NUTUK siyasi bir belgedir. “İki farklı NUTUK var.” (8)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Bir saat adaletle hükmetmek, bir sene ibadet etmekten daha hayırlıdır. ” HZ. Muhammed (sav)

 

Hiç kimse tarihe mal olmuş bir konuda, ‘son söz’ü söylemeye muktedir değildir. Her an ortaya çıkabilecek bir belge ve kanıt tüm bilinenleri bir anda ters yüz etmenin yanında geçersiz de kılabilecektir. Yaşanmış olaylarda en büyük mahkeme, yargı Tarihtir. Ve bu manada son söz geleceğindir.

İlim insanları, araştırmacılar ve tarihçiler nihayetinde; açıklanmış belge, anı ve taraflarının değerlendirmeleri üzerinden bir sonuca gitmektedirler.

Özellikle de yakın tarihimizle ilgili ve çok sayıda çeşitli bahanelerle açıklanmamış belgenin olduğu bir ortamda, “Doğru şudur!” ifadesi havada asılı kalmaktadır.

Su nasıl döküldüğü kabın şeklini alıyorsa, okuyana verilen bilgilerde gerçeğinde muhatabı için çok fazla bir anlam ifade etmemekte, su misali onun mevcut bilgilerinin, kalıplarının şeklini almaktadır.

Bir kuyuya, yanlışa kaç basamaklı bir merdivenle inilmişse, ancak o sayıdaki basamağa sahip bir merdivenle yukarı çıkılabilmekte; doğruya, gerçeğe ulaşılabilmektedir.

Üzerinden yüz kez geçilmiş, izlenmiş bir kâğıdın üzerindekileri silmek tek seferde olası değildir.

Bu nedenle önce doğruların öğrenilmesi önemlidir. Ki, yanlışlar akıl sistemin içerisine giremesin, kabul göremesin, kişiyi, sorgulamayan, sorgulatmayan bir bağnaz yapamasın.

Son yazımızda NUTUK ile ilgili otorite kabul edilenlerin görüşlerini kısaca özetlendikten sonra konu tamamlamış olacaktır.

“Okunuşunun 70. Yılını Kutladığımız Büyük Nutuk Nedir?”

-“Büyük Nutuk’un olaylar bakımından kapsamı 19 Mayıs 1919 – 20 Ekim 1927 Dönemi içinde geçmiş olaylardır.”

-“Yine, İsmail Arar’ın isabetle söylediği üzere; Nutuk’u ister sadece bir söylev, ister hatıra, ister tarih ya da tarih çalışmalarında başvurulacak bir kaynak olarak ele alalım, onun “siyasal tartışma – polemique” üslûbu içinde yazılmış olduğu inkâr edilemez.”

-“1965’de Şevket Süreyya Aydemir “Nutuk ne tarih, ne de hatıradır. Büyük Nutuk en gerçek manasıyla tarihî değerde siyasî bir vesikadır”

-“1966’da Sabahattin Selek “Nutuk Nedir ve Ne Değildir? Başlığı ile Cumhuriyet’te yayınladığı bir makalede” bir benzetme yapmak gerekirse, 15-20 Ekim 1927 günlerinde: Atatürk “Savcı”, Nutuk, “İddianame”, Kongre “Jüri”, memleket ve dünya kamuoyu da “Dinleyici”dir demektedir.”

-“İsmail Arar’ın, değerli ve etraflı bildirisinde haklı olarak vurguladığı üzere; tarihçi olmayan Atatürk’ün Nutku’nu bir tarihçi objektifliği ve tarafsızlığı içinde yazdığı da söylenemez. Zira Atatürk’ün bütün resmî sıfatlarından önce bir ihtilâlin lideridir.”

-“O bu hareket, kişisel yetenekleri ve komutanlık şöhretinden başka, her şeyi elinden alınmış olarak başlamış olmasına rağmen, iktidar olmuş, yeni bir düzen getirmiş, lâik Cumhuriyet’i kurmuş ve eserini içeride ve dışarıda her zaman korumasını bilmiştir. İşte bu büyük olayın hikâyesi olan “Büyük Nutuk”ta tarafsızlık aramak ise eşyanın tabiatına aykırıdır…“(1)

**

-“Şevket Süreyya Aydemir ‘İkinci Adam’ adlı çalışması yayımlandıktan sonra İsmet İnönü’yle bir sohbetini rahmetli Abdi İpekçi’ye anlatırken:  “Ben Büyük Nutuk’ta okuduğum bazı şeylerin ya hiç vuku bulmadığını ya da orada anlatılandan farklı ceryan ettiği duygusuna kapıldığımı söyledim.  Paşa gülümsedi ve

Nutuk tarihi değil siyasi bir belgedir, dedi” diyor… “ (2)

**

-Nutuk, Resmi Tarih’in tek dayanağı mı

“Kurtuluş Savaşı, öncesi ve sonrası”nı içeren resmi tarihin yegane kaynağı olarak kabul edilen Nutuk, Atatürk’ün 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında Cumhuriyet Halk Partisi Kurultayı’nda yaptığı konuşmanın metnidir. Nutuk’un Kurtuluş Savaşı’nın tek ana kaynağı olarak görülmesi ve okul kitaplarının da bu kaynak esas alınarak yazılması Karabekir Paşa’nın tepkisini çeker.

