“Nurtopu!” misali gerçeğiniz oldu! “Trojan Horse!” Bilinmeyenleri ile Kurtuluş Savaşı (1)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Dün olanları doğru olarak öğrenmeden kendiniz için doğru bir gelecek kuramazsınız.

İşgalle birlikte İngiliz ve Fransızların Osmanlı hazinesini nasıl soyduklarını; Misak-ı Millî’de yer alan Musul petrollerinin Lozan’dan üç yıl sonra hangi tezgahla kapatıldığını, Kurtuluş savaşını, İşgalci Fransız-İtalyan silahları ile yaptığımızı, Sn. Demirel’in; “Türk milleti daha bir yüzyıl gerçekleri öğrenmemeli!” derken neyi kastettiğini biliyor muydunuz

Günümüzde yapılan kimi modern işgaller artık fiziki olarak (topla-tüfekle!) yapılmamaktadır.

İşgalden amaçlanan nedir?

-Ülkenin kaynakları sömürmek;

Bunu kan dökmeden, örneğin (sözde) ortaklılarla yapabiliyorsanız ne gerek var kavga ve dövüşe değil mi?

Ülkenin (Musul-Kerkük) Petrolünü al, üretme yeteneğini yoket, ülkede iş bilen halkı azınlıklar ismi altında küstür, kovala…

Sonra mı? O la la…

Kılçıksız balık! Yaşasın bağımsızlık!

Bağımsızlık, ekonomin güçlü, ekonomik değerlerin varsa bir anlam ifade eder…

Değilse,

“Ruslar sıkıştırıyor”, NATO’ya;

-Kuşlar sıkıştırıyor! Haydi, dört milyar dolarlık uzun menzilli füze almaya…

-Kılçıksız balık! Yaşasın bağımsızlık…

Sonra mı? O la la…

Bu gibi durumlar gösteriyor ki, her hükümette ve özellikle bizde büyük ve mukaddes tanınmış boyun eğilecek bir makamın bulunması gereklidir. Yalnız bu makamın sahibi halife olsun, hükümdar olsun, cumhurbaşkanı olsun, ne isterse olsun, elverir ki, kalbinde gerçek Allah korkusu, utanma duygusu, kafasında kanunun, namusun menfaatten çok yüksek olduğu düşünce ve inancı bulunsun. Milletler, devletler, memurunu ve özellikle liderlerini böyle yetiştirmek, böyle seçmek, sonra ona sadakat göstermek zorundadırlar. Yoksa hürriyet yerine bir gün bir zorbanın esaretine uğrar, mutluluk ve izzet yerine de sürekli olarak sıkıntı ve zillete düşerler.”

Diyerek, “Feryadım” isimli eserinin birinci cildinin tamamlamaktadır, (İttihatçı) Genelkurmay başkanı ve Sadrazam-Başbakan Ahmet İzzet Paşa.

“Avrupalı sömürgeci devletler, Osmanlı devletini yıkmak, topraklarını paylaşmak ve nihaî olarak da Türkleri Anadolu’dan atmak maksadıyla, 1912 yılında Trablusgarp ve Balkan savaşlarını başlattılar.

1914 yılından itibaren ise, bir birinden binlerce kilometre uzaklıktaki 7 cepheden aynı anda saldırılara uğrayan Osmanlı devleti, 3 senelik güçlü bir direnişten sonra dayanma gücünün sınırına geldiğini görmüş ve artık imparatorluğun ömrünün bitmekte olduğunu anlamıştı.

Osmanlı ordusu, Mısır’dan, Filistin’den, Bağdat’tan Anadolu sınırlarına doğru çekilmeye başladı. Türk sınırlarına, yani, Halep’in kuzeyinden Kerkük’e (Musul vilayeti’nin güney uçları) kadar uzanan bir çizgiye geldiğinde ise yeniden direnmeye başlamıştı.

