Orta gelir Tuzağı’ Sonuç mudur, süreç midir ? (1/2)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Ya bilgi-teknoloji üretir kenidimizin efendisi oluruz, ya da üretenler efendimiz olur. Tercih sizlerin…

Dostoyevski 150 yıl önce; “İnsanlar bir gün ekmek meselesini halledecekler, çünkü konuşuyorlar.” Der. Ancak, Türkiye sorunlarını konuşmuyor, konuşmayınca da çözememektedir.

Türkiye’de ekonomi konuşulmuyor.

Diğer birçok meselesinde olduğu gibi.

Örneğin; Türkiye’nin gelişimi neden yabancı sermayeye bağlıdır?

Çünkü tasarruf etmemektedir.

Türkiye tasarruf etmeyince ne olmaktadır?

– Ancak borçlanarak büyüyebilmektedir.

Bile bile lades!

Bu işin bir yanı…

Şimdi bizleri bundan daha vahim bir mesele beklemektedir.

Bu, bundan sonra adını daha sık duyacağımız bir ifade olacaktır.

‘ORTA GELİR TUZAĞI’

Türkiye ekonomisi…

– 1930’larda Milli… (Devletçi, Tarım toplumu…)

– 1960’larda karma…(Devlet-Özel, Kısmen imalatçı...)

– 1980’lerde liberal… (Özel sektör ağırlıklı-Kısmen, Hizmet, imalatçı...)

– 2000’lerde “Küresel sistem görüntüsündedir. (Özel sektör ağırlıklı; Tarım, Hizmet, yenice sanayileşmiş)

Ancak, şarkıda seslendirilen söz misali;

“Geldik buraya kadar!”

Ötesi yok…

Nasıl yani?

Anlatalım;

-“Yenilikçi değiliz.

– Verimliliğimiz düşük,

– İleri, yüksek teknoloji üretemiyoruz,

Eğitimimiz az, olanda kalitesiz,

– İş hayatında kadın çok az ve kadın-erkek eşitliğinde çağın gerisindeyiz.

– Bunlar Cumhuriyetten beri dokunduğumuz tekmelediğimiz, fakat sistemli bir çabamız olmadı için yıkamadığımız, bu nedenle defalarca takılıp düştüğümüz gelişme engellerimizdir.”(1)

Eğitim konusunda küçük bir örnek verirsek;

-“Türkiye’de eğitimin yapısı da bozuktur, kalitesi de.

– Türkiye eğer ekonomik büyümesini üretkenliğe ve eğitime dayalı kaynaklara dayandıramazsa, “Orta gelir tuzağı” dediğimiz kara deliğe kaçınılmaz olarak düşecek, kendisi düşmese bile, eğitim konusunda gerekli refleksi gösteremezse, başkaları tarafından itilecektir.

En başta Türkiye toplumunun ortalama eğitim çok düşük;

TÜSİAD’ın 2011 araştırmasına göre 6.5 Yıldan ibaret.

Oysa toplumun ortalama eğitim yılı,

– Meksika’da 8.7,

– Rusya’da 8.8,

– İtalya’da 9.7,

– Polonya’da l0.

– Güney Kore’de 11.6,

– Almanya’da 12.2 yıl.

Türkiye’de 25-34 Yaş arası nüfusta lise mezunu oranı yüzde 41; üniversiteyi bitirmiş olanların oranı ise yüzde 16.6.

Her iki kategoride de Türkiye, 34 OECD ülkesi arasında 33. Sırada geliyor.

Bu endişe verici bir tablodur. Bu tablo ile milli gelir artışı sürekli kılınamaz çünkü eğitim düzeyinin yükselmesi, yüksek katma değerli faaliyet alanlarının genişlemesini, kişi başına milli gelirin artmasını sağlıyor.

Eğitimimizde köklü bir kalite sorunu yatıyor.

