Milli Mücadele gerçeği; “Türkler bizi ‘kirli mendil’ gibi kullandı!”, (4)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
SHAKESPEARE: Bütün dünler bugünü aydınlatan fenerlerdir. Anlamı; Dünü karanlık olana aydınlık bir yarın yoktur.

SHAKESPEARE: Bütün dünler bugünü aydınlatan fenerlerdir. Anlamı; Dünü karanlık olana aydınlık bir yarın yoktur.

 

İngiltere ve ABD, I. Dünya Savaşı’nın bitmesine on ay kala Osmanlı İmparatorluğu’nun geleceği ile ilgili önceden aldıkları kararı değiştirirler. Bu değişikliğin yapılması ve erkenden açıklanmasının arkasında İngiltere vb. ülkelerde yaşayan Müslüman topluluklar, özellikle de ” Hindistanlı Müslümanların tepkisi mi vardı?” Sorusuna cevap aranacaktır.

Aşağıda bu süreçle birlikte, Hintli Müslümanların, ”Türkler bizi, ‘Kirli mendil’ gibi kullandı” sözlerinin arkasında yatan anlayışa da açıklık getirilmektedir.

Bu noktada konuya ve Siyasi Tarihe meraklı olanlar için bir not düşmemiz gerekmektedir.

Yıl 1920, Günlerden 17 Kasım ve yer, Ankara;

Mustafa Kemal Paşa’nın katkısı ve ilgisi ile yayınlanan “Hakimiyet-i Milliye (*) gazetesine bir göz atıyor ve o günü ve içerisinde bulunulan şartları öğrenmeye çalışıyoruz;

-“Şeyh Senusî’nin (**) Ankara’ya geliş haberini veren Hâkimiyet-i Milliye’nin  17 kasım 1920 tarihli nüshasının birinci sayfası neredeyse tamamıyla, emperyalizme karşı ortak mücadele fikri etrafında oluşturulmuştur.

Sağda başyazı sayılabilecek “Mücadelede birlik” başlıklı bir yazı bulunmaktadır. “Suriye’de, –  Irak’da, Anadolu’da düşmanlara karşı şiddetli bir mücadele devam ediyor” cümlesiyle başlayan bu yazının altında “Şeyh Senusî Hazretleri’’nin Ankara’ya ulaştıkları ve istasyonda birçok kişi tarafından karşılandıkları haberi vardır.

Bu yazının yanında, “İstiklâl cidaline (mücadele) kalkan milletler neler yapıyorlar!”  Başlıklı haber-yorum yer almaktadır.

Bu haberin alt başlığı şöyledir:

‘Irak arabları da Türkler ve Suriyeliler gibi İngilizlere karşı mücadele için Necef’de bir hükümet-i müstakile tesis ediyorlar.”

Hâber metninin başlangıcında ise Avrupa zulmünün bütün şark milletlerini uyandırdığı, her tarafta zâlimlere karşı tertibat ve teşkilat yapıldığı, her tarafta zulme isyan eden mazlumların bütün kuvvet ve kudretleriyle zâlimlerle uğraştığı belirtilmektedir.

Bu haberin altında, ‘Bir tezahür” başlığı altında, evvelki gün Ankara’ya gelen Şeyh Senusî’nin öğleden sonra Büyük Meclisi ziyaretleri esnasında, Meclis’de “Necef” de teşekkül eden Irak geçici hükümetinin mektubu okunmakta veİslamların birliği kutsanmaktadır. Oturum kapandıktan sonra Şeyh Senusî kürsüye çıkarak İslam birliği için dua eder.

Ankara yönetiminin organı olan Hâkimiyet-i Milliye’nin bu yayını, Şeyh Senusî’nin nasıl önemsendiğini, yürütülmesi planlanan siyasette ne ölçüde mühim bir rol oynamasının beklendiğini göstermektedir. “(1)

Yukarıdaki özet bilgiden anlaşılan; Dönemin sömürgecilerine (I.Dünya Savaşı’nın Galipleri’ne) karşı sadece Türklerle sınırlı bir direnişin olmadığı, Direnişin, ve benzer hareketlenmelerin Dünyadaki diğer Müslüman Topluluklarında da mevcut olduğu gerçeğidir.

