Osmanlıdan Cumhuriyete darbeler, Tarih (aptallar için) tekerrür etmektedir (7/Son)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Devletler de şirketler gibidir. Birinin büyümesi, diğerinin küçülmesi anlamına gelir. Rekabetin altındaki neden de budur.

Devletler de şirketler gibidir. Birinin büyümesi, diğerinin küçülmesi anlamına gelir. Rekabetin altındaki neden de budur.

 

Osmanlının kıskaçtan kurtulmak için yaptığı son iki hamle, Sultan Abdülaziz ve 2. Abdülhamid’e yapılan darbelerle söndürülür ve Osmanlı, 1909’da fiilen sonlanır. I.Dünya Savaşı’nda, Almanlar gibi Osmanlılar da artık birer figürandır. Gerçeğinde bu savaşın sonucu baştan bellidir. Gerçek (paylaşım) savaşı: 2. Dünya Savaşı’dır.

Osmanlı’nın fiilen bitmesi, beraberinde Kuzey Afrika, Ortadoğu, Kafkaslar ve Balkan halkları için adeta bir yıkım getirir.

Türkler’in yaşadığı Anadolu topraklarında, Mezopotamya, Hitit, Frigya, İyon, Pers, Helen vs. gibi eski çağlara ait kültürler harmanlanmış; daha sonra Roma yönetimi asırlarca devam etmiş ve nihayet Selçuklu ve Osmanlı’nın İslâm imanıyla senteze ulaştırdığı bir sosyo-kültürel düzen meydana gelmiştir. Böylece Türkler, Asya’nın içerlerinde oluşturdukları ve gittikleri yerlere götürdükleri anlayışlarıyla birçok müspet kültür ve medeniyeti özümseyip kendilerine mâl etmişlerdir.

Türk-İslâm anlayışı içinde fetih hareketleri gerçekleştirilmişti şüphesiz, ancak bu fütuhat bir vatan arama gayretiydi. Bu gayret adil olmayı gerektiriyordu, kalıcı olabilmek için. Buna mecburdu da. Yetmiş iki buçuk milletin gönlünü hoş tutmalıydı. Hoş tutmalıydı ki, payidar olsun.

Bu “devlet-i ebed müddet(Sonsuza kadar yaşayacak devlet) ifadeleriyle kavramlaştırılıyordu…

Fetret Dönemi’nde,(*) Balkanlar’da, Osmanlı Devleti’nin gücü sıfırlanmasına rağmen, oradaki halklardan bir tepki gelmedi. En azından o tarihte (1402-1413) Balkanlar kendi milletinden zalim bir hükümdarın ve baskıcı bir yönetimin altında yaşamaktansa, başka bir milletin adil yönetimi altında yaşamayı tercih ederler Tarihte bu konuda en güzel imtihanı veren –eksilerine rağmen- Türkler veya Müslümanlardır.(**)

(O dönemde Anadolu’da büyük karışıklıklar çıkmasına rağmen Balkanlarda Osmanlı yönetimine karşı hiçbir hareket görülmemiştir. Bugün Filistin’de Osmanlı sonrası yaşanan zulüm dönemine de bu anlayışla bakılmalıdır. Canmehmet)

Tarih ve Düşünce dergisi’nin Nisan 2002’de yayınlanan sayısında 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’le yapılan bir mülakat yayınlanmıştır. Buradaki bir bölüm meseleyi açıklayıcı mahiyettedir.

