Mustafa Kemal’in Milli Mücadele’deki dava arkadaşları neden muhalefete geçtiler (2)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Muhalefet ve Eleştiri kültürü yeşermeyen toplumlarda Demokrasinin gelişmesi ham hayal'dir.

Muhalefet ve Eleştiri kültürü yeşermeyen toplumlarda Demokrasinin gelişmesi ham hayal’dir.

 

Arkamızdan neler söylemediler? Yok! Biz hâinmişiz, biz Milli Mücadele’yle asla ilgilenmemişiz; biz düşmanla işbirliği etmişiz; bütün bunların aslı esâsı yok… Oğlum Ömer Faruk’u Anadolu’ya gönderdim. Maksadım: İstanbul’dan kaçıp Anadolu’ya gelmek, İslâm Mücahidlerinin başına geçmek ve bütün âlem-i İslâm-ı ayağa kaldırmak idi. Amma ne yapayım ki, oğlumu İnebolu’dan çevirdiler. Teklifimi reddettiler. O zaman, bize İstanbul’da işin sonuna kadar oturmak düştü. (İkinci Abdülmecid  Son Halife) (1)

Burada, hatırıma gelen bir olayı anlatmalıyım: İzmir’e muzaffer olarak girdiğimiz günlerde idi. Sonradan korgeneralliğe kadar yükselen bir arkadaşımız:

Asım,” demişti. “Bu işi başardık. Bir de İstanbul’u alıp, Padişâh’ı esaretten kurtarırsak Osmanlı Hükümeti’nin sırtı yere gelmez…” (2)

Ben, Şehzâde’nin İnebolu’dan döndürülüşünü hatırlamış ve şöyle demiştim:

‘-Dikkat ediyor musunuz? Devletimizin adı Osmanlı değil, Türkiye oldu. Mustafa Kemal Paşa, şimdiye kadar Vahdeddin’i karşısına almadıysa, bir başka düşman kazanmamak içindi. Ben, Mustafa Kemal’i mektep sıralarından beri tanırım. Şunu bil ki; o asla Osmanlı Oğulları’nı sevmez ve padişahlığı yaşatmaz. Bir daha sakın bu sözü sarfetme... (3)

Bizim Hilafetmeâblığımız artık kalmadı; bir gece, apar topar, Hânedân’ımızın altı yüz sene hükümdar olduğu bir memleketten kovulduk. Kim derdi ki. Fâtihlerin, Yavuzların, Kanunîlerin torunları çamaşırlarını bile alamadan yolcu edilecekler!  (İkinci Abdülmecid  Son Halife)

…Ölümüzü bile kabul etmeyeceklerdir. Hem baksanıza. Hilâfetin değeri, hâlâ yerimize bir kimse düşünmedikleri ile anlaşılıyor. Belki de Osmanlı Hânedanı’ndan sonra bu makama oturmaya kimse cesaret edemeyecektir.  (İkinci Abdülmecid  Son Halife) (4)

3 Mart 1924

“Dolmabahçe Sarayı maiyet binasından geceyarısına doğru Mâbeyin’e çağrıldım. Kapıda beklenen nöbetçi beni başyaver odasına götürdü. Yüksek rütbeli bir zabit telefonla şifre yazdırıyordu. Beni görünce beklememi işaret etti; işini bitirince de kim olduğumu sordu…”Efendi’nin siz de maiyetinde bulunacaksınız, ona göre hazırlanın” dedi. Sonra karşısındaki bir meslektaşına, önündeki kâğıdı göstererek ve gülümseyerek:

“Son Osmanlı Halifesi’nin sizi de maiyetinde bulundurmak istediklerini bildiren bu yazısını hâtıra olarak saklayacağım’ sözlerini ilave etti.

