Osmanlı Beyliği’ni bir Dünya Devleti yapan dış politikasının şifreleri (1)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Bir devlet adamının en büyük özelliği, çalışacağı insanı doğru tanıması ve onu yeteneklerine uygun bir göreve atamasıdır.

Bir devlet adamının en büyük özelliği, çalışacağı insanı doğru tanıması ve onu yeteneklerine uygun bir göreve atamasıdır.

 

Japonlar,  Osmanlıların Avrupa’da 600 yıl bir dünya devleti olarak yaşamasının sırrını hep merak etmişlerdir. (*) İlginçtir, Osmanlı geçmişte yönettiği ülkelerde hala sevilmekte ve hakkında her zaman olumlu sözler söylenmektedir.

Belki de (tarihte) ilk kez, fethetmek üzere çıktığı bir seferde vefat eden bir  hükümdarın (Kanuni Sultan Süleyman’ın) heykeli, fethetmeye gittiği ülke insanları tarafından dikilmiştir. (**)

Bizlerin ataları olmasına rağmen Osmanlılar hakkında nerede ise hiçbir şey bilmiyor, Onları, “Nefret Dili”yle kendi çıkar, siyaset pencerelerinden tanımlayan Hristiyan Batılıların gözünden (okuyarak) görerek, onların rekabetçi değerlendirmelerinden öğreniyoruz.

Osmanlı Devleti, akıl ve vicdan sahibi batılı düşünürlerin gözünde bir rüya, bir “Güneş Devlet”tir.(1)

Osmanlıların dış politika anlayışına geçmeden, Kanuni Sultan Süleyman’ın büstünün neden Amerika Birleşik Devletleri kongre salonlarını (2) süslediği ve süslemesinin gerekçesi kısaca anlatılacaktır.

Sultan Süleyman neden daha çok “Kanuni” ismiyle tanınmaktadır?

Kanuni döneminde “Osmanlılar bir ordudur. Onu bir millete dönüştüren Kanuni”dir.

Sultan Süleyman’ı “Kanuni” yapan çalışmalarından birkaç örnek:

-Kadın ve Çocuklara Sağlanan Güvence

Kanuni Sultan Süleyman, aile bünyesini esas alarak, gelenekleri, görenekleri, alışkanlıkları, töreleri, hükümleri ve hoşgörüleri yasa haline getirdi. Nüfusun artması için evlenme hem dini, hem de milli bir görev haline getirildi.

Arabistan’da cinsiyetler arasındaki sayısal farklılıktan doğan kargaşalığı önleyen Kuran dört kadınla evlenmeye izin veriyordu.

Ancak Osmanlılar ender olarak birden fazla evlilik yapardı. Kölelerine özgürlüklerini bağışlamadan evlenemezlerdi. Bir Müslüman kadının Müslüman olmayan bir erkekle evlenmesi kesin biçimde yasaklanmıştı.

Kocanın karılarına sağlamakla yükümlü olduğu barınma, giyim kuşam, yiyecek ve hizmet gibi yükümlülükler servetine orantılı olacak biçimde dağıtılırdı. Karılarına danışmadan onları ülke ya da kent değiştirmeye zorlayamaz, uygun olmayan önerilerde bulunamazdı.

Kocalar, eşlerinin hiç olmazsa haftada bir defa babalarını, analarını ya da yakın bir akrabalarını görmelerine engel olamazdı. Kadının, kocasının kaprislerinden ya da iftiralarından sakınması için boşanma sağlam temeller üzerine kurulmuştu.

Boşanma Kuran’da da geçen şu cümleyle sınırlanmıştı: “Karısını sırf zevk yüzünden boşayanlar Tanrı’nın lanetine uğrasınlar.” Boşanmış kadın, her iki cinsiyetten de çocuklarını yanında alıkoymak ve büyütmek hakkına sahipti.(3)

Anne ve babaların çocuklarına olan görevleri, kızsa evlenme çağına, erkekse rüştünü ispat edinceye kadar, onlara bakmak ve eğitmekti.

