Milliyetçiliğimizin öyküsü, Modern Türk kimliğini kimler oluşturdu? (5)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

İlk dört yazıyı kısaca özetledikten sonra, “Çokuluslu bir Müslüman devletten tek uluslu bir ülkesel devlete” geçişimiz, milliyetçilik anlayışının oluşturulması ile birlikte kaldığı yerden devam edecektir.

İlkyazı;

Kalabalık bir halk pazarında insanlarımızın yüzşekillerine baktığımızda; göz, burun ve ağız yapılarının fazlaca bir benzerlik taşımadığı görülecektir. Orta Asya’dan geldik tezine; konu ile ilgili yapılan genetik araştırmalar; “TC’nin nüfusu içinde, damarlarında gerçekten “Orta Asya’dan” denebilecek genleri taşıyanların, yüzde üç gibi çok küçük bir oran” da kaldığı onaylamaktadır.

Bin yıl evvel Anadolu’ya geldiğimizde, Anadolu’da yüksek sayıda Rum ve Ermeni, Kürt, Arap, Süryani, Keldani, Nasturi ve Yahudiler vardır. Ve Anadolu’ya kaç Türk’ün geldiği de sayıca bilinmemektedir.

İkinci yazı;

Tarihe dikkatli bir gözle bakıldığında siyasi oyunların, benzer stratejilerle tekrar ettiği görülmektedir.

121 yıl ara ile yapılan Mısır ve Irak aynı gerekçelerle işgal edilmiştir.

1882 yılında İngilizlerin Mısır’ı işgal gerekçeleri;

-“Mısır, Tiran Albay Arabi’den (Diktatörlerden) kurtarılacak”

-“Mısır özgürleştirilecek!”

-“Mısır’ın elinde, bize karşı (İngilizlere karşı) kullanılmak üzere ABD’den alınmış güçlü silahlar var!”

2003 Yılında Irak’ın ABD tarafından işgal gerekçeleri;

-“Irak halkı Diktatör Saddam’dan kurtarılacaktır.”

-“Bu bir Irak’ı özgürleştirme operasyonudur.

-“Irak’ın elinde (Batıya karşı kullanılmak üzer alınmış) kitle imha silahları vardır.”

Üçüncü yazı;

Batı, kendisi ile rekabette geri kalan ülkeleri sömürgeleştirmek için yaklaşık iki asırdır şu üç kavramı kullanmaktadır.

-“Milliyetçilik,”

-“Medenileştirmek,”

-“Özgürleştirmek.”

Batı, sömürgeleştirme operasyonlarını, adına “Büyük Oyun” denilen uzun vadeli bir planla yürütmektedir.

Büyük Oyun, “emperyal devletlerin jeopolitik ve enerji alanlarını kontrol altına almak, hammaddeve ucuz insan kaynaklarını elde tutmak için birbirleriyle yapmış oldukları mücadelenin ismidir.”

Dördüncü yazı;

Sultan 2. Abdülhamid, Devletin kurtarılması adına yetiştirilecek yeni neslin, Osmanlı Hanedanlığını ortadan kaldıracaklarını bilerek modern okullar açar. Bu okullarda Osmanlı milliyetçilerini yetiştirilir. Mustafa Kemal Paşa’da bunların arasındadır. Küçük kardeş Sultan Vahdettin, Abisinin açtığı modern okullarda yetişen “Mustafa Kemal Paşa, başarılı olduğunda Cumhuriyeti kuracaktır.” Uyarısına rağmen Onu Samsun üzerinden Anadoluya gönderir.

-Osmanlı, çokuluslu bir Müslüman devletten tek uluslu bir ülkesel devlete geçiş sağlarken kendine has bir yol izlenmiştir. İzlenen bu yolda;

-Osmanlının entelektüel elitleri, edebiyat ve eğitim,

-Siyasal elitleri, otantik tarihsel milli kimliği, etnik Türk kimliğine dönüştürmekte önemli rol oynamışlardır.

-Halifeye göre kavmiyet fikri ve ülkesel vatan anlayışı, “Müslümanların inancını zayıflatmak için İngilizler tarafından yayılmaktaydır. “

-Türk etnik milliyetçiliği büyük ölçüde Azerbaycanlı Hüseyin zade Ali ve Ahmet Ağaoğlu ile Kazanlı Yusuf Akçura gibi Aydınların etkisi altında gelişti.

-Bunların millet, milliyet, kültür ve modernizme ilişkin fikirleri doğup yetiştikleri Rusya’daki hakim ideolojilerden etkilenmişti.

-Milliyetçilik ve modernizm (Batılılaşma) Osmanlıcılığın emperyal yapısının altında kalmış olan tarihsel Türk milletini diriltecekti.

