Moda Bir Giyim Tarzı Değil Yeni Bir Dindir (4)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

İnsan fıtratını çok iyi bilen modacılar onun zaaflarından yararlanarak önce bağımlı yapmakta arkasından “sürü psikolojisi ” içine sokarak muhakeme kabiliyetini yoketmektedir. Modacıların bu oyunda en önemli yardımcıları: Kadın dergileri, sosyal medya, filimler ve reklamlardır. Önceki bölümlerde de açıklandığı üzere modacıların hedef kitlesi, 15-35 yaş grubudur.

Modacılar bilirler ki, bu yaş grubunda olanlar: yalnızlıktan, dışlanmaktan ve çevre tarafından onaylanmamaktan çok korkarlar. Bu, modacılar için onların istismar edilecek en zayıf taraflarıdır.

Bu yaş grubunun sürü psikolojisinin içine girmesi için bir davranışı fazla sayıda insanı yapması, onların taklit edilmeleri için yeterlidir.

Moda kime ne yarar sağlamakta, sistemin çıkar-para çarkı nasıl dönmektedir?

-Sanayi Devrimi ile hızlanan üretim için her zaman yeni müşteriler (tüketiciler) bulmak zordur.

-Bu noktada “moda” devreye sokulmakta, medya yardımı ile kazanılan “itaatkar modaseverler!” Tekstil üreticilerinin en sadık ve kazanç getiren müşteriler haline getirilmektedir.

-Örneğin: “Yeni Sezon” adı altında giysilerin rengi, kesimi değiştirilerek; reklam-defilerle hedef kitlenin gözlerine sokulmakta ve önceden bağımlı hale getirilenler  de bunları almak zorunda kalmaktadır.

-Medya üzerinden modaseverlere verilen mesaj: “Modaya uyduğunuz sürece kendinizi iyi hissedecek, özgürlüğün tadını çıkaracaksınız!”

-Peki, bu işte gerçekten kazanan kimlerdir? Elbette 3-5 modacı ve büyük tekstil fabrikası sahipleri.

Moda Din midir, bir giyim tarzı mı?

Din (sözlük manası ile) : Adet/kural, gidilen yol, itaat, (yanlışta) cezâ ve (İyilikte) mükâfât” vb. mânâlarına gelir.

Çıkış noktası: Cinsel cazibe ve haz ilkeleri olan moda, ahlak ve iffet ilkeleri ile hareket eden dine karşı kendi tabusunu dayatır. Bize kimi sevmemizi, nasıl davranmamız gerektiğini ve diğeri ile hangi ölçülerde ilişki kurmamızı ve sürdüreceğimizi belirtir.

Yukarıdaki açıklamalar özetlenirse:

-Din ve Moda: Çıkış, hareket ve elde edilecek sonuçları itibariyle birbirlerinin zıttıdır.

Moda konusunda “Benim modaya uymamı kim istiyor, neden istiyor, neden bu tarz giyiniyorum?” gibi soruların sorulmadığı bir bilinçsizlik ve körü körüne itaat vardır. Gustave Le Bon kitle ve kalabalığa bağımlı hale gelen kişinin muhakeme kabiliyetini kaybettiğini, dolayısıyla modayı takip ederken “niçin bu işkenceye katlanıyorum’ sorusunu kendisine sormadığını belirtir.

Uzun yıllar Batıda görev yapan Prof.S.Hüseyin Nasr, modayı tanımlarken sorgusuz itaate vurgu yapar. “Kadınların, birkaç batılı modacının kendileri için kararlaştırdığı biçimleri, körü körüne alıp kabul ettiği bu biçimler karşısında, itaatkar tüketiciler olarak bütünüyle edilgen kaldıklarını”söyler. (1)

Hatta bu itaatin sürekliliğinin sağlanması için moda tabu haline getirilir. Bunun delili, insanlara “neden “böyle giyiniyorsun?” diye sorulduğunda “çünkü moda – moda tartışılmaz” demesidir. Modanın dinle çatıştığı noktalardan birisi de budur; nitekim cinsel cazibe ve haz ilkeleri ile hareket eden moda, ahlak ve iffet ilkeleri ile hareket ecen dine karşı Kendi tabusunu dayatır. Halbuki dinen kime yöneleceğimiz ve boyun eğeceğimiz bellidir. Ne ki modern insan yolunu şaşırmıştır. Prof. Dr. Hasan Bülent Kahramanın ifadesiyle “Tanrı, artık reklamcılardır, modacılardır. Çünkü, bize kimi sevmemiz gerektiğini, ölümsüzlüğün nerede olduğunu onlar işaret ediyor.(2)

Moda bu itaati “Kitle otoritesinin beraberinde getirdiği “sürü psikolojisi” ile sağlamaktadır. Sürünün bir üyesi olunduğu herkesin bir örnek giyinmesi yani “moda” ile gösterilir. (3) Modaya itaatte sistemin insanı robotlaştırmasının da etkisi var. Nitekim Erich Fromm eski köleliğin şimdilerde robotlaşma olarak karşımıza çıktığını belirtir.(4) Eski kölelikle yenisinin farkı ise modern köleliğin şiddet kullanılmadan, gönüllü bir biçimde gerçekleşmesidir. (5)

Diziyi bitirirken dört bölümde yazılanlar özetlenirse:

-Kadınlar “Moda” üzerinden istismar edilmekte, kadınlar da bunu bilmektedir.