Bu ifade, İleride açıklığa kavuşacak olan durumun da özeti olmaktadır.

Bu doğrultuda, O dönem İngilizlerin sömürgesi olan Hindistan Müslümanların bizlere verdikleri maddi-manevi büyük desteğin arkasında; hem Hilafet Kurumu’na, hem de Halife’ye (Osmanlı Hanedanlığı’na) bağlılıkları, hem de Hilafetin ve Osmanlı Hanedanlığı’nın yaşamasında, özgürlüklerini kazanmaları için yararları vardır.

Dünya siyaseti, İslâm ve Türkiye  

Hilafet ve âlem-i İslâm” başlıkla yazı dönemin siyasetinin anlaşılması bakımından fevkalade önemli unsurlar ihtiva etmektedir. Başlangıçta, o günün önemli dünya meseleleri arasında bulunan, Türkiye’nin mukadderatı, yani Osmanlı Devleti’nin merkez topraklarında müstakil bir devletin varlığı, İstanbul’un bu devletin sınırları içinde kalıp kalmayacağı, hilafet ve saltanatın devam edip etmeyeceği (yani Osmanlı Devleti’nin sürüp sürmeyeceği) tartışmalarının belirleyicisi olarak Hind Müslümanlarının tepki ve teşebbüsleri gösterilmektedir.

Mağlubiyetten sonra aydınlar, hükümetler ve gazeteler milleti esarete sürüklerken, yani gerekli tepki ve direnci gösteremezken, Londra ve Hindistan’da yükselen “İslam sesi” daha önce benzeri görülmeyen bir ciddiyetle bizi savunmakta ve Avrupa’nın muhteris siyasetinden hukukumuzun ve varlığımızın teminini tehdit edici bir dille talep etmektedir.

Burada ifade edilen hususlar, bütün Millî Mücadele boyunca çözümü gündemde olan meselelerdir:

1. Osmanlı vatanının merkez topraklarında müstakil bir devletin varolması,

2. İstanbul’un bu devletin sınırları içinde bulunması ve başkent olması.

3. Hilafet ve saltanatın devamı, yani Osmanlının merkez topraklarında Osmanlı devletinin sürüp sürmeyeceği. Savaşın galipleri, başlangıçta Osmanlı Devleti’nin tamamen parçalanması ve sömürgeleştirilmesi gerektiği fikrindeydiler.

Bu hususta, savaş devam ederken Londra (1915), Sykes-Picot (1916) ve St. Jean Maurienne (1917) andlaşmalariyla gizli mutabakat sağlamışlardı.

Ancak, öncelikle Bolşevik ihtilali, bu görüşün tadil edilmesine sebep oldu.

Rusya, paylaşma anlaşmasının önemli taraflarındandı ve doğu vilayetleri ile, İstanbul onlara vaad edilmişti. Rusya’nın ihtilalle devre dışı kalması yanında, Bolşevikler, 27 Kasım 1917’de Çarlık idaresinin emperyalist devletlerle yaptığı gizli paylaşma anlaşmalarını tanımadıklarını açıkladılar.

3 Aralık 1917’de “Rusya ve şarkın bütün Müslüman emekçilerine beyanname” yayınlandı.

Bu beyanname İngiltere ve emperyalist devletlerin doğu halklarıyla – ilgili kötü niyetlerini ve sırlarını ortaya döküyordu.

Söz konusu beyannamede, Rusya çarlarının Müslümanlara inançlarını, örflerini, âdetlerini ve kültürlerine hiçe sayarak zulmettiği, yeni yönetimin bütün bunları dokunulmaz saydığı belirtildikten sonra, yeni yönetimin İstanbul’un ele geçirilmesi de ilgili gizli anlaşmayı da yırttığı, İstanbul’un Müslümanların elinde kalması gerektiği belirtiliyordu.’ (2)

Bu beyanname İslâm dünyasında ