Mustafa Kemal Paşa’nın anlatılan din anlayışı ile uygulamadaki gerçekler

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

 

" Kamal Atatürk" için bakınız (**);  http://www.haberform.com/haber/ataturk-ismini-degistirmis-68534.htm

” Kamal Atatürk” için bakınız (**); http://www.haberform.com/haber/ataturk-ismini-degistirmis-68534.htm

 

“Mustafa Kemal Paşa dindar mıydı?” İnancı herhalde kendisinin dışında kimseyi ilgilendirmez. İlgilendiren kısmı, halkla olan ilişkisinde kurduğu sistemin kişinin inancına nasıl baktığıdır. Bu konuda CHP’nin uygulamalarını ölçü alırsak, CHP’nin açık olarak dindar bir toplum istemediği bilinmektedir.

Laikliği bir sistem olarak uygulayan devletlerde kişi inancında özgürdür. Devlet kişinin inancında taraf değildir.

Bu manada bizde uygulanan Laik sistem ne yazık ki kitapların yazdığı doğrultuda değildir. Devlet Cumhuriyetle birlikte halkın inancında birinci dereceden taraf olmuştur.

Bu iddia, aşağıda da görüleceği üzere; hem Cumhuriyet Halk Partisinin tek parti yönetiminde, hem de gelen süreçteki uygulamalarında kendini açıkça belli etmektedir.

Mustafa Kemal Paşa, Kurtuluş Savaşı arifesinde, dinin halk üzerindeki etkisini çok iyi bildiğinden, bu sürede İslam anlayışını destekler görüntüsü vererek; camilerde vaaz vermiş, din adamları ile birlikte resim çektirmiş, hatta kimi İslam devletlerine cihat çağrısı dahi yapmış, ilk Meclis dualarla, Kuran’ı kerim okunarak açılmıştır.

Ancak, kurulan sistem oturmaya başlaması ile birlikte, devlette dine karşı bir tavır oluşmaya başlamıştır.

Bu tavır değişikliği kimilerine göre önceden planlanarak, sistemli olarak yapılmış, kimilerine göre halkın içerisinde bulunduğu durumun gerekliliğinden kaynaklanmıştır.

Özetle, Cumhuriyet yönetiminin laik anlayışı, kitaplarda anlatılan;

-“Devlet, halkın inancına karışmaz, din adamları da devletin yönetimine” göre değildir.

Devlet, halkın inancına karışmış ve taraf olmuştur.

Mustafa Kemal Paşa’nın kişisel inancına gelindiğinde,

Yukarıda da açıklandığı üzere, kişileri inançlarından dolayı yargılamaya hakkımız bulunmamaktadır.

Meraklıları, Mustafa Kemal Paşa’nın uygulamalarına bakarak bunun derecesini öğrenebilirler.

Ve bu konudaki iddialarla ilgili örnekler;

1)T.C Dahiliye Vekaleti Matbuat U.M. sayı:653 Ankara, 17 Mayıs 1943,

Bu yazı Hz.Muhammed’e dair yapılan bir yayının toplatılması üzerine, yayınevinin müracaatı üzerine verilmiştir.

-“Muhterem efendim. Mektubunuzu aldım. Biz her ne şekil suretle olursa olsun memleket dahilinde dini neşriyat yapılarak dini bir atmosfer yaratılmasına ve gençlik için dini bir zihniyet fideliği vücuda getirilmesine taraftar değiliz. Zat-ı âlilerinin herkesçe de müsellüm olan ilim ve faziletine hürmetkârız. Ancak günün bu kabil neşriyata tahammülü olmadığını siz de takdir edersiniz.

Matbuat Umum Müdürü Vedat Nedim (Tör). (1)

2) Aşağıda Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti (bugünkü Türk Tarih Kurumu) tarafından kaleme alınmış ve Maarif Vekilliği Talim ve Terbiye Heyetince, 12.6.1932 tarih ve 11 sayılı karan ile ders kitabı olarak kabul edilmiş, Neşriyat Müdürlüğü’nün 83-5878 sayılı ve 19.7.1941 tarihli emriyle üçüncü defa olarak 3000 sayı basılmış kitaptan alıntılar verilmektedir.

“Kuran nedir?

“Muhammed’in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba’ Kur’an’ denir…

İslâm ananesinde bu ayetlerin Muhammed’e, Cebrail adında bir melek vasıtasıyla Allah tarafından vahiy, yani ilham edildiği kabul olunur.”

