Muktedirlerin tarihinde sorular değil ezberler vardır. Cevabını bilmeyen doğru soru soramaz (3)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

 

 

Bir ülkenin eğitim sistemi, öğrencisine daha fazla soru sormayı öğretmeli, öğütlemelidir. Hangi konuda nasıl düşünmesi gerektiğini değil. Bu manada bir olayda bizleri doğruya ulaştıran, daha fazla sorudur. Daha fazla cevap (ezber) değil.

Doğru sorunun önemi cevabını içinde barındırmasındadır. Sorular cevaplarını ararken bir amaç taşımalıdır. Çünkü cevapların kalitesi, sorunun hedefi, amacıyla doğru orantılıdır.

Eğer, birine bir konuda cevap verirseniz, soru sahibinin (muhatabınızın) gerçeğine hizmet edersiniz.

Kendi gerçeğinize ulaşmak, ancak, sizin (doğru) sorularınızda mümkündür.

Sorunun önemi: Soruyu sorarken cevabın çoğunu bilmenizde yatmaktadır.

İnsan zihni gerçeğinde cevaplardan daha fazla soru barındırmakta/üretmektedir.

Bir konuda cevaplarla değil, ancak, sorularla daha fazla bilgi sahibi olabilirsiniz.

Yukarıdaki açıklamalar, aşağıda bir örnekle anlamlandırılmaktadır.

Mudanya Mütarekesinden sonra İngiltere, Fransa ve İtalya asıl barış görüşmelerinin 13 Kasım 1922’de İsviçre’nin Lozan kentinde yapılmasını kararlaştırmışlar ve Doğu’da savaşa son verecek bir antlaşma yapılması için TBMM hükümeti yanında İstanbul’un da temsilciler göndermelerini istemişlerdi.

Ankara’nın yanında İstanbul’un da görüşmelere çağrılması, müttefiklerin iki tarafı karşı karşıya getirmek taktiğinden başka bir şey değildi.

Bu taktik ters tepti ve Büyük Britanya hükümeti Lozan’a İstanbul hükümetini de çağırmakla, farkında olmadan saltanatın sonunu hazırladı.

Son sadrazam Tevfik Paşa’nın Lozan’da toplanacak konferansa birlikte gidilmesi önerisine Mustafa Kemal Paşa’nın yanıtı sert ve kesin oldu:

“…sulh konferansında Türkiye Devleti yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti tarafından temsil olunur…”

Mustafa Kemal Paşa, 31 Ekim 1922’de toplanan Müdafaa-i Hukuk gurubunda Osmanlı saltanatının kaldırılmasının zorunlu olduğunu belirten bir konuşma yaptı. 1 Kasım’da toplanan mecliste uzun tartışmalar oldu. Mustafa Kemal Paşa, meclisin karşısına çıktı. Tarihin unutamayacağı, bilimsel açıdan kalıcı olan uzun bir söylev verdi…

Bu söylevinde İslam ve Türk tarihinden söz ederek hilafet ve saltanatın ayrılabileceğini, egemenlik ve milli saltanat makamının Türkiye Büyük Millet Meclisi olabileceğini, tarihsel olaylara dayanarak açıkladı. Saltanat ulusa geçtiği için saltanat diye bir şey kalmamıştır. Ancak ne var ki saltanatın kaldırılması için yasa tasarısını hazırlamakla görevli komisyonda sarıklı üyeler, tartışmaları uzattıkça uzattılar; saltanatın hilafettin ayrılamayacağını fukahadan, şeriattan örnekler vererek açıklamaya çalışıyorlardı.

Mustafa Kemal’in müdahalesi üzerine herkes gerçeği anladı. Nitekim yasa tasarısı bir iki saat içinde tamamlandı.

Aynı gün genel kurulda büyük gösteriler arasında kabul edildi. 16 gün sonra kendini güvenlik içinde görmediği gerekçesiyle, Vahdettin gizlice Büyük Britanya Krallığının koruması altına girdi.

TBMM Vahdettin’in taşıdığı halifelik ünvanıyla bir fitneye alet olmaması için Abdülmecit Efendi’yi halifeliğe seçti (18 Kasım 1922).”

