Ordu+CHP=iktidar veya ‘Ordu+CHP= ihtilal’ formülü ile ’11 Havacı subay’ın hikayesi

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

CHP iktidara gelir mi?

Elbette… Ne zaman?

Papa Müslüman olunca!

.

Tarım toplumunda cuntacılık, darbecilik oyunları kolaydır. Ancak size bu oyunu şehirli, Sanayi Toplumlarında oynatmazlar. Aşağıda CHP’nin desteği ile bugünlere nasıl gelindiğinin hikayesi anlatılmaktadır.

“Ordu içerisindeki Silahlı Kuvvetler Birliği’ni oluşturan cuntacılar grubu, 27 Mayıs 1960 ihtilalinin amacından saptırıldığını ileri sürerek idareye el koymaktan söz ediyorlardı. Harp Okulu Komutanı Talât Aydemir, çok gizli olarak İstanbul’a kendi adamlarını göndermişti.

Balmumcu’da I. Ordu ve İstanbul Sıkıyönetim Komutanı Orgeneral Cemal Tural’ın talimatıyla Tuğgeneral Refik Tulga’nın başkanlığında yapılan toplantıya Ankara’dan gelen Necati Ünsalan, Selçuk Atakan, Galip Gültekin ve Dündar Seyhan da katılmışlardı.

Bu gizli toplantıda Ankara cuntasının temsilcileri, koalisyon hükümetine derhal el konulmasını teklif ederlerken hatta Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay’ın kendileriyle birlikte olduğunu söylemişlerdi. Anlaşıldığı kadarıyla darbecilere karşı, yeni bir darbe yapmaya kararlıydılar.

9 Şubat 1962’de yapılan bu gizli toplantı neticesinde İstanbul’dan hiç beklemeksizin dönen Ankara grubu, Cevdet Sunay’la görüşerek girişilecek darbe hakkında kritik yapmışlardı. Sunay birşeylerden çekinmiş olacak ki son anda cuntacıların fikirlerine iştirak etmemişti.

Çok gariptir, tehlikeyi sezinleyen İsmet İnönü’nün damadı Metin ve kızı (1) Özden Toker, Milli Birlikçilerle içli dışlı olarak, bir nevi paşa babalarına askeri kanattan bilgi aktarıyorlardı. Metin Toker’in bu husustaki anlatımları şöyle:

“Biz Özden’le 17 Şubat gecesi bir cumartesiydi, Osman Köksallar da yemekteydik. Bizimle beraber, başka bazı MBK üyeleri de vardı: Sami Küçük, Suphi Gürsoytrak gibi. Gece yarısı Vehbi Ersü, Selahattin Özgür ve birkaç kişi daha telaşla geldiler Bazı birlikler alarma geçmişlerdi. Durumun Başbakana haber verilmesini istiyorlardı, ismet Paşalar o tarihte hâlâ Ayten Sokakta oturmaktaydılar. Telefon ettim. Uyandıramadım. Çıktık, eve gittik. Söylenenleri anlattım, ismet Paşa, Sunay’ın ve Sancar’ın haberdar edilmesini istedi.”

…İşte İnönüler millet iradesiyle gelemedikleri yerlere ihtilalcilerin sırtından gelip, demokrasiye inanmayan böylesine despot ruhlu insanlarla münasebet kurmaktaydılar.

Bu tarihi gerçekleri, hangi görüşte olursak olalım inkâr edemeyiz.

Sözde demokratik hükümet denilen İnönü kabinesindeki bakanlardan Avni Doğan, Talât Aydemir grubuyla pazarlıklara girişip Başbakanlığı için cuntacılardan söz almıştı. Aynı cuntacıların Balmumcu’daki toplantılarına katılarak, bir anda sivil kanadın ihtilalcisi oluvermişti.

Nihayet 22 Şubat hareketi patlak verdiği zaman önce asi Albay Talât Aydemir’in yanında olan Avni Doğan, baktı ki İnönü ihtilalcilerle pazarlığa oturmuş, hemen Hava Kuvvetleri Karargâhı’na giderek durum değerlendirmesine girişmiştir. Sabaha karşı İnönü vaziyete hakim olunca; Avni Doğan, Aydemircilerin aleyhine dönerek Hava Kuvvetleri Karargâhı’nın (2) şeref defterine şunları yazmıştı:

‘Hava Kuvvetlerimiz memleketimizi felaketten kurtarmıştır. Şükranlar. Eğer biz hükümet olarak daha tedbirli olmayı bilseydik, bu tehlike daha önceden karşılanmış olurdu. Tedbirde kusur ettiğimizi görerek utandım.”