”Tarihî nokta-i nazardan da mütalaa edildiği zaman görülüyor ki: Muhammed birdenbire ‘Allah’ın Resulüyüm’ diyerek ortaya çıkmamıştır. O, Arapların ahlâk ve âdetlerinin pek fena ve pek iptidai ve ıslaha muhtaç olduğunu anlamış, bunları ıslah için tenha yerlere çekilerek senelerce düşünmüş ve yıllarca tefekkürden sonra kendisinde vahiy ve ilham fikri doğmuştur.”

“Muhammed, gerek dinî meselelerde, gerek içtimaî hususlarda bir ıslah yapmak lâzım geldiği zaman, kendini hiçbir şeyle bağlı görmemiştir. Daima tekâmüle doğru yürümüştür. Ölüm, bu tekâmülü birdenbire kesti.

Muhammed’den sonra İslâm âleminde görülen durgunluk ve tedennî sebebi Muhammed’de değil; onun halifelerinin Muhammed’in mesleğinin ruhunu değil, metnini almalarında aramalıdır.

Bu büyük hakikat ancak Türkiye Cumhuriyeti devrinde hakkıyla idrak edilmiş ve icabatı yapılmıştır.”

Kabe ve…

Kabe; mikâp yani tavla zarı şeklinde demektir. Filhakika Kabe çok eskidir. Ne vakit ve kimler tarafından yapıldığı da bilinmiyor. Arap an’anesi Kabe’nin inşasını İbrahim Peygambere atfetmektedir.”

“Arapların aralarında yayılan bu an’aneye göre İbrahim, karısı Hacer ile oğlu İsmail’i buraya getirmişti. Zemzem de onlar için fışkırmıştı. İbrahim, oğlu İsmail ile birlikte Kabe’yi bina etmişlerdi. Cebrail kendilerine o zaman beyaz ve mücellâ olan Haceriesvedi getirmişti; bu taş sonradan günahkârların ellerini sürmelerinden dolayı kararmıştı. Bunların hepsi bittabi, sonradan uydurulmuş masallardır.”

3) O dönemin anlamak adına bir şiir;

Yerde o…

Gökte o…

Denizde o…

Her yerde o.

Varsın, teksin, yaradansın,

“Sana bağlanmayanlar utansın! (Aka gündüz)

4) CHP’nin Edirne Mebusu Mehmed Şeref (Aykut), “Kemalizm” isimli kitabının üçüncü sayfasında “yeni din”ini şöyle açıklıyordu:

“Kemalizm… Yalnız yaşamak dinini aşılayan ve bütün prensipleri ekonomik temeller üzerine kuran bir dindir.”

5) Meşhur Afet İnan’ın imzasını taşıyan Medeni Bilgiler kitabı tam bir ibret vesikasıdır. Afet Hanım’ın imzasını taşıyor, ama ”Önsöz ”ün de Afet İnan: “ Bu kitaplar” diyor,

“Benim ismimle çıkmış olmasına rağmen, Atatürk’ün fikirleri ve telkinlerinden mülhem olduğunu ve üslûbun tamamen kendisine ait olduğunu tarihî hakikatleri belirtmek bakımından bana düşen bir ödev telâkki ediyorum.”

İşte Atatürk’ün kendi el yazısıyla kaleme aldığı notların “Millet” bölümünden satırlar:

“Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi.

Arapların dinini kabul ettikten sonra bu din Arapların Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. Bilakis Türk Milletinin millî rabıtalarını gevşetti; millî hislerini millî heyecanını uyuşturdu.

Bu pek tabii idi. Çünkü Muhammed’in kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde şamil bir Arap milliyeti siyasetine müncer oluyordu. Bu Arap fikri, ’ ümmet’ kelimesi ile ifade olundu.”

“Türk Milleti birçok asırlar, bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kur’an’ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndü…”.

“Türk Milletini Allah için. Peygamber için topraklarını. Menfaatlerini, benliğini unutturacak, Allah’la mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular…”.

Tarihe siyasal ve ideolojik amaçlarla gidilmediği takdirde, alınabilecek önemli dersler bulunabilir.

Afet İnan” imzalı. Medeni Bilgiler isimli kitaptan devamla;

Din hissi, dünyanın acısı duyulan tokadıyla derhal Türk Milletinin vicdanındaki çadırını yıktı; davetlileri, Türk düşmanları olan Arap çöllerine gitti… (2)

Karar her zaman olduğu gibi okuyanlara ait olacaktır

(1) Kaynak; Ord.Prof.Dr Ali Fuad Başgil, “Din ve Laiklik”.

(2) “Kayıtdışı tarihimiz”, Yavuz Bahadıroğlu

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*