Osmanlı Devleti asla geri kalmamıştır. Sektörlere göre Osmanlı İmalat ve üretim bilgileri (7)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Ayasofya ile ilgili olan resimle ilgili aşağıda ilginç bilgiler verilmektedir.

Osmanlının Sanat ve Sanata olan bakışı; Ayasofya ile ilgili olan bu resimle ortaya konulmaktadır. Bakalım Osmanlı Sanat düşmanı mı dır?

Osmanlı ilim, Sanat ve medeniyet’ ten nasibini almamış! Diyenlere, aşağıda Ayasofya ile ilgili bir çalışmadan bilgi verilmektedir. Bakalım Osmanlının Sanat ile ilgili birikimi, Sanata bakışı nedir? (*)

Kaldığımız yerden Osmanlı Üretimi ve sanayisi ile ilgili konuya devamla;

Osmanlı İmparatorluğu’nda en fazla gelişmiş sanayi kolu, tüm dünyada olduğu gibi, dokumacılıktı. XIX. Yüzyıla gelinceye kadar bu alanda oldukça ileri bir seviyede bulunuyor, iç tüketimde imparatorluğun ihtiyacını karşılamakla kalmıyor, ihracatta yapabiliyordu. Anadolu’da pamuk ipliği ve dokuma sanayi XVII. Yüzyıla kadar gelişmiş ve bu yüzyıldan itibaren, tekstil ürünleri ihraç edilmeye başlanmıştı.

Hatta İstanbul’da bir dokuma (1719) ve bir çuha ipekli dokuma fabrikası (1721) kurulmuştu.(1)

Önemli bir ihraç limanı olan İzmir’den İtalya, Fransa, İspanya, Venedik ve Ceneviz gibi ülke ve merkezlere ipekli, dokuma, yün ve tiftik mamulleri dışsatımı yapılmaktaydı. (2)

XVIII. Yüzyılın sonlarına doğru Osmanlı İmparatorluğu dokuma sanayinde yeterli bir düzeyde bulunmuyordu. Avrupa’dan yapılan kumaş ithalatının ise toplam tüketime göre oranı yüzde üç kadardı.(3)

Ankara ve çevresinde üretilen sof ve keçi kılından kumaşlar Avrupa’ya ihraç edilen, tanınmış Osmanlı ürünleriydi.(4)

Aynı yüzyılın sonlarına kadar da bu ihracat canlı bir biçimde sürmekteydi.(5)

Dokuma sanayimizde XIX. Yüzyıla gelindiğinde hızlı bir çöküş başladı. 1812’de İşkodra’da 200, Tırnova’da 2000 tezgâh çalışmaktayken 19 yıl gibi kısa bir süre içerisinde, yani1831’de tezgâh sayısı İşkodra’da 40’a, Tırnova’da iste 200’e düşmüştür. Ankara’daki kumaş üretimi ve ihracatı da azalmıştı.(6)

Buna karşılık İngiltere’den yapılan pamuklu dokuma ithalatı 1828’de 10.834 İngiliz lirasından yalnızca üç yıl gibi kısa bir süre içerisinde, 1831’de   105.615   İngiliz   lirası   gibi   oldukça   yüksek   bir   rakama ulaşmıştı. (7)

Rakamların da açıkça gösterdiği gibi dokumacılık sanayi kolu Avrupa rekabeti karşısında gerilemekte, çöküşe doğru gitmektedir.

Dokumacılığın yanı sıra önemli üretim alanlarından birisi olan dericilik ve saraçlık da İstanbul’dan başka Kayseri ve Diyarbakır gibi kentlerde gelişmiş, Diyarbakır’ın kırmızı marokenleri dünya çağında ün kazanmıştı.(8)

İstanbul dericilik endüstrisinde önde gelen üretim merkezi niteliği taşımaktaydı. XVII. yüzyılda çoğu Kazlıçeşme bölgesinde olmak üzere 700 dabakhane bulunmaktaydı. (9)

Ancak on dokuzuncu yüzyılda batıdan gelen rekabete dayanamayan dericilik sanayide giderek zayıflamıştır. Daha sonra Tanzimatçılar tarafından Islah-ı Sanayi Komisyonu’nun şirketleşme çabaları içerisine alınarak ıslahına ve bu endüstri Ancak on dokuzuncu yüzyılda batıdan gelen rekabete kolunun güçlendirilmesine çaba harcanmıştır.