-Kadınlara verilen mesaj: “Modern Kadın modaya uymalıdır. Ancak, modaya uyan kadınlar; ‘Özgür-Eşit-Güçlü’ olabilirler.  

-Moda insanlara :“Moda tamamen bireysellik, yaratıcılık ve kişinin kendini doğru ve özgürce ifade etme özgürlüğü…”olarak pazarlanmaktadır. Bu da sorunlu insanlar için “bir kurtarıcı” olarak sunulmaktadır.

-Modayı takip eden kadın: kendi bireyciliğini ifade ederek güçlendiğini, güçlendikçe, daha da özgür olduğunu daha fazla özgür oldukça kendini sınırlayan tüm bağlardan kurtulduğunu düşünür/ düşündürülür.

-İnsanların inançlarını zor, davranışlarını kolayca değiştirirsiniz. Gençler; bilgi ve birikim eksikliklerinden dolayı davranış değişikliği için en kolay hedef; moda ise bu iş için en uygun araçtır.

Moda üzerinden gelen cinsel serbestlik : Evlenme düşüncesini, evliliği sürdürme sabrını ve “sıcak aile yuvası” anlayışını yıkmıştır.

-Amerika’daki lise öğretmenleri ile ilgili bir araştırmada: Erkek öğretmenlerin evlilik ve kadınlarla düzenli ilişki açısından Amerikan erkeklerinin genelinden belirgin bir biçimde ayrıldıklarını görerek araştırır ve şu sonuca varırlar:

-“Erkek öğretmenler okullarında ve sınıflarında karşılaştıkları genç, güzel ve cıvıl cıvıl kızlarla, karılarını ya da kız arkadaşlarını karşılaştırıyorlar ve bir süre sonra onların ne kadar sıkıcı, dışarıdaki dünyanın ise ne kadar eğlenceli ve vaatkâr olduğuna görüp boşanıyorlar ya da hiç evlenmiyorlar

-“Moda-Çıplaklık-Seksi Giyim” konusuna bir başka örnek : “…Evlilik cinselliğin meşru daire içinde kalmasını sağlar. Modern zihniyette ise gayri meşru birlikteliklerin önü açılmalı ve normal karşılanmalıdır. Bu anlayışın hayata geçirilmesi ile batı ülkelerinde evlilik dışı gayri ilişkiler patlama yapmış, gayri meşru çocuk oranları korkunç düzeyde artmıştır, İngiltere de evlilik dışı doğan çocuk oranı %47’e yükselmiş, izlanda, İsveç, Norveç ve Fransa’da ise evlilik dışı doğan çocukların oranında % 50 oranı aşılmıştır.

-Moda ile bir Milletin kültürü değişebilir mi ? “…1937 yılındaki Türkiye gözlemlerini anlatan Fransız Claude Farrere eserinde: modanın kimliğe ve kişiliğe olumsuz etkisini şöyle gözlemlemiştir; ‘(Ankaralı) Hanımlar, Parisli, Berlinli hanımlar gibi konuşmaya özeniyor, içlerinde şahsi, milli olan ne varsa silinip gitmiş gibi… Gerçek yuvalarından kopmuş, köklerinden sökülmüş. İnsanların içindeki manevi derinliği bulmak için istasyona dönüp trene binmek, bu suni Türkiye’yi terkederek gerçek Türkiye’yi bulmak lazım…”

Moda (ve onu tanıtan model üzerinden) insanlara sadece ürün değil, o ürünü sunanın (çarpık!) yaşam biçimini de dayatılır.

-Modaya uyan insanlar için belirleyici-tetikleyici olan: din, ahlak, edep kuralları değil, modaya uydukları sürece toplumdaki kabul göstergelerinin yüksekliğidir. Bu şekilde, “modaseverler!” belki de normal yaşamlarında hiç kabul etmeyecekleri bir yaşam içerisine (tuzağa) çekilmiş olmaktadır.

Sonsöz: Moda insanları değiştirmez, insanların karakterini değiştirir.

www.canmehmet.com

Kaynaklar:

(1) Prof. S. Hüseyin Nasr. “İslam ve Modern İnsanın Çıkmazı”

(2) Prof. Hasan Bülent Kahraman. “Cinsellik. Görsellik. Pornografi”

(3)Dr. Fatma Barbarosoğlu, “Moda ve Zihniyet”

(4)Erich Fromm, “Sağlıklı Toplum”

(5) Prof.Tarhan, Toplum psikolojisi. (1-2-3-4-5- sayılı kaynak: “Din ve Modernizm” Dr.İsmail Yıldız’dan aktarılmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SPAM ENGELLEME SORUSU

*

↓