Çocukların görevleri de yalnızca anne babalarının değil, bütün yakın akrabalarının geçimini sağlamaktı. Babanın, oğlunun çalışarak kazandığını almasına ve rüştünü ispat etmemiş çocuklarını evlendirmesine izin verilirdi.

Ama bir defa rüştünü ispat ettikten sonra çocuklarına danışmadan onlar hakkında herhangi bir işlem yapamazdı.

Devlet, terk edilmiş çocuklarla ilgilenmek zorundaydı. Babasız çocuklar toplum adına yedirilip içirilir, giydirilir ve eğitilirlerdi. Yasa onları daima korur ve özgür sayardı.

Yasada şöyle bir hüküm yazılıydı.

-“Her kim ki bir cami, hamam kapısında, sokakta ya da kırda bir çocuk bulursa, onu önce kendi evine götürmek ve gereken özeni göstermek zorundadır. Eğer çocuğu bulan onu evlat edinirse, o çocuk öz evladın bütün haklarına sahip olur. Eğer o kimse çocuğu evlat edinmek istemezse, o zaman devlet, çocuğun bakımını üzerine alır.” (4)

**

-Kanuni döneminde Osmanlı İmparatorluğu Her Alanda Gelişmişti

Fethedilen ülkeler ve eyaletlerin yöneticileri ya İstanbul’dan atanmış ya da o yerlerin milli hanedanlarından padişaha bağlı bir valiyle yönetiliyordu.

..Fakat fetihlerle yetinmemek, devletin yönetim mekanizmasını kurtarmak gerekiyordu. İşte hükümdarın dehası konuda kendisini gösterdi. Osmanlı İmparatorluğu’nda gelişen kurumlara bir göz atarsak; dinin, adaletin, sivil yönetimin, ordunun, maliyenin ekonominin ulaştığı düzeyin Sultan Süleyman’ın ölümünde ne durumda olduğunu daha iyi anlarız.

Bir millet yarattığı kurumlarla takdir edilir. Orduları onun sınırlarını genişletirken, onun varlığını ancak kurumları sürdürebilir.

-Din Adamları Sınıfına Sağlanan Ayrıcalıklar

Yürürlükteki yasaların bütünü Kuranıkerim’den alınmıştı. Din adamları da onu yorumlamakla görevliydi. Dinbilimi ve hukuk içice girmiş, kaynaşmıştı. Fakat, bu din ve hukuk adamlarının verdikleri kararların akla, ahlaka, vicdana uygun ve otoriter olması için bağımsızlıklarını sağlamak gerekiyordu.

Çünkü devletin sivil yönetim mekanizması onların elindeydi. Charlemagne’dan sonra Batı dünyasında kilisenin otoritesi, yüksek rütbeleri, eğitime egemen olması ve kendine ait mahkemeleri ne ise, XVI. Yüzyılda Sultan Süleyman’ın sivil devlet adamları da öyleydi.

Ancak hem hükümdar, hem halife olan Kanuni Sultan Süleyman, din adamları üzerinde de, Batılı hükümdarların papanın elçilerine karşı yapmaya asla cesaret edemeyecekleri bir egemenlik, disiplin ve kurallar silsilesi kurmuştu.

Ruhani iktidar ile geçici sivil iktidar Osmanlı İmparatorluğu’nda bir arada yaşamaya çalışıyordu. Bunlar organik bir kargaşalık içinde birbiriyle mücadele etmiyorlardı. Hükümdar ile ruhani önder bir kişide birleşiyordu. Şeyhülislam onun tarafından atanıyor ya da görevden almıyordu. Din adamları da onun vicdan konseyi oluyordu.

Yalnız, nasıl Tanrı’nın hükümleri insanların ilişkilerinde tarafsızsa Kanuni Sultan Süleyman da o vicdan konseyinin hiç olmazsa bağımsız görünmesini sağlamak için ayrı bir örgüt kurmuştu.

