Mustafa Kemal’in Milli Mücadele’deki dava arkadaşları neden muhalefete geçtiler (3)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

 

Afgan Kralının ülkemizi ziyareti

Afgan Kralının ülkemizi ziyareti

 

Milli Mücadele öncesi ve sonrasında Sultan Vahdettin ile Mustafa Kemal Paşa arasında yaşananlar, tarafların kendi ifadeleri ile verilecek ve dönemin belirleyicileri komutanlarının ve siyasetçilerinin anıları ile desteklenecektir.

Başlamadan; “Milli Mücadele sonrası Mustafa Kemal Paşa’yı ziyaret eden Afganistan Kralı ve İran Şahı’nın ziyaretlerinin arkasında yatan nedenler ile;

-Bugün dahi üzerinde en çok tartışılan konulardan; Sultan Vahdettin’in,  M.Kemal Paşa’yı Milli Mücadele için  Anadolu’ya gönderirken (verdiği iddia edilen ve) dönemine göre çok büyük bir miktar olan “25.000 altın” konusu, parayı teslim edenin ve şahitlerinin ifadesi ile aktarılacaktır.

Önce Ziyaretlerin perde arkası;

PARİS, 26 MART 1924

“Dün yaptığım (Halife 2.Abdülmecid’in çok hızlı bir şekilde sürgün edilmesi sonucu mali açıdan geçirdiği zor günler nedeniyle kendisine yardım edilmesi ile ilgili müracatımı) mülakat talebine karşılık bu sabah için tayin edilen erken kabul saatinde, İran Elçisi Prens Abdüssamed Hân’ı çalışma odasında buldum. Mısırlı meslekdaşı gibi şahsî üzüntüsünü belirten Sefir şu mukabelede bulundu.

-“Böyle vahim içtimaî ve siyasî buhran devrelerinde Müslim hanedanların karşılıklı muzaheret ve muavenetleri hem dinî vecîbeleri, hem de mütekabil menfaatleri muktezasıdır. Ne yazık ki ‘Kaçar Hânedanı’nın akıbetine uğramış sayılabilir. İran’da iktidar, şimdi bir serdârın (İran Şah’ı kastedilmekte) elindedir ve bu yüzden gurbet illerinde yaşayan genç Şahımız da muavenet (Halife’ye yardım) imkânından mahrumdur.”

Öğleden sonra da Afganistan Elçisi’yle görüştüm. (Halife’ye yardım ile ilgili) İsteğime karşılığı şu oldu:

-“Hükümdarım, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın başarılarına hayrandır. Müracaatınızın lehinize bir yardım sağlayamayacağını Halife Hazretleri’ne mazeret ve tazimimle lütfen arzediniz. (1)

Bu iki Müslüman ülkenin sürgündeki son Halife II. Abdülmecid’e  yardım etmemelerinin arkasında “Ortak payda”ları İngiltere mi vardı? Bununla ilgili cevap, ilgili krallarla ilgili aşağıda verilen dipnotlarda görülecektir.

-Afgan Kralı (*) Ülkemizi 1928;

-Irak Kralı Faysal (**)1931;

-İran Şahı (***) 1934;

-İngiltere kralı VIII. Edvard (****)1936 Yılında Türkiye’yi ziyaret etmişlerdir.

İkinci olarak; Sultan Vahdettin’in, Mustafa Kemal Paşa’yı Milli Mücadele için Anadolu’ya gönderirken o gün için çok büyük miktar olan (25.000 altın) parayı vermesi ile ilgili açıklamalar aktarılmaktadır.

Kaynak 1; “BİR MİLLETİN DİRİLİŞİ”, HÜSEYİN KAZİM KADRİ, Birinci Basım: Ocak 2008

-‘Vahidüddin’in verdiği 25 bin altını, Samsun’a doğru yola çıkacak olan Mustafa Kemâl’e teslim eden ve cumhuriyetle birlikte askerlikten azledilen Albay Sadreddin Anbek’in kızı Ûmid Hanım şunları anlatmaktadır:

“Babam hem Vahidûddin’i hem Atatürk’ü severdi (…) Vahidûddin’e vatan haini diyenlere kızar ve duygulanırdı. ‘O vatan haini değil aksine vatanı kurtaran insandır!” derdi. Kimse buna anlam veremezdi. Sultan Vahidûddin’i hep minnetle anardı”.

