Osmanlı-Cumhuriyet-Darbeler:1.Dünya Savaşı ile alınan tapular Lozan’da mühürlenir (3)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Osmanlı ile ilgili resim "AKBABA" dergisinden alınmıştır.

Osmanlı ile ilgili resim “AKBABA” dergisine aittir.

 

Osmanlının paylaşımından dışlanan Ruslar kızgınlıklarından Milli Mücadele’yi, paylaşan İngiltere (ABD)-Fransa gibi “Resmi Tarih”e paralel yazmamışlardır. Bu bölümde, “Eski Rus Hariciyesinin mahrem (gizli) dosyalarından elde edilen bilgilere, ‘Rusların emelleri  ANADOLU’NUN TAKSİMİ’” kitabından alıntılara yer verilmektedir.

Belgelerden anlaşılan,  I.Dünya Savaşı’ndan önce yapılan ikili ve çoklu anlaşmalarla Osmanlı İmparatorluğu masa başında paylaşılmış, sonrasında tapuların alınması için Savaş meydanlarına inilmiş ve galiplerin (savaştaki) başarılarına, “ödedikleri bedeller”e göre de Lozan’da tapular mühürlenmiştir.

Bu noktada iki tanık ve aktardıkları iki farklı bilgileri vererek Rus Belgeleri’ne geçiyoruz.

-Olay, Binbaşı Mustafa Kemal’in,İtalyanlarla yapılan Trablusgarb/Libya Savaşı’nın (1911-1912 Yılları) bir cephesinde yaşanmıştır.

“…Bu kumsallarda savaşırken bir gün emrindeki kabile reislerinden biri kum üstünde fala bakmıştı. Bedevinin şu sözleri mühimdi:

Ne görüyorum beyefendi, ne görüyorum!

Parmağındaki sigarayı asabî bir hareketle içen ve dumanlarını burnundan soluyarak savuran Mustafa Kemal, yüzünü buruşturarak sormuştu:

Ne görüyorsun, aynen söyle!

Aman beyim, bu olamaz, sizin bir gün bir taht yıkacağınızı görüyorum. Osmanlı hanedanı yıkılıyor, bu nasıl olur?

Mustafa Kemal o zaman bir kahkaha atmış:

Biz o tahtı 1909’da devirdik, (Kastedilen 2. Abdülhamid ve 31 Mart 1909 olayıdır) buraya geldik… Sen maziden mi, yoksa istikbalden mi bahsediyorsun?

Bedevi, başını sallayarak ve Arapça fikirlerini ifade ederek itiraz etmişti:

Hayır beyim, hayır, bundan sonra, bundan sonra, hem de Osmanlı hanedanının sonuncusunu..” demişti.(1)

-İsmet İnönü, “Lozan Antlaşması” için;

”…Lozan Muahedesi imparatorluğun tasfiye edildiği muahededir… Yenilgi kesin idi ve galipler sulh masalarına tam hakimiyetle oturdular… Müttefiklerimiz olan İmparatorluklar, sadece, aldıkları muahede projelerini görmek ve imzalayacaklarını söylemek hakkı ile konferansa girdiler.”(2)

Bu iki olaydan anlaşılan;

-Osmanlı İmparatorluğu fiilen (M.Kemal’in anlatımı ile) 2. Abdülhamid’le birlikte 1909’da sonlanmıştır.

-1.Dünya Savaşı’nda ağır yenilgi alan Osmanlı Devleti, bunun bedelini (İsmet İnönü’nün ifadesi ile) 1923’de Lozan’da (Antlaşma ile) ödemiştir.

I. Dünya Savaşı, iddia edildiği gibi ne bir suikast sonucu ne de ani bir kararla çıkarılmış değildir. Hazırlıkları 20-25 yıl sürmüştür. Bu doğrultuda Osmanlı Toprakları, I. Dünya Savaşı’ndan çok önceleri siyaseten ve ekonomik manada paylaşılmıştır.

Peki, Osmanlı Devleti’nin toprakları paylaşılmıştır da, Osmanlı-Mirasçılarının işi Lozan Antlaşması ile bitmiş midir?

-Hayır, bitmemiştir. I. Dünya Savaşı’nın çıkarılmasında belirleyici olmasına rağmen mağlup Almanya ile galiplerinin 5 ay gibi kısa sürede yaptıkları antlaşma; Almanya’nın desteği ile savaşa giren Osmanlı ile ancak 5 yılda imzalanabilmiştir.

Barışın gecikmesindeki sebepler arasında; Osmanlı Devleti’nin yerine kurulacak ‘Yeni Devlet’in hazırlanması ile galiplerin kendi aralarındaki miras kavgası vardır.

