NUTUK Dosyası açılıyor; “NUTUK tarihi değil siyasi bir belgedir.” (7)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

"Kazım Karabekir Paşa Nutuk'un tek kaynak olarak gösterilmesine itiraz eder."

Tartışmalı bir meselede okuyanı doğru bilgilendirmenin bilinen en iyi yolu güvenilen ve otorite kabul edilen kurumların konu ile ilgili görüşlerini baştan vermek; hem tartışmayı daha kaliteli hale getirmekte, hem de tarafsızlık en üst ölçüde korunmaktadır.

Bu anlayışla aşağıda önce, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı tarafından, 17-19 Ekim 1977 günlerinde Ankara’da yapılan üç günlük bir seminerde konu ile ilgili uzmanlar tarafından yapılan konuşmalar verilmektedir.

Meraklıları, seminerdeki tüm konuşmaları ve bildirileri ; http://atam.gov.tr/?p=965 web adresinden okuyabilirler veya “Atatürk’ün Büyük Söylevi’nin 50. Yılı Semineri-Bildiriler ve Tartışmalar” başlığı altında 1980 yılındaki Türk Tarih Kurumu yayınlardan temin edebilirler.

“Okunuşunun 70. Yılını Kutladığımız Büyük Nutuk Nedir?

“….Bizim de “Nutuk’ta İç ve Dış Politika” başlıklı bir bildiri ile katıldığımız bu seminerin açış konuşmasını yapan devrin Türk Tarih Kurumu Başkanı Merhum Ord. Prof. Enver Ziya Karal’ın vurguladığı gibi, Atatürk’ün öteki söylevlerinden ayırt edilmek için “Büyük Nutuk” olarak adlandırılan bu nutkun büyüklüğü, birincisi söyleniş süresi, ikincisi kapsamı, üçüncüsü de önemi ve etkisi bakımından olmak üzere üç noktada toplanmaktadır…

Gerçekten Atatürk, 15-20 Ekim 1927 günlerinde, TBMM toplantı salonunda, öğleden önce ve öğleden sonra olmak üzere, altı gün süre ile, her gün iki toplantıda konuşmuş ve Nutuk’un tamamı 36 saat 31 dakikada okunmuştur.

Aynı seminerde İsmail Arar’ın sunduğu ve “Büyük Nutuk’un Kapsamı, Niteliği, Amacı” başlıklı etraflı ve değerli bildirisinde saptadığı üzere, Büyük Nutuk’un olaylar bakımından kapsamı 19 Mayıs 1919 – 20 Ekim 1927 Dönemi içinde geçmiş olaylardır. Nitekim Atatürk de “Dokuz senelik ef al ve icraatımız” demek suretiyle bunu teyit etmektedir.

Ne var ki Atatürk 1919’dan önceki olaylara değinirken, bunları “Tarih Felsefesi” diyebileceğimiz bir görüşle anlatmaktadır.

Nutuk’ta olaylar, 19 Mayıs 1919’dan başlayarak ve genellikle kronolojik bir sıra içinde, fakat diğer kitaplarda olduğu gibi bölümlere, alt bölümlere ayrılmadan, ard ardına sürekli bir akış içinde anlatılmaktadır.

Nutuk, Atatürk’ün bir nevi siyasî vasiyetnamesi olan “Gençliğe Hitabı” ile sona eriyor.

Yine, İsmail Arar’ın isabetle söylediği üzere; Nutuk’u ister sadece bir söylev, ister hatıra, ister tarih ya da tarih çalışmalarında başvurulacak bir kaynak olarak ele alalım, onun “siyasal tartışma – polemique” üslûbu içinde yazılmış olduğu inkâr edilemez.Ne var ki Nutuk’un bu özelliğine bakıp da yapılan suçlama ve eleştirilerin fevri ve sübjektif olduğunu sananlar ve sanacak olanlar çok aldanır. Zira Nutuk, baştan sona, belgelere dayanarak yazılmıştır.