Yakın arkadaşı Kemâl Nalbantoglu da şunları anlatmaktadır:

“…Oturuyorduk; Cumhuriyet döneminden mevzu açıldı. Bir arkadaş Sultan Vahidüddin hakkında ileri geri konuşarak onun hain olduğunu söyledi. O da bu sözlere çok sinirlenerek

-‘Sen ne biliyorsun da konuşuyorsun. O olmasaydı şimdi düşman çizmeleri altında namaz kılıyor olacaktın, belki namaz bile kılmayacaktın!’ dedi.

Tepkisine çok şaşırdım. Diğer arkadaşlar kalkınca bunun nedenini sordum. O da bana

-‘Mustafa Kemâl’i Milli Mücadele’yi başlatması için Anadolu’ya Sultan  Vahidüddin gönderdi. Yanına da 25 bin altın verdi. Bu altınları Mustafa Kemâl’e kendi elimle teslim ettim!’ dedi.

(…) Kurtuluş Savaşı’nın en önemli kahramanının Sultan Vahidüddin olduğunu söylerdi. (…) Padişahın Mustafa Kemâl’e gönderdiği altınları götürdüğünü açıklarsa ailesini öldüreceklerini söylemişler”. (2)

Kaynak 2; (Mehmet Altan) http://www.tyb.org.tr/gunun-yazisi-mehmet-altandan-vahdettin-19-mayista-mi-olmustu-2879h.htm

“Mustafa Kemal’e verilen 25.000 altın…

…Mamafih, İngiltere Devlet Arşivi’nin kamuya açılması öncesinde, Cemal Kutay, Nuriye Akman’ın “siz bugün Vahdettin’i vatan haini kategorisine sokmuyorsunuz” tespitine şöyle cevap vermişti:

“Elbette hain değildi.”

Ve şöyle devam etmişti:

“Kafanız hiç karışmasın devrimlerin kaderi budur. Evet, Atatürk, Vahdettin’e ‘vatan haini’ dedi ama bence hata etti. Ama o günkü şartlara göre onu demesi aşağı yukarı bir çaresiz savunmaydı.

Atatürk, Cevat Üstün isimli bir büyükelçinin İkinci Viyana Muhasarası kitabının yeniden tetkikini Türk Tarih Kurumu ilk başkanı Tevfik Bıyıklıoğlu’ndan istemiş. Çünkü Üstün’ün gördükleri ile herkesin zannettikleri arasında bir aykırılık bulmuş.

Bu vesileyle ‘Ben de Milli Mücadele’de sarayın hareketini o günün şartlarına göre değerlendirdim ama şimdi elbette başka düşünüyorum’ demiş.”

Son Padişah Vahdettin’in Atatürk’ü Samsun’a göndermeden kendisine ne kadar para verdiği de, gene bu röportajda gündeme geliyor…

Kutay’ın cevabı şu:

“25 bin altın. O zaman bu parayla İstanbul’un onda biri satın alınırdı. Ben bunu Demokrat Parti milletvekili olan hukukçu Celal Fuat Türkgeldi’nin babası Mabeyn Başkatibi olan Ali Fuat Türkgeldi’den dinledim.” (3)

Sonrasını araştırmacılara ve tarihçilere bırakıyor ve sözü Sabık Sultan Vahdettin’e bırakıyoruz;

Vahdettin’in Akıbeti

Vahdettin, Malta’ya hangi haleti ruhiye içinde geldiğini, 1925’de Şerif Paşa’ya anlattığı hatıralarında şöyle dile getirmişti: “İstanbul’daki işgal orduları başkumandanı sıfatını taşıyan İngiliz generalinin yardımını talep ettim ve daha önceleri ziyareti arzuladığım ve yerleşebileceğim yakın bir istasyon olan Malta’ya gittim. Kafirlerden uzaklaşmak için Mekke’den Medine’ye hicret eden Peygamberimiz’i taklit etmek demek olan bu aynı ayrılışımla…uzaklaşmak istedim. Bu davranışım katiyetle saltanat ve hilafet üzerimdeki haklarımdan ve atalarımın mirasından feragat ettiğim manasına gelmiyordu.  (4)

“Vahdettin. San Remo’da yanındaki paşalara hatıralarını anlattı. Bol bol Mustafa Kemal Paşa’ya yüklenir; hilafetle saltanatın birbirinden ayrılmayacağı üzerinde durup, hatalarını sıralar.Hilafet ve saltanat hakkında Başyaveri Avni Paşa’ya 1925’de şunları söylemişti:

