Neden bilgi toplumu olamıyoruz? (1)

Meselelerimizi çözebilmemiz için önce durumumuzun farkında olabilmemiz, farkında olabilmemiz için doğrusunu ve yanlışını öğrenmemiz, doğrusunu yanlışından ayırabilmek için tartışmamız, tartışmamız için bilgi-deneyime sahip olmamız, yeterli seviyede bilgiye sahip olabilmemiz için de çeşitli kaynaklardan okumamız ve düşünmemiz gerekmektedir.

Bizde ise devletin dayattığının dışında düşünmek, yazmak ve tartışmak yasaktır. Örneğin, “Öğrenci Andı” nın gerekliliğini sorgulayanımız ve bir sonuca gidenimiz var mıdır? Veya devletin halkı eğitme hakkına sahip olup olmadığına?

Devlet bir eğitmen mi, vatandaşının öğrenimine, öğretimine zemin hazırlayan bir kurum mudur?

Aramızda kafamıza Irak’ta neden çuval geçirildiğinin arkasında yatan ana nedeni sorgulayanımız ve bir sonuca gidenlerimiz olmuş mudur?

Ülkemizde, diğer gelişmiş devletlerle rekabet edebilecek derecede bilgi ve bu bilgilerden teknolojileri üretebilseydik, kafamıza çuval geçirenler buna yine cesaret edebilirler veya ettiklerinde bunun bir bedeli olabileceğini düşünmezler miydi?

Diğer ifadesi ile gelişmiş ülkeler gibi bilgi toplumu olamadığımız, aldığımız bir veriyi veya bir haberi bilgi haline getiremediğimiz, bu işin nasıl yapılacağının yolunu çocuklarımıza öğretemediğimizde, kafalarımıza daha çok çuvalların geçirileceği bilmeli ve buna hazır olmayız.

Biz yaklaşık üç asırdır batılılaşmanın iddiası ve peşindeyiz. Hiç aklımıza gelmekte midir? Yaklaşık yetmişiki milyonluk Türkiye’nin, hangi kültüre hizmet ettiği ve hangi kültürü geliştirdiği?

Örneğin yılbaşlarında sık sık karşımıza çıkan “Noel Baba” figürleri gelecek kuşaklara ne olarak yansıyacaktır?

Veya giderek yaygılaşan İngilizce ve İngilizce hazırlanan tabelalar….

Veya ücretsiz! Bir tık ötede sınırsız bilgi sunan “Vikipedi özgür ansiklopedi”nin hikmeti, sebebi…

Veya İnternet ortamında sunulan sınırsız bilgilerin gerçeğinde kimin ne işine yaradığı…

Veya okullarımızdaki eğitim sisteminin neye veya kime, hangi amaçlara hizmet ettiği?

Öğrenciler aralarında konuşmaktadır;

-“Hoca şu konulardan soracak, onları ezberledik mi, tamamdır!”

Öğrencilerimiz okullarına derslerini geçmek, bir diploma almak için mi, yoksa kendilerine verilen veri, haberlerden yeni bir bilgi üretmek için mi gitmekte ve öğrenim görmektedirler?

Evet… Öğrencilerimiz okula neden gitmekte ve mezun olduklarında öğrendikleri ile neler yapabilmekte veya ileri boyutta bir yaramıza merhem olabilmekte midirler?

Ve bizler üstün yetenekli öğrencilerimizi batılılara hizmet etmesi, onlara fasoncu olmaları için mi yetiştirmekteyiz?

Bu kadar yıldır, “Öğrenci Andı”nı okuyan öğrenciler nasıl olmaktadır da, birer batı hayranı olarak yetişmekte ve ülkesinden değerlerinden, tarihinden, Atalarından utanmaktadırlar?

Evet… Yukarıda sayılanlar sorgulanmakta mıdır, ve sorgulanarak bir sonuca gidilmekte midir?

Ve neden sorunlarımıza işaret ettiğimizde ve yazdığımızda birbirimizi en kısa yoldan “Hain”likle suçlamaktayız?

Nedir bizi bilgi toplumuna giden yolun anahtarı olan sorgulamalardan uzak tutan bilinçaltı öğretiler, korkularımız?

Neden bilgi toplumu olamıyoruz?

-“Dikkat…

-Rahat…

-Hazır ol…

-Uygun adım marş… Marş…”

“Amca! Bu öğrenciler uygun adım nereye gidiyorlar…”

Şu öğrenciler mi?

“Türküm…

Doğruyum…

Çalışkanım…”

“Kafamıza çuval geçirdiler be!”

Kafalarımız ne işe yarar ki?

Sallamaya, taramaya, örtmeye, açmaya mı?

Öğrenmeye,

Düşünmeye,

Sorgulamaya mı?

Bir kültürü, bir ülkenin yaşam biçimini, geçmişini, geleneğini siz haberlerle zayıflatabilirsiniz, ortadan kaldırabilirsiniz. Örneğin bizim ülkemizde olduğu gibi, onun dilini ele geçirebilirsiniz, dil bilincini yok edebilirsiniz. Dil bilinci olmayan, diline sahip çıkmayan, dilinden habersiz, destanlarını, halk türkülerini, masallarını, bilmecelerini unutmuş bir ülkenin insanı, çok az sözcükle ve belki çoğu dışardan gelen sözcüklerle kendini anlatmaya çalışıyorsa, haberleri bu kanallardan alıyorsa, artık böyle bir toplumun bilgiden çok uzak olduğunu söyleyebiliriz.

….

Dolayısıyla salt malumatla yaşanan bir yaşam, yaşamaya değmez.

Biz sanıyoruz ki, malumata ulaştığımız zaman, bilgilendik. Bu kadar büyük gaflet olamaz…

Malumatla bilgiyi ayırmadığımız sürece, o zaman dışardan gelen malumat bombardımanına karşı biz hiçbir şey yapamayız.

Dolayısıyla eğer emperyalizm veya dışardan gelen güçler, büyük ülkelerin, büyük kültürlerin güçleri altında ezilmeyip, kendi varlığımızı, kendi yaşam biçimimizi, kendi kültürümüzü ve geçmişimizi, dilimizi korumak istiyorsak, bu bilgilenme bilincine sahip çıkmamız gerekir…

Ama onun enformasyona dönüşebilmesi için, onu okuyup çözebilmem gerekiyor. Tabii enformasyon olması, benim hayatta karşılaştığım veya çözmeye çalıştığım sorunları çözmem için yeterli değildir. Belki gereklidir enformasyon, ama yeterli değil.

Çünkü enformasyonun bilgiye çevrilmesi gerekir. İşte belki yaptığımız büyük yanlışlardan biri de, enformasyon sözcüğünü, isterseniz ona haber diyebiliriz veya malumat, nasıl söyleyebilirsek, bilgi sanmamızdır.

Türkçe’ye böyle çevrilmiş ve bilgi çağı olarak kullanıyoruz enformasyon çağını. Çünkü enformasyonun bilgiye dönüştürülebilmesi için, o enformasyonun işlenmesi, yorumlanması, hatta bireysel düzeyde içselleştirmesini gerektiriyor diye düşünüyorum. (1)

Devam edecek…

(1) Prof. Dr. Ziya Aktaş (Bilgi toplumu ve Türkiye)

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Yorum yapın

(gerekli)

(gerekli)


*

SPAM ENGELLEME SORUSU