Koridorda Emniyet Umum Müdürü’ne rastladım. Benden pasaport için iki resim istedi. Sonra üst kata çıktım. Halife Hazretleri’nin namaz odasında Kur’an-ı Kerim okumakta olduğunu açık duran kapıda gördüm. Duasını bitirince huzuruna girdim. Bana “Vali Bey, birkaç saate kadar yola çıkacağımızı bildirdi. Bizimle geleceğinizden emin olduğum için de adınızı kafile cetveline geçirdim.” Hazır bulunduğumu arzederek ve tazimle elini öperek huzurundan ayrıldım.

Aşağıya inince maiyet binasına dönmek, eşimle vedalaşmak, bavulumu almak istedim. Kapıdaki nöbetçi:

-‘Siz artık oraya gidemezsiniz. Eşinizi buraya çağırtır, bavulunuzu da getirtiniz.”dedi. Böyle de oldu.

4 Mart 1924

“Yol hazırlıkları ancak sabaha karşı tamamlanabildi. Halife Hazretleri’yle oğlu Şehzade Ömer Faruk, kızı Dürrüşehvâr Sultan ve Kadınefendiler, verilen haber üzerine, alt kata indiler. Binek taşında bekleyen ve elini öpen Eşime Efendimiz:

“Sizi de birlikte götüremediğimize esef ederim Kızım; ileride imkân bulunursa ayrıca çağırtırım.Dedi; kendisini son defa selâmlayan yaverini kucakladı arabasına binmeden önce de ellerini açarak milletimizin ve memleketimizin selameti için duâ etti.

Efendimizin maiyetinde Mabeyinci Hüseyin Nakib Turhan Beyle, hususî tabibi Doktor Selâhattin Bey de bulunuyordu. Aile otomobillerinin önünden ve ardından giden arabalar uzun bir kafile teşkil ediyordu. Edirnekapısı’na vardığımız sıralarda gün ağarmaya başlamıştı…Nihayet öğleden sonra Çatalca Demiryolu İstasyonu’na varabildik.

Rumeli Demiryolları Şirketi’nin oradaki âmiri meğer bir Musevi vatandaşımızmış. Efendimizin ve ailesi âzâsının dinlenmelerine elverişli başka bir yer bulunmadığı için üst kattaki dâiresini böyle habersiz gelen yüksek misafirlerinin istirahatine tahsis etti, çoluk çocuğuyla da îzaz ve yardımlarına Efendimiz tarafından takdirle teşekkür ettiğimiz zaman da:

“Osmanlı Hanedanı, Türkiye Musevilerinin velinimetidir. Atalarımız İspanya’dan sürüldükleri, kendilerini koruyacak bir ülke aradıkları zaman onları yok olmaktan kurtardılar, devletlerinin gölgesinde tekrar can, Irz ve mâl emniyetine din ve dil hürriyetine kavuşturdular. Onlara, bu kara günlerinde, elimizden gelebildiği kadar hizmet etmek bizim vicdan borcumuzdur.” Dedi ve gözlerimizi yaşarttı. (Sahife;123)

Kafilenin bineceği Simplon Ekspresi ancak geceyarısına doğru Çatalca’ya geldi. Yataklı vagonun kapısında Efendimize, Vali Bey büyükçe bir zarf takdim etti ve iyi yolculuklar diledi. Öbür vagonlardaki yolcular koridor pencerelerinden başlarını çıkarmış, merakla bizlere bakıyorlardı.”

ACELEYLE, TOPTAN SÜRÜLMÜŞTÜK!’

5 Mart 1924

“Lokanta vagonunda kahvaltıya çağırmak için kapımızı vurup bizleri uyandıran garsondan trenimizin Bulgaristan’a geçmiş olduğunu öğrendik. Hazırlandık ve efendimizin bizleri çağırtmasını bekledik.

Sabah muayenesi için ilkin D. Selâhattin huzura çağrıldı. Efendilerimizin geceyi rahat geçirdiklerini dönüşünde öğrendik ve sevindik. Hatır sorma sırası bize gelmişti. Efendimizi, çok şükür, iyi gördük. Vali Bey’in kendisine takdim ettiği zarfı açmamızı istedi. İçinden pasaportlarımızla daha küçük bir zarfa konmuş İngiliz banknotları çıktı. Bütün pasaportlar sade çıkış için verilmişti ve İsviçre Konsolosluğu’nca  vizelenmişti. Bu demekti ki; yurtdışına aceleyle, toptan sürülmüştük.