O tarihte Harp Okulu tamamiyle Talât Aydemir’e bağlıydı. Eğittikleri Harbiyeli öğrencilerle kuvvetli bir güç oluşturarak, ilk anda Muhafız Alayı’nı vurmayı hedeflemişlerdi. Tıpkı 27 Mayıs’taki gibi, 22 Şubat 1962 darbe girişiminde de askeri öğrenciler kullanılmaktaydılar.

22 Şubat günü Harbiye öğrencileri tankların içerisinde. Zırhlı Birlikler Eğitim Merkezi’nin vasıtalarıyla Ankara sokaklarına yürümüşler ve ihtilali fiilen başlatmışlardı. Karargâhından Dündar Seyhan la birlikte ilk ültimatomu veren Talât Aydemir, düşüncelerindeki aşırı sol fikirlerin ülke idaresine egemen olacağına kesinlikle inanıyordu.

Bu arada Çankaya Köşkü’ne yaklaşan süvari grubunun başkanlarından Fethi Gürcan, Cihat Alpan ve hükümet yanlısı subayları enterne etmeyi başarmıştı. Durumdan haberdar olan Osman Köksal, Gürsel ve İsmet Paşa’ya anında bilgi vermeyi ihmal etmiyordu. Muhafız Alayı yalnızca karışmamış, tam anlamıyla Fethi Gürcan ve grubunun eline geçmişti.

Bir anlamda ihtilalci Gürsel, Cumhurbaşkanlığı makamında oturmasına rağmen cuntacılar tarafından ablukaya alınmış vaziyetteydi.

Ülkenin bir numaralı adamı çaresizlik içerisinde aklına esen her yere talimatlar yağdırmaktaydı. Neredeyse düşürülmesi an meselesiydi. Başdarbeci, karşı darbeyle devrilmenin korkularını yaşamaya başlamıştı. Köşk’ün sınırları içerisinde olduğu halde (enterne edilmesinden dolayı) kendini korumakla görevli Muhafız Alayı’ndan en küçük bir haber alamıyordu. Cumhurbaşkanı’nın maiyetinde bulunanlar, adeta korku ve panik karışımı çarpmışlarla bir şey yapamamanın üzüntüsünü yaşamaktaydılar.

Aslında Fethi Gürcan gibi her yönüyle iyi yetişmiş gözüpek bir subay için devletin sivil ve askeri yetkililerini toplamaktan kolay bir şey yoktu. Peki öyle ise hedefleri neden gerçekleşmedi denilecek olursa? Dündar Seyhan bu durumu şöyle anlatmakta:

“Fethi Gürcan Çankaya Köşkünde Cumhurbaşkanı, başbakan ve Bakanlar Kurulu’nun yaptığı toplantıyı Talât Aydemir’e telefonla haber verip, hepsini toplayayım mı diyerek ne yapması gerektiğini sorup, Aydemir’den talimat ister. Aydemir  “Bizim onlarla işimiz yok, bırak gitsinler” diyerek Fethi Gürcan’a mani olmuştur:

Daha önce de belirttiğim gibi tam bir gerilla taktiğiyle yetişmiş olmasının yanı sıra son derece korkusuz bir yapıya sahip olan Fethi Gürcan, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı’nı etkisiz hale getirdikten sonra köşk’ü basması an meselesi iken, Talât Aydemir’in onu bu eyleminden neden vazgeçirdiği henüz açıklığa kavuşmamış durumdadır.

Buna verilebilecek tek ipucu, Çankaya Köşkü’ndeki toplantıda parti liderlerinden, Talât Aydemir’in kıramayacağı aile yakını Ekrem Alican’ın (3) da bulunması, hareketin engellenmesine mani oldu diyebiliriz…

Alican’la aralarındaki akrabalık bağının verdiği duygusallıkla Talât Aydemir uzun görüşmeler neticesinde nihayet ikna edilerek, 22 Şubat macerası başarısız bir şekilde sona ermişti.

Bu darbe girişiminin pazarlıklar neücesinde bitmesiyle, birkaç gün sonra ismet İnönü’nün başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, diyet borçlarını ödeyebilmek için danışıklı döğüşlü aldıkları kararla Talât Aydemir ve arkadaşlarının tamamını emekliye sevkederek, “özel af yasası çıkartıp” serbest kalmalarını sağlamışlardı.

Olacak şey değildi ama, olmuştu bir kere! Darbecilerin hapse atılmaları beklenirken, hepsi de ellerini kollarını sallayarak serbest kalmışlardı.