Ve Rus Belgelerine göre yaşananları iki bölümde özetlenmektedir.

-Birinci bölüm; Osmanlının borçlandırılması ve alınan tavizlerle mali zayıflığa sürüklenmesi,

-İkinci bölüm; mali boyutta iyice zayıflatılan Osmanlıya yine verilen borçlar karşılığında koparılan tavizlerle hedef topraklarda (ülkelerde) ileriye yönelik alt yapıların kurulmasıdır.

OSMANLININ BORÇLANMASI

-“Avrupa sermayesinin Türkiye’de zuhuru:

Bundan otuz – kırk yıl evvelisine gelinceye kadar hemen tabiî iktisadiyat (Economie Naturelte) memleketi olan Türkiye bidayette (Başlangıç) ticarî ve sonra mali sınai şekilde Batı sermayesinin bir  ”peyki” derecesine inmiştir.

Filhakika bu tarihten daha çok zaman evvel Osmanlı imparatorluğu Avrupa ile ticaret münasebetleri tesis eylemişti. Daha 16. Yüzyılın nihayetinde meşhur “Şark Ticaret Kumpanyası — Company of Merchants of the Levant “ tesis edilmişti.

Daha eski zamanlardan beri Fransa Türkiye’nin liman şehirlerinde kendi tüccarlarına kapitülâsyonlar (*) vasıtasıyla imtiyazlar istihsal eylemiş idi. Diğer hükümetler dahi gerek muahedelerle ve gerekse cebren koparmak suretiyle buna mûmasîl (eşit)  hukuk elde etmişlerdi.

Mamafih 19. Yüzyılda bu ticaretin mikyası ve mahiyeti külli bir surette değişmişti. 19. Asrın ortasına kadar Türkiye’den gerek ihraç, gerekse transit suretiyle çıkarılan emtianın miktarı Avrupa’nın Türkiye’ye yaptığı ithalatın çok fevkinde idi.

Türk ihracatının mühim bir kısmı yerli mamulâtından: dokunmuş mevad. Çuha, İplik, Vesaireden mürekkepti. Son asrın son kırk yılı içinde Avrupa hükümetleri kendileri için fevkalâde faydalar temin edecek surette Türkiye ile ticaret muahedeleri akdettiler. (**) (Ticaret anlaşmaları ile ilgili aşağıdaki açıklamanın okunmasını kuvvetlice önermekteyiz.)

Bu muahedeler mucibince Türkiye’nin İthalât Gümrüğü yüzde 1’i tecavüz edemiyordu…

Siyasî, adlî ve iktisadi imtiyazat ile mücehhez olan cesim Avrupa sermayesi Türkiye’nin iktisadî hayatında mühim bir değişiklik (dönüşüm) vücuda getirdi.

1851 senesinde Avrupa ithalâtına muadil olan Türk ihracaatı (O zaman Avrupa ithalâtının yüzde kırk yedi buçuğu emtia mamulâtından ibaretti) altmış sene sonra umum ticaret cereyanının (Spekülâsyon) üçte birine kadar düşmüştü (1911 senesinde yüzde 36).

“Avrupa memleketleri Türkiye’ye mahsulat-ı sınaiyye ve birinci derecede her türlü dokunmuş mevad ithal ediyorlardı. Garp sermayesinin uzun müddet tazyikine tahammül edemeyen yerli elişi dokuma san’atı seri bir surette” refuze olmuştur. (gerilemiştir.)

1812 senesinde (İskodra) da ve (Tırnova) da (Müslin — bürüncük) imâl eden îki bin kadar dokuma tezgâhı mevcut iken 1846 senesinde bunlardan ancak iki yüz kadar kalabilmişti. 19. asrın bidayetindeki (Halep) den senede yüz milyon franklık her türlü dokunmuş mevad ihraç edilirken 50 yıl sonra bu rakam 7 – 8 milyona düşmüştü. (Ankara) nın hâli inkişafta bulunan sanatı (kumaş ve ipek imâli) Avrupa rekabeti neticesinde tamamen söndürülmüştü.

Türkiye’ye mamulât-ı sınaiye ithal eden Garp memleketleri mukabilinde Türkiye’den yün, ham ipek, pamuk ve ilah…  Ham mevad ihraç ediyorlardı. “Kendi san’atından mahrum olan Türkiye Garp emtianı ithale ve mukabilinde ise gayet ucuz bir surette düşük bir valvüya ile kendi köy mahsulâtını vermeye mecbur olmuş ve bu köy mahsulâtı ise gittikçe fiyat ve kıymetini kaybederek neticede hükümet varidatı dahi aynı derecede tenezzül ve süküt etmişti.”

