Osmanlı-Cumhuriyet-Darbeler: Bir darbenin iç ve dış odaklarca pişirilmesinin tüm hikayesi (4)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Darbeler bir ekip işidir. Okyanusu, üzerindeki kayıkla değerlendirmek nasıl yanıltıcı olursa, "asker=darbe" de öyledir.

Darbeler bir ekip işidir. Okyanusu, üzerindeki kayıkla değerlendirmek nasıl yanıltıcı olursa, “asker=darbe” ifadesi de öyledir.

 

Yalıda bir matem havası vardı. Kadınlar, çocuklar ağlıyorlardı. Yanına girince ilk sözü şu oldu: “Bu hadise bana paranın kıymetini öğretti. Eğer bir daha iktidara gelmek nasip olursa ne yapacağımı ben bilirim!” (1)

Bir devletin, hatta bir imparatorluğun geleceğini, haksızlığa uğrayan veya haksızlığa uğradığını düşünen bir yöneticinin, bir askerin iki dudağının arasında çıkan bir sözün belirlemesi, inanılmaz gibi gelirse de, ne yazık ki, dünyada binlerce, hatta milyonlarca insanın ölümü ve acı çekmesi, bir nefret veya bir hırsın sonucu olabilmektedir.

İşte size gerçek, gerçek olduğu kadar da ibretlik bir darbenin, Sultan Abdülaziz’in tahtan indirilmesi ve intihar ettirilmesi (buna zorlanması-katledilmesinin) hikayesi;

Mithat Paşa, “İktidarda bulunmak için, ordudan müzaheret görmek ve müzaheretin devamını temin etmek birinci şarttır’ der.

“ Mithat Paşa’nın beyanı aynen şöyledir: ‘Bizim millet gibi cahil bir millet arasında ciddî ıslahat yapmak  veya iktidara geçmek isteyen zatların elinde bulunması şarttır. Çünkü ordu elde edilmeyince bir şey yapılamaz. Saray daima galebe çalar. Hüseyin Avni Paşa’nın vefatından sonra asker bizim elimizden çıktı, Ordu Serasker Redif Paşa’nın eline geçti. Bu sebepten saray bize galebe çaldı. Bundan sonra da öyle olacaktır. Eğer Babıâli yahut meclis, zamanında İstanbul askeri üzerine kendine taraftar olan büyük rütbeli kumandanları geçirmezse kuvvet daima sarayda kalacaktır.’” (*)

O, bu gerçeği tecrübe ederek öğrenmiştir. Asker, yanında olunca geceleyin Sultan Abdülaziz Han’ı yatağında bastırıvermiştir. Fakat orduyu Abdülhamid Han ele geçirince kolundan tutulup sınırdışı edilmiştir.

Acaba, Mithat Paşa, bu prensipten harekete geçerek Hüseyin Avni Paşa’yi kendine bendeylemiş, bir mürîd haline sokmuş, sonra da onun vasıtasiyle İstanbul’da Abdülaziz’i devirecek silâhlı kuvvetler mi tedârik etmiştir?

Abdülaziz’in devrilmesinden sonra Hüseyin Avni Paşa’nın Anayasa ve özellikle “ileri fikir”ler üzerindeki sert iradeli firenleri bu soruya müspet cevap verdirmez. Kaldı ki, Hüseyin Avni Paşa, daha 1871’de, Sadrazam Mahmut Nedim Paşa’nın bir dolabı ile seraskerlikten azledilip rütbeden ve nişandan mahrum edilerek, yani âdeta ordudan tardedilerek memleketi olan İsparta’ya sürüldüğü gün Abdülaziz’i yemeğe and içmişti. Bu tarihte Mithat Paşa hükümdârın gözüne girmek için yırtınıyordu. Hatta bir yıl sonra sadrazam olunca bu büyük (!) ve idealist :  hürriyetperver (!) Mithat Paşa Abdülaziz’e nasıl dua edeceğini, yaltaklanacağını bilemiyordu.