-Açık olan bir şey varsa o da şudur ki milletin tanımı, ne Osmanlı’nın son döneminde ortaya çıkmış olan vatandaşlık anlayışına ne de ülkenin etnik bileşimine uymaktaydı ve Cumhuriyetin çözülmemiş sorunlarından biri olarak kalmaya devam etti.

Ve kaldığımız yerden devamla;

“On dokuzuncu yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliği altındaki cemaatlerin içinde filizlenen müstakil siyasal, sosyal ve kültürel bir bilinç olarak milliyetçilik, belli grupların imparatorluğun siyasal yapısından ayrılarak kendi bağımsız devletlerini kurdukları yirminci yüzyılın başında imparatorluğun dağılmasına yol açan etkenlerden biri olmuştur.

Milliyetçilik ilk kez on sekizinci yüzyılın ikinci yarısında Balkanlardaki Ortodoks Hristiyanlar arasında ortaya çıktı.

İmparatorluğun Müslüman tebaası, 1908 Jön Türk İhtilali’ne kadar tam bir etnik milliyetçilik deneyimi yaşamadı.

Osmanlı İmparatorluğu’nda milliyetçiliğin yükselişi ve ardından otuz kadar ulus devletin kurulmasının ardında çok sayıda faktör vardı.

Dini gruplar veya milletler arasında rekabete dayanan ve ihtilaf yaratan ilişkiler, Osmanlı siyasal yapısında gerçekleşen ilerici reform, Aydınlanma felsefesi ve ideallerinin etkisi ve son olarak Rusya, Fransa ve İngiltere gibi ülkelerin emperyal çıkarlan bu faktörler arasında sayılabilir…” (1)

Osmanlı Devleti’nin siyasal yapısındaki değişiklik

On sekizinci yüzyılın başlarında Balkanlarda başlayan kapitalist yayılma, özel mülkiyet ve teşebbüs lehine klasik Osmanlı devlet sistemini zayıflattı.

Kapitalizm ticareti kamçılayıp yenibir orta sınıfın doğuşuna zemin hazırladı. Gelişen ticarete kentli Hristivan orta sınıflar hâkim oldu.

Bu sırada Türkler ülkenin tarımsal üretiminin kontrolünü ele geçirdiler ve taşradaki belediye meclislerine ve diğer idari organlara girdiler. 1876’dan sonra gayrımüslimlerin de temsil edilmekte oldukları Meclis-i Mebusan’da da benzer bir rol oynadılar.

On dokuzuncu yüzyılın başında Osmanlı Devleti, otoriteyi yeni bir bürokrasinin elinde merkezileştiren ve mahallî elitleri yönetimdeki güç ve ekonomik ayncalıklarından yoksun birakan bir dizi reform aracılığıyla yeni sorunlarla baş etmeye çalıştı.

Müslüman ve gayrimüslimlerden oluşan ve reformlar nedeniyle devlet desteğinden mahrum kalan bu mahallî elitler gitgide cemaati kendi güçlerinin kaynağı hâline getirdiler ve süreç içinde kendi cemaatlerinin kültür, dil ve dinlerinin koruyucusu oldular.

Milliyetçiliğin doğuşunda millet sisteminin rolü

İmparatorluk uzunca bir süredir geniş bir etnik kimlikler yelpazesine ev sahipliği yapıyor ve 1850’lerden sonra gerek toprak temelli gerekse Osmanlı emperyal sistemine muhalif birçok vatansever hareket ortaya çıkıyor olsa da ilk gerçek milliyetçilikler imparatorluk mantığı içerisinde tanımlanan dinî cemaatlerin veya milletlerin oluşturduğu kimlik grupları arasından doğdu.

Bu milletler arasında esasen Balkanlarda yaşamakta olan belli Ortodoks Hristiyan gruplar vardı. Hem Rum Ortodoks hem Ermeni milletlerinin mensupları imparatorluk geneline yayılmıştı. bunlardan ikincisi kadim Doğu Hristiyanların içine almaktaydı.

On beşinci yüzyıldan sonra çoğu Sefarad olan Yahudiler imparatorluk nüfusunun yaklaşık yüzde 3’ünü oluşturuyorlardı ve belli başlı bütün kent merkezlerinde bulunmaktaydılar Ortodoks Hristiyan milletini temsil eden îstanburdaki patrik daha resmî bir cemaat oluşturmuş, kendi patriklerinin yönetimi altındaki Ermeni milleti ise daha gevşek tarif edilmişti.

Ortodoks Hristiyan cemaatler içindeki aydınlar Aydmlanma fikirlerinden etkilenmişlerdi. Bilhassa Alman şair ve filozof Herder (1744-1803) tarafından savunulan bir fikir onlara bir hayli cazip gelmekteydi. Buna göre dil ve edebiyat bir ulusun ayırt edici özellikleriydi.

