Muktedirlerin tarihinden fark edilmeyenler: “Lozan” bir Antlaşma mıdır, bir Anlaşma mıdır? (2)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

 

Hayati derecedeki küçük ayrıntılar neden büyük çoğunluğunun gözünden kaçar? Çünkü farkındalık, kişinin karakter ve deneyimiyle doğrudan ilgilidir. Bu noktada çok kısa da olsa Karakter ve Deneyim açıklanmalıdır.

Karakter: Kişiliğe özgü zihinsel ve ahlaki nitelikler. Temel kalite, öz, bireysellik, kimlik, ayırdedici olma, hissetmek ve farkındalık; Güç, omurga, kararlılık, amaç sağlamlığı vb.

Deneyim: Bir insanın yaşamı süresince edindiği bilgiler, gördükleri, geçirdikleri ve bunların sonucunda ulaştığı durum; Ulaşılan durum itibariyle (kazanılan) algı ve etkinlik, bilgi, beceri ve tavırların bütünü; Olaylarla ilk temasta verilen tepki, gözlem ve anlayış, profesyonellik; geçmiş, kayıt, tarih.    

Her insan bu dünyada tekil (olarak) tecrübesi ile benzersizdir. Olaylara özel şekilde tepki vermektedir.

Tepkiler, kişinin karakteri ve deneyiminden kaynaklanmakla birlikte; Farkın (Farkındalığın) iki temel taşıdır.

Bireyin farkındalığı genelde kaygı kaynaklıdır. Kişi diğeri ile temel karakter özellikleri (kaygıları paralelinde) ilişki kalitesi içerisindedir.

Kişilerin (toplumun) birleştirici unsurları (tekil kimlik oluşturulması) korku kaynaklıdır. Ve bu korkular bilinçli olarak beslenmektedir. (Tarihimizdeki (anlatılara göre) yaşanmış olanların sık sık gündeme getirilmesi ve bunların üzerinden bir algı yaratılması bunlara örnektir. Kubilay (Menemen) Olayı vb.

Farklılık (bir topluluk için) zenginliktir. (Tekdüzelikle uyuşmaz) Farklılık “itaatkar” olmayı değil, sorgulamayı gerektirir.

Gelişmek (gerçeklere ulaşmak) ancak sorgulamakla mümkündür.

Farklılık: üzücü bir durum ve tehdit değil; olumluyu besleyen can damarlardır.

Yukarıda yazılanlar farklı bir pencereden daha değerlendirilirse:

İnsanların tecrübeleri parmak izleri gibidir. İnsanlar, karşılaştıkları her olaya karakterleri, yetenekleri ve birikimleri derecesinde tepki verirler.

Tepkilerin, korkuların paralelinde geliştiğini söylemek pek yanıltıcı olmayacaktır.

“Tepkilerimiz, korkularımızdan mı kaynaklanıyor?”  Sorusunun hemen arkasından, “Korkularımızın nasıl oluştuğu veya oluşturulduğu?” Sorusu gelecektir.

Korkular, kişileri (toplumu) sorgulama noktasına değil, kabul noktasına taşıdığından “itaatkâr” yapmaktadır.

“Tarih boyunca, en acımasız toplumlar, tekil bir kimliği zorla kurmaya çalışan topluluklardır.”

Farkındalıklar toplumlar için neden hayati önem derecesindedir?

Örneğin ilk bakışta görülemeyen Antlaşma ve Anlaşma farkı:

Antlaşma ve Anlaşma kelimeleri sıklıkla eşanlamlı olarak kullanılsa da gerçekte antlaşma ve anlaşma farklı uygulamalardır.

Antlaşma:

Bir antlaşma genellikle, barış ya da savaşın sona ermesi, ittifaklar kurulması, ticaret, toprağın edinilmesi ya da anlaşmazlıkların çözümlenmesi gibi konularda Devletler arasında resmi sözleşmeler içeren bir belge olarak anılır. Antlaşmalar normalde onay süreciyle sonuçlanır.