Bu örgüt devlet yardımı ve vakıflarla desteklenen medreselerde eğitimin tamamlıyor ve yaşıyordu. Kanuni Sultan Süleyman din adamlığının ilk rütbelerinde bulunan bu adayları, on ayrı derece içinde sınıflandırmıştı.

Örgüte kabul edilen aday, hem her türlü vergiden muaf oluyor, hem de varlığını olduğu gibi çocuklarına bırakabilme ayrıcalığına sahip oluyordu. Kişilerin mallarına el konulmasının yasal olduğu  bir ülkede, böyle bir ayrıcalığa sahip bulunan din adamları kısa sürede büyük servetlere kavuşuyordu.

Din adamları zenginliğin sürekliliği, bağımsızlık, itibar ve üstünlük bakımlarından diğer sınıflarından ayrılıyordu.

Kanuni Sultan Süleyman bir ırkın en belli başlı kusuru olan askeri bir oligarşinin üzerinde sivil bir sınıfın geleceğini güvence altına almak için böyle düşünüyordu. 

-Yasalarda Yapılan Değişikliler

O zamana kadar keyfi olan ceza yasaları, kadıların hükümlerinde belirli bir yol izlemeleri için yazılı hale getirildi. Kadınların dokunulmazlığına ve geleneklere karşı işlenen suçların cezaları birincisi için ağırlaştırılırken, ikincisi için hafifletildi. Herhangi bir Osmanlının karısına ya da kızına sarf edilen bir söz ya anlamlı bir bakış para cezasıyla cezalandırılıyordu. Bir babanın ya da bir kocanın evinden bir oğlanın ya da bir kızın kaçırılmasıysa ölümle cezalandırılıyordu.

Erkekler ya da kadınlar arasında dövüş, sakal koparma, küfür, el kaldırma, vurma, yaralama ve cinayet, verilen zarara göre ağırlaşan biçimde cezalandırıyordu.

Hırsızlık, gasp, haydutluk, suçun ağırlığına göre değişen biçimde ceza görmekle beraber, el yalnızca at hırsızlığında kesiliyor, hırsızlık yaparken cana kıyma ya da yaralama görülürse suçlu idam ediliyordu.

Aynı zamanda birisinin kölesini kaçırmanın karşılığı da ölümdü. Köyler ve kasabalar kendi arazileri içinde çalınan mallardan sorumlu tutulurlardı. Yalan yere tanıklık, sahte imza ve kalpazanlık da el kesmeyle cezalandırılırdı, iftiracılar.

Başkasının namusunu lekelemeye çalışanlar, yüzde on birden fazla faiz alan tefeciler, insana yardımcı olan hayvanlara kötü davrananlar, yasanın emrettiği biçimde ceza görürlerdi.

Gıda maddelerinin bolluk ya da kıtlığına göre her seferinde değiştirilerek hazırlanan tarifeler, her türlü tüketim ve hatta lüks maddelerin fiyatlarını tespit ederdi. Kuran tarafından yasaklanmış olan, fakat sonradan alışkanlık dolayısıyla satılmaya başlanan şarap, yeniden yasaklanmıştı.

Kanuni Sultan Süleyman’ın uyguladığı yasalar sisteminin belirgin özelliği, cezaların hafifletilmesi olmuştur, ikinci derecede kalan suçlar için ölüm cezası kaldırılmıştır. Kişinin ya da ailesinin öcünü alması için uygulanan kısas yasası da kaldırılarak, kadı tarafından para cezasına dönüştürülmesi sağlanmıştır.

-İmparatorluğun Vergi Sistemi

İmparatorluğun para işleri Sultan Süleyman döneminde basitleşti ve düzene girdi. Müslümanlar yüzde iki, Hıristiyan halk yüzde beş ve yabancılar yüzde on gümrük vergisi ödüyordu.