İsrail Eski Başbakanı Ehud Barak’ın ,

-”siz bu toprakları dört asır boyunca İstanbul’dan atanan tek pırpırlı bir onbaşı ile huzur ve barış içinde idare ettiniz, bunu nasıl başardınız?” sorusuna Demirel şu cevabı vermiş:

-“Osmanlı bir büyük devletti. Devlet demek halkının tümünü kucaklamak demektir. Osmanlı, Arap, Musevi diye kavimleri ve din mensuplarını herhangi bir ayrıma tabi tutmadı. Herkesi kucakladı- Osmanlı’nın adil ve güvenli bir devlet yapısı vardı. Adaleti ve güvenliği sağladı. İnsanlara hem adaleti, hem güvenliği, hem de ekmeği sağladı. Osmanlı zulüm yapmadı. Zulüm Osmanlı’nın temel felsefesine aykırıydı. Osmanlı bir Roma değildi. O pırpırlı onbaşının kolundaki, Osmanlı’nın adalet ve güvenlik sembolüydü… Onbaşının üstüne konmuş Osmanlı devletinin gücü ve kudretiydi. Onun arkası vardı, yapılacak her yanlışlığı düzeltme imkânı vardı.” (1)

Bu kısa açıklamadan sonra darbelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Sultan Abdülaziz’e yapılan darbenin nedenleri;

-Fransızlar, Napolyon’un 1798 Mısır İşgali ile belirginleşen niyetleri paralelinde İmparatorluğun altını oymaya ve sinsi sinsi darbeler hazırlanmasına yataklık yapmaya devam ederken, O ana kadar görünürde “sadık bir müttefik” kalmış İngiltere’nin siyaseti 1871’den sonraki bu ânî değişikliğe uğrar. Bunun basit bir nedeni vardır.

“Süveyş kanalının (***) açılması ile birlikte faydasının kısa zamanda tecrübe edilmesi, anlaşılması… Ve bunun üzerine îngiltere’nin Orta Doğu’da kudretli bir Osmanlı İmparatorluğunu yakın ve uzak hedef ve menfaatleri için zararlı sayması…” (2)

Çünkü Sultan Abdülaziz o dönemde Donanmayı dünyanın en güçlü (dördüncü) donanması derecesine çıkartmıştır.

İngilizlerin, kadim politikaları arasında ilk sıralarda, Rusların, Boğazlar üzerinden devamlı bir kontrol altında olması vardır. Bu anlayışla;

-“Kanalda ve kanal bölgesinde de bu su yoluna ve bulunduğu bölgeye hakim olan devlete, Osmanlı Devleti’ne karşı bir kontrol kurmak sevdasına tutulmuştu. İngiliz umumî politikasındaki bu gizli inhirafın çeşitli sebepleri vardı:

1. Sultan Birinci Selim (Yavuz) Han’ın Mısır’ı zaptetmesi (1517) üzerinden geçen üç buçuk asır içinde…(Mısır’ı ziyaret eden ikinci Sultan) Abdülaziz Han’dır. Sultan bu seyahatine bir Yavuz heybeti vermeyi de bilmişti.

Üç buçuk asır içinde çeşitii maceralara sahne olan, zaman zaman payitahta pamuk ipliği ile bağlı kalan Mısır’da Birinci Napoleon’dan ve Kavalalı Mehmet Ali’den sonra, hele oğlu İbrahim Paşa’nın Kütahya’da devlete adetâ bir muahede dikte etmek kudretine (1832) ulaşmasından sonra hakimiyetimizin hemen hemen sıfıra indiği Mısır’da, Abdülaziz tam bir hükümdar kudreti ile boy vermişti. Babası İkinci Mahmud’u dize getirmiş olan Kavalalı’nın torunu İsmail Paşa’ya atını yedetmiş; onu da kurulduğu saltanat arabasının yanında diğer vezirleri, ve yaverleri gibi yayan yürütmüştü. Abdülaziz’in Mısır seyahati, muhakkak ki Mısır’ın Osmanlı tahtına ikinci defa olarak resmen bağlanışı demek olmuştu. (3)

Selim Yavuz Han, Kansugavri ve Tumanbay sultanların cesetlerine basarak Mısır’ı almıştı. Abdülaziz de Kavalalı hanedânının azamet ve dehşetini eze eze Mısır’ın gerçek hükümdarı olduğunu cihana ilan etmişti.

Bu, hiç de basit bir jest değildi. (Bunlarla beraber) …Hicaz kıtasında da bazı bölgelerin kesin olarak tam hakimiyetimiz altına sokuluşu Abdülaziz devrinin eseridir.