Bir antlaşmanın oluşturulması ve kimin tarafından gerçekten imzalanması, ilgili Devletlerin niyet ve anlaşmasına bağlı olacaktır.

Anlaşma:

Anlaşma iki veya daha fazla kişi arasındaki karşılıklı anlayıştır. Kanunlar uyarınca, bir anlaşma aynı zamanda, taraflar üzerinde yasal olarak bağlayıcı olan bir sözleşme anlamına da gelebilir. Sözleşmenin sözlük tanımı, iki veya daha fazla hukuki yetkili taraf arasındaki pazarlıklı ve genellikle yasal olarak uygulanabilir bir anlayışı ifade eder. (1)

Çok kaba ve genel tanımı ile “Antlaşma” : Yapılan bir savaş sonucu gelinen son noktada karşılıklı çıkarların gözetilerek bir sonuca gidilmesi ve bunun yazıya dökülerek onaylanması:

“Anlaşma” ise: Bir savaş sonucu değil de karşılıklı (çıkarlar doğrultusunda) yapılan mutabakat mı olmaktadır?

Yukarıdaki tanımlara göre Lozan’da imzalanan bir Antlaşma mı, Anlaşma mıdır?

Birinci Dünya Savaşı’ndaki taraflara bakıldığında:

1) İttifak Devletleri: Almanya, Avusturya-Macaristan, Bulgaristan ve Osmanlıdan oluşmaktadır. (İtalya 1915’te ayrılarak İtilaf Devletleri’ne katılmıştır

2) İtilaf Devletleri (Müttefikler): İngiltere, Fransa, Rusya, Japonya, ABD, Yunanistan, Portekiz ve İtalya’dan oluşmaktadır. (Yunanistan I. Dünya Savaşına, 1914 yılında değil, yaklaşık 3 yıl sonra 1917 yılında katılmıştır),

Osmanlı İmparatorluğu I. Dünya Savaşı’nda (1918 Ekim ayı sonu itibariyle) yenilerek (İngiltere, Fransa ve İtalya Devletlerince) işgal edilir. Ancak ve ileriye yönelik stratejik hedefler doğrultusunda (olmalı)  İşgal güçleri destekledikleri Yunan askerlerine (15 Mayıs 1919’da) ülkemizi (tekrar) işgal ettirirler.

15 Mayıs 1919 Tarihindeki Yunan işgali:  “Türk tarihinde İstiklal Savaşı, Yunan tarihinde Küçük Asya Savaşı adı verilen Türk-Yunan Savaşı’na” dönüştürür.

Gerçeğinde özellikle o dönemde Yunanlıların Osmanlı Devleti ile (tek başlarına) ne savaşacak güçleri vardır, ne de imkanları.

Yunanlıları ülkemize İngiliz-Fransızlar göndermiş ve (işleri bittiğinde) İngiliz-Fransız gemilerinde İzmir’den ülkelerine taşınmışlardır.

Yukarıdaki açıklamalarda vurgulanmak istenen:

-Birinci Dünya Savaşı’nın ( 1918 Ekim sonu) galipleri (liderleri) İngiltere ve Fransa’dır.

-Osmanlı Devleti yenilmesinden dolayı, 30 Ekim 1918 tarihi itibariyle (Mondros Antlaşması sonucu)  İşgal güçleri tarafından işgal edilir.

-Osmanlı Devleti “Milli Mücadele” olarak tanımladığımız savaşta, kendisini işgal eden İngiltere-Fransa (ve İtalya) ile değil, İşgalcilerin 15 Mayıs 1919 tarihinde (kontrollü) olarak ülkemizi işgal ettirdikleri Yunanlılar ile savaşır. Üstelikte İşgal güçlerinin bizlere ve Yunanlılara verilen silahlar üzerinden.

-Bu durumda Lozan Antlaşması (veya Anlaşması) nasıl anlamlandırılacaktır?