Ancak on dokuzuncu yüzyılda batıdan gelen rekabete dayanamayan dericilik sanayide giderek zayıflamıştır. Daha sonra Tanzimatçılar tarafından Islah-ı Sanayi Komisyonu’nun şirketleşme çabaları içerisine alınarak ıslahına ve bu endüstri kolunun güçlendirilmesine çaba harcanmıştır.(10)

Osmanlı İmparatorluğu’nda küçük el sanatlarına dayalı sanayinin yanı sıra, büyük çaplı sanayi tesislerinin devlet tarafından kurulup işletildiğine ve savaş endüstrisine yönelik olduğunu görüyoruz.

Devlet tarafından kurulan ilk büyük çaplı sanayi tesisi 1505’te Sultan II. Bayezid döneminde kurulan Tophane’dir. Tophane’nin yanı sıra Tersane-i Âmire, Baruthâne gibi büyük kuruluşlarda devlet tarafından kurulmuşlardı. (11)

Gelibolu Tersanesi 1930da kurulmuş, (Doğrusu 1390 yılı olmalı. Canmehmet)  İstanbul Tersanesini Yavuz Sultan Selim genişletmişti. Bunların yanı sıra Sinop, Çayağzı, Kefken, Varna, Burgaz, Ruscuk Edremit, Ayaslu, Milas, Bodrum, Antalya, Alanya ve Rodos’da gemi tezgâhları bulunuyordu. (12 )

Osmanlı savaş endüstrisinin önemli tesislerinden olan baruthanelerin en önemlileri Gelibolu, İstanbul, İzmir, Selanik ve Temeşvar’da kurulmuştu. Barut ihtiyacının artması üzerine İstanbul’da Şehremini bölgesinde yeni bir baruthane daha kurulmuş, 1867’de bir atlama sonucunda  yeri  değiştirilerek  Bakırköy’e  taşınmıştı. (13)

Bütün  bunlara  ek olarak ek olarak İmparatorluk yüzeyine yayılmış bir şekilde silah üretimi yapılmaktaydı. Arnavutluk, İstanbul, Edirne, İslimiye, Trabzon, bölgelerinde karabina, tüfenk ve tabanca üretimi yapan kısmen daha küçük çaplı imalathaneler bulunuyordu. Yine Sofya, Prizren, saray, İşkodra, Avlonya, ve Mostar’da silah imal edilmekteydi. Şam, Bursa ve Erzurum’da ise kılıç ve bıçak üretimi yapan işletmeler bulunmaktaydı. (14)

XIX. yüzyıla girerken Avrupa’nın gerçekleştirmiş olduğu sanayi devriminin olumsuz etkileri artmış, kendisini teknolojik olarak yenileyemeyen Osmanlı sanayi kollarının rekabette gerilemesinde ve çökmesinde bu etki birinci derecede önemli rol oynamıştır.

Osmanlı yönetici eliti bu durum karşısında çeşitli önlemler almaya ve bazı sanayileşme girişimlerine başvurmaya yönelmişlerdir. Yapılan yeni teşebbüsler, eski mevcut tesisleri genişletmek ve yeni fabrikaların kurulması şeklinde olmuştur.

Bütün bu yeni fabrikalar piyasaya yönelik ve ticari amaçlı olmayıp daha çok askeri ihtiyaçları karşılamak üzere açılmıştı.(15)

Bu yüzyılda ilk sanayi kuruluşları III. Selim (1789-1807) tarafından kurulmuştur. 1793-94 yıllarında top, tüfek, maden ocakları ve barut üretimi için Avrupa usul ve donanımının alınmasına karar vermişti. (16)

Bunun yanı sıra 1805’te Beykoz’da kâğıt ve çuha fabrikaları açılarak ülkenin ihtiyacı olan bu ürünlerin yine ülkede üretilmesine çalışıldı.(17)

Bu ilk girişimlerden sonra uzun bir süre yeni fabrika açılmadı. II. Mahmud (1808-1839) tahta çıktıktan yirmi yıl kadar sonra 1827’de Eyüp’te on beş çarktan oluşan bir iplik fabrikası kurdu.(18a)

Ayrıca 1810’da Hamza Bey isimli bir girişimci tarafından kurulan Beykoz Deri Fabrikası, 1816’da II. Mahmut tarafından satın alınarak ordu emrine verildi.(18b)