-“ Hilafet hattı zatında saltanat demektir. Hilafet, kuvve-i icraiyye ve teşriyye riyaseti demektir. Esasında hilafetle saltanat mündemiçtir…Hilafet, saltanat-ı İslam-ı Osmaniye ile âdeta et ve deri gibi intizaç ederek, ikisi birbirine alem olmuştur…Kaldı ki, saltanatsız hilafet madum (yok olmak) demek olduğu gibi, Papalık vaziyetinde kalması da gayri meşru olur. Zira dinî İslâm’da ruhaniyet yoktur. Kemaliler’in hilafete son vermek istedikleri şekil ise, Vatikan’da hükümran olan Papalık mertebesinde bile yoktur. Böyle bir hal ve şekle ben asla muvafakat ve mutavaat edemezdim. Muvafakat etseydim, müvekkil-i zişanıma ve hanedanıma ihanet etmiş olurdum.” (5)

Hükümet merkezi İstanbul’da yapılanlardan kendisinin değil hükümetlerin mesul olduğu söyler. Kendi hatalarını itiraf ederken de şunları söyler:

Ben esasen üç hatamı itiraf ettim: Yine onları tekrar ederim:

-Makam-ı Saltanat’ı kabul etmemeliydim.

-Hıyanetleri tahakkuk eden mütareke kabinelerine rabt-ı talih etmemeliydim.

-Milletin, Kemal’e biat edemeyeceğine hükmetmemeliydim.”(6)

 “Gerçi ahval-i maluma sebebiyle dinime, vatanıma, milletime arzu ettiğim kadar hizmet etmeye vakit ve imkan bulamadım ise de asla ihanet etmedim.” Der. (7)

Vahdettin, “üç hatası”ndan hatıralarını anlattığı Şerif Paşa’ya da bahseder. Konuyu biraz açar. Özellikle Ferit Paşa’dan memnun olmadığını “Memlekete ihanet” ettiğini söyler. Diğer sadrazamları için de “onlara görev vermemeliydim” der. Mustafa Kemal Paşa için de

“Mustafa Kemal’in kafasının gerisinde ne fikir olduğunu anlayabilmek imkansızdı ve bütün her şey büyük bir belirsizlik içindeydi ifadelerini kullanır. (8)

Devam eder:

Mustafa Kemal Paşa her zaman farklı roller oynuyordu:

1-Memleketin müdafaası ve kurtuluşu gibi iki asıl ve kutsal sebebin arkasına sığınıp merkezi hükümeti her an kötüleyerek milli hareketin hep başında kalmak istiyordu.

2-Halkın içinde bize karşı her türlü propagandayı yaparak İstanbul’daki hükümeti bütün müdafaa unsurlarından ve vasıtalardan tecrit etmeye çalışıyordu.”(9)

Vahdettin anlatmaya devam eder:

-“ Üçüncü bir çözüm olarak başyaverim Avni Paşa’nın fikrini almayı münasip gördüm. Avni Paşa bana, Anadolu’ya bizzat gidip parçalanan memleketimizde Konstantin’e karsı kafa tutan Helen ordusunun istilasını önlemek için başkumandanlığı ele almam gerektiği cevabını verdi. Bu teklif bana önceleri yapılması zor bir iş gibi göründü. Çünkü düşman işgali altında bulunan payitahtımı terk etmemi icap ettiriyordu.

Avni Paşa ise bunun gayet kolay olacağını söylüyordu: Önce saltanat yatıyla Boğaziçi’nden Adalar’a doğru bir geziye çıkılacaktı. İki gün sonra tekneye misafir olarak Veliaht da alınacak ve Anadolu’ya ulaşmak için Karadeniz’e açılacaktık.

Milli gücü kullanmam ve bu gücün mutlaka başında olmam gerektiğini söylüyordu. Karaya rahatça çıkacaktık. Halk ve ordu da işgalci düşmana karşı savaşmak için Zat-ı Şahaneleri’nin yanında yer alacaktı. Mustafa Kemal Paşa ya basit bir yaver olarak bağlılığını arzedib Zat-ı Şahane’in emrine uyacaktı yahut arz etmek zorunda kalmadan vazifesinden azledilecekti.

Başyaverim Avni Paşa’nın teklifinin ciddiyetini kavramıştım. Şahsi olarak ve gizlice Samsun, Trabzon, Ordu ve İzmit ile Şahsi olarak ve gizlice Samsun, Trabzon, Ordu ve izmit ile buraların çevresindeki hatırı sayılır kişilere danışıp Anadolu’ya eski nazırlarından ve akrabam (dünürüdür) olan Tevfik Paşa’nın fikrini de sormakla tamiri mümkün olmayacak bir hata işledim...”(10)

 

Devam edecek…

-Sultan Vahdettin Anadolu’ya neden gitmedi ve Mustafa Kemal Veliaht Abdülmecid’i Anadolu’ya davet etti mi?