Ne de olsa İnönü Hükümeti, Milli Birlik Komitesi üyelerinin güdümü altında varlığını sürdürmenin ezikliği içerisindeydi. Bu şartlarda 27 Mayıs darbecileri, ak saçlı paşa’nın ve Ekrem Alican’ın hakemliğinde 22 Şubat darbecileri’ni belirgin çekintilerinden dolayı ayan beyan kollamış oluyorlardı.

Talât Aydemir emekliye sevkedildikten sonra boş durmadı. Harp Okulu öğrencilerini dışardan yönlendirerek 21 Mayıs 1963’te ikinci kez darbe girişiminde bulunmasına rağmen başarısız oldu. Ankara’nın merkezindeki çatışmalarda 1 binbaşı, 1 Harbiye öğrencisi, 1 astsubay ve 4 er hayatlarını kaybettiler. Emekli Yarbay Tekin Pakova’nın evinde yakalanan Aydemir bu kez İmtiyazlı affa tabi tutulmadığı için, uzun yargılamalar neticesinde Temmuz 1964’te Fethi Gürcan’la birlikte Ankara’da idam edildi. (4)

**

Bir başka gözle 22 Şubat hikayesi

CHP’nin darbecilikle suçlananları listelerinden aday gösterme ve süren davalarda onlara destek olma politikası nereden geliyor?

CHP’li milletvekillerinin Silivri’ye niçin çadır kurduğunun şifreleri, 1962’de yaşanan 11 havacı olayında gizli.

CHP’li milletvekilleri Silivri’de çadır kuruyor, sık sık darbeye teşebbüsten yargılanan asker-sivil sanıkları destekleyici açıklamalar yapıyor. Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, mahkemelere ağır suçlamalar yöneltiyor. Darbe sanıkları CHP listelerinden milletvekili adayı gösteriliyor.

CHP’nin darbecilerle işbirliği yeni değil. Cuntacılarla ilişkiler 27 Mayıs 1960’ta başlıyor; ancak

-‘Ordu+CHP=iktidar’ ve

-‘Ordu+CHP= ihtilal’

formülünün dillerde dolaşmasına 1962’de yaşanan ‘11 havacı subay olayı’ sebep oluyor.

Neydi 11 havacı subay olayı?

27 Mayıs darbesi bir yılını doldurmadan yeni cuntalar kurulmaya başladı. CHP, 1961 seçimlerinde beklenen oyu alamayınca Silahlı Kuvvetler Birliği darbeye karar vermişti bile.

Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay, krizi çözdü. İsmet İnönü başbakanlığında CHP-AP koalisyon hükümeti kuruldu. Talat Aydemir, 22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963’teki iki darbe girişiminde başarısız olunca idam edildi.

Ancak İnönü, Hava Kuvvetleri’ndeki bir grup subayın darbe planlarken suçüstü yakalanmasını görmezden geldi, üzerini örttü.

Hava Kuvvetleri Komutanı’nın 11 havacının istifalarını işleme koyma talebini geri çevirdi. Çünkü cuntanın CHP ile ilişkisi vardı.

Yanlarında derecelerine göre yıldızlar bulunan 70 kişilik listede bazı CHP’li milletvekillerinin (üç yıldız) isimleri sıralanıyordu. ‘Ordu+CHP= ihtilal’ formülünü de Hava Kuvvetleri’nde sergilenen listeyi gören bir subay ortaya atmıştı.

Cuntanın açığa çıkmasından sonra darbe çalışmalarını yürütmekle suçlanan General Hüsnü Özkan, CHP’ye kaydoldu ve milletvekili yapıldı.

Emekli edilen Albay Fevzi Arsın da CHP’nin Ankara il Başkanlığı görevine getirildi.

1962’deki 11 havacı olayı Meclis’te sert tartışmalara sebep oldu. İnönü, CHP’li milletvekilleri ile ilişkisi tespit edilen Hava Kuvvetleri’ndeki cuntanın üzerine gitmemekle suçlandı.

AP Grubu adına konuşan Gökhan Evliyaoğlu; CHP’yi eleştirerek bir uyarıda bulunmuştu:

Meseleyi münakaşa etmek isteyen partileri ‘ordu düşmanı’ olarak itham etmek asıl ordu düşmanlığıdır.

Bütün dünya ordularında bir hain çıkmayacağına dair kaide yoktur. Bu sebeple meselenin üzerine ciddiyetle gidilmelidir. Orduda siyasi faaliyetler ve cunta teşkil edilmesi sapık bir düşüncedir. Bu türlü bir maceraya kalkışanı hükümet affederse bunlar birbirini takip eder gider.”