1830’ların başlarında bu dabakhane ve kundura fabrikası yenilendi. Beykoz’da bulunan kâğıt fabrikasının bir kısmı kumaş fabrikası haline dönüştürüldü.(19)

Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından sonra yeni kurulan orduya fes giydirilmesi öngörülmüştü. Ordunun fes ihtiyacının karşılanması amacıyla, daha sonra kurulduğu yere göre Defterdar Fabrikası diye anılan Feshane 1835 yılında kuruldu.(20) yün-iplik ve dokuma fabrikası faaliyete geçirildi. (21)

Sultan II. Mahmut saltanatının son yıllarında Tophane yakınlarında bir kereste ve bakır levha fabrikası inşa etmişti. Tophaneye bağlı Top Döküm Fabrikası ve Dolmabahçe Tüfek Fabrikası ilk kez hayvan gücü yerine buhar gücünden yararlanabilecek modern üretim tekniği ile donatılmış ve endüstri devriminin modern üretim tekniği olan buhar gücü ülkemizde de uygulanmaya başlanmıştır.(22)

Tanzimat Dönemi öncesi sanayii teşebbüslerine baktığımızda özel sektör sanayi kuruluşlarının küçük el zanaatleri biçiminde olduğunu, devlet sektörüne bağlı endüstri kuruluşlarının da hemen tamamının askeri amaçlı ve savunma işlerine yönelik olduğunu görmekteyiz.

Bu ilk sanayi atılımları, Avrupa Endüstri devriminin baskısını gittikçe artan bir kuvvetle hissettirdiği bu evrede, bir karşılık olarak yapılmış ancak, ne yazık ki, yetersiz ve cılız kalmıştır.

Bu atılımlar Tanzimat Dönemi (1839-1876) boyunca da devam ettirilmiştir. Bu bakımdan III. Selim ve II. Mahmut tarafından kurulan bu üretim birimleri kendilerinden sonrakiler için çekirdek oluşturmuş bulunmaktadır.

Osmanlı İmparatorluğu’nda küçük el sanatlarına dayalı, geçimlik küçük ölçekli sanayiiden, fabrikalı seri üretime geçiş on dokuzuncu yüzyılda başlamıştır. Tanzimat Dönemi ise bu alanda en belirgin adımların atıldığı tarihsel evre olarak göze çarpmaktadır. Tanzimat Fermanı’nda sanayii ile ilgili hükümler yer almamış olmasına karşın, bu dönemde devlet adamlarının ekonominin ne kadar önemli olduğunun farkına vardıkları ve sanayii alanında köklü diyebileceğimiz adımlar attıkları görülmektedir.

Tanzimat Dönemi devlet adamları başta Mustafa Reşid Paşa olmak üzere bu amaçla ‘sanayii güçlendirme operasyonu’ diyebileceğimiz bir dizi çalışmalar yapmışlardır. Bu çalışmaları iki döneme ayırarak ele almak mümkündür; 1840-60 yılları arasındaki yaklaşık 20 yıllık devletçi politikaların ağır bastığı birinci dönem ve 1860-76 yılları arasındaki özel sektör oluşturma çabalarının uygulamaya konduğu ikinci dönem.(23)

1840-1860 yılları sanayileşmede devletin öncülüğünün benimsendiği bir devre olmuştur. Bunda hiç kuşkusuz özel girişim erbabının bulunmaması ve aynı zamanda İstanbul’da ya da Osmanlı kamuoyunda böyle bir tartışmanın ya da düşüncenin doğmamış olmasının rolü bulunmaktadır. Yani bu yönde bir politikanın uygulanması, bilinçli ekonomik bir tercihin sonucu olmaktan çok, Avrupa’daki gelişmelerin etkileri ve bundan etkilenen Osmanlı yüksek bürokrasisinin, artık bu konuda bir şeyler yapılması gerektiğinin farkına varmış bulunmalarıdır. Adam Smith’in liberal ekonomisi ya da himayeci politikaların tartışılması sonucunda varılan düşünsel ideolojik bir tercih değildir. Böyle entelektüel bir tartışma ve bilinçlenme 1860’lı yıllar sonrası için sözü edilebilir bir olgu haline gelmiştir.(24)

Ve yeniden Prof. Donald Quataert anlatmaktadır;

“..Devletin gelir ihtiyacı, çoğu zaman, imalatçılar üzerine son derece ağır vergiler konması anlamına geliyordu. Örneğin, 1850 yılı civarında, İzmir Şehrindeki 18 kumaş fabrikasından 16’sı iddia edildiğine göre, yabancı mallarla rekabeti imkânsız kılan aşırı vergiler yüzünden kapanmıştı.

