Onlar bizi yapmadan “Avrabistan” biz onları yapalım “Ilımlı İslam” (4)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

İstanbul’un  1453 yılındaki fethi Hıristiyan dünyasında bir deprem etkisi yapar.  Kolomb, İstanbul’un fethinde iki yaşındadır.

Uzun bir girişten sonra artık açık denizlere yelken açabiliriz! Kristof Kolomb’un İslam,  ABD’nin Ilımlı İslam, Huntington’un Medeniyetler çatışması  tezinde bakalım bizi hangi sürprizler beklemektedir?

Bir haksızlık karşısında ses çıkarmak gerekmektedir. Çünkü siz ses çıkarmadığınız sürece haksızlık yapılmaya devam edilecektir.

Bugüne kadar ses çıkarılmadığı için haksızlıklar hep süregelmiştir…

Saygın! İlim insanları çıkarları nedeniyle yalan söyleyerek gerçeği ters yüz edebilir, insanlık âlemini yüzyıllar boyu aldatabilir mi?

Bu soruya suikast sonucu ölen ilk ABD başkanı Abraham Lincoln cevap vermektedir?

“Bir kimse sonsuza dek, herkes ise bir süre kandırılabilir; fakat herkes sonsuza dek kandırılamaz.”

Batılı ilim insanları ile Hıristiyan din adamları İslam’ın insanlığa yapmış olduğu birçok önemli katkıyı inkar ederek bugüne kadar görmemezlikten gelmişlerdir.

Batılı ilim insanlarına göre, “Batı Medeniyeti varlığını antik Yunanlılar ve düşünürlerine borçludur.”

Şimdi bu iddiayı biraz açıyoruz;

M.Ö. 756 ile M.Ö. 146 yılları arasında bugünkü Yunanistan topraklarında yaşamış toplumların kurduğu uygarlıklar (Antik Yunan Uygarlığı) Batı Medeniyetinin temelini oluşturmuştur. Aristo, Eflatun, Sokrates ve Herodot gibi büyük filozoflar bu dönemlerde yetişmiştir…”

-Bu iddia doğrudur; Antik Yunan Uygarlığı vardır. Ve İnsanlığın gelişmesine büyük katkı sağlamıştır.

-Bu iddia doğrudur ancak (kasıtlı olarak) eksik ifade edilmektedir;

Fuat Sezgin, 1942 senesinde İstanbul Üniversitesi’nde dünyanın gelmiş geçmiş en büyük oryantalisti kabul edilen Alman Hellmut Ritter”in öğrencisidir. Hocasından Müslümanlarda da büyük matematikçiler olduğunu ve Avrupa”nın en büyük âlimleri seviyesinde bilimadamı olduklarını işitip, isimlerini de duyunca çok şaşırmış:

“Dehşete düştüm. Çünkü ilkokulda, lisede öğrendiğimiz şeyler tamamıyla buna aykırıydı. Modern dünyanın gelişimine İslam dünyasının katkısını sıfır diye biliyorduk. Ritter”in sözleri İslam ilimleri tarihini öğrenmem için kırbaç rolü oynadı. Bütün dünyayı terk ederek gece gündüz bunun için çalıştım…”

Prof. Sezgin, tartışmasız dünyanın en önemli bilim tarihçilerinden birisidir. Yakınları onun 27 dili çok iyi bildiğini söylemektedirler…

Değerli bilim insanı, bugün ki Batı Medeniyetinin, İslam Medeniyetine çok şey borçlu olduğunu ifade ederek bunu bilimsel olarak aşağıda açıklamaktadır.

”Batı uygarlığı, İslam medeniyetinin çocuğudur…

“Bugünkü Avrupa medeniyeti, İslam medeniyetinin muayyen şartlar içerisinde, muayyen bir devirden sonra, başka iktisadi ve jeopolitik şartlar altında ortaya çıkan devamından ibarettir. Ben Avrupa medeniyetini, bazı adetleri bir tarafa bırakılırsa yabancı bulmuyorum. “

Prof. Sezgin’in anlattıklarına göre dünya bilimler tarihi yeniden yazılmalıdır…

“Çünkü yanlış yazılmış. Avrupalılar; Sicilya ve Endülüs”te tercüme edilen İslam bilginlerinin eserlerini kaynak göstermeden intihal (alıntı-kopya) etmişler.

Bu yüzden bugün Batı uygarlık ve biliminin temeli aradaki İslam bilimi atlanarak ondan önceki yüksek medeniyet olan Yunanlılara izafe ediliyor. Hâlbuki Yunanlılar ile Avrupa bilimi arasındaki dönemde bilimde diğer medeniyetlerle kıyaslandığında en hızlı şekilde bilimsel ilerleme dönemi mevcut ve bu İslam dünyasına ait.

Müslümanlar dünya sahnesine çıktıkları ilk on yıldan itibaren diğer medeniyetlerde görülmedik bir hızla bilimsel gelişmelere katkıda bulundu. Bugün bilinenin aksine çoğu modern bilimin kuruluşu bundan yüz, iki yüzyıl öncesine değil, 9 ile 16. yüzyıllarda yaşamış İslam bilginlerine dayanıyor.

Portekizlilere mal edilen modern denizcilik bilimi için Sezgin, “Yüzde yüz İslam bilginlerine ait. Bundan hiç şüpheniz olmasın. Modern denizcilik İslam dünyasının bir malı, İslam dünyasının bir başarısı” diyor ve şunları anlatıyor:

“Pusulayı iptidai bir cisim olarak Çinlilerden öğrenip aldılar. Denizcilik biliminin iki temel prensibi vardır: Biri engin denizde büyük mesafeleri ölçebilmek. İkincisi bulunduğunuz noktayı tespit edebilmek.

Bu ikisi Avrupa”da ancak 20. yüzyılın ilk yarısında mümkün olabildi. Müslümanlar 15. yüzyılda denizcilik ilminin bu iki temelini kurmuşlardı. Afrika ile Sumatra arasındaki mesafeyi 20 ila 30 kilometre bir hata ile ölçebilmişlerdi.

Bunun da ötesinde çok mühim olan bu ölçüler sayesinde Müslümanlar enlem boylam derecelerini gösteren ve bunlara dayanan dünyanın ilk haritalarını çizdiler. Bugün küçük tashihler dışında bu ölçüm ve haritaların doğru olduğunu görüyoruz.

Onlar kuzey ve doğu ölçümlerini, kuzey ve güney ölçümlerini ve en zoru da ekvatora paralel ölçüleri yapabiliyorlardı. Avrupalılar Müslümanlardan ilk iki ölçümü öğrendi. Ancak trigonometri bilgileri yeterli olmadığı için ekvatora paralel ölçümlerin nasıl yapıldığını bir türlü anlayamadılar.

Portekizliler esasında hiçbir şeyi keşfetmediler. İslam haritaları 15. asrın başlarında onlara ulaşmıştı. Bunu kendi tarih kitaplarından çıkarıyoruz. Hint Okyanusu kıyılarında çok miktarda altın, halı ve baharat olduğunu biliyorlardı.

Baharat etlerin kokmamasını sağladığından Avrupa için mühimdi. Hint Okyanusu”na denizden ulaşmaya çalışıyorlardı. Ama Portekizlilerden evvel bu yol Müslümanlar tarafından kullanılıyordu. Portekizlilerin modern denizcilik biliminin kurucusu olduğu bilgisinin yanlışlığını ispat ettim. Onu İslam İlimleri Tarihi”nin 11. cildinde bulabilirsiniz.

Müslümanlar Afrika”nın güneyindeki yolu kullanarak 9. yüzyılda Çin ile ticaret yapıyorlardı. Hint Okyanusu 15. asırda Müslümanların elinde bir İslam gölü gibiydi. Hindistan ve Java, Müslümanların elindeydi. Ummanlı denizciler İbn-i Macit ve Süleyman el Mehri 15. asrın matematikten astronomiye her ilmi bilen filozof iki denizcisiydi.”

Sezgin Frankfurt’a gittiğinde Avrupalıların beynelmilel bir komite tarafından İslam ilimleri tarihiyle ilgili bir kitap yazma çabasıyla karşılaşmış. Buna karar veren komite 1967 senesinde Sezgin”in ilk kitabı çıkınca kendini lağvetmiş.

Sezgin ilk cildin hikâyesi için şunları söylüyor:

“Komitede bir Müslüman veya bir Türk bu kitabı yazamaz. Kitabı gülünç olur diye konuşmuşlar. 1967 yılında kitabımın ilk cildi çıktı. Ondan sonra bir toplantı daha yapmışlar. Ve artık “Bizim devam etmemize lüzum yok” diyerek komisyonu lağvettiler.

Bana UNESCO yardımını da vermediler.

(Konunun meraklıları lütfen, UNESCO kelimesini bir tarafa not etmelidirler. Onları Mevlana’lı büyük sürprizler beklemektedir.)

Alman Araştırma Kurumu ilk cilt çıktıktan sonra gezilerimi finanse etti ve bana asistanlar verdi. O sırada Türkiye”de bulunan hocam Hellmut Ritter, “Böyle bir kitap ne daha önce yazıldı ne de bundan sonra bu mükemmellikte yazılabilir” diye bana yazdı. Ben de mesut ve hür olarak yoluma devam ettim.

…Prof. Dr. Fuat Sezgin, bugünkü Avrupa medeniyet ve biliminin bilinenin aksine Yunan medeniyeti olmayıp İslam medeniyeti olduğunu söylüyor:

16. yüzyılın sonlarında İslam bilim ve medeniyeti duraklama içine girmeseydi insanlık 20. asırda yakaladığı bilimsel seviyeye 2 yüzyıl önce ulaşırdı. İnsanlık nükleer enerjiyle de 200 yıl önce tanışırdı. Ama atomun daha erken icadı insanlık için iyi mi olurdu kötü mü olurdu bilemem.”

Frankfurt”taki enstitüsünde İslam bilginlerinin eserlerinden okuyarak yeniden yaptırdığı 800 icadı teşhir eden Sezgin”e göre bunlar kitaplarda yer alan icatların yüzde biri bile değil.

(Meraklıları yazının tamamını; http://www.canmehmet.com/?p=21 okuyabilirler.

**

İlim insanları doğruları çarpıtır mı?

Bakalım…

Carl Edward Sagan, (1934 – 1996) ABD’li gökbilimci, astrobiyolog. Bilimin popülerleşmesi için yaptığı çalışmalarla da tanınır. Astrobiyolojinin öncülerindendir ve Dünya Dışı Akıllı Varlık Araştırması’nın (SETI) ilerlemesinde büyük katkıları olmuştur. Popüler bilim kitaplarıyla ve yazımında yer alıp sunduğu ödüllü televizyon dizisi Cosmos-Kozmos ile dünya çapında tanınmıştır. Ayrıca, 1997 yılında aynı adla beyaz perdeye aktarılan Contact-Temas romanının yazarıdır. Çalışmalarında her zaman bilimsel yöntemi savunmuştur. (vikipedi)

Bu ilim insanın TÜBİTAK tarafında türkçeye de çevrilmiş bir eseri vardır.

Kitabın ismi; Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı

Bu kitabın sekizinci sahifesinde;

“İslam dünyasında tıbbın hızla ilerlediği sıralarda; Avrupa’da karanlık çağ yaşanıyordu.

İfadesi ile,

İlim insanı burada bir gerçeği açıklamakta ve bir hakkı teslim etmektedir.

Geliyoruz kitabın 285’inci sahifesine;

“Bilim adamları günahı tattığında

Başkan Harry S. Truman ile savaş sonrası yaptığı bir görüşmede Manhattan Nükleer Silahlar Projesi bilimsel yöneticisi J. Robert Oppenheimer, üzüntü içinde bilim adamlarının ellerini kana buladıkları, artık günahı tanıdıkları yorumunda bulunur. Ardından Truman, yardımcılarına, bir daha asla Oppenheimer’ı görmek İstemediği yolunda emirler verir. Kimi zaman bilim adamları kötülük yaptıkları, kimi zaman da bilimin kötü amaçlı kullanımına karşı uyarıda bulundukları için cezalandırılır….”

İfadesi ile, çok önemli bir itirafta bulunmaktadır.

Aynı Kitabın 310’uncu sahifesine geliyoruz;

“BİLİM

Kuşku götürmez zaferleri ve yararlarına karşılık bilime olan düşmanlık. . . bilimin, insanın gelişmesinin sıradan akışı dışında kalan, hatta belki de kaderin karşımıza çıkardığı bir alan olduğunun kanıtı.

-Çin uygarlığı baskı makinesini, barutu, roketi, manyetik pusulayı, depremölçeri, sistematik gök gözlemlerini ve gök olaylarının tarihini tutmayı buldu.

-Hintli matematikçiler, aritmetiği rahatlatmanın ve dolayısıyla niceliksel bilimin esası olan sıfırı keşfettiler.

-Aztek uygarlığı, kendisini işgal edip ortadan kaldıran Avrupa uygarlığınınkinden çok daha iyi bir takvim geliştirmişti.

-Aztekler, gezegenlerin konumunu daha uzun vadeli olarak ve çok daha iyi tahmin edebiliyorlardı.

-Ancak, bu uygarlıklardan hiçbiri, diyor Cromer, bilimin kuşkucu, sorgulayıcı, deneysel yöntemini geliştiremedi. Bu yöntem tümüyle Eski Yunandan gelmeydi…”

Demekte ve burada da;

İslam medeniyeti ve İslam ilim insanların medeniyete olan katkıları 302 sahife sonra görmemezlikten gelinmektedir.