-Eğer, Lozan’da 1923 yılında yapılan bir antlaşma ise, bizler, işgalciler (İngiliz-Fransız-İtalyanlarla) ile savaşmamız ve galip geldiğimizde de bir masa etrafında (Lozan’da) oturmamız gerekmiyordu?

-Eğer, Lozan’da 1923 yılında yapılan bir anlaşma ise, (Maksatlı-göstermelik gecikmeli 15 Mayıs 1919 Yunan işgali) karşısında nasıl anlamlandırılacaktır?

Lozan Antlaşması (Anlaşması) Kapsamında:

Yabancı Hukuk Müşavirlerinin Atanması Meselesi ve Laiklik

“…adliyeyi düzenlemek amacıyla birkaç yabancı uzman beş yıl süreyle Türkiye’de görev yapacaktı…Uzmanlar birer danışman olarak görev yapacaklardı. Fakat, yabancı hukuk müşavirlerinin 5 yıl süreyle çalıştırılmalarını ön gören ve Lozan Antlaşması’na ekli olarak imzalanan “Adli Yönetime Dair Beyanname” kararından sonra Osmanlı’nın ve TBMM hükümetinin ilk başlarda benimsediği “İslam hukuku ile Batı hukukunun yararlı bir sentezini oluşturma” şeklinde özetlenebilecek politika terk edilerek, Avrupa’dan kanunları olduğu gibi almak, direk ithal etme yoluna girilmiştir.

Lozan sürecinde görüşmelerde söz verilen Laikliğe geçişte bu müşavirler ve ithal kanunlarla hayata geçirilecekti. Ki öyle de oldu.  

Önce Hilafetin başkenti İstanbul’un yerine Ankara 13 Ekim 1923 tarihinde başkent olmuştur, sonra 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilmiştir, sonra 3 Mart 1924’te Hilafet ve bütün dini kurumlar kaldırılmıştır, daha sonra da 10 Nisan 1928 tarihinde “devletin dini İslam’dır” maddesi anayasadan çıkartılarak devlet İslam’dan tamamen soyutlanmıştır ve bütün bunlar Bahsi geçen beş yıl içerisinde olmuştur. Bir sonraki anayasa değişikliğinde 5 Şubat 1937 tarihinde de Laiklik İlkesi anayasaya girmiştir. Böylece Lozan’da başlayan süreç resmi olarak tamamlanmıştır. ( Antlaşmanın 42. Maddesi özetle, Türkiye’de kalan gayrimüslim azınlıklara açıkça kendi medeni kanunlarını dinleri ve geleneklerine uygun şekilde yapma ve uygulama hakkı veriyor, Cemiyet-i Akvam tehdidi üzerinden de Türkiye’yi sorumlu tutuyor ve baskı Altına alıyor. Türkiye’de hukuktaki ikiliği yaşamamak için onlara Laik bir medeni hukuk vaadederek kendi medeni kanunlarını yapma haklarından vazgeçirerek, yerli bir medeni hukuk yerine İsviçre Medeni Hukukunu, Türk Medeni Hukuku olarak kabul ediyor.

Yani gayrimüslimler Türkiyede bizden ayrı kendi hukuklarını kullanmasınlar diye bütün ülke olarak Müslümanlar, gayrimüslümlerin hukukuna tabi oluyoruz.) (2)

Lozan’da masa üzerinde (Savaşın bitiminden beş yıl sonra) yapılan bir Antlaşma mı, yoksa bir Anlaşma mıdır?

www.canmehmet.com

Resim: https://www.theodysseyonline.com/awareness-in-life  

sitesinden alınmış, yazı tarafımızdan düzenlenmiştir.

Kaynaklar:

(1) http://www.differencebetween.com/difference-between-treaty-and-vs-agreement/

(2)Daha fazlası için bakınız: http://www.mehmetkarasakal.com/butun-yonleriyle-lozan-baris-antlasmasi/

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*