Osmanlı Devleti’ne Fransız Devrimi ideallerini getiren Fransız elçileri ulus fikrini yüceltmekte ve onu mitsel değere sahip bir sembol hâline getirmekteydiler.

Böylece yukarıda tarif ettiğimiz mahallî Ortodoks aydınlara yardımcı olmakta, buna karşılık kurumsallaşmış din ve saltanat başta olmak üzere eski düzene amansızca saldırmaktaydılar Bu çabalar müesses nizamı oluşturan dinî ve sosyal elit arasında sert bir tepkiye sebep oldu.

Bu sırada Rusya, 1768-1812 yıllan arasında Osmanlı ordularına karşı kazandığı zaferlerin ardından Ortodoks Hristiyanların koruyucusu olarak ortaya çıktı.

Kısa bir süre sonra da (1850’lerde) çoğu Osmanlı tebaası olan Ortodoks Slavlar için bir bağımsızlıkve birlik ideolojisi olarak Panslavizmi ileri sürdü.

Balkanlarda milliyetçiliğin doğuşu

Birçok tarihçi, Karageorgeviç (1768-1817) liderliğindeki Sırp isyanının ilk milliyetçi ayaklanma olduğu konusunda hemfikirdir.

Bununla birlikte, çok daha önemli bir gelişme, bu ayaklanmadan daha önce, Ortodoks Hristiyanlar arasında dinin birleştirici etkisini zayıflatmış ve kavmiyeti çeşitli millî kimliklerin temeli hâline getirmiş durumdaydı.

İstanbul’da bulunan ve Bizans’ı diriltme çabasındaki Rum Ortodoks Patrikhanesi 1767’de Sırpve Bulgar kiliselerinin nispi özerkliklerine son verdi ve kilisedeki ayinlerin Yunan din adamları tarafından Yunanca yapılmasını emretti.

Osmanlı Devleti, bu değişikliğin ne anlama geldiğini kavrayamadığı için sessiz kaldı ve bunun sonucunda Yunan olmayanlar Patrikhaneden soğudu.

Karageorgeviç “devrimi’ işte bu koşullarda kendi güvenlik ve mülklerini korumaları beklenen yeniçerilerin topraklarına el koyması üzerine Sırp köylülerinin bir protestosu olarak doğdu.

Eski bir Avusturya subayı olan Karageorgeviç, Sırp köylülerinin toplumsal huzursuzluğunu bir siyasal harekete dönüştürdü.

Hareket başlangıçta yenilgiye uğratıldı. Karageorgeviç’in yerine geçen ve daha sonra onu idam ettiren Miloş Obrenoviç’in diplomatik yetenekleri sayesinde yeniden dirildi…

Osmanlı’ya bağımlı olan Miloş Obrenoviç, Sırp ulusal dirilişinin babası olarak görülen Vuk Stefanoviç Karaziç’in büyük çabaları sayesinde yazılı bir Sırp dili geliştirmeyi başardı.

1834’de Sırbistan kendi millî kilisesini kurdu ve Sırp milliyetçiliğinin taşıyanları olarak aydınlara ve askerlere katılan millî bir ruhban kadrosu yetiştirdi.

1849’a gelindiğinde, hâlen biçimsel olarak Osmanlı egemenliği altında bulunan Sırbistan, on dördüncü yüzyılda yaşamış olan ve bir aziz olarak görülen Sırp lideri Stefan Duşan’ı romantize ederek onun kurmuş olduğu imparatorluğu yeniden canlandırmak üzere bir yayılma planı geliştirmiş durumdaydı….” (2)

Kısa özetten anlaşılan Milliyetçilik anlayışının olanca çekiciliği! ile Batının sömürgeleştirmesine çok açık olarak yardımcı olduğudur.

Önce Sırp, Yunan ve Bulgar milliyetçiliği…

Sonra Türk…

Bugünlerde mi?

Herhalde Kürt Milliyetçiliği…

Yarınlar mı?

Laz, Gürcü vb…

Unutmadan…

Osmanlıdan ayrılan hangi millet varsa…

İstisnası olmadan açık veya gizli batının sömürgesidir…

Mesela, “AB”, Birleşik Avrupa İmparatorluğu kimleri kapsamaktadır?

Sıpları, Bulgarları, Yunanları, Polonyalıları…

İlginç olanın buraya bizim de gönüllü girmek istememizdir…

Umarız bu amaç değil araçtır…

Devam edecek…

-Milliyetçilik cici…

-Ulusalcılık öcü!

-“Dindar Milliyetçi!” Olur mu?

-Milliyetçilik tutkal mı?

(1-2) “Kimlik ve İdeoloji”, Prof. Dr. Kemal H. Karpat

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*