ile 1.070 ev kullanılamaz hâle geldi. Halktan da 5.000 kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı. Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi. Bu arada eski su bentleri de yıkıldı…

45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı.

..Aynı sene Edirne’de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu. Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. Üç gün geçit vermeyen Tunca’nın taşmasıyla da birçok insan öldü.

Bundan sonra II. Bayezid İstanbul’un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu.

Toplantılar sonunda İstanbul’da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için yirmi evden bir kişi ve ev başına yirmi ikişer akçe toplandı. Bu şekilde Anadolu’dan 37.000, Rumeli’den de 29.000 cerahor (ücretli amele) çıkarılıp 3.000 kadar mimar ve marangoz getirildi.

Bunlardan başka “Yaya”lardan 8.000, “Müsellem”lerden de 3.000 kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510’da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi.

Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata’daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II. Bayezid’in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu.

Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin’in nezareti altında yapıldı. İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine üç gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.” (6)

 

 

Resim;web ortamından alınmış, alt yazı tarafımızdan düzenlenmiştir.

Açıklama ve Kaynaklar;

(1) Leonardo da Vinci (1452-1519); Tarihin en büyük mucitlerinden ve sanatçılarından biri olarak gösterilen, Köprü projesinin mimarı “..Yoksul bir ana ile varlıklı bir babanın gayrimeşru ilişkisinden doğan Leonardo’nun çocukluğu sefalet içinde geçer. Baba, ana ve Çocuğu ile büyük zorluklar içinde yaşam savaşı verir. Önceleri ana ve çocuğu ile hiç ilgilenmeyen baba, çocuğun yaşı ilerleyip dehası ortaya çıkmaya başlayınca onu yanına alır. 11 yaşına gelince de onu bir atölyeye çırak verir.

..Böceklerin ve kuşların uçuşlarını, havanın uzak nesnelerin rengi üzerindeki etkisini, ağaçların büyüme yasalarını inceledi. Bunları çizimlerle dolu binlerce sayfa tutan notlarına döktü. Ona göre duyguların en önemlisi görsel algılama idi. Doğanın bulgulanması kesinlikle sanatın gerektirdiği (görünen dünyanın bilgisine ulaşmak için bir araçtı…,

Leonardo, kendine sipariş verilen tabloların çoğunu yarım bıraktı. Bunu, sipariş verenlerin ısrarına rağmen toplumda edindiği saygın ve dokunulmaz konumunu vurgulamak için yaptığı tahmin edilebilir..”

Yolu bir ara Osmanlı İmparatorluğu ile de kesişen Leonardo, dönemin en ünlü mühendisi idi.  (Alıntı; RESİM-ZANAATTAN SANATA  TARİHSEL SÜREÇTE RESİM, Tekin Batur )

(2) Sultan II. Bayezid  Velî Han ; (Saltanatı, 1481-1512)  Babası Fatih Sultan Mehmet ilme karşı büyük bir sevgi beslediği için, oğlu Bayezid’e her şeyden evvel kuvvetli bir tahsil verdirmeyi düşündü.. Amasya valisi  olan Bayezid, burada o dönemin en ünlü âlimlerinden dersler aldı ve padişah olacak şekilde yetiştirildi. ..İslami ilmin yanı sıra matematik ve felsefe tahsili de aldı. Ayrıca Şeyh Hamdullah’tan da hat dersleri aldı. Arapça ve Farsça’nın yanı sıra; Çağatay lehçesi ve Uygur alfabesini de öğrendi. Dinine bağlılığından dolayı kendisine Bayezid-i Veli de denilirdi. Bayezid-i Veli, Şehzadeliğinden beri ünlü bilginleri etrafına topladı ve kendini yetiştirmeye çalıştı. Zamanında yetişen pek çok alim, sanatkar ve şaire çalışmalarından dolayı ihsanlarda bulundu, hediyeler verdi.

(3) RESİM-ZANAATTAN SANATA -TARİHSEL SÜREÇTE RESİM, Tekin Batur

(4) A.g.e Sahife:78

(5) Daha fazlası için bakınız; http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/4419466.asp, 16 Mayıs 2006,  Cengiz ÖZDEMİR cengizozdemir@hurriyet.com.tr

(6) http://tr.wikipedia.org/wiki/II._Bayezid

 

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*