…İngiltere’nin Hindistan için Süveyş’ten istifade etmesinden önce Abdülaziz devleti, Kizıldeniz’in doğu ve batı kıyılarındaki hükümranlığı için Süveyş’ten istifade etmeyi bilmişti. Osmanlı bayrağını dalgalandıran harp ve nakliye gemileri ile kıyılarda ve Hicaz ile Mısır hinterlandlarındaki kalelerde, kışlalarda, resmî binalarda dalgalanan Osmanlı bayrakları ile artık Türk hakimiyeti bu bölgede bir boş söz olmaktan çıkmıştı. (4)

Bu da İngiltere’nin hoşuna gitmemişti.

İş bununla da kalmamıştı. İstanbul, Kızıldeniz’den güney kapısı ile, “Babü’l-Mendep” boğazı ve Aden kalesi ile de ciddî surette ilgilenmeğe başlamıştı. Kanunî Süleyman devrinde bir Aden emirinin Osmanlı himayesine girmesi ile

bizim sayılmış olan bu Aden, kalesi ve mükemmel limanı ile yeni ve çok kıymetli bir ticarî mana ve stratejik önem kazanan bu Aden, çok sağlam bir tarzda Osmanlılaştırılmaktaydı. Süveyş’ten giren Türk harp ve nakliye gemileri Babü’l-Mendep’ten Hint Okyanusu’na açılıyor, Zengibar’a kadar uzanıyordu. Dahası var:

Bağdat Valisi Mithat Paşa, donattığı bir küçük filotillayı Basra körfezinde dolaştırmakla kalmamış, Hürmüz boğazından geçirip Umman’ın güney kıyılarında da bayrak gösteriyordu.

Pirî Reis’in Maskat limanını aldığı, Hürmüz adasındaki Portekiz korsan kalesinde cenkleştiği. Şeydi Ali Reis’in o talihsiz seferi için Basra’dan denize açıldığı günlerden (1552-54) beri Basra körfezinde Osmanlı’nın bu derece göze vurur bir deniz gösterisi olmamıştır, denebilir.

Basra’yı kendi gölü haline sokan İngiltere, bu jeste de pek içerlemişti. Çünkü bu deniz hareketleri hiç de hesapsız kımıldanışlar değildi. Adalar Denizi’nde, Karadeniz’de dolaşmakla kalmayıp. Batı Akdeniz’e geçen, hatta Atlas Okyanusu’nu aşıp Amerikan limanlarına resmî ziyaretler yapan Osmanlı donanması bir şeyi işaret ediyordu:

Navarin’de Beşike’de yakılıp yok edilişinden sonra tekrar dirilişini.

Hem de sahip olduğu harp üniteleri, tonaj ve kudret bakımından ikinciliğe ulaşmış olduğunu… ve bundan istifade etmek İstediğini… Bir muharebe olursa ne olurdu? (5)

İşte Tunus da, Trablusgarp ta payitahta daha sıkı bağlanıyordu. Hatta Tunus ve Trablus limanlarından kalkan kervanlarla İstanbul’un prestiji, Afrika’nın göbeğine, Fizan’ın, Sudan’ın çok ötelerine, Çat gölü kıyılarından da ötelere dayanıyordu. Herhangi bir Avrupalı ancak İstanbul’un bir fermanı veya Trablus, Tunus yetkililerinden alınacak bir nâme ile iç Afrika sultanlıklarına girebiliyordu.

3. Orduya gelince… Fransa kara kuvvetlerinin sıfırı tüketmesinden ve Alman ordularının, kolay kazanılmış bir zafere rağmen yıpranmasından sonra genç İtalya’nın ordusundan çok üstün, Avusturya-Macaristan ordusundan üstün, İngiltere ordusundan elbette daha talimli, terbiyeli, disiplinli ve pek üstün bir silâh ve insan kudretiydi bu Osmanlı ordusu… Erleri ve atları sıhhatli, topçusu mükemmel, subayları ve generalleri iyi ve yetişkin bir ordu. Hele yüz seksen beş bin kişi olarak tahmin edilen nizamiye kadrosu en ince hesaplı ataşemiliterleri bile hayran ediyordu.