Kurtuluş Savaşı’na komuta eden büyük komutanların yazdıkları hatıralar birbiriyle çelişik pek- çok konuyu içerir. Tek Parti döneminde Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve İsmet Paşa etrafında şekillendirilen bir resmi tarihe tanıklık eder.

Kurtuluş Harbi ile ilgili çok çeşitli sivil kaynaklar ortaya çıkmışsa da ders kitaplarında Tek Parti döneminin ürünü resmi tarih genel hatlarıyla devam eder.

Öyle ki neredeyse bir tabu haline getirilen resmi tarihle çelişen yaklaşımlar, tezler, kaynaklar yazarlarının soruşturma geçirmesine, eserlerinin toplatılmasına neden oldu. (3)

**

-“Erik Jan Zürcher, Nutuk, aslında 1919-1927 yıllarını anlatan bir tarih metni olarak okunmamalı. Daha çok İzmir suikastı ve sonrasında İttihatçıların ve Milli Mücadele kadrolarının neden tasfiye edildiğinin bir muhasebesi, yani bir hesaplaşma metni olarak okunmalıdır…”

**

Ve kaldığımız yerden devamla…

“Bakan Bey, bir değil, iki farklı Nutuk vardır!

-“Devlet Bakanı Mehmet Aydın geçen gün gerekçesini ne işe yarayacağını hiç anlamadığım bir projeyi kamuoyuna duyurdu: Atatürk’ün “Nutuk”u yazdığı sırada içerisinde bulunduğu psikolojinin analizi için akademik bir çalışma yapılacaktı.

…Böyle bir mesaiye neden lüzum hissedildiğini bilmiyorum ama kanaatim bu işe kalkışanların Nutuk’u hiç okumadıkları; şayet okudularsa da içerisinde nelerin yazılı olduğunu idrak edememiş olduklarıdır.

Zira, “Nutuk” son senelerde iddia edildiğinin aksine bir siyasi vesika yahut vasiyet değil, Kurtuluş Savaşı’nın detaylarının anlatıldığı ve askerî konuların ağırlıkta olduğu bir belgeler bütünüdür.

İstiklâl Savaşı’nın muzaffer başkumandanı, zaferden beş sene sonra, Meclis’e savaş yıllarının bir bilançosunu vermek istemiş ve Nutuk, böyle doğmuştur.

Üstelik, konunun az bilinen ama çok daha önemli olan bir başka yönü bulunmaktadır: Nutuk’un bir değil iki değişik metni vardır. Türkiye bu metinlerin sadece yayınlanmış olanını bilir, diğer metinden ise konunun az sayıdaki uzmanı haberdardır, üstelik bu metni görenlerin sayısı, daha da azdır.

Bilinmeyen” metin, Nutuk’un ilk şeklidir; “bilinen” ise,

Mustafa Kemal’in sonradan değiştirdiği, daha doğrusu “yumuşattığı” ve Meclis’te okumasından sonra yayınlanmış olan versiyondur.

…Bilinen ve bilinmeyen nüshalar arasındaki farka girmeden önce Nutuk’un ne olduğunu ve nerede verildiğini kısaca yazayım:

Nutuk, Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın, 1927’nin 15 ile 20 Ekim günleri arasında, Cumhuriyet Halk Partisinin, yani o zamanki ismiyle Cumhuriyet Halk Fırkası’nın İkinci Kurultayı’nda okuduğu metindir. Paşa, söze “Efendiler!…” diye girmiş, bugünün diliyle “Geleceğe yönelik tedbirler hakkında görüş alışverişinde bulunmadan önce, millete geçmişe ait olayların ve icraatımızın hesabını vermenin görevim olduğunu düşünüyorum” demiş, bu işin vakit alabileceğini söylemiş,

-“Olaylarla dolu dokuz yılın tarihine temas edecek olan konuşmam uzun sürecektir. Ama bu zor iş yerine getirilmesi gerekli bir vazife olduğuna göre, sözü uzattığım takdirde beni hoş karşılayıp bağışlayacağınızı ümid ederim”

Dedikten sonra önündeki kalın tomarın ilk sayfasını okumaya başlamıştır.