Meclis tutanakları, 1962’de yayımlanan gazeteler ve tanıkların hatıralarında olayın ayrıntıları vardı. 4 ciltlik ‘Matbuat Basın Derkeeen Medya’ isimli kitabında 11 subay olayını ilk defa bütün yönleri ile anlatan gazeteci Bedii Faik’le görüştüm.

Faik’e 11 havacı cuntasının ihtilal planları verilmiş ve o da bunu gazetesi Dünya’da yayımlamıştı. Talat Aydemir’le birlikte babası asılan ve döneme ilişkin iki kitabı bulunan Ömer Gürcan da önemli açıklamalarda bulundu. Gürcan, İnönü’nün kendine yakın kişiler olduğu için havacıların üzerine gitmediğini belirtti.

Türk siyasi hayatında eline darbe planları ulaşan gazeteci sadece Mehmet Baransu değildi. 1962 yılında dönemin en ünlü gazetecilerinden biri olan Bedii Faik’e kimliği belirsiz iki kişi bir dosya ulaştırdı. İçinde 11 havacının darbe planları vardı. Faik, Baransu gibi savcılara gitmedi.

Sahibi olduğu Dünya gazetesinde konuyu önce makalelerine konu etti. Sonra da manşetten bu darbe girişiminin ayrıntılarını yayımladı. 1962’de de tıpkı 2002’deki Balyoz gibi darbe planları yapılmıştı.

Bu tarihî olayın Meclis tutanakları ve tanıkların itirafları ile ilginç ayrıntıları vardı. İddiaya göre 22 kopyası bulunan, orijinali Hava Kuvvetleri komutanının kasasında olan plan ile ‘CHP +Ordu=iktidar’ formülü hayata geçirilmek isteniyordu. Darbede ismi geçen 70 kişinin çoğu CHP’liydi.

…Cuntacıların ordudan tasfiye edilmesine hükümetin direnmesi Hava Kuvvetleri’nde de rahatsızlığa sebep oldu. Hava Kuvvetleri Karargâhı’nda General Süleyman Tuncel, 11 havacının ihtilal dosyalarını karargâhta sergilemek zorunluluğu duydu. Sergi her subaya açıktı.

Tuncel’in sergi odasına geldiği bir sırada genç bir hava teğmeni CHP’liler listesinin isimleri yanındaki yıldızları incelemiş ve sonra elindeki gazeteyi işaret ederek

“Gazetedeki demeçlere bakınca insan ‘amma isabetli yıldız koymuşlar’ demeden kendini alamıyor generalim.” demişti.

Başka bir genç subay bu dosya teşhirini ibret ve dehşetle seyrettikten sonra Albay Turan Çağlar’a şöyle söylüyor:

-“Hayır, ‘Ordu+CHP = iktidar’ değil, bu tertip yanlış olmuş demek,

-‘Ordu+CHP =ihtilal’ olmalıymış.” (5)

**

Bir başka pencereden daha 22 Şubat 1962 ayaklanması

22 Şubat Olayı, 1962’de, Harp Okulu Komutanı Kurmay Albay Talat Aydemir ve arkadaşlarının, ordu içindeki 27 Mayısçıların tasfiyesi için, 20 Şubat günü başlatılan atama ve gözaltına almalara karşı direnişi olayıdır.

“Ülkenin, 1960 ihtilalinden sonra yaşayacağı genel seçimlere giderken ABD ve Avrupa ile ilişkilerinde fazlaca değişen bir şey olmamıştı. ABD’nin Ocak 1961’de yaptığı 43 milyon dolarlık yardımla birlikte 27 Mayıs’tan beri yapılan yardım tutarı 279 milyon doları bulmuştu. 17 Şubat 1961’de Türk ve Alman İş ve İşçi bulma Kurumları arasında anlaşmaya varıldı. 105 kişilik ilk Türk işçi kafilesi Almanya’da bir inşaat firması tarafından işe alındı. 2 Haziran 1961’de Almanya’nın Türkiye’ye vereceği 200 milyon mark tutarındaki kredi ile ilgili anlaşma imzalandı.” (6)

27 Mayıs’a vurulan her darbeye generallerden çok, genç subaylar tepki gösteriyordu. İstedikleri ise; 27 Mayıs’ın, DP’yi deviren basit bir hükümet darbesi olmaktan çıkaran devrimci yanının garantiye alınması gibi gösterilmek istenilse de, iktidarın sivillere devredilmemesiydi.

“15 Ekim 1961’de yapılan genel seçimlerde CHP umutluydu. DP’nin 27 Mayıs’ın altında ezilip yok olduğu düşünülüyordu. Ama beklenen gerçekleşmedi. CHP ancak %36,5 oy alabilmişti. DP’nin yerine kurulan AP ise %34,8 ile başa baş çıkmıştı.