İşte ilim insanı ve inkar fırtınası!

Ve İlgisiz bir yazı!

Bir diğer ilginç nokta ise İlk Haçlı Seferi’nin bir Müslüman’ın Batılı işgalcilere karşı ilk cihat çağrısında bulunmasına yol açtığıdır.

Bu çağrı, Şam’da bulunan İslam âlimi ve dil bilgini Ali bin Tabir el Sulami’den gelmişti. El Sulami, özellikle de İspanya’da Hıristiyan Haçlı askerleri ile Müslüman devletleri arasında devam eden mücadeleye denk gelmesi itibariyle, Haçlı Seferlerini ayn bir olaydan ziyade İslam medeniyetine yönelik daha büyük bir tehdidin bir parçası olarak görüyordu.

Haçlı Seferleri ayrıca Müslüman halklarının Batılılarla ilk kez kendi topraklarında karşı karşıya geldikleri bir süreç olmuştu; Müslüman kuvvetleri o döneme kadar çoğunlukla Bizans’ın paralı askerliğini yapan Doğu halklarıyla savaşmışlardı.

Bizans çok iyi bildikleri bir şeydi, ama Müslüman dünyası Avrupalı Batı’dan topyekûn bir meydan okumayla karşı karşıya olduğunun henüz tam olarak farkında değildi…”

Bunu kim söylemektedir?

Graham E. Fuller, CIA kuruluşunun Ortadoğu, Ortaasya ve Türkiye Uzmanı ve –eski- görevlisi. İslamsız dünya” isimli kitabının, 121’nci sahifesinde.

Yazı uzadı ancak sonraki yazıya hazırlık için bir notu daha düşmemiz gerekmektedir;

“Kristof Kolomb 1492 yılında Yeni Dünya’ya yelken açarken diğer hayallerinin yanı sıra en büyük amacı İslam’ı yenmekti. Kolomb, Yeni Dünya’nın zenginlikleriyle güçlenmiş Avrupa ordularıyla İslam ordularını yenilgiye uğratmanın hayalini kuruyordu.

İşte Amerika’ya hayat veren şey, kısmen de olsa, bu hayal olmuştu.” (1)

… 

Kolomb’un konu ile ne ilgisi var ki?

Kolomb İstanbul’un fethinden iki yıl evvel, 1451’de doğmuş,

İstanbul, 1453 yılında feth edildiğinde, Fetih Batı dünyasında bir deprem etkisi yapmıştır.

Ve Kolomb,

Kolomb, 1492’de Atlantik Okyanusu’nu aşarak Kuzey Amerika’ya ulaşmıştır. İskandinav Vikinglerinin yüzlerce yıl önce Amerika’ya ulaşmış olduğu tarihsel belgelerle kanıtlanmış olmasına rağmen Kristof Kolomb Amerika’nın kâşifi olarak değerlendirilir.

Kolomb bu yolculuğunu İspanyol bayrağı altında yapmıştır.

Şimdi O yılların İspanya’sına dönüyoruz…

İspanya ve Yeni Dünyanın fethi

“(İspanya) İmparatorluğun dış siyaset açılımlarından en hızlı gelişen Atlantik’de bulunan yeni dünya olacaktır.

Osmanlı İmparatorluğu tarafından önü kesilen Uzak Doğunun zenginliklerine ulaşabilmek için yeni ticaret yolları aramak amacıyla girişilen seferlerde İspanyollar ve Portekizliler coğrafi keşiflerde bulunacaklardır.

Kendi reconquistalarını İspanya’dan önce tamamlayan Portekizliler Afrika kıtasının etrafını dolaşacak ve Osmanlılar, Cenevizliler ve Venedikliler tarafından kapatılan ticari yollardan bağımsız şekilde Uzak Doğuya ulaşan ticaret yollarını açacaklardır. Bu sayede Portekiz İmparatorluğunun temeli atılacaktır. Kastilya ise Emevileri (Endülüs İslam Devleti) ülkeden tamamen attıktan sonra ise Kristof Kolomb’u destekleyecek ve Uzak Doğuya çıkacak alternatif bir yol bulup Japonya, Çin gibi ülkelerle Portekizlere muhtaç kalmaksızın ticareti geliştirmeyi deneyeceklerdir. “

Konu neydi?

Ilımlı İslam…

Peki, bizim Kolomb’la ne işimiz var?

Bakalım…

(1) Graham E. Fuller, “İslamsız Dünya”, sahife 217.  (CIA kuruluşunun Ortadoğu, Ortaasya ve Türkiye Uzmanı ve -eski- görevlisi)

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*