Osmanlı mimarisinin asaleti olan ünlü “Drina Köprüsü” nü biliriz de onu yapan Muhteşem Osmanlıyı ne kadar biliriz (1)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Drina köorü blog-2-

Sırp Yazar, İvo Andriç, kendilerini 539 yıl yöneten Osmanlı ile ilgili “Drina Köprüsü”  isimli bir roman yazar. Köprü, Bosna Hersek’te Sırbistan sınırına yakın Vişgrad (Vişegrad) kentinde Sava Nehrinin kolu Drina Irmağı üzerindedir. Yapımı dört yıl sürmüş, 1575’de tamamlanmıştır.

Drina Köprüsü,  “Avrupa’nın bu bölgesinde Türk mimarisinin asâlet ve güzelliğini gözler önüne seren bir sanat âbidesidir.”

Hikayemiz

Köprünün yapılması, bölgeden devşirme götürülen Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa’nın çocukluk rüyasıdır. Paşa, geldiği yer olan Bosna-Hersek’e ölümsüz bir eser bırakmak niyetiyle bu köprüyü (1570’lerde) yaptırır.

“Drina Köprüsü, İvo Andriç’in (1892 – 1975) Sokullu Mehmet Paşa’nın Vişegrad’da yaptırdığı köprü ve çevresindeki yaşamlar üzerine yazdığı romanıdır.

Yazar İvo Andriç köprünün yapılışından 20. yüzyılın ortalarına kadar Balkanlarda olan olayları ve Balkan insanın yaşantısını ve kozmopolitliğini köprü üzerinden anlatmaktadır. Drina Köprüsü bir romandan ziyade bir tarih kitabı gibi olayları sosyal yönleriyle de içeren bir kitap olarak göze çarpmaktadır.

Kitabın en dikkat çekici özelliği yazarın olayları kusursuz bir tarafsızlıkla anlatmasıdır. En acımasız hatta insanlık dışı sayılabilecek eylemlerde dahi yazar yalnızca olayı, o sırada insanların ne düşündüklerini ve hareketlerinin sebeplerini anlatmakta; fakat herhangi bir görüş belirtmemektedir.

Hümanist olan İvo Andriç eserinde çeşitli dinlerin ve soyların kaynaştığı bu bölgede en küçük bir din ve ırk ayrımı yapmadan, anlattığı olaylarda yer alan bütün kişilere eşit bir sevgi ve ilgi göstermiştir.

1945 yılında yayımlanan roman yazarın en ünlü ve en önemli eseridir. 1961 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülen İvo Andriç’in bu ödülü, özel olarak Drina Köprüsüne verilmiş gibi kabul edilmektedir.(1)

Drina Köprüsü,  

“Osmanlı veziri Sokollu Mehmet Paşa’nın doğduğu topraklara bir hediyesiydi. Yüzyıllar boyunca sadece Drina Nehri’nin iki yakasını birleştirmekle kalmadı, Boşnaklarla Sırpları birbirine bağladı ve kimi zaman acılara, kimi zaman neşeye tanıklık etti. Nobelli İvo Andriç, ünlü romanında onu kardeşçe yaşamanın simgesi saydı. Vişegrad şimdi Drina Köprüsü’nün ışığında kendine yeniden umutlu bir gelecek kurmaya çalışıyor.

…Köprü, 1516 yılının bir sabahında, ileride Sokollu Mehmet olarak anılacak on yaşlarındaki oğlan çocuğunun Sokoloviç köyünden alınıp ta uzaklara, İstanbul’a götürülmek üzere nehirden geçirilirken hayalinde çizilmişti. Drina, sarp dağlar arasındaki darboğazlardan, derin uçurumların içinden akıyordu. Butko Kayalıkları ile Uzanviçka Dağları arasından ani bir dirsek yaptığı yerde ise Vişegrad başlıyordu. Yağmurun hiddetli yağdığı zamanlarda nehir kendinden geçip yükselir, karşıdan karşıya geçmek ise imkânsız bir hal alırdı. İki yakadaki köylerde yaşayanların Vişegrad’la bağı günlerce kesilir, nehrin sakinleşmesi beklenirdi. Günlerce evlerine kapanan köylüler geceleri çocuklarına nehrin ürkütücü sesine eşlik eden hikâyeler anlatır, onları nehirden uzak tutardı.

Yıllar sonra sarayın gelmiş geçmiş en meşhur ve başarılı sadrazamı olan Sokollu Mehmet’in arzusu üzerine köprüyü koca Mimar Sinan yapmıştı. Neredeyse dört yılda tamamlanan köprü zamanın seyri içinde bölgenin kaderini değiştirmiş, Balkanlar’ın ortasında yeni bir güzergâh belirlenmiş ve Doğu ile Batı’yı, İstanbul ile Avrupa’yı birbirine bağlamıştı. Köprünün bulunduğu, o zamanlar sessiz ve sakin, dünyadan uzak bir kasaba olan Vişegrad’ın kaderi değişmişti. Yıllar sonra bu gelişmelerle beraber biriken hikâyeler ünlü yazar İvo Andriç’in Drina Köprüsü romanında bir araya gelip yazara 1961 Nobel Edebiyat Ödülü’nü bile kazandırmıştı. Şimdi Bosna Hersek içindeki Sırp Cumhuriyeti sınırlarında yer alan kasaba, köprü ve roman sayesinde tanınır olmuştu.

