Mustafa Kemal’in Milli Mücadele’deki dava arkadaşları neden muhalefete geçtiler (7/Son)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Resim; http://www.medresetulmahmudiyye.com/reddiye/ataturk-milli-mucadele/#.VSOm4pNRLfM

Resim; http://www.medresetulmahmudiyye.com/reddiye/ataturk-milli-mucadele/#.VSOm4pNRLfM

 

İki ayrı “Nutuk” olduğu iddiasının yanında, “Nutuk” içeriğinin değiştirildiği doğru mudur?  “Doğru!” ise, bu değişiklikler, kimler ve hangi amaçlarla yapılmıştır? Son bölümde, Mustafa Kemal Paşa’nın kendi ifadeleri ile Milli Mücadele sürecinin anlatımına kaldığımız yerden devam ediyor, “Nutuk” ile ilgili bilgileri takiben, yazılanların yorumunu okuyanlara bırakarak diziyi bitiriyoruz.

İrade-i Milliye” (*) Gazetesi’nin önemi; I. Dünya Savaşı’nın galiplerinin ülkemizi işgallerine karşı o gününün şartlarında büyük özverilerle yapılan Milli Mücadele Hareketi’nin ilk yayın organı olmasının yanında; Mustafa Kemal Paşa’nın, “Başyazar” olarak yazdıklarının yer alması ve bizlere o dönemde yaşananları sıcağı sıcağına aktarmasından ileri gelmektedir.

Bu gazetenin, 14 Eylül 1919 Tarihli sayısında yayınlanan bir telgraf (içeriği) ile,  bugüne kadar tartışılmaya devam edilen,  Mustafa Kemal Paşa’nın, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a gidişinin arkasındaki sır perdesi aralanmaktadır.

-Telgrafı Çeken; “Üçüncü Ordu Müfettişi, Yaver-i Hazret-i Şehriyarileri Mustafa Kemal”,

-Çekilen kişi “Zat-ı Şahane” yani Sultan Vahdettin, çekildiği yer; Havza.

-Çekilen tarih; Tarih 14 Haziran 1919.

Telgrafta, Mustafa Kemal Paşa, Sultan Vahdettin ile yaptıkları son görüşmelerini hatırlatıyor padişaha ve şöyle diyor:

-“Huzurdayken İzmir’in işgali karşısında “pek mahzun olan” kalbinizin “bu nokta-i necâta ait ilhamatı”nı, yani ülkenin sizin öncülüğünüzde millî mukaddes bir kudretle kurtulacağına dair verdiğiniz ilhamları şu an gibi hatırlıyorum. Sizin “ilkâ”nızdan, (yani Şemseddin Sami’nin “Kamus-i Türkî”sine bakılırsa, ) benim fikrimi çelmenizden aldığım imanın azmiyle görevime devam ediyorum. …

Nutuk” dahil diğer kaynaklarda “ilkâ” kelimesinin “ilham”a dönüştürüldüğünü görüp hayrete düşüyorsunuz…” (1)

Aynı telgraf içeriğinin tam metni bir başka kaynaktan daha (tercümeden ) aktarılmaktadır;

Padişahlık makamına!

Padişahım, memleketin“ bugün uğradığı felaketler ve büyük tehlike karşısında ancak şahsınız başta olmak üzere milli mukaddes bir bulunmasını vatan, devlet ve milletin istiklalini hanedanı altı buçuk asırlık yaşanmış tarihi kurtarabilir.

Her tarafta bu görüş ve düşünce vardır. Son kez olarak huzurunuza kabul olunduğumda İzmir’de yaşanan üzücü olaydan (16 Mayıs 1919 günü Yunanlılar tarafından işgaledilmesi üzerine) pek hüzünlü olan kalbiniz bu noktayı ilhamatı (bana mücadele ilhamı vermiş olmanızı) bu anda dahi canlı olarak hatırlarım.

Şahsınızın görüşlerinden ilham alarak azimiman ile vazifeme devam ediyorum. Anadolu vilayet ve kazalarına ve hudud boylarına kadar milli mücadele düşüncesinin bütün kumandanlarda ve memurların hissiyatında ve çalışmalarında var olduğunu gördüm.