Daha sonraki yıllarda, yurtiçi deniz taşımacılığı üzerindeki vergilerin kaldırılmasının şehrin tekstil ihracatının patlama yapmasında büyük bir rol oynadığı belirtilmekteydi,

Demek ki, bu ayrıntılı Halep örneğinin de gösterdiği gibi vergiler ve gümrükler tekstil sanayiinin gelişiminde önemli bir rol oynayabiliyordu.

Ne var ki, bu tür anlatılar ihtiyatla değerlendirilmelidir, çünkü farklı gündemlere dayalı olarak kurulmuş olabilirler.

İzmir örneğinde, anlatının yazarı, muhtemelen, ithalat vergilerinin yükseltilmesinden yana olan bir Osmanlı’ydı.

Gümrük vergisi politikalarına yapılan vurgu, bana göre, ekonomik gelişmeyi yönlendirmede devletin hareketlerine öncelik vermenin bir başka yoludur.

Gümrük oranlarını esas suçlu olarak gösterip ısrarla öne çıkarmak, bu dönemde Avrupa ile Ortadoğu arasındaki geniş uluslararası ekonomik ve politik ilişkiler ağını görmemizi engelliyor.

Bu noktada, imalat sektörüne yönelik Osmanlı devlet politikasının ana hatlarıyla kısa bir özeti sunulacak; elbette, konu bütün boyutlarıyla ele almayacak. Bir yaklaşıma göre, 19.yüzyıl öncesi dönemde, Osmanlı ekonomik politikası, genel olarak, devlete ve kent nüfusuna, bilhassa İstanbul halkına ucuz, iyi ve bol miktarda mal arzını hedefliyordu.

Karmaşık kontrol mekanizmaları imparatorluğun dört bir yanında uygulanıyordu, buğdaydan ayakkabı derisine, yünlü dokumadan diğer pek çok ürüne, hammaddelerin ve mamul ürünlerin akışı düzenlenmeye çalışılıyordu.

Devlet, Osmanlı toplumundaki pek çok farklı grupla sözleşme yapıyordu, bu gruplar arasında, yün ve iplik sağlayan göçerler ile eve iş verme sistemini denetleyen tüccarlar da yer alıyordu. Devlet, denetimi mümkün kılabilmek için, karakteristik olarak, yalnızca İstanbul, Halep, Bursa ve Selanik gibi büyük şehirlerde değil, Merzifon gibi kasabalarda da loncalarla çalışıyordu.

Loncalar mal ve hizmet üretiyorlardı. Ayrıca, imalat sektöründe vergilerin hesaplanması ve toplanmasında devletle işbirliği yapıyorlardı. Örneğin, Merzifon’da 1840’larda, loncalar, kendi tekstil ürünlerinden, ya yerel satış için damga resminin ya da yöre dışına satılıyorlarsa gümrük vergilerinin alınmasını sağlamışlardır.

Buna karşılık, üretim-dağıtım ayrıcalıkları ve tekelleri, ayrıca bunların korunmasında devlet desteği elde etmişlerdir.

19. yüzyılın reformcu devlet adamları veya en azından onların bir kısmı, bu politikayı terk ederek serbest ticarete geçmeye çalışmışlardır. Ne var ki, resmi donum noktası, literatürde genellikle söylendiğinin tersine, ne 1838 İngiliz-Osmanlı ticaret antlaşması, ne 1839 Tanzimat Fermanı’ydı. Bunlar, eski” tedarikçi” (provisionist) politikanın tabutuna çakılan yeni birer çiviydi sadece. Politikada belirleyici donum noktası çoktan geçilmişti.

Bu dönüm noktası, devletin ve tarihçilerinin azgın bir eşkıya güruhu saydığı Yeniçerilerin ortadan kaldırıldığı 1826 yılıydı. Gerçekten, devletin Yeniçerilerden rahatsızlık duyması için hâkli nedenleri vardı, çünkü Yeniçeriler kent loncalarının çıkarlarını devletin ve elitlerin tecavüzlerine karşı koruyan bir güçtür.

