Neden Bilgi Toplumu olamıyoruz? İnsanlar ancak okuduğu kadar düşünür ve üretirler.

Önceki Yazı

Okuyarak elde edilen bilgiler bir tarlaya atılan tohum misalidir. Ondan çok sayıda ürün elde edebilirsiniz.

Okuyarak elde edilen bilgiler bir tarlaya atılan tohum misalidir. Ondan çok sayıda ürün elde edebilirsiniz.

 

Akıl, ne olduğunu gördüğü halde, niçin olduğunu bilemez. Çünkü Herkesin gerçeği bilgisi kadardır.” (*)

Akıl: Eğer, ilgili konuda bir bilgiye sahipse, size,  bilgileriniz arasında doğru ve yanlışları göstererek, doğrusunu ayırabilmenize, seçmenize yardım edebilir;  bu yeteneğiniz ile, bir konuda düşünce yürütebilir, görüş bildirebilirsiniz.

“Zekâ ve Akıl”, her ne kadar birlikte anılsa da: Akıl, bir ölçüm merkezi,  Zeka : Olaylar arasındaki ilişkileri kavrama, yargılama ve çözme yeteneğidir.

Zekânın : “Bilgi-Deneyim”, birikim olarak değerlendirilmesi, anlamlandırmasına daha yakındır.

Akıl: derin bir kavrayış farkı ile zekâdan daha üst konumdadır. Bu nedenle akıllı bir insan zekânın tüm kazanımlarını kullanabilir. Zeki bir insan: kavrayış yeteneğine sahip olmadığından ancak belirli bir konuda çalışarak veya kendini eğiterek bunların sonucunda elde ettiği birikimlerle bazı şeyleri başarabilir.

Okumak (bilgi edinmek) neden önemlidir?

Bir akıl hastanesini ziyareti sırasında, adamın biri sorar:

– Bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirliyorsunuz?

Doktor:

– Bir küveti su ile dolduruyoruz. Sonra hastaya üç şey veriyoruz.  Bir kaşık, bir fincan, ve bir kova.

-Sonra da kişiye küveti nasıl boşaltmayı tercih ettiğini soruyoruz.

-Siz ne yapardınız?

Adam:

– Ooo ! Anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder. Çünkü kova kaşık ve fincandan büyük.

-“Hayır!”, der doktor.

Normal bir insan küvetin tıpasını çeker.

Gerçek Akıl, Sadece bize sunulan çözümleri seçmek değil, en uygun çözümü bulabilmektir.

Peki, kişinin ve toplumun ihtiyacı olan  uygun çözümler nasıl bulunacaktır?

-İnsan ömrü tüm kitapları (ilmi) okumaya yeterli midir?

-Hayır!

-Peki, hangi kitaplar okunmalı ve hangi bilgiler edinilmelidir?

-Sırası ile: Beslenme, Barınma, Korunma ve sonrasında, insanların birlikte yaşamalarını daha iyi nasıl yapılabileceklerini, yaşamlarıyla  ilgili konforunu geliştirmekle ilgili olanlar, değil midir?

-Peki, bunları, kitap okumadan veya deneyim kazanmadan edinmek mümkün müdür?

İnsanın düşüncesinin gücü var mıdır?

-Olmaz mı?

-Peki, bir otomobile yakıt koymadan -Aklın algılamasını (bilgi sunmadan- sadece düşünce ile) sağlamak, çalıştırmak mümkün müdür?

-Siz, mutfakta düşünerek –malzemesiz- yemek yapabilir misiniz?

-Bu nedenle olsa gerek :

-“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Denilmemiş midir?

-Bilim,  karar verme ve ayırt etme aracıdır.

Bir inanç/ön kabul ile ilgili olarak

-“Bu geçerlidir ya da “ geçersizdir” denildiğinde, bir aksiyonla ilgili olarak

-“Bu iyidir” ya da “bu kötüdür” denildiğinde, konuşma ile ilgili olarak

-“Bu doğrudur” veya “gerçeğe aykırıdır”, bir eylemle ilgili olarak “bu güzeldir” veya “bu çirkindir” denildiğinde bu aracın (bilginin) yardımıyla bunlar birbirinden ayırt edilir ve bir karara ulaşılır.

NEDEN GERİ KALDIK

-“Müslümanların vücuda getirdiği ilim hazinesini yerler bir eden, Moğol istilası yanında çok önceden başlayan içe kapanma ve yeniliklere karşı çıkılması, gelişmenin devamı ile ilgili cesaretin kırılmasına yol açar.

-İslam adına “müspet ilimlere karşı çıkma tavrının” İmam Gazali 12.yy da yapılan “sert ikazlara rağmen önlenemediğini” anlatıyor.

-14.yy da yaşayan büyük tarihçi İbni Haldun ‘un o sıralarda Avrupa ülkelerinde giderek canlanan ilmi faaliyetlere ilgisiz kalmasını tenkit ediyor ve İslam dünyasındaki “entelektüel ölüm” ün mesulü olan zihniyete tipik bir örnek gösteriyor.

3 asır (11.asır) ilmin bayraktarlığını elinde tutan Arap, Türk, Afgan ve İranlı kimyacıların, cebircilerin doktorların coğrafyacıların matematikçilerin, fizikçilerin ve astronomlarının tarihe karıştığını söyleyerek sözü şuraya getiriyor. Tarih sayfalarını nasıl geri çevirir, ilim ve teknolojide nasıl ilerleyebiliriz?

İslam dünyasının toplam araştırmacı ve mühendis sayısı 45.000 civarında. Sovyetlerde 1.500.000, Japonya’da 400.000.

İslam ülkesinde 18-20 yaş civarında olup ta fen eğitimi görenlerin gelişmiş ülkelere göre ancak 6 da 1 oranda olduğuna dikkat çekiyor.

İlim ve araştırma için yapılan araştırmalar aynı seviyede kalıyor.

Batılı bir yazar, İslam ilminin problemi nedir diye sorduğunda bazı İslam ülkelerinde diktatörlerin hakim olması sebebi ile ilmi kökleştirme gayretlerinin iyice zorlaştığı yolunda tespit var.

Dünya’da toplam Müslüman nüfusunun ancak 200 de 1 i kadar nüfusa sahip İsrail’de 1974 yılında 35.000 ilim adamı ve araştırmacı bulunduğu, 1995’ e kadar bu rakamın 87.000’ e çıkarılmasının planlandığını aktararak “Ey akıl sahipleri ibret alın” mealinde ayet okuyor…

Dünyanın en önemli matematikçisi Oxford’da bir Araptır.”

Bu Arap kardeşimiz, bu sıfatını, okuyarak-araştırarak-sorgulayarak mı elde etmiştir, düşünerek mi?

Bilmemek tehlikeli değildir. Bilmediğini bilmemektir. Büyük tehlike olan.

Sonsöz:

-Bebekler düşünerek mi öğrenirler?

-İnsanlar, Sanayi Devrimi ile, Nükleer silahları, düşünerek mi, okuyarak-deneyimleyerek ve öğrenerek mi gerçekleştirmiş, üretmişlerdir?

-Bilgi, hamur misalidir. Onu kullanarak, ona yeni şekiller verebilir, onlardan yeni fikirler üretebilirsiniz.

www.canmehmet.com

(*) Hint Atasözü (Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunamamaktadır.)

Not: İçerik, konu ile ilgili değişik makalelerden ve “Düşünce tarihi” isimli eserden yararlanarak hazırlanmıştır.

Resim: web ortamından alınmıştır.

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*