Müttefikler tarafından toplantı yeri olarak belirlenen Lozan, o tarihlerde Türklük için elverişli bir ortam değildi. Lozan’da oturan Rumlar, Ermeniler, Türkler için zehirli bir hava yaratmaya çalışıyorlardı. Vaktiyle Osmanlı İmparatorluğu aleyhine yönelen tepkiler, şimdi savaş boyunca da beslenerek Türkler üzerinde yoğunlaşmıştı. Ancak, yalanla yanıltılmış olan İsviçrelilerin gerçeği öğrenecekleri ve haklının yanında yer alacaklarına inanılıyordu. Bu yüzdendir ki Türkiye, Lozan’ın toplantı yeri olarak seçilmesine karşı çıkmadı. Fakat burada kim Türkiye’yi temsil edecekti? Hangi diplomat, Avrupa’nın ortasında, Türkiye’nin haklı dâvasını bütün dünyaya karşı savunacak ve gereken sonucu elde edecekti? Bu iş, Prof. Cemil Bilsel’in deyimiyle, “Milli Kurtuluş Savaşını zafere erdirmek kadar çetin bir işti.

Müttefiklerin, Çanakkale bunalımı sırasında görüş ayrılıklarına düştüğü ve hatta Fransa’da Kurtuluş Savaşımızı destekleyen bir kamuoyunun varlığı da biliniyordu. Ancak bu, Konferans sırasında müttefikler arasındaki çelişkilerin süreceği anlamına gelmiyordu. Tam tersine birçok konuda ortak çıkarlar etrafından birleşen müttefiklerin Türkiye’ye karşı ortak bir cephe oluşturmaları tehlikesi vardı. Sözün kısası Türkiye Lozan’da “bütün devletlere ve bütün tarihe karşı savaşacaktı.” Bu savaş da kolay kazanılmayacaktı. Lozan, bir muahededen çok bir hesaplaşma idi. Zaten orada karşımıza çıkan da, ağır bir yenilgi ile “Küçük Asya Felaketi“ni yaşayan Yunanistan değildi. Türkler, Lozan’da bütün Osmanlı tarihinin hesabını vermek gibi ağır bir görevle karşı karşıya bulunacaklardı…(1)

Yukarıdaki alıntı, İnönü Vakfı’na ait resmi siteye, Prof. Arıkan tarafından,  “Lozan Antlaşması ve İsmet Paşa” başlığı altında yazılan makaleye aittir. Bu makalesinde İlim insanı ne demektedir?

-İngiltere, Fransa ve İtalya, Doğu’da savaşa son verecek bir antlaşma yapılması için TBMM hükümeti yanında İstanbul’un da temsilciler göndermelerini istemişlerdi.

-Bu taktik ters tepti ve Büyük Britanya hükümeti Lozan’a İstanbul hükümetini de çağırmakla, farkında olmadan saltanatın sonunu hazırladı.

-Mustafa Kemal Paşa, 31 Ekim 1922’de toplanan Müdafaa-i Hukuk gurubunda Osmanlı saltanatının kaldırılmasının zorunlu olduğunu belirten bir konuşma yaptı….Bu söylevinde İslam ve Türk tarihinden söz ederek hilafet ve saltanatın ayrılabileceğini, egemenlik ve milli saltanat makamının Türkiye Büyük Millet Meclisi olabileceğini, tarihsel olaylara dayanarak açıkladı…

-…Sözün kısası Türkiye Lozan’da “bütün devletlere ve bütün tarihe karşı savaşacaktı.” Bu savaş da kolay kazanılmayacaktı. Lozan, bir muahededen çok bir hesaplaşma idi. Zaten orada karşımıza çıkan da, ağır bir yenilgi ile “Küçük Asya Felaketi“ni yaşayan Yunanistan değildi. Türkler, Lozan’da bütün Osmanlı tarihinin hesabını vermek gibi ağır bir görevle karşı karşıya bulunacaklardı…”

Sayın Prof. ARIKAN özeti ile,  “Türkler Lozan’a Osmanlı tarihinin hesabını vermek” için çağrıldılar. Demektedir.

Soru: Türkler, İşgalcilere Osmanlı ile ilgili hesabı, Osmanlıyı ve tüm ideallerini tasfiye ederek mi ödediler?

Devam edecek:

Resim: https://www.theodysseyonline.com/awareness-in-life

Kaynak: (1)Prof. Dr. Zeki ARIKAN, “Lozan Antlaşması ve İsmet Paşa” başlıklı makale Daha fazlası için bakınız:

http://www.ismetinonu.org.tr/index.php/savas-alanindan-diplomatik-savasima/lozan-antlasmasi

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*