İşte, birkaç fark

Şimdi, Nutuk’un orijinaliyle yayınlanan metin arasında varolan birkaç farkı üslubuna dokunmadan, sadece bazı kelimeleri günümüz Türkçesi’ne naklederek veriyorum:

* Osmanlıca orijinal metin, sayfa 11: “Askerî vaziyeti tamamlamak için ilave etmeliyim: Yunan ordusu karşısında Balıkesir’in güneyinde cephe alan, kumandanı Kâzım Bey olan Kâzım Paşa Hazretleri’nin fırkasının oluşturduğu cepheden başka Yunan ordusunun doğusunda ve güneyinde doğrudan doğruya millî kuvvetler tarafından başka cepheler kurulmuştu”.

Bu cümle ve devamı, basılı metinde yok…

* Osmanlıca orijinal metin, sayfa 22: “Bugüne kadar, Yunan ordusunun Manisa ve Aydın civarlarını da işgal eylediğinden haberdar oldum. Fakat İzmir’de ve Aydın’da bulunduğunu bildiğim kuvvetlerin ne halde olduklarına dair hiçbir taraftan henüz bir haber alamadım”.

Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkmasından sonra çeşitli ordularla haberleşmesinden sözeden ve bu cümlelerle başlayan bölüm de basılı metne alınmamış…” (4) Bu yazının tamamı aşağıdaki web adresinden okunabilir.)

**

Kâzım Karabekir, malum, Milli Mücadele’nin 1924’e kadarki en gözde kahramanlarından. ‘Şark Fatih’ine çıkmış namı. Kurtuluş Savaşı hep bir Garp cephesi savaşı olarak anlatıldığı için onun ‘savaş’ı es geçilmiştir. Oysa 19 Mayıs 1919 şartlarına baktığınızda Mondros Mütarekesi’nden sonra ayakta kalan son düzenli Osmanlı ordusunun Erzurum’daki Onbeşinci Kolordu olduğu görülür.

İlk kongrenin Erzurum’da toplanması tesadüf değildir ve bu kongrenin toplanmasında Mustafa Kemal Paşa’nın hiçbir katkısı yoktur. Üstelik başlangıçta İstanbul’dan geldiği için kendisinden şüphelenip kongreye kabul edilmediğini biliyoruz. Kâzım Karabekir’in aracılığıyla kabul edilip başkan seçilmiştir.

İşte size Nutuk’tan Kâzım Karabekir’i silen bir belge. Elimde 1927 tarihli, Arap harfli 2. baskısı var Nutuk’un. Vesikaları içeren 2. cildin 8. sayfasındaki vesika, tarih sırası itibariyle Nutuk’taki en eski vesikadır ama nedense hak ettiği gibi en başa değil, 10. sıraya konulmuştur!

21 Mayıs 1335 (1919) tarihli bu şifreli telgraf, Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışından sadece 2 gün sonra Kâzım Paşa’ya çekilmiştir. Şimdi metnin baş tarafını vesikalar cildinden dikkatle okuyalım:

-“Ahvâl-i umumiyemizin almakta olduğu şekl-i vahimden pek müteellim ve müteessirim. Millet ve memlekete medyûn olduğumuz en son vazife-i vicdaniyeyi yakından mesâi-i müşterekeyle en iyi ifa etmek mümkün olacağı kanaatiyle bu son memuriyeti kabul ettim. Bir an evvel zâtıâlinize mülâki olmak arzusundayım…”

Burada genel durumun vahim oluşundan üzgün olduğunu söyleyen Mustafa Kemal’in, Kâzım Paşa’ya, bu müfettişlik görevini, onunla beraber çalışarak başarabileceğine inandığı için kabul ettiğini ve bir an önce onunla buluşmayı arzuladığını okuyoruz.

Gelin görün ki, aynı Nutuk’un ilk cildinin 11. sayfasını açıyor ve bu telgraf metnini bir kere de buradan okuyoruz. Hayretle, yukarıdaki “Bir an evvel zâtıâlinize mülâki olmak arzusundayım” cümlesinin, “Bir an evvel Erzurum’a gitmek arzusundayım”a dönüştürüldüğünü görüyoruz. 1919 Mayıs’ında kendisine neler borçlu olduğunu bildiğimiz Kâzım Karabekir Paşa, 1927’de artık istenmeyen adam olmuştur…” (5)

(1) http://atam.gov.tr/?p=965

(2) Radikal, Avni Özgürel,Radikal Kitap / 10/09/2004)

(3) http://yenisafak.com.tr/diziler/vahdettin/vahdettin02.html  02.28.2005

(4) Murat Bardakçı’nın yazısı 10 Aralık 2007, Pazartesi, Habertürk. (http://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/213395-bakan-bey-bir-degil-iki-farkli-nutuk-vardir)

(5) Mustafa Armagan, www.zaman.com.tr

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*