450 üyeli mecliste CHP 173, AP 158 ve 150 senato üyeliğinin de 71’ini AP, 36’sını CHP almıştı. Şüphesiz seçim sonuçları CHP’yi olduğu kadar, genç subayları da etkilemişti. Siyasi ortam neredeyse 27 Mayıs öncesine dönüşmek üzereydi.” (7)

Seçim sonuçlarından sonra, Türk Silahlı Kuvvetleri içinde bir fikir ayrılığı belirmeye başladı.

“Bir grup genç subay yol yakın iken ‘memleketin geleceği’ bakımından idareye el konulması” fikrini savunuyordu. İkinci fikre göre ise, şimdi askeri müdahale hareketine lüzum yoktu. Tecrübe edilmeli, başarısızlıkları görüldükten sonra müdahale edilmeliydi.

Bu fikri savunanlar daha ziyade hava kuvvetlerinin temsilcileri olan Kurmay Albay Halim Menteş, Hava Albay Fevzi Arsın idi, bunlar CHP’liler ile devamlı surette temasta oldukları için memleketi ancak İsmet İnönü başta olmak üzere CHP’nin kurtaracağına inanıyorlardı.

Bu fikir gerek Ankara Grubu’nda, gerek İstanbul Grubu’nda tartışıldıktan sonra birinci fikir ekseriyet kazandığı için İstanbul’da 21 Ekim 1961 günü Harp Akademileri’nde yapılan büyük toplantıda 10 General ve 28 Albay şu protokolü imzalamışlardı.”(8)

21 Ekim Protokolü’ne göre; yeni seçilen TBMM toplanmadan önce en geç 25 Ekim 1961’e kadar bir askeri müdahale kararı alınmıştı. Ancak bu protokol uygulanamadı.

“Ancak sonraki olaylar göstermiştir ki ‘21 Ekim Protokolü’ sadece başlangıçtır. Bugünün moda deyimlerini kullanarak söylemek gerekirse o ‘ana deprem’dir.

‘Artçı depremler’ 22 Şubat’lardan, 20 Mayıs’lardan, 9 Mart’lardan geçerek ta 12 Mart’a kadar sürdü. 12 Mart’ta Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki ‘emir ve komuta zinciri’ yeniden kurulmuştu. Bu, ’21 Ekim 1961 ana depremini’ izleyen ‘artçı depremlerin sonu’ oldu.” (9)

İşte cuntacılık hikâyemiz ve CHP’nin siyasi anlayışı…

Sizce açıklananlara ilave edilecek başka diyecek bir şey kalmış mıdır?

Milletimiz bu anlayıştaki bir siyasi partiyi iktidara getirir mi?

Getirir…

Nasıl?

Papa Müslüman olunca…

..

Resim; web ortamından alınmıştır.

Kaynakça;

(1) İnönü’nün kızı Özden’le, damadı Metin Toker’in Kurmay Albay Osman Köksal’ın evinde görüşmeleri; Demokrasimizin İsmet Paşalı Yılları, sayfa 68-Cem Yayıncılık, 1996 Ankara. (Alıntı; İhtilalci ve Muhtıracı Paşalar”, Süleyman Yeşilyurt)

(2) 23 Şubat 1962 tarihli Hava Kuvvetleri Karargâhı Şeref Defteri. (Alıntı; İhtilalci ve Muhtıracı Paşalar”, Süleyman Yeşilyurt)

(3) Ekrem Alican; 1916-Adapazarı-Mülkiye-Maliye Müfettişi-IX, X uncu Dönem Kocaeli, 1,2 nci Dönem Sakarya Milletvekili-Yeni Türkiye Partisi Genel Başkanı-Kurucu Meclis Bakanlar Kurulu Üyesi, Maliye, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı. (Alıntı; İhtilalci ve Muhtıracı Paşalar”, Süleyman Yeşilyurt)

(4) Daha geniş bilgi için bakınız; “İhtilalci ve Muhtıracı Paşalar”, Süleyman Yeşilyurt

(5) Yazının tamamı için bakınız;  İDRİS GÜRSOY /6 Şubat 2012 / Aksiyon Dergisi

(6-7) Nermin Fenmen Sayfa 10, (Odtülüler Bülteni Eylül 2005 Sayısı eki) odtumd (Alıntı; Vikipedi)

(8) Öner Gürcan, Sayfa 123, “Ben İhtilalciyim” (Alıntı; Vikipedi)

(9) Metin Toker, Milliyet, 20 Aralık 1999 (Alıntı; Vikipedi)

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*