Gerçek şudur ki, Hüseyin Avni, bahsi çok geçen bir kadın meselesi bir tarafa bırakılacak olursa harp meydanlarında ve parlak başarılardan ötürü kazandığı rütbe ve nişanlarını bir günde bir irade ile elinden alınmasına ve hırsız devlet adamlarından olmadığı için birden bire kapkara bir sefalete düşmüş olmasına kızmış ve kararını vermiştir. Mithat Paşa o meşhur saray baskını vakasında ikinci adamdır… Asla birinci değil.

Girid isyanının bir safhasında (1876), Sadrazam Alî Paşa, Akdeniz’in o büyük adasına gittiği zaman maiyetinde bulunan bir Fransız, Kırım muharebelerine dragon süvari subayı olarak iştirak etmiş olan Charles Mismer “îslam Âleminden Hâtıralar” adlı eserinde (2) Hüseyin Avni Paşa’ya aid enteresan bilgiler verir. Mismer, Giridde tanıdığı Hüseyin Avni Paşa’nın Isparta’ya sürüldüğü günlerden şöyle bahseder:

Sadrazam olunca Mahmut Nedim Paşa’nın ilk işi onu azletmek oldu. İkinci işi de bir irade ile kendisini rütbe ve nişandan mahrum etmek, Kuzguncuk’taki yalısını müsadere ettirmek…

Bu yalı Hüseyin Avni’ye padişahın bir hediyesi idi ki tamir ettirip oturulur bir hale sokmak için bütün parasını harcamıştı. Sürgün emri bir gece yarısı, korkunç bir fırtına eserken tebliğ edildi ve derhal yola çıkması bildirildi.

Eski serasker çok hastaydı. Bademcikleri şiştiği için boğazı tıkanmıştı. Sonda ile sulu yemekler veriliyordu. Doktorların, her tehlikeyi göze alarak ciddî surette iradeye karşı koymaları üzerine evinde kalabildi.

Ertesi sabah, erkenden evime gelen bir adamı beni Alıp Kuzguncuk’a götürdü. Yalıda bir matem havası vardı. Kadınlar, çocuklar ağlıyorlardı. Yanına girince ilk sözü şu oldu:

Bu hadise bana paranın kıymetini öğretti. Eğer bir daha iktidara gelmek nasip olursa ne yapacağımı ben bilirim!

Hele sultandan bahsederken sesinin aldığı sertlik hâlâ kulaklarımdadır. Bu sert ses, onun, başarısını artık tarihin kaydetmiş bulunduğu değişmez ve dehşetli kararlarına tamamı ile uymaktaydı (**) Biraz iyileşince Hüseyin Avni Paşa İsparta’ya yollandı.

Hüseyin Avni Paşa’nın Isparta sürgünlüğü on bir ay sürdü. Affedildi. Aydın Valisi, Bahriye Nazırı ve 1873’te ikinci defa getirildi. Ondört ay ‘ sonra azledilerek İzmir Valiliği’ne gönderildi. Aşağı yukarı üç yıldan fazla bir müddet devamlı surette seraskerlikle ordunun başında bulunmuştu. Abdülaziz’i devirecek planları bu sırada hazırladığı, emniyet edebileceği kumandanları lüzumlu yerlere yerleştirdiği muhakkaktır. Fakat İzmir Valiliği’ne tayin edilmesi harekete geçmesini önledi, O İzmir’e giderken ezelî hasmı Mahmut Nedim Paşa gene sadrazam oluvermişti.

Îşte bu sırada tedavi ve dinlenmek bahanesi ile Hüseyin Avni Paşa Abdülaziz’den memleket dışına çıkmak için nasılsa bir izin koparabilmiştir.

Sözü gene Charles Mismer’e bırakmalıyım. Çünkü ihtilalci mareşalin bu Avrupa seyahati hakkında pek esaslı bilgiler veriyor:

1875… Paris’teyim, Girid’deki eski dostum Hüseyin Avni Paşa’dan beni Vişi’ye davet eden bir telgraf aldım. Orada kendisini, doktoru ve maiyeti ile lüks bir villaya yerleşmiş buldum. Bir zamanlar Üçüncü Napoleon’un Vişi’de dinlenirken kaldığı villada…’ (***) Başbaşa kaldığımız anda;

-Sizinle çok ciddî şeyler konuşacağım, dedi. Ama bunun için dikkati çekmeyecek bir yer lâzım. Kürümü bitirince Paris’te buluşsak nasıl olur? Döner dönmez gizlice buluşabileceğimiz bir yer hazırlayınız.