Bütün toprak ürünlerine onda bir uygulanan aşar vergisi, işlenen ürünler için yirmide bir, orman ya da otlak gibi topraktan hemen alınan ürünler ile meyveler üzerinde onda birdi..” (5)

Devam edecek:

-Osmanlının ülkelere göre farklı dış politikaları ve şifreleri…

www.canmehmet.com

Resim: web ortamından alınmıştır.

(*) JAPON PROFESÖR OSMANLININ GELECEĞİNİ ANLATIYOR…

“..Bir gün sabah erken, “Balta Tora şerefine tertip olunacak ziyafette bugün akşam saat 7’de hazır olmanızı istiyorum, ben uğrar; bir telgraf aldım (telgrafı gönderenin kim olduğu malum değil). Akşama doğru behemehal daha saat 6’da evde beklemiştim, tam dakikasında Profesör Tanaka cenahları teşrif buyurdular.

Bir çay içtikten sonra rikşeler (adam çeker arabalar) ile hareket ettik, Tokyo şehrinin merkezinde Şimbaşı yakınında bir misafirhaneye gelerek hemen durmuştuk, her taraftan rikşeler gelip yanaşmakta idi. Kapıda Meclis-i Mebusan azasından dostumuz Sasaki ve daha bilmediğimiz iki efendi karşılayarak hoş geldin merasimini ifa ettiler.

Mecliste bulunanlardan bazılarının talepleri üzere Profesör Tomidcu cenahları Osmanlı’nın istikbali hakkında a aşağıdaki konuşmayı yaptı:

-Efendiler! Ben Türkiye’de hiç bulunmadım, hiçbir Türk ile de münasebette bulunduğum yok. Şu halde benim Osmanlı devleti hakkında verebileceğim malumat gayet sathî (yüzeyseli) olacaktır. Zira ben ecnebi matbuatından aldığım şeyleri size arzedeceğim.

Benim fikrimce Türk milleti gayet kavi ve metin bir millettir. Bunlar hiçbir vakit Avrupalıların desiselerinden emin oldukları yoktur ve emin de olamazlar. Zira Avrupalılar Osmanlılardan ziyadesiyle korkuyorlar, eğer korkmasalardı bu kadar düşmanlık beslemezler, bu kadar suikastta bulunmazlardı.

Avrupalılar Türklerden korktukları için daima Türklerin aleyhinde bulunuyorlar, ama Türkler aksine Avrupalılardan hiç korkmuyorlar, bu sebeptendir ki hiç iltifat da etmiyorlar, demek oluyor ki bunlarda manevî bir kuvvet var ki, Avrupalılar bu derecede korkuyorlar, hatta Ruslar Türklerden korktukları kadar Japonlardan korkmazlar. Halbuki Japonlara mağlup, Türklere galip olmuşlardı. Bununla beraber Avrupa basınında Türkiye hakkında olan neşriyat takip olunursa, büyük bir korku olduğu muhakkaktır.

Şu halde bu milletin istikbali gayet parlaktır, zira bu Avrupalılar Türklerde öyle bir kabiliyet görmeselerdi, boşu boşuna korkmazlar: Afganistan’dan, Buhara’dan, Afrikalılardan hiç korkmuyorlar, 300.000.000 nüfusa sahip olduğu halde Hindistan’dan hiç korkmuyorlar.

Evet Çin’den korkuyorlar, Çin’de de büyük bir kabiliyet görüyorlar. Bugün Avrupalıların ister Çin’de, ister Türkiye’de takip ettikleri siyaset, o kabiliyeti öldürmenin çaresini bulmaktır. Türklerin Avrupa’nın ortasında 600 sene bekaları da metanet ve kuvvetlerine delalet eder. 