-Bu ordu ile ancak Rusya harp edebilir… diyorlardı. Ve çatışma anî olursa Rusya’nın bu nizamiye kuvveti karşısına iş görebilir bir ordu çıkarabileceği de pek sanılmaz.

İngiltere, Ömer Paşa komutasındaki kırk bin kişilik bir Abdülmecit devri ordusunun 1853’te Tuna boyunda, Silistre’de, .Arap Tabya’da daha sonra Kırım’da neler yaptığını görmüş ve  unutmamıştı. O ordudan daha iyi yetiştirilmiş ve silâhlanmış olan bu Abdülaziz ordusu elbette daha yaman döğüşürdü.

Osmanlı ordusu, yirmi yıldan beri askerî okullarından çıkan, binlerle aydın, subaya da sahipti. Böyle bir ordu ayakta durdukça ve Abdülaziz’in gösterdiği titiz dikkat yüzünden kudreti her gün arttıkça İngiltere’nin de endişesi artıyordu.

Bu ordu, imparatorluğun neresinde bir kıpırdanma, bir kargaşalık olursa hemen oraya bir balyoz gibi iniyordu.

Abdülaziz, Osmanlı İmparatorluğunu adetâ yeniden ve pek sağlam bir tarzda zaptediyor, tekrar kuruyor gibiydi.

Osmanlı sarayının hakimiyeti müphem ve adeta nominal kaldığı yerlerde, özellikle Arap yarımadasında, Afrika kıyılarında ve adalarda dilediği gibi oynamağa alışmış olan İngiltere gerçekten tuhaf bir duruma düşmüştü. Kendi delaleti ile yapılabilmiş çeşitli istikrazların İstanbul’a akıttığı altınlarla düzenlenebilmişti bu ordu..

Kanal bölgesi, Mısır, Aden, Basra körfezi. Adalar ve Yunanistan için Orta Doğu’da, yarın tahrik edeceği veya girişeceği herhangi bir tasavvuru elbette bu ordu karşılayacaktı. O zaman İngiltere niderdi? Nice olurdu hali?

Sırası gelmişken şunu da söylemeyi unutmayalım:

Eğer Abdülaziz kuvvetti ordunun, zırhlı modern donanmanın kıymetini kavradığı gibi devlet idaresinde en önemli rolü oynayan kudretin “İstihbarat Teşkilâtı” olduğunu da kavrasaydı, Fransa ile İngiltere’den yardım gören dört buçuk komitecinin entipüften baskınına kurban olmazdı. (6)

Yukarıda yazılanları özetle;

-Sultan Abdülaziz’e yapılan darbenin arkasında, Sultan’ın Mısır seferi ile Orduyu-Donanmayı güçlendirmesi ve İmparatorluğun toparlanma işaretleri vardır. Bunların sonucu Sultan bir darbe ile indirilir ve “İntihar” süsü ile katledilir. Sultan’ın İngiliz ve Fransız çıkarlarına engel olması, bu iki devletin (Hüseyin Avni ve Mithat Paşa’yı) darbecileri desteklerinin ana nedenidir.

2. Abdülhamid’e yapılan darbenin nedenleri;

-İmparatorluk 30.000 km. modern telgraf hattı ile donatılır. (M.Kemal’in Milli Mücadele’deki başarısının arkasında bu hatlar vardır. Çanakkaleyi geçilmez yapan da, Sultanın Çanakkale’de inşaa ettirdiği tabyalardır. (Bakınız; http://www.canmehmet.com/fazla-bilinmeyen-kahramanlari-ve-tabyalari-ile-canakkale-savasi-gercegi-2.html )

-Sultan, bunlarla birlikte halkın mali katılımı ve Osmanlı mühendis ve teknik elemanları ile yaklaşık, 1500 km. demiryolu yaptırılır.