Nitekim, 21 Ekim 1927 tarihli “The Times” gazetesinde bir mektup yayınlayan Halide Edip, bu mektubunu Abraham Lincoln’un; “Bir kimse sonsuza dek, herkes ise bir süre kandırılabilir; fakat herkes sonsuza dek kandırılamaz” sözü ile bitirir ve âdeta Atatürk’e bir uyarıda bulunurken, 10 Ağustos 1919’da Atatürk’e yazdığı ve Türkiye için Amerikan mandasını ehveni şer olarak gören mektubunun Nutuk’a belge olarak alındığını düşünemiyordu…

Nutuk, adı üzerinde “Nutuk-Söylev” olduğuna göre, “Nutuk Nedir?” başlığını bir konuşmaya veya bildiriye koymak ilk bakışta yadırganabilir. Ne var ki, Atatürk’ün kaleminden çıkmış bu belgesel söylevin bir nutuk olmaktan öteye başka özellikleri olduğu da düşünülebilir. Nitekim Yusuf Akçura ve Falih Rıfkı Atay, Nutuk’un Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Tarihi için bir ana kaynak olduğunu söylerken, Mustafa Nihat Özün “Bu Nutuk, Milli Mücadele’nin en salâhiyetle yapılmış tarihidir” demekte, Hasan Ali Yücel ise; “Bize bıraktığı çağdaş Türkiye’nin kurtuluş tarihi” diye yazmaktadır.

…1965’de Şevket Süreyya Aydemir “Nutuk ne tarih, ne de hatıradır. Büyük Nutuk en gerçek manasıyla tarihî değerde siyasî bir vesikadır” derken, 1966’da Sabahattin Selek “Nutuk Nedir ve Ne Değildir? başlığı ile Cumhuriyet’te yayınladığı bir makalede” bir benzetme yapmak gerekirse, 15-20 Ekim 1927 günlerinde:

Atatürk “Savcı”, Nutuk, “İddianame”, Kongre “Jüri”, memleket ve dünya kamuoyu da “Dinleyici”dir demektedir.

Görülüyor ki, Büyük Nutuk hakkında çok çeşitli görüşler ve yargılar ortaya atılmış, çeşitli değerlendirmeler yapılmış olup, görüş, yargı ve değerlendirmelerin hepsinde gerçek payı vardır.

İsmail Arar’ın, değerli ve etraflı bildirisinde haklı olarak vurguladığı üzere; tarihçi olmayan Atatürk’ün Nutku’nu bir tarihçi objektifliği ve tarafsızlığı içinde yazdığı da söylenemez. Zira Atatürk’ün bütün resmî sıfatlarından önce bir ihtilâlin lideridir.

O bu hareket, kişisel yetenekleri ve komutanlık şöhretinden başka, her şeyi elinden alınmış olarak başlamış olmasına rağmen, iktidar olmuş, yeni bir düzen getirmiş, lâik Cumhuriyet’i kurmuş ve eserini içeride ve dışarıda her zaman korumasını bilmiştir. İşte bu büyük olayın hikâyesi olan “Büyük Nutuk”ta tarafsızlık aramak ise eşyanın tabiatına aykırıdır… “(1)

Ve NUTUK ile ilgili ileri sürülen, ifade edilen diğer görüşler

-“Şevket Süreyya Aydemir ‘İkinci Adam’ adlı çalışması yayımlandıktan sonra İsmet İnönü’yle bir sohbetini rahmetli Abdi İpekçi’ye anlatırken:

“Ben Büyük Nutuk’ta okuduğum bazı şeylerin ya hiç vuku bulmadığını ya da orada anlatılandan farklı ceryan ettiği duygusuna kapıldığımı söyledim.

Paşa gülümsedi ve Nutuk tarihi değil siyasi bir belgedir, dedi” diyor… “ (2)

Karabekir’in kitabı imha edildi

Uğur Mumcu’nun 1990’da Cumhuriyet gazetesinde yayınladığı ve daha sonra da kitap haline getirdiği “Kazım Karabekir Anlatıyor” isimli kitapta Atatürk ve Kazım Karabekir arasında geçen pekçok olay yer alıyor. Mumcu, Atatürk ile Karabekir Paşa arasında 1933 yılında Milliyet gazetesinde günlerce yer alan tartışmaları da verir.