Ben Türkler hakkında bundan ziyade bir fikir beyan edemem, yalnız bu devletin bekası bizim için büyük şereftir, daima ilerlemelerini ve yükselmelerini arzu ve temenni ederim. (Gayet şiddetli ve uzun alkışlara mazhar oldu)

Sasaki (de şöyle konuştu):

Ben Türkiye hakkında bir söz söyleyebilmek iktidarında değilim. Benim fikrimce bugün Şark’ın ölmüş azalarında yetin merkezinde en büyük düşmanların ağzında bulundukları halde Şark’ın saadetine asırlarca hizmetleri geçmiştir. Bundan sonra hiçbir vakit onu mahvedemez, bundan sonra Şark milleti yek-diğere el uzatacaktır, Avrupalıların emellerinin boşa çıkacağı her türlü şüpheden uzatıktır. (‘Yaşasın Türkler’ sesleri) (Alem-i İslam: Sahife: 513)

(**) Macarlar, Kanuni’nin heykelini, Kanuni’nin son seferinde fethettiği Zigetvar’a diktiler. “..Kale, I. Süleyman’ın ölmeden önceki son seferi olan Zigetvar Savaşı sonrasında Osmanlı İmparatorluğu’nun eline geçmiştir. I. Süleyman burada vefat etmiştir.

(1) Güneş Ülkesi isimli ütopya eseri ile ünlenen İtalyan Filozof Tommaso Campanella (1568-1639)  şair, yazar ve filozoftur. “Güneş Ülkesi, isimli eser, filozofça bir devlet tasarısıdır. Platon’un Devlet’i, Thomas Moore’ın Ütopya’sı çizgisinde, toplum yararını bireyinkiyle bağdaştırıp, halklı bir düzen tasarısı getiren ana yapıtlardan biridir.  “Filozof Companella, son tahlilde Osmanlı’nın şahsında; her şeyin ideal ve nihaî anlamda tatbik edildiği “Güneş Ülke” özlemini şu şekilde tasvir ve tarif etmektedir: “Güneş Ülke’yi yeryüzünde bulmak mümkün müdür? –Fikir hürriyetine. Vicdan hürriyetine, lisan hürriyetine ilişmeyen Türklerin varlığı hiç olmazsa yarın böyle bir ülkenin var olacağını bana hissettiriyor. Madem ki, düşünceyi zindana koymayan, hakikat sevgisini zincire vurmayan bir millet, o cesur, âdil Türkler var; üzerinde yalnız hakikatin, adaletin ve hürriyetin hüküm sürdüğü bir “Güneş ülke” yarın neden vücut bulmasın?” “Ütopist, yani hayâlî bir cennet ülke tasavvur eden filozof, bunu yeryüzünde ve zamanında en geniş mânâda gerçekleştirenlerin (Osmanlılar) Türkler olduğunu ifade etmektedir. (Daha fazlası ve kaynakları için bakınız: http://www.canmehmet.com/son-osmanlilar-bati-osmanlidan-aldiklarini-geri-vermezse-iste-onlari-bekleyen-akibet-7son.html

(2)Kanuni, (Büstü ile) ABD Temsilciler Meclisi’nde bir “Kanun yapıcı”sı olarak yer almıştır.

“…George Washington tarafından Amerika’nın kuruluşundan sonra yapılan Temsilciler Meclisi’ne 1945 yılında yenileme ve düzenleme çalışmaları için gelen bir heyet tarafından dünyanın en büyük 23 kanun yapıcısının büstünü koymayı kararlaştırmıştır. Bu karar ABD Kongre Meclisi tarafından onaylandı. Bunun ardından Colombia Tarih Derneği, Pannsilvania Üniversitesi ve ABD Temsilciler Meclisi Kütüphanesi titiz çalışmaların ardından Kanuni Sultan Süleyman ve 22 kanun yapıcının büstleri ABD Temsilciler Heyeti Galerisine konulmuştur. (Daha fazlası için bakınız: http://www.canmehmet.com/vatandasin-osmanli-tarihi-osmanlinin-gunes-devlet-oldugunu-gizleyenler-affedilmeyecek-9.html

(3-4-5) Osmanlı tarihi, Alphonse de Lamartine

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*