O sırada Passy’de Mozart sokağında ücra bir binanın bir dairesinde oturuyordum. Paşa, Vişi’den Paris’e gelip Albe oteline yerleştikten bir gün sonra gelip beni buldu. Başbaşa konuşmamız dört saat sürdü.

Önce Türkiye’nin mâlî durumundan söz açtı. Gene Sadrazamlığa getirilmiş olan büyük düşmanı Mahmut Nedim Paşa’nın kuponları ödememeğe karar verdiğini söyledi. Sonra, “İmparatorluğun itibarını korumak için sadrazamın bu kararını tatbik ettirmemeğe çalışacağını, bu hususta bazı önemli şahsiyetlerle anlaştığını, Mithat Paşa’nın da bunlar arasında bulunduğunu fısıldadı

-“İcap ederse… dedi. Abdülaziz’i tahttan indireceğiz.”

Mamafih, Mithat Paşa’ya fazla itimadı yoktu. Çünkü her gece sarhoş oluyor ve sarhoş olunca da kendine hâkim olamıyor, dilini tutamıyormuş.

Kurduğu gizli komitenin altmış iki üyesi olduğunu öğrenince bu derece önemli bir sırrı bu kadar çok adamın saklayamıyacağından endişe ettiğimi söyledim.

-Merak etmeyiniz… dedi. Ben adamlarımı bilirim. Zaten tek başıma hareket edeceğim, ötekiler “oldu bitti”den istifade edecekler. O kadar… Hiç kimse durumdan memnun değil.. Ve ben orduya güveniyorum. Harbiye nezaretini bir daha elime geçirdiğim gün..

-Böyle bir işe bir defa girişildi mi artık geriye dönmek olmaz… diyecek oldum.

Cevabı şu oldu:

-Allah bilir.

Biraz sustu. Sonra şu tek kelimeyi mırıldandı:

-Kader…

-Canınızı tehlikeye attığınızın farkında mısınız?’ diye haykırdım.

-Hayat nedir ki… dedi. Bir asker için hayat nedir? Otuz yıldan beri Türkiyenin bütün harb meydanlarında hayatımı tehlikeye soktum. Bir harb patladı mı canım herhangi bir kazakın sıkacağı bir kurşunda… Ama bu seferki hedef zahmete değer. Maksadım bizi saray hadımağaları ile ecnebilerin hükmü altında yaşatan bir kötü rejimi devirmektir.

Bu sözleri hiç böbürlenmeden, hiç heyecanlanmadan söylüyordu. Fakat Sultandan her bahsedişinde yüzünü, Kuzguncuk yalısında sürgüne gitmeğe zorlandığı gece sezdiğim soğuk ve korkunç nefret kaplıyordu.

Ne söylediysem kâr etmedi; kararından vazgeçmiyeceği belliydi… Nihayet şu teklifte bulundu:

-“Önümüzdeki Eylülün son haftasından önce İstanbul’a geliniz. Yapılacak hükümet darbesini Avrupa kabinelerine bildirmek için icab eden notları, sirkülerleri sizin yazmanızı istiyorum.

Sonra sözü benim durumuma nakletti:

-Girid isyanı esnasındaki hizmetlerin mükâfatsız kaldığını biliyorum. Bu hatayı tamir edeceğim. Ve salonumdaki derme çatma eşyayı göstererek ilave etti:

-Bu ne hal! Sizi böyle bir yerde bulacağımı hiç sanmıyordum. Bizi sömüren, sonra da bize ihanet eden adamlar saray gibi konaklarda yaşasınlar ve siz burada oturasınız ha? Utandım doğrusu. (3)

Hüseyin Avni Paris’te bazı siyasî temaslar da yapmış, bu arada Mismer’Ie birlikte Versay’a gidip Cumhurbaşkanı Mareşal Mac Mahon tarafından yalnız olarak kabul edilmiş… (4)

Bu ziyaretin protokol dışı gizli bir temas olması icab eder. Sadrazamlık etmiş bir Osmanlı mareşalinin Paris’teki Osmanlı büyükelçisi tarafından randevu alınmadan (5)

Fransa Cumhurreisini ziyaret edişi ve Osmanlı büyükelçisi hazır bulunmadan konuşması başka neye hamledilebilir?