İddialara göre Atatürk“Millici” takma adıyla Karabekir Paşa aleyhinde yazılar yazar. Karabekir Paşa, Milliyet gazetesine 7 mektup göndermiş, bu mektupların sonuncusu devletin beynelmilel menfaatlerine aykırı olduğu gerekçesiyle yayınlanmamış.

Bunun üzerine Karabekir Paşa, “İstiklal Harbimizin Esasları” başlıklı bir kitap hazırlamış. Ne var ki sözkonusu kitaba daha matbaada iken el konuldu.

Yanısıra Paşa’nın Erenköy’deki evi basılarak kitabın nüshaları ve kitaba kaynak teşkil eden belgelere el konulmuş.

Matbaada el konulan 3 bin kitap ise Topkapı dışındaki çukurlarda yakılarak imha edilmiş. Ancak Karabekir’in yakılan kitabı saklanabilen birkaç nüsha sayesinde 1951’de yayınlanabilmiş.

Atatürk halifeliği Vahdettin’e verecekti, Karabekir engel olmuş!

Uğur Mumcu’nun kitabında Karabekir’den kaynaklanan iddialara göre Atatürk halife olmak istiyordu. Bir diğer anlaşmazlık konusu da saltanatla hilafetin birbirinden ayrılması durumunda halifenin kim olacağıdır…

…Kazım Karabekir Paşa’nın anlattığı Atatürk ile resmi tarihin anlattığı Atatürk arasında önemli farklılıklar vardır. Karabekir Paşa, 7 Şubat 1923’te Atatürk’ün Balıkesir’de Ulucami’de verdiği ünlü hutbeyi de eleştirir. Mustafa Kemal Paşa’nın hutbe hakkında ne düşündüğünü sorması üzerine, “Dünya işlerini camilere soktuğumuzun acısını çektiğimiz yetmez mi Paşam?. Milli işlerimizi neden yine camilere sokuyoruz. Ve neden siz başkumandan olduğunuz halde dinle hilafetle bir din adamı gibi hatta daha ileri giderek meşgul oluyorsunuz?

Nutuk, Resmi Tarih’in tek dayanağı mı

“Kurtuluş Savaşı, öncesi ve sonrası”nı içeren resmi tarihin yegane kaynağı olarak kabul edilen Nutuk, Atatürk’ün 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında Cumhuriyet Halk Partisi Kurultayı’nda yaptığı konuşmanın metnidir. Nutuk’un Kurtuluş Savaşı’nın tek ana kaynağı olarak görülmesi ve okul kitaplarının da bu kaynak esas alınarak yazılması Karabekir Paşa’nın tepkisini çeker.

Kurtuluş Savaşı’na komuta eden büyük komutanların yazdıkları hatıralar birbiriyle çelişik pek- çok konuyu içerir. Tek Parti döneminde Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve İsmet Paşa etrafında şekillendirilen bir resmi tarihe tanıklık eder.

Kurtuluş Harbi ile ilgili çok çeşitli sivil kaynaklar ortaya çıkmışsa da ders kitaplarında Tek Parti döneminin ürünü resmi tarih genel hatlarıyla devam eder.

Öyle ki neredeyse bir tabu haline getirilen resmi tarihle çelişen yaklaşımlar, tezler, kaynaklar yazarlarının soruşturma geçirmesine, eserlerinin toplatılmasına neden oldu.

KARABEKİR NUTUK’UN HATA VE SEVAP CETVELİNİ TUTMUŞ!

Kazım Karabekir Paşa’nın Nutuk’un tek kaynak olarak gösterilmesine itiraz eder.

Mumcu’nun “Kazım Karabekir Anlatıyor” isimli kitabındaki bilgilere göre, 27 Mart 1945’te Milli Eğitim Bakanlığı’nda bu konu tartışılır. Tartışma, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in odasında yaşanır.