İSTANBUL’DA İKEN BU GERÇEKLERİN FARKINDA DEĞİLDİM, Sonuç olarak açık bir surette ortaya çıkıyorki millet baştan aşağı uyanık olup milletin ve devletin istiklali ve salatan ve hilafetin hukukunu korumak için güçlü bir azim ve iman ile güçlenmiş bulunuyor. İstanbul’da iken milletin bu kadar kuvvetli ve kısa zamanda felaketlerden bu derece haberdar ve hazırlıklı olduğunu hayal edemiyordum”.(2)

“Nutuk” ile ilgili olarak;

-“İsmail Arar’ın, değerli ve etraflı bildirisinde haklı olarak vurguladığı üzere; tarihçi olmayan Atatürk’ün Nutku’nu bir tarihçi objektifliği ve tarafsızlığı içinde yazdığı da söylenemez. Zira Atatürk’ün bütün resmî sıfatlarından önce bir ihtilâlin lideridir…

…İşte bu büyük olayın hikâyesi olan “Büyük Nutuk”ta tarafsızlık aramak ise eşyanın tabiatına aykırıdır… “(3)

NUTUK ile ilgili ileri sürülen, ifade edilen diğer görüşlere bir örnek daha verilirse;

-“Şevket Süreyya Aydemir ‘İkinci Adam’ adlı çalışması yayımlandıktan sonra İsmet İnönü’yle bir sohbetini rahmetli Abdi İpekçi’ye anlatırken:

“Ben Büyük Nutuk’ta okuduğum bazı şeylerin ya hiç vuku bulmadığını ya da orada anlatılandan farklı ceryan ettiği duygusuna kapıldığımı söyledim.

Paşa gülümsedi ve Nutuk tarihi değil siyasi bir belgedir, dedi” diyor… “ (4)

Nutuk, Resmi Tarih’in tek dayanağı mı?

“Kurtuluş Savaşı, öncesi ve sonrası” nı içeren resmi tarihin yegane kaynağı olarak kabul edilen “Nutuk”, Atatürk’ün 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında Cumhuriyet Halk Partisi Kurultayı’nda yaptığı konuşmanın metnidir.

Nutuk’un Kurtuluş Savaşı’nın tek ana kaynağı olarak görülmesi ve okul kitaplarının da bu kaynak esas alınarak yazılması Karabekir Paşa’nın tepkisini çeker.

Kurtuluş Savaşı’na komuta eden büyük komutanların yazdıkları hatıralar birbiriyle çelişik pek- çok konuyu içerir. Tek Parti döneminde Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve İsmet Paşa etrafında şekillendirilen bir resmi tarihe tanıklık eder.

Kurtuluş Harbi ile ilgili çok çeşitli sivil kaynaklar ortaya çıkmışsa da ders kitaplarında Tek Parti döneminin ürünü resmi tarih genel hatlarıyla devam eder.

Öyle ki neredeyse bir tabu haline getirilen resmi tarihle çelişen yaklaşımlar, tezler, kaynaklar yazarlarının soruşturma geçirmesine, eserlerinin toplatılmasına neden oldu.

KARABEKİR NUTUK’UN HATA VE SEVAP CETVELİNİ TUTMUŞ!

Kazım Karabekir Paşa’nın Nutuk’un tek kaynak olarak gösterilmesine itiraz eder.

Mumcu’nun “Kazım Karabekir Anlatıyor” isimli kitabındaki bilgilere göre, 27 Mart 1945’te Milli Eğitim Bakanlığı’nda bu konu tartışılır. Tartışma, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in odasında yaşanır.

Hasan Ali Yücel ve Enver Ziya Karal’ın tartıştıkları kişi Kazım Karabekir’dir.

Üç kişi arasındaki görüşmeler nisan ayının ortalarına kadar sürer, toplantıda dile getirilen görüşler bir tutanağa geçirilir.

Karabekir, Prof. Enver Ziya Karal’ın yazdığı kitabın ana kaynağının Nutuk olmasını eleştirerek şöyle der:

-“Nutuk çok yanlış ve tarafgiranedir. Nutuk’ta daha ziyade teferruat üzerinde durulmuş ve esaslar kamilen ihmal edilmiştir. Benim yakılan kırk kitabım içinde biri de Nutuk’un hata ve sevap cetveli adını taşımaktaydı.

Bunda Nutuk’un yanlışları bir bir gösterilmiştir.” Karabekir Paşa’nın cumhuriyet tarihinde olayların Atatürk ve İnönü etrafında toplandığına ve inkilap tarihinin seyrinde onlardan başka pekçok kimsenin emekleri olduğu halde bu cihetin işaret edilmediği şeklindeki itirazına

Prof. Karal “devlet tarihi yazıyoruz” şeklinde cevap vermiş. Prof. Karal’ın tutanaklara geçen cevabı şöyledir:

Yazılan tarih devlet tarihidir. Tarih olaylarının devlet bakanları etrafında toplanması bütün devlet tarihlerinden göze çarpan gerçektir. Klasik bir ders kitabında bir olayın bütün kahramanlarını saymak imkanı yoktur. ”   (5)

-“Erik Jan Zürcher, Nutuk, aslında 1919-1927 yıllarını anlatan bir tarih metni olarak okunmamalı. Daha çok İzmir suikastı ve sonrasında İttihatçıların ve Milli Mücadele kadrolarının neden tasfiye edildiğinin bir muhasebesi, yani bir hesaplaşma metni olarak okunmalıdır…”

 “Bakan Bey, bir değil, iki farklı Nutuk vardır!

…İstiklâl Savaşı’nın muzaffer başkumandanı, zaferden beş sene sonra, Meclis’e savaş yıllarının bir bilançosunu vermek istemiş ve Nutuk, böyle doğmuştur.

Üstelik, konunun az bilinen ama çok daha önemli olan bir başka yönü bulunmaktadır: Nutuk’un bir değil iki değişik metni vardır. Türkiye bu metinlerin sadece yayınlanmış olanını bilir, diğer metinden ise konunun az sayıdaki uzmanı haberdardır, üstelik bu metni görenlerin sayısı, daha da azdır.

Bilinmeyen” metin, Nutuk’un ilk şeklidir; “bilinen” ise, Mustafa Kemal’in sonradan değiştirdiği, daha doğrusu “yumuşattığı” ve Meclis’te okumasından sonra yayınlanmış olan versiyondur.

İşte, birkaç fark

Şimdi, Nutuk’un orijinaliyle yayınlanan metin arasında varolan birkaç farkı üslubuna dokunmadan, sadece bazı kelimeleri günümüz Türkçesi’ne naklederek veriyorum:

* Osmanlıca orijinal metin, sayfa 11: “Askerî vaziyeti tamamlamak için ilave etmeliyim: Yunan ordusu karşısında Balıkesir’in güneyinde cephe alan, kumandanı Kâzım Bey olan Kâzım Paşa Hazretleri’nin fırkasının oluşturduğu cepheden başka Yunan ordusunun doğusunda ve güneyinde doğrudan doğruya millî kuvvetler tarafından başka cepheler kurulmuştu”.

Bu cümle ve devamı, basılı metinde yok…

* Osmanlıca orijinal metin, sayfa 22: “Bugüne kadar, Yunan ordusunun Manisa ve Aydın civarlarını da işgal eylediğinden haberdar oldum. Fakat İzmir’de ve Aydın’da bulunduğunu bildiğim kuvvetlerin ne halde olduklarına dair hiçbir taraftan henüz bir haber alamadım”.

Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkmasından sonra çeşitli ordularla haberleşmesinden sözeden ve bu cümlelerle başlayan bölüm de basılı metne alınmamış…” (6) Bu yazının tamamı aşağıdaki web adresinden okunabilir.)

Kâzım Karabekir, malum, Milli Mücadele’nin 1924’e kadarki en gözde kahramanlarından. ‘Şark Fatih’ine çıkmış namı. Kurtuluş Savaşı hep bir Garp cephesi savaşı olarak anlatıldığı için onun ‘savaş’ı es geçilmiştir. Oysa 19 Mayıs 1919 şartlarına baktığınızda Mondros Mütarekesi’nden sonra ayakta kalan son düzenli Osmanlı ordusunun Erzurum’daki Onbeşinci Kolordu olduğu görülür.

İlk kongrenin Erzurum’da toplanması tesadüf değildir ve bu kongrenin toplanmasında Mustafa Kemal Paşa’nın hiçbir katkısı yoktur. Üstelik başlangıçta İstanbul’dan geldiği için kendisinden şüphelenip kongreye kabul edilmediğini biliyoruz. Kâzım Karabekir’in aracılığıyla kabul edilip başkan seçilmiştir.

İşte size Nutuk’tan Kâzım Karabekir’i silen bir belge. Elimde 1927 tarihli, Arap harfli 2. baskısı var Nutuk’un. Vesikaları içeren 2. cildin 8. sayfasındaki vesika, tarih sırası itibariyle Nutuk’taki en eski vesikadır ama nedense hak ettiği gibi en başa değil, 10. sıraya konulmuştur!

21 Mayıs 1335 (1919) tarihli bu şifreli telgraf, Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışından sadece 2 gün sonra Kâzım Paşa’ya çekilmiştir. Şimdi metnin baş tarafını vesikalar cildinden dikkatle okuyalım:

-“Ahvâl-i umumiyemizin almakta olduğu şekl-i vahimden pek müteellim ve müteessirim. Millet ve memlekete medyûn olduğumuz en son vazife-i vicdaniyeyi yakından mesâi-i müşterekeyle en iyi ifa etmek mümkün olacağı kanaatiyle bu son memuriyeti kabul ettim. Bir an evvel zâtıâlinize mülâki olmak arzusundayım…”

Burada genel durumun vahim oluşundan üzgün olduğunu söyleyen Mustafa Kemal’in, Kâzım Paşa’ya, bu müfettişlik görevini, onunla beraber çalışarak başarabileceğine inandığı için kabul ettiğini ve bir an önce onunla buluşmayı arzuladığını okuyoruz.