Köprü kısa zamanda Drina’nın yatağı üzerinde Bosna’yı Sırbistan’a, oradan da Osmanlı İmparatorluğu’nun öteki bölgelerine bağlayan en güvenilir geçit haline gelmişti. Kasabanın büyüyüp gelişmesini sağlamış, önemli olayların geçtiği, tarihi dönüm noktalarının yaşandığı bir yer olmuştu. Yapıldığı günden bugüne Vişegrad, Sırbistan isyanlarına, bölgeyi kasıp kavuran kolera salgınlarına, Bosna Hersek’in Avusturyalılar tarafından işgaline, demiryollarının yapımına, 1912 Balkan Savaşları’na, 1914 Haziran’ında Avusturya veliahtı Ferdinand’ın Sırp bir genç tarafından öldürülmesi sonucu yaşanan karmaşaya, Avusturya-Sırbistan savaşına tanık olmuştu.

…Köprü uzun tarihi boyunca çok defalar zarar görmüştü; 2007 yılında UNESCO Kültür Mirası listesine eklenen köprünün son restorasyonu Türkiye ve Bosna Hersek devleti işbirliğiyle devam etmekteydi. En büyük zararı da Avusturya askerleri, Sırbistan savaşında mağlup olup kasabayı terk ederken köprünün orta kısmını dinamitle patlatarak vermişti. Roman, koca köprünün ortadan ikiye ayrılmasına tanık olup kalbi dayanamayan Ali Hoca Mütevelli’nin “…ziyanı yok, belki burada yıkılır ama umarım bir başka yerde bir başkası yapılır” sözleriyle son bulmuştu…” (2)

Osmanlı İmparatorluğu’nda Devşirmeler (Çocuklar) nasıl yetiştirilmekte, bir köylü çocuğu nasıl bir eğitim-öğrenim görmektedir ki, bir cihan imparatorluğunun en önemli idari makamına oturabilmektedir?

Bu noktada Enderun gündeme gelecektir.

Enderun’un bugün modern dünyadaki karşılığını anmayalım. Bizdeki Mülkiye Mektebi ile mukayese etmek hem doğrudur hem yanlıştır. Bilinmelidir ki bu klasik anlamdaki feodal bir okul değildir. Bireyleri çok sıkı bir seçmeye, gözleme, izlemeye tabidir. O hizmet içinde yükselirler. Yani işin esası hizmet etmesini bilen bu zümre belirli bir etiketi, belirli bir anlayışı ve zihniyeti zarafetle de götürebilmiştir. Yine o yüzdendir ki burada ayrı bir iklim ve zümre teşekkül etmiştir. Bu yüzden doğuşu itibari ile muhtelif mıntıkalardan, Slav illerinden. Yunanca konuşulan, Arnavutça konuşulan yerlerden gelen insanların bir sarayın dili, üslubu, ritüel ve icraatı etrafında birleştikleri yer Enderun’dur.

…Enderun’dan çıkan insanın eski dili ile dini ve kabilesi ile alakası zaman içinde kesilir. O yeni bir kültür çevresine ait olur. Bu haremdekiler için de söz konusudur ve onların ait olduğu hatta bazı halde o yeni kültür çevresi içerisinde sadakat gösterdiği bir tek unsur vardır: Bellekleri. Onun dışına çıkamazlar. Üç tuğlu vezir olur, imparatorluğun uzak vilayetlerinde çalışır. Tıpkı Sokullu’nun yeğeni Mustafa Paşa’nın Budin Beylerbeyi olması gibi…

…Unutmamak gerekir ki imparatorluk kendini yönetecek sadık komutanları bu ocakta yetiştirmiştir, işte bu çok önemli bir vasıftır. Buradan çıkan insanlar; vezir olmuştur. Yeniçeri ocağı ağalığı yapmıştır, devlet kademelerine hatta birçok memuriyete dahi ağırlığını koymuştur; ama her zaman için padişahın kulları, padişahın hizmet sınıfı olduklarını unutmamışlardır.

Devlet fikrini, devletin bütünlüğünü çok iyi kavramışlardır. Bu nedenledir ki 16. Asırda Kanunî devrinde imparatorluğumuza gelen Avusturya-Alman İmparatorunun büyükelçisi Ogier Ghiselin von Busbeck, bu durumu biraz idealist bir üslub ve biraz da kıskançlıkla şöyle anlatmaktadır:

“Türk devletini, Osmanlı-Türkleri’nin devletini, imparatorluğunu liyakat sahibi, zengin, güzel insanlar, çalışarak, yükselerek, gayretle elde ettikleri rütbelerle yönetirler Bizdeki gibi irsî bir aristokrasi yoktur. Bu yüzden kabiliyetsiz insanların elinden değil, kabiliyetlilerin elinden yayılan ve yükselen, istikbali fetheden bir imparatorluk söz konusudur.” (3)

www.canmehmet.com

Devam edecek

Resimlerin alındığı kaynağa daha fazlası için bakınız:

a)http://www.tika.gov.tr/tr/haber/bir_koca_sinan_eseri_sokollu_mehmet_pasa_koprusu_drina_koprusu_tika_tarafindan_restore_ediliyor-3571

b) http://www.atlasdergisi.com/kesfet/doga-cografya/visegrad-bosna-hersek-drina-koprusu.html

(1) Daha fazlası için bakınız: https://tr.wikipedia.org/wiki/Drina_K%C3%B6pr%C3%BCs%C3%BC_(roman)

(2) Daha fazlası için bakınız: Atlas Ağustos 2014 / Sayı 257. Yazı: Mehmet Sait Taşkıran / Fotoğraf: Umut Kaçar http://www.atlasdergisi.com/kesfet/doga-cografya/visegrad-bosna-hersek-drina-koprusu.html

(3) “OSMANLI’YI YENİDEN KEŞFETMEK”, İlber Ortaylı

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*