Hasan Ali Yücel ve Enver Ziya Karal’ın tartıştıkları kişi Kazım Karabekir’dir.

Üç kişi arasındaki görüşmeler nisan ayının ortalarına kadar sürer, toplantıda dile getirilen görüşler bir tutanağa geçirilir.

Karabekir, Prof. Enver Ziya Karal’ın yazdığı kitabın ana kaynağının Nutuk olmasını eleştirerek şöyle der:

-“Nutuk çok yanlış ve tarafgiranedir. Nutuk’ta daha ziyade teferruat üzerinde durulmuş ve esaslar kamilen ihmal edilmiştir. Benim yakılan kırk kitabım içinde biri de Nutuk’un hata ve sevap cetveli adını taşımaktaydı.

Bunda Nutuk’un yanlışları bir bir gösterilmiştir.” Karabekir Paşa’nın cumhuriyet tarihinde olayların Atatürk ve İnönü etrafında toplandığına ve inkilap tarihinin seyrinde onlardan başka pekçok kimsenin emekleri olduğu halde bu cihetin işaret edilmediği şeklindeki itirazına Prof. Karal “devlet tarihi yazıyoruz” şeklinde cevap vermiş.

Prof. Karal’ın tutanaklara geçen cevabı şöyledir: “Yazılan tarih devlet tarihidir. Tarih olaylarının devlet bakanları etrafında toplanması bütün devlet tarihlerinden göze çarpan gerçektir. Klasik bir ders kitabında bir olayın bütün kahramanlarını saymak imkanı yoktur. ”   (3)

Atatürk’ün Nutuk’ta anlattığı Vahdettin…

İhanetle alakası yoktu

Prof. Reşat Kaynar “Vahdettin’in doğrudan doğruya memlekete zarar vermek için yaptığı bir hareket yok. Dolayısıyla, elimizde Vahdettin’in ihanetini gösterecek bir belge de yok. Ama hadiseleri Atatürk’ün Nutuk’ta anlattığı gibi gözden geçirirsek, Vahdettin’in en büyük kusurunun Sevr’in imzalanması sırasında ortaya çıktığını görürüz. Sevr, devletin ve milletin ortadan kalkması demektir. Atatürk, Sevr konusunda doğrudan Vahdettin’i suçluyor. Dolayısıyla, asıl tartışılması gereken Vahdettin’in Sevr konusunda aldığı tutum olmalıdır” diyordu. Vahdettin hakkında yazılmış çok önemli belgesel bir biyografi olan “Şahbaba” kitabının yazarı Murat Bardakçı ise Vahdettin’in, Bebek ile Aksaray arasındaki bölgeye sıkışmış bir padişahın çaresizliği içinde olduğunu kaydediyor,’ iki tarafı birden idare edip zaman kazanma’ çabasının ihanet olarak yorumlandığını belirtiyor. Bardakçı, Vahdettin’in hatıralarında, ‘Facialara ve olaylara kalkan olamadım ise de, paratoner vazifesi gördüm. Musibetleri üzerime çektim, kendimi feda ederek vatanı kurtarmaya çalıştım’ dediğini zikrederek, “Osmanlı tarihinin en şanssız hükümdarıdır, her insan gibi o da bazı hatalar yapmıştır ama memleketini seven bir kişidir ve ihanetle hiçbir alakası yoktur” diyordu.” (4) http://yenisafak.com.tr/diziler/vahdettin/vahdettin02.html  02.28.2005

Devam edecek…

-Murat Bardakçı; “Bakan Bey, bir değil, iki farklı Nutuk vardır!”

Resim;yakintarihimiz.org’dan alıntıdır.

Kaynakça;

(1) http://atam.gov.tr/?p=965

(2) Radikal, Avni Özgürel,Radikal Kitap / 10/09/2004)

(3) http://yenisafak.com.tr/diziler/vahdettin/vahdettin02.html  02.28.2005

(4) http://yenisafak.com.tr/diziler/vahdettin/vahdettin02.html  02.28.2005

 

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*