Gelin görün ki, aynı Nutuk’un ilk cildinin 11. sayfasını açıyor ve bu telgraf metnini bir kere de buradan okuyoruz. Hayretle, yukarıdaki “Bir an evvel zâtıâlinize mülâki olmak arzusundayım” cümlesinin, “Bir an evvel Erzurum’a gitmek arzusundayım”a dönüştürüldüğünü görüyoruz.

1919 Mayıs’ında kendisine neler borçlu olduğunu bildiğimiz Kâzım Karabekir Paşa, 1927’de artık istenmeyen adam olmuştur…” (7)

İçerisine, kişisel hiçbir görüş ve yorum katmadan tamamen taraflarının kendi ifade ve anılarından aktarıldığı yazıların sonucunda okuyanlar;

Mustafa Kemal Paşa’nın Milli Mücadele’deki arkadaşlarının neden muhalefet geçtikleri’nin cevabını kendileri vermelidir.

 

 

Resim;  http://www.medresetulmahmudiyye.com/reddiye/ataturk-milli-mucadele/#.VSOm4pNRLfM

Açıklamalar;

(*)“..Anadolu’da başlayan kurtuluş hareketinin yayın organı olan “İrade-i Milliye” Mustafa Kemal’in çalışmaları sonucunda Sivas’ta çıkmıştı. Sivas Valisi Elhaç Ahmet İzzet Paşa tarafından 1878 yılında tesis edilen vilayet matbaası milli mücadele döneminin ilk gazetesi olan İrade-i Milliye’nin basım yeri oluyordu. Basının önemini çok iyi bilen Mustafa Kemal, henüz Sivas Kongresi’nin toplandığı ilk günkü oturumda bu konuyu ele almıştı..” (Daha fazlası için bakınız; http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-23/irade-i-milliye-gazetesi

İrade-i Milliye Gazetesi’nin çıkarılmasına Sivas Kongresi’nde karar verilmişti. “..İlk sayısı 3 gün sonra çıkarılan gazetede niçin bağımsızlık savaşına girişildiği ve son durumun ne olduğu halka ve dünya kamuoyuna aktarılmış olduğu için bu yayın, Kurtuluş Savaşı ve Türkiye tarihi açısından büyük önem taşır. İrade-i Milliye, Heyet-i Temsiliye’nin Sivas’ta bulunduğu günlerde 16 sayı çıkarılmış; heyetin Sivas’tan ayrılıp Ankara’ya gitmesinden sonra bir yerel gazete hüviyetine bürünmüş; yayın hayatına 1922’nin sonuna kadar devam etmiştir. Heyet-i Temsiliye’nin Ankara’ya gidişinden sonra, milli mücadelenin yayın organı olma görevini Hakimiyet-i Milliye gazetesi üstlenmiştir. İrade-i Milliye” gazetesinde yazılanlar, Kuva-yı Milliye dönemine ait çok önemli ve dikkatlerden kaçmış beyanlar ve telgraflar, haberler, sıcağı sıcağına tepkiler, en azından Ankara’ya gitmeden önce Mustafa Kemal tarafından yazılan başyazılar…”

 

Kaynaklar;

(1) daha fazla bilgi için bakınız; a)http://www.zaman.com.tr/mustafa-armagan/iste-vahdettinin-kuva-yi-milliyeyi-destekleyen-hatt-i-humayunu_769956.html

(2) Daha fazlası için bakınız; b) http://www.medresetulmahmudiyye.com/reddiye/ataturk-milli-mucadele/#.VSOm4pNRLfM

(3) http://atam.gov.tr/?p=965

(4) Radikal, Avni Özgürel,Radikal Kitap / 10/09/2004) (Ve daha fazlası için bakınız; http://www.canmehmet.com/nutuk-dosyasi-aciliyor-iki-farkli-nutuk-var-8.html

(5) http://yenisafak.com.tr/diziler/vahdettin/vahdettin02.html  02.28.2005

(6) Murat Bardakçı’nın yazısı 10 Aralık 2007, Pazartesi, Habertürk. (http://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/213395-bakan-bey-bir-degil-iki-farkli-nutuk-vardir)

(7) Mustafa Armagan, www.zaman.com.tr

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*