Çünkü buralar münhasıran Türk bölgesiydi. Ordularımız bu çizgi üzerindeyken Mondros Ateşkes anlaşması imzalandı (30 Ekim 1918).

Ateşkes beklenen barışı getirmedi. 3 Kasım tarihinden itibaren İngiliz ve Fransız orduları ileri harekâtına devam ederek İskenderun ve Musul’u işgale başladılar.

10 gün sonra da işgallerini tamamlayarak ateşkese uymadıklarını ve uymayacaklarını gösterdiler.

Aynı tarihlerde İstanbul açıklarına getirdikleri 61 parça savaş gemisiyle istiklal ve istikbalimize kast etmiş olduklarını da göstermişlerdi. Artık Türk Milleti’nin önünde 2 seçenek vardı: Egemenliğini kaybetmiş olarak istiklalden mahrum bir vaziyette yaşamak; ya da, yeniden silaha sarılarak istiklal ve istikbalini kurtarmak.

6 ay kadar süren bir belirsizlik ve kararsızlık döneminden sonra milletimiz Mustafa Kemal’in önderliğinde 19 Mayıs 1919 günü Samsun’da mücadele ateşini yakarak 2. yolu tercih ettiğini ilan etti. Bu yeni bir savaşın, İstiklâl Savaşı’nın başlangıcı idi. (1)

Çeşitli milletleri kendinden ve devlet bütününden nefret ettirip ayıran, halkı ilerleme yerine, en gerideki vahşet ve hunharlık katına düşürecek derecede beceriksizlik göstermesi normal bir durum sayılamaz. Araştırıcı bir düşünce bunda gizli sebepler ve gizli eller arar.

Bu gizli kışkırtıcılar kucaklarına düşürdükleri kimselere amaçlarını açıkça söylemez, hedeflerine doğru yollardan yürümezler.

Kandırdıkları ve hırslarını biledikleri kimseleri hilelerle yüksek makamlara getirerek,

bunların yardımıyla işlerini gördükleri gibi, bin türlü vasıtalar, propagandalarla halkı da sapıklığa düşürürler ve bozarlar, İleri gelenlere çıkarlar vaad eder ve sağlarlar, kimisini tehlikeler göstererek korkuturlar, kiminin kirini tahrik ederler ve bazılarının ırk duygularını harekete geçirirler.

Bu şekillerle pek çok kimseler vatanımıza hizmet ediyoruz zannıyla bu adamların amaçlarına alet olurlar. (2)

Devam edecek…

Bu yazı dizisinde Kurtuluş savaşının anlatılmayan bir başka yüzü ele alınacaktır.

Özetle gerçekler yazılacaktır;

-Kazananlar herşeyi almaktadır. Buna tahtınız, tacınız, tüm değerleriniz dahil…

-“Hazinelerimiz mi soyulmuştu? Benim neden haberim yok? “

-Sanki olan biten herşeyden haberimiz var da…

Kaynakça;

(1) Doç. Dr. Durmuş Yılmaz, İmparatorluktan Millî Devlete Geçiş MİSAK-I MİLLÎ

(2) “Feryadım” I. Cilt, Genelkurmay başkanı ve Sadrazam-Başbakan Ahmet İzzet Paşa.

Kim Kimdir?

Ahmet İzzet Paşa, (1864 – 1937), I. Dünya Savaşı’nın son günlerinde sadrazamlık –Başbakanlık; 1908-1914 yıllarında da erkân-ı harbiye-umumiye riyaseti (genelkurmay başkanlığına) yapmış, Osmanlı asker ve devlet adamıdır…

Mustafa Kemal Paşa da cepheden padişaha yazdığı mektuplarda, İzzet Paşa başkanlığında kendisi, Rauf, Fethi, Vasıf ve Cavit Beyleri içeren bir kabine önerdiği bilinmesinin yanında; Atatürk tarafından Nutuk’ta ağır kelimelerle eleştirilerek,  “halife taraftarlığını hayatının sonuna kadar korumakla” itham edilmiştir.

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*