Zarftan çıkan iki bin Sterlin kadar seyahat parası da kafilenin ancak birkaç haftalık masrafını karşılayabilirdi. Trenden İsviçre’nin neresinde ineceğimizi de daha bilmiyorduk. Simplon Ekspresi, bu memleketin güneyinden geçtiği, bu bölge halkı da çoğunlukla Fransızca konuştuğu için Prens Faruk Territet’deki Büyük alp Oteli’ne yoldan telgraf çekip yer ayırtmamızı tavsiye etti.” (5)

Ankara, Osmanlı Hânedanı’nın ülkeyi on gün içinde terketmesini benimsediği hâlde, İstanbul Valisi Haydar Bey ve polis müdürü Sadeddin Bey; Halife’ye dört saat verdiler ve iç çamaşırlarını bile başkalarına toplattırarak, sınır dışına koydular!

Halife; TBMM’den çıkan karara inanmadı. ( Ankara’ya tekrar sorulmasını ısrar ettiğinde. Vali Haydar Bey ve Polis Müdürü,’ yalan söylemek zorunda kaldılar ‘ (!) Dolmabahçe Sarayı’nın etrafı kuşatılıp, içeri girildiğinde, telefon ve telgraf hatları kesilmişti. Dışarı ile dolayısıyla Ankara’yla görüşme imkânı yoktu. Saray Telgrafhanesi’ne oturan Vali ve Polis müdürü, kendilerini TBMM Reisi yerine koyup, yeni bir telgraf kaleme aldılar ve bunu gerçekmiş gibi Halife’ye okudular.

…Halife ve yanındakilerin masraflarını karşılamak üzere 10 bin Sterlin verilmesi, TBMM’ce benimsenmişti. Bu para on taksitte ödenecekti. İlk taksit olan 2000 Sterlin, pasaportlarla birlikte büyük bir zarfa konulmuş ve İstanbul Valisi’ne teslim edilmişti. Halife, Çatalca’da trene bindirilince, paket de verildi. Tren Bulgaristan toprakları üzerinde yol alırken, tarihler 5 Mart 1924’ü gösteriyordu.

Zarf açıldı ve içinden pasaportlarla, para çıktı. Pasaportlar çıkış için vize edilmişti.

Geri kalan 18 bin Sterlin, dokuz taksitte ödenecekti; ama ödenmedi! (6)

Konunun açıklanması adına bu bölümde verilen kısa notlar da özetlenirse;

-Osmanlı Hanedanlığı mensuplarının Milli Mücadele’yi destekledikleri;

-Ordunun (Bürokrasinin ve halkın) son ana kadar, Milli Mücadele’nin bir amacının da, Hilafet Müessesesi ve Osmanlı Hanedanlığı’nın (saltanatının) kurtarılması için yapıldığının düşündüğü;

-Büyük Millet Meclisi’nin Hanedanlıkla ilgili aldığı kararın kimi yetkililerce uygulanmadığı anlaşılmaktadır.

 

Devam edecek

-Gelecek bölümde Mustafa Kemal Paşa’yı Ziyaret eden Afganistan Kralı ile İran Şahı’nın ziyaretlerinin arka planında neler olduğunu açıklanacaktır.

 

Resim; Web ortamından alınmış, alt yazı -tercüme- tarafımızdan düzenlenmiştir.

Kaynaklar;

(1) “SON HALİFE ABDÜLMECİD”, O. GAZİ AŞİROGLU, Ocak 2011, İstanbul

(2) A.g.e; Sahife;280

(3) A.g.e.

(4) A.g.e.

(5) A.g.e.

(6) “SON HALİFE ABDULMECID”, O. GAZİ AŞİROGLU, Ocak 2011, İstanbul

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*