Ecnebi ticaret sermayesinin Türkiye’ye girerek orada işlemesi Türkiye halkının hayatında derin tahavvüller (değişim) husule getirdi.

…Garp sermayesinin ticarî muvaffakiyetini müteakip altmış yıldan beri Osmanlı İmparatorluğu’nun malî fetih ve istilâsına gidildiğini müşahede ediyoruz.

Takriben iki yüz yıldan beri Türkiye’de devam etmekte olan malî buhran ye iflâs Avrupalıların tarz hareketlerini tacil etmişti. (çabuklaştırmıştı)

işbu malî kâbusa rağmen altmış yıl evveline varıncaya kadar Osmanlı İmparatorluğu Galata’nın bazı Ermeni bankerlerine karşı medyun olduğu ehemmîyetsiz bazı hazine obligasyonları müstesna olmak üzere hükümet borcu yapmamıştı.

Fakat Kırım Harbi’nden sonra (1853 Yılı) bu hâl ve vaziyet nakihâni bir surette değişti. Bu harp hükümet bütçesi sarfiyatından maada 80 milyon franklık bir açık vücuda getirmişti…

1877-78 Rus-Türk harbi Türk maliyesine kat’î bir darbe indirdi…

Türkiye’nin bu hal ve vaziyet içinde Avrupa borsalarında bu kadar kolaylıkla para almasını ne suretle tefsir etmelidir? 1860-70 seneleri arasında Türk istikrazı evrakı ile Avrupa’da hararetli bîr spekülasyon yapılmıştır. (3)

Yukarıda yazılanlar özetlenirse;

-1853 Yılına – Kırım Savaşı’na – kadar Osmanlının (dış) borcu yoktur. İçeride Galata Bankerleri‘nden alınan küçük miktarlar dikkate alınmaz ise, önemli bir iç borcu da yoktur.

-Avrupa (İngiltere-Fransa) ile yapılan anlaşmalarla ithal edilen mallara düşük ithal vergisi uygulanması, yerli imalat sanayini rekabet edemeyecek duruma getirir ve yerli üretim hızla yavaşlamaya-çökmeye başlar.

-Bu dönemde Avrupalı bankerler/devletler Osmanlıya adeta borç alması için büyük kolaylıklar göstermişlerdir.

-1853 Ruslarla yapılan Kırım Savaşı, Osmanlı maliyesine ilk darbeyi (dış borcu) almasının; 1877 Rus Savaşı ise, Osmanlı maliyesinin çökmesinin önemli etkenlerindendir.

İngiltere ve Fransa Ekonomik, Rusya ise askeri baskı altına aldıkları Osmanlıyı, nefes almasına fırsat vermeden sürekli başına siyasi-ekonomik gaileler  açarak (bilinçli olarak zayıflatmış ve bilinen) sona hazırlamışlardır.

-Yazı bittiğinde görülecek olan, Sultan Abdülaziz ve 2. Abdülhamid’in, büyük bir ustalıklı tüm bu gailelere rağmen nerede ise İmparatorluğun kaderini değiştirecekleri, ancak, her ikisinin de Fransa-İngiltere-İtalya ve Rusya ve yerli uzantılarınca darbe yapılarak-desteklenerek indirildikleridir. Devleti (belkide) gereksiz bir dünya savaşına sokanlardan Enver Paşa, Alman denizaltısı ile ülkeden kaçarken, “Siyonistlerin oyununa geldik” der. Ancak, her şey bittikten sonra…

www.canmehmet.com

 

Devam edecek;

-Fransızlar Suriye’de, İngilizler Irak’ta alt yapı kurmaya başlarlar…

Resim; (IMF) www.sott.net 

Resim; Resimlerle tarih; http://ismailsen.com

Açıklama;

(*) Kapitülasyonlar, yaygın kanıya göre Kanuni’nin keyfi hibeleri ile başlamamıştır. İlk ticari ayrıcalıklar Venediklilere Osmanlılara (deniz) ticareti öğretmeleri karşılığında verdiği iddia edilmektedir. Kanuni, Keşifler sonucu karadan denize kayan “İpek yolu” nedeniyle kaybedilen batılı tüccarların (kara yolunu-Osmanlı topraklarını) kullanmaya devam etmeleri için teşvik manası ile verilmiştir.