Resim; Web ortamından alınmıştır.

Açıklamalar;

(*)Afganistan 19. yüzyılın ortalarında Hindistan’la birlikte İngiliz egemenliğine girdi. 9 Ağustos 1919’de Emanullah Han’ın önderliğinde bağımsızlığını kazanan Afganistan daha Kurtuluş Savaşı döneminde yeni kurulmakta olan Türkiye Cumhuriyeti’yle ilişki içine girdi. (Vikipedi)

(**)“..Modern Irak, 1920’de Osmanlıların I. Dünya Savaşı’nda yenilmesiyle birlikte İngilizlerin Osmanlı eyaletleri olan Musul, Bağdat ve Basra’yı yeni bir politik oluşum olarak değiştirmeleri sonucu, Fırat-Dicle Havzasını kontrolü altına alan ve yakın bir bölge devleti tarafından yönetilmeyen yeni bir oluşumdur.

İngilizler başta ülkeyi bizzat yönetmeyi düşünmüşlerse de ancak halkın sert muhalefetiyle karşı karşıya kalmışlardır…Sonuçta İngilizler tarafından Muhammed bin Abdullah’ın soyundan gelen Kral Faysal (Hicaz’ı yöneten Mekke emiri ve büyük şerifi Hüseyin’in oğluydu) Irak’ın başına geçirilmiştir. Bu yöntemle İngilizler hem Irak’a tamamen hakim olmak hem de Osmanlının ardından doğan halife boşluğunu bu şekilde doldurarak diğer İslam ülkelerine de etki etmeyi planlamıştır…Türkiye-Irak ilişkileri, resmen 1926’da Ankara’da Türkiye, Birleşik Krallık ve Birleşik Krallık’ın mandası altında bulunan Irak arasında imzalanan antlaşmayla başladı.” (Vikipedi)

(***)Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanı’ndan 3 gün önce 26 Ekim 1923 tarihinde Rıza Şah Pehlevi kendini şah ilan etti. İran’daki en son Türk hanedanı olan Kaçarlar’a son vererek Pehlevi hanedanını kurdu…Rıza Şah Atatürk’le yakın bir ilişki kurdu. 2 Temmuz 1934’de Türkiye’ye bir ziyaret yaptı. 8 Temmuz 1937 tarihinde de Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında Sadabat Paktı imzalandı.(Vikipedi)

Bu noktada Irak-İngiltere ilişkisinden ve 1931 Yılındaki Türkiye Ziyaretinden de bahsetmek gerekir.

(****) “Akdeniz’e yat gezintisine çıkan Kral VIII. Edward, 1936’daTürkiye’ye uğramıştır. İngiltere Hükümeti, Kralın gezintisi hakkında Türkiye’ye bilgi vermiş ve Kralın bu seyahati esnasında Türkiye limanlarında ve sahillerinde istirahat etmek istediği takdirde gerekli müsaadenin verilmesini istemişti. (BCA, 18/239.102.1936). Bu yazıya olumlu cevap verilmiş ve bu konudaki gerek kararname 11 Ağustos 1936’da onaylanmıştı. (BCA, 030/01.67.681). http://www.isteataturk.com/haber/3475/ataturk-tarafindan-yabanci-devlet-baskanlarina-verilen-hediyeler

Kaynaklar;

(1) “Son Halife Abdülmecid”,

(2) BİR MİLLETİN DİRİLİŞİ, HÜSEYİN KAZİM KADRİ, Birinci basım: Ocak 2008” Kaynağı; “Cuma dergisi, s. 2-6, yıl: 5, sayı: 254, 7-13 Temmuz 1995.”

(3) http://www.tyb.org.tr/gunun-yazisi-mehmet-altandan-vahdettin-19-mayista-mi-olmustu-2879h.htm

(4) Bardakçı, sahife; 442

(5) Bardakçı, s. 423

(6)  Bardakçı, sahife; 424-425

(7) Bardakçı, sahife; 420

(8) Bardakçı, Sahife; 431 ve 436

(9) Bardakçı, sahife; 438

(10)“MÜTAREKE DONEMİ VE MİLLİ MÜCADELE 1918-1923, TÜRKİYE CUMHURİYETİ TARİHİ” , SÜLEYMAN KOCABAŞ, İstanbul, 2003 (4’den 9’a kadar olan dipnotlar yazarın kaynaklarıdır)

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*