Görülüyor ki, Avrupa usullerine göre kurulan ordudaki ilk gizli politika hareketi pek ustaca hazırlanmıştır.

Mithat, İngiltere’nin İstanbul ambasadörü (büyükelçi) Sör Hanri Elyot’la bağdaşadursun, Hüseyin Avni Paşa herkesten gizli olarak, yukarıda bildirdiğimiz gibi, Fransa Cumhurbaşkanı ile konuşmuş, tasarladığı hükümet darbesinden sonra kurulacak hükümetin Fransa tarafından tanınmasını temine çalışmıştır ve muhakkak ki, çeşitli pazarlıklara da girişmiştir. “ (6)

www.canmehmet.com

Resim; web ortamından alınmıştır.

Açıklama;

(*)Kaynak; “Abdülhamid Han’ın Evâil-i Saltanatı, Dr. Ali Saip. Sayfa 89-90).

(**) Mismar kitabını Abdülaziz vak’asından 26 yıl sonra neşretmiştir.

(***)Vay anam vay.,. Menfadan döndükten sonra paşa hazretlerinin seraskerlikte ve sadrazamlıkta ne vurgunlar yapmış olduğunu artık siz tasavvur ediniz. (Dip not; Ordu ve politika)

Kaynaklar;

(1) “Ordu ve Politika”, Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu

(2) Charles Mismer, “Souvenirs du Monde Musulman,(Ordu ve Polika, dip not)

(3) Ordu ve Politika

(4) Bu sırada İstanbul’da Fransa büyükelçisi Kont do Burguvan’dı. Fakat yeni gelmişti, Hüseyin Avni Paşa’nın, bu sefaret kanalından bir randevu temin ettiği sanılamaz, Hüseyin Avni’nin genç bir erkânı harp subayı olarak katıldığı Kırım harbi esnasında tanıştığı Fransız kurmaylarından biri ile, yahut Mac Mahon’un Sivastopol’daki yaverlerinden biri ile Versay gizli randevusunu aldığı sanılabilir.

(5) O sırada Paris’te Osmanlı Büyükelçisi Sâdık Paşa idi, Mehmed Sâdık Paşa ki, üç yıl sonra 1878’de başvekil unvanı ile sadâret makamında İken Ali Suavî vak’asi olacaktır. Bunun üzerine azledilip Limni adasına nefyedilecek ve 1901 ‘de orada ölecektir. Garip bir tesadüf.

(6) Ordu ve politika, Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Kaçırdığınız bir nokta var. Darbeci Mithad Paşa’ya iade-i itibarını veren demokrat parti. Ayrıca osmanlı tarihinde ilk darbeyi yavuz sultan selim yapmıştır.

Değerli cankurtm, konuya ilginiz ve paylaştığınız görüşleriniz için teşekkür ediyorum.”Demokrat Parti” İnönü’nün Mutemet adamı Celal Bayar’a (anlaşmalı) kurdurduğu ve özellikle dış politika anlayışı nerede ise CHP anlayışının kopyası olan (zoraki kurulmuş) bir siyasi partimizdir. Menderes, bu kurt politikacıların yanında harcanmıştır. Celal Bayar, Hem Mustafa Kemal Paşa, hem de İnönü’nün başbakanı’dır. Gelelim Yavuz’a: Tüm darbelerin arkasında iktidar kavgası vardır. İktidar hırsı; ne kardeş, ne baba-oğul, ne de Kral/Kraliçe dinlemektedir. İnsan, zaafları ile insandır. Tarih, bir ilim olarak, ibret alanları için bir ışıktır. Sağlıcakla alınız.

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*