1826’da Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması, genellikle kabul edildiği gibi, askeri ve politik modernleşmeye karşı duran gericilerin yok edilmesi değildi. Devletin bu hareketi çok derin ekonomik sonuçlar doğurdu, çünkü lonca ayrıcalığını koruyan silahlı güç yok ediliyor ve böylelikle yeni rağbet gören laissez-faire politikalarını uygulama imkânı doğuyordu.

Halk egemenliğini savunan Yeniçerilerin yok olmasından sonra, artık devlet serbest ticareti geliştirebilirdi. 1838 antlaşması ve 1839 fermanı bu açıdan değerlendirilmelidir. (25)

Yukarıda anlatılanlardan anlaşılan,

Osmanlı Devleti, hem kendi, hem de dünya gerçeklerinden haberdardır.

Bir konudan daha haberdardır.

“Büyük Oyun”un senaryosu yazılmış ve oynamak üzere sahnelenmiştir.

Ve “Büyük Oyun” 31 Mart vakası ile sonlanacaktır.

1909 ile 1924 arasında yaşananlar,

Yenilen ağır yemeğin üzerine hazım için içilen soda kabilindendir.

Bu kadar ağır bir konuyu, yetersiz bilgi ve yeteneğimizden dolayı bu kadar açmaya çalıştık.

Gelecek bölümle birlikte konu sonlandırılacaktır.

Gerisi, meraklısına, araştırmacılarına kalmaktadır.

Bir konuda daha yapılan bir haksızlık düzeltilmesi gerekmelidir.

Osmanlı için,

Rum, Ermeni, Yahudi, Sırp vb yoktur.

Osmanlı için “İnsan” vardır.

Bu nedenle,

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın!” anlayışını kendisine rehber edinmiştir.

Kimseyi aşağılamamıştır,

Özellikle de, kendi karındaşları olan Türkleri…

Bunlar yalandır, Osmanlının kötülenmesi için ucuz propagandalardandır.

Devam edecek…

 

Resim;http://v3.arkitera.com/h43367-ayasofyanin-melegi-160-yil-sonra-gun-isiginda.html

(*) Ayasofya’nın meleği 160 yıl sonra gün ışığında; Ayasofya’nın 160 yıldır karanlıkta kalmış bir sırrı gün ışığına kavuştu. En son Sultan Abdülmecid ve o dönem restorasyonu yürüten İsviçreli mimar Gaspare Fossati’nin gördüğü, üzerleri sıva ve metal maskeyle kapatılan 700 yaşında olduğu tahmin edilen altı kanatlı melek figüründen birinin yüzü açıldı. Ayasofya’nın en son Sultan Abdülmecid ve o dönem restorasyonu yürüten İsviçreli mimar Gaspare Fossati’nin gördüğü 1.5 X 1 metre ebadındaki altı kanatlı melek figüründen birinin yüzü açıldı.

Mozaiğin bugüne kadar çok iyi korunmuş olması uzmanları şaşırttı.

16 yıldır kubbenin güneydoğu çeyreğinde bulunan iskele, iki hafta süren çalışmaların ardından sökülerek kuzeydoğu çeyreğine kuruldu. Kubbeyi taşıyan pandantifteki, 6 kanatlı melek (kerubim-serafim) figürü üzerinde de çalışmalar yapıldı. Meleğin yüzündeki metal maske çıkarıldı, 6-7 kat badana ve sıva kaldırıldı. Yaklaşık 10 gün boyunca heyecanla yürütülen çalışmaların sonunda uzmanların bile beklemediği derecede iyi korunan mozaik, 160 yıl sonra yeniden günışığıyla buluştu..”

(Yazının tamamı için bakınız;  http://v3.arkitera.com/h43367-ayasofyanin-melegi-160-yil-sonra-gun-isiginda.html (Tarih: 24 Temmuz 2009 Kaynak: Hürriyet Yazan: Serkan Akkoç)

 

Yararlanılan Kaynaklar;

a) “Tanzimat Dönemi Osmanlı Sanayii, (1839-1876), The Ottoman Industry in Tanzimat Era (1839-1876), Mehmet SEYİTDANLIOĞLU”

b) “Sanayi Devrimi Çağında Osmanlı İmalat Sektörü”,  Prof. Donald Quataert,” Sahife,23

“Tanzimat Dönemi Osmanlı Sanayii Mehmet SEYİTDANLIOĞLU Dipnotları;

(1) Adnan Giz, “ 1719 Yılında İstanbul’daki Bir Dokuma Fabrikasının Defteri”, İ.S.O.D., yıl 3, Sayı 29 (Temmuz 1968) ss.22-23; Adnan Giz, “17. Yüzyılda İstanbul Şehrinde Sanayiinin Durumu”, İ.S.O.D., yıl 2, Sayı 17 (Temmuz 1967), ss.12-13.

(2) Adnan Giz, “Anadolu Tarihinde Sanayi Faaliyetlerine Toplu Bir Bakış”, İ.S.O.D., Yıl 4, Sayı 39 (15 Mayıs 1969), ss.14-15.

(3) Şevket Pamuk, Osmanlı Ekonomisi ve Dünya Kapitalizmi 1820-1913, Ankara, 1984, s. 105.

(4)Adnan Giz, “Anadolu Tarihinde …”s.15.

(5)Ömer Celal Sarc, “Tanzimat ve Sanayimiz”, Tanzimat I, Milli Egitim Yayını, İstanbul, 1940

(6)Ali Suavi,  Türkiye,  1290  Senesiçün  Takvim  ve  Tevarih-i  Muhtelifiye  ve   T’arifat-ı Nücumiyye, basıldığı yer belirsiz, 1289; Ayrıca bkz.: Karal, a.g.e., ss.239-240; Sarc, a.g.m., s.426.

(7) Ömer Celal Sarc, a.g.m., s.425.

(8) Adnan Giz, “Anadolu Tarihinde ”,ss.14-15.

(9)Adnan Giz , “İstanbul’un En Eski Sanayi Bölgesi Kazlıçeşme ve Deri sanayi”, İ.S.O.D., Yıl 2, Sayı 22 , (Aralık 1967), ss.23-24.

(10)Adnan Giz, “1868’de İstanbul Sanayicilerinin …”, ss.16-19; Adnan Giz , “Islah-ı Sanayi Komisyonu”, İ.S.O.D., Sayı 33 (Kasım 1967)

(11)Adnan Giz, “Osmanlı Devleti’nde Harp Sanayii”, İ.S.O.D., Sayı 37 (Mart 1969), ss.20-22;

12)Adnan GİZ, “Osmanlı Devletinde …”, ss.20-22.

13)Adnan GİZ, “Osmanlı Devletinde”, ss.20-22.

(14)Ali Suavi, a.g.e., ss.42-43.

(15)Rifat Önsoy, “19. Yüzyılda Osmanlı ….”, ss.71-74.

(16)Edward Clark, ,“Osmanlı Sanayi Devrimi”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, sayı 82-83-84, ss. 16-24.

(17)Adnan Giz, “İstanbul’da İlk Sanayi Tesislerini Kuruluş Yılı 1805”, İ.S.O.D., Yıl 2, Sayı 23,(15 Ocak 1968, ss.25-26.

(18a)Karal, a.g.e. , s.241.

(18b) Beykoz Deri ve Kundura Sanayii Müessesesi” , Sümerbank Aylık endüstri ve Kültür Dergisi, cilt I, Sayı I (Temmuz 1964) s.22.

(19) Edward Clark, ,“Osmanlı Sanayi Devrimi” a. g. m., s.17.

(20)“Defterdâr Fabrikası” Sümerbank Aylık endüstri ve Kültür Dergisi, Cilt I, Sayı I (Temmuz 1964) s.24. Karal, a. g. e., c.VI, s.241. Clark, a. g. m., s.17.

(21)Adnan Giz, “İslimiye Çuha Fabrikası” , İ.S.O.D., Yıl 3, Sayı 27 (15 Mayıs 1968) ss.15-16; Türkiye’de Pamuk İpliği ve Pamuklu Dokuma Mensucat Sanayii, Ankara, Odalar Birliği yayını, 1958, s.4-9.

(22) Edward Clark, ,“Osmanlı Sanayi Devrimi” a. g. m., s.17.

(23)Bu konuda ilginç bir analiz için bkz.: Rifat Önsoy, “Tanzimat Dönemi … ”, H.Ü. Edebiyat Fakültesi Dergisi, Cilt 2, Sayı 2 (Ankara 1984), ss.15-22.

(24) Rifat Önsoy, a. g. m., s.6 ; Clark, a. g. m., s.18.

Ve…

(25) Prof. Donald Quataert, “Sanayi Devrimi Çağında Osmanlı İmalat Sektörü” Sahife,23

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*