(**) 1838 Yılında İngilizlerle yapılmış ticaret antlaşması;

İKTİSADÎ BAĞIMSIZLIK

“..Atatürk, iktisadî bağımsızlığı, tam bağımsızlığın başta gelen unsurlarından sayar. Tanzimat’tan bu yana yabancı memleketlerin halkımızı sömürmelerine karşı, 1 Mart 1922’de, Büyük Millet Meclisi’nin üçüncü toplanma yılını açarken şöyle der:

“Tanzimat’ın açtığı serbest ticaret devri, Avrupa rekabetine karşı kendisini savunamayan iktisadiyatımızı bir de iktisadî kapitülâsyon zincirleri ile bağladı. Teşkilât ve ferdî kıymet bakımlarından bizden çok kuvvetli olanlar memleketimizde bir de fazla olarak imtiyazlı mevkide bulunuyorlardı. Kazanç vergisi vermiyorlardı. Gümrüklerimizi ellerinde tutuyorlardı. İstedikleri zaman istedikleri eşyayı ve istedikleri şartlar altında memleketimize sokuyorlardı. Bütün iktisat kollarımıza bu sayede mutlak hâkim oluyorlardı. Efendiler, bize karşı yapılan rekabet gerçekten çok gayrimeşru, gerçekten çok kahredici idi. Rakiplerimiz bu suretle gelişmeğe elverişli sanayimizi de yok ettiler, ziraatimize de zarar verdiler. Gelişmemizin, iktisadî ve malî gelişmemizin önüne geçtiler. Efendiler, artık serbest ve bağımsız bir hayata atılan Türkiye için, iktisadî hayatımızı boğmakta olan kapitülâsyonlar mevcut değildir.”
TANZİMAT DÖNEMİNDE İZLENEN LİBERAL EKONOMİNİN SONUÇLARI

Tanzimat döneminin izlediği serbest ticaret politikası ile iktisadî bağımsızlığımızı kaybettiğimiz bir gerçektir.

1838’de İngilizlerle yaptığımız ticaret antlaşması, böyle bir iktisat politikası izlemeğe bizi zorlamıştı. Mustafa Reşit, bu antlaşmayı yaparken Mehmet Ali ile padişah kuvvetleri arasında sürüp giden iç savaşa son vererek Osmanlı İmparatorluğu’nun bütünlüğünü koruma amacını gütmüştü. Rahmetli Yusuf Kemal Tengirşenk’in  bu konuda yaptığı incelemeler, İngilizlerin bir yandan Mehmet Ali’yi bağımsızlığa kışkırtarak bir yandan da Padişah’a Mehmet Ali’yi ortadan kaldırıp İmparatorluk topraklarının bütünlüğünü sağlamak gibi ümitler vererek iki yanlı oynadıklarını ve bizi gaflete düşürdüklerini göstermektedir. İngilizler, bu oyunlarının sonucunda,  1838 Ticaret Antlaşması’nın imzalanmasını başarmışlardır. Oysa, 1838’den önce Osmanlı iç ve dış ticaretindeki kurulu düzen bozulmamış ve kapitülâsyonların etkilerine çare bulunarak serbest mübadelenin tersine, himaye politikası izlenmiş olsaydı, mevcut el sanayii yok olmayacak ve Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa metropollerinin bir yarım müstemlekesi haline gelmeyecekti.  Anlaşılan şudur ki, 16 Ağustos 1838 tarihli Ticaret Antlaşması’nın bu derece memleket iktisadiyatı için korkunç sonuçlar verecek bir antlaşma olacağını ne Sultan Mahmut ne de Mustafa Reşit Paşa düşünmüşlerdi. Bu konudaki Yusuf Kemal Tengirşenk, Reşit Paşa’yı çağımızın yeni kuşak yazarlarının yaptığı gibi, küçültmemekte ve onun vatanseverlik vasıflarını da unutmamaktadır. Tengirşenk, (Tanzimat, I)’de şöyle demektedir..”daha fazlası için bakınız; http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-05/ataturkculuk

Kaynaklar;

(1)Daha fazlası ve kaynaklar için bakınız; http://www.canmehmet.com/demirelin-millet-gercegi-ogrenmeye-hazir-degil-dedigi-yeni-devlet-mayalaniyor-5.html

(2) Daha fazlası ve kaynaklar için bakınız;http://www.canmehmet.com/chp-dosyasini-aciyoruz-inonu-ve-sosyalistler-chpnin-anlayisini-ne-de-guzel-anlatmaktadirlar-6.html

(3)“Eski Rus Hariciyesinin mahrem (gizli) dosyalarından elde edilen bilgilere, ‘Rusların emelleri  ANADOLU’NUN TAKSİMİ’”

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*