İşletme okuyan ile bilim ve matematikte eğitim kalitesi çok düşük. Dünya Ekonomik Forumu araştırmasına katılan yöneticiler Türkiye’deki işletme okullarını kalite bakımından (management schools) 142 ülke arasında 110. Sıraya koyuyor.

Matematik ve bilim eğitimi Kabul edilebilir gibi değil ama bizzat Hükümet belgesi söylüyor;

-“Eğitime erişim ve eğitimin kalitesi, eğitim sisteminin temel sorun alanlarıdır” diyor;

– “Erişim sorunu kapsamında okullaşma oranları ve bölgeler, cinsiyetler arası farklılıklar, kalite sorunu kapsamında ise fiziki altyapı yetersizlikleri, müfredatın güncellenmesi, öğretmen niteliklerinin geliştirilmesi ve eğitim materyallerinin müfredatla uyumu” gibi hususlar öne çıkmaktadır (DPT (Kalkınma Bakanlıgı) 2011 Yılı Programı belgesi (s. 198); şeklinde ilave ediyor. .,

Ekonomiyi de böyle bu tablo üzerinde ürettiğimize göre oturup düşünelim:

2012’de Türkiye’de istihdamın yüzde 44,2’si ilkokul düzeyindedir, yüzde 61,2’si ise en  fazla ortaokul/ilköğretim düzeyinde. Tarım faaliyet kolunda çalışanların yüzde 79,8’i de ilkokul ve altı eğitim düzeyinde bulunuyor.

Boyumuzun ölçüsünü dünyadaki yerimiz verir:

Orta öğrenimde okullaşma oranında zayıfız, 93. Sıradayız, eğitim sistemi kalitesinde 94. Sıradayız. Sonuç: Yetenek bakımından 92. Sıradayız.

Ama biz son 10 yılda nereden nereye geldik? Bunları görmeyelim mi?

Onu da açalım;

Örneğin; KOBİLER’in ihracatlarında, ithalat paylarındaki lehimize olan düzelmeye bakalım;

– AB ÜLKELERİNE 2011 ihracat payı, % 48.1,

– AB ÜLKELERİNE 2012 ilk yarı ihracat payı, %39.6

KOBİ’lerin ihracat içerisindeki ithalat payının azlığı ve hizmet ticaretindeki açılım Türkiye’nin cari açık sorununu olumlu etkilemektedir.

– Türkiye 170 ülkeye, 7000’nin üzerinde mal  ihraç etmektedir.

– 2002’de, 3000 olan ihracatçı kobi sayısı, 2012’de 50.000 sayısını aşmıştır.

KOBİLER’in performansı nasıl artırılmıştır?

– 1990-2002 yılları arasında, 12 yılda kobi’lere verilen 14.5 milyon lira olan destek,

– 2002-2012 yılları arasında, 1.8 milyar liraya yükseltilmiştir. Yani, 124 kat artmıştır.

– Son 10 yılda özel sektörün yaptığı konut, 4,5 milyon; Kamunun yaptığı, 560.000 adettir.

– 2002’de, Merkez bankasında 27,5 milyar dolar vardır. Şimdi, 115 milyar dolar bulunmaktadır.

– İhracat son 10 yılda, 30 milyardan, 160 milyara; Kişi başı milli gelir, 10.000 doların üzerine çıkmıştır.

Ne demek istiyoruz?

Tarım toplumundan, hizmet ve imalat toplumuna geçmek herkesin, Tarım-imalatçı toplumundan, ileri sanayi toplumuna geçmek ancak bilgi-teknoloji üreten milletlerin işidir.

Ol hikaye budur…

Biz şimdi, her ne kadar “Yenice Sanayileşmiş” ülkeler sınıfına girmişiz, Diyorsak ta…

Bizler Taşeron / Birileri adına parçaları birleştiren /Montajcı ülkeyiz.

Peki, buraya nasıl gelindi?

Artık konuya girebiliriz…

Devam edecek…

Resim;ekonomi Milliyet

(1)Yararlanılan kaynak; KOBİFOR, Aylık sanayi ekonomi dergisi,

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*