-Sultan’ın döneminde ayrıca 10.000 (onbin) Modern ilkokul açılmıştır. Açılan Üniversite ve diğer orta dereceli okullarının yanında. O dönemde kız çocukları da, kız okullarında veya karma eğitimle okullarda eğitim görmektedir.

-2. Abdülhamid, Sultan Abdülaziz’in hatasına düşmez ve dünyanın en modern ve geniş ağına sahip istihbarat örgütünü kurdurur.

-Sultan, kendisinden önce yapılan Osmanlı borçlarının önemli bir kısmını da ödediği bilinmektedir

-Siyonistlerin, “İmparatorluğun borçlarını kapatılması”nın yanında büyük miktarda teklif ettikleri rüşvetlere rağmen, 2. Abdülhamid Filistin topraklarını Siyonistlere satmaz.

Emperyalist  Batılıların darbe anlayışları bugünde  değişmemiş, ülkesinin büyümesi-güçlendirilmesi için çalışan ve onların çıkarlarına “Dur” diyen siyaset-devlet adamlarının darbe ile nasıl devrildikleri de kimseye meçhul değildir.

İşte Mısır ve Seçilmiş lider Mursi’ye dünyanın gözü önünde ve pervasızca yapılan darbe…

İşte Er-Doğan’a atılan çelme ve BBC, Amerikan sesi’nin “yaralı kaplan!” yorumları; http://www.canmehmet.com/osmanli-cumhuriyet-darbelersultan-abdulazize-darbe-nedeni-misir-ve-orduyu-guclendirmesidir-6.html

 

www.canmehmet.com

Resim;

Açıklamalar;

(*)Fetret Devri, “Bunalım Devri” olarak ta tanımlanır. Yıldırım Bayezid’in 1402’de Ankara Savaşı’nda, Timur’a yenilip esir düşmesi sonucu, Bayezid’in beş oğlundan dördü arasındaki taht kavgaları çıkar ve Osmanlının dağılma tehlikesi belirir. 1402’den 1413’e kadar devam eden karışıklıklar, 1413 yılında, I. Mehmet Han (Çelebi Mehmet) tarafından birliğin sağlanması ile “Bunalım Devri” son bulur.

(**) Nazmi Eroğlu, “Türkler de ‘Cihad’ ve ‘Fütuhat’ Anlayışı”, Köprü, Sonbahar 1994, s. 66-75.

(***) Süveyş Kanalı 17 Kasım 1869’da trafiğe açılmıştır. Akdeniz ile Kızıldeniz’i birbirine bağlayan yapay su yoludur. Temelleri Osmanlı İmparatorluğu tarafından atılmış, Baharat Yolu’nun canlandırılması sağlanmıştır.

Kanal, Afrika çevresinde dolaşmaya gerek kalmadan Asya ile Avrupa arasında deniz taşımacılığı yapılmasını sağlar.

Kaynaklar;

(1) MEDENİYETLERİN RUHU, NAZMİ EROGLU, 2004baskısı.

(2) Ordu ve Politika, Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu

(3) A.g.e. Sahife:39

(4) A.g.e. Sahife:41

(5) İngiltere, Paris muahedesinin Karadeniz’e ait hükümlerini kaldırmakla Rusları tekrar bu denizde deniz kuvveti bulundurmağa teşvik etmiş oluyordu. Böylelikle Türk donanması da, emniyet mülâhazası ile bir kısım gemilerini Karadeniz’de bulundurmağa mecbur ediliyor ve Akdeniz Türk donanması kuvvetten düşürülüyordu. İngiltere bununla da kalmadı. Harp çıkınca o devrin en yeni deniz silâhı olan torpilleri gizlice Ruslara verdi ve bu silâhtan mahrum olan Türk donanması 1877 Türk-Rus harbi başlayınca ilk ağızda Tuna filotillasını kaybetti. (‘Ordu ve Politika’da dipnot)

(6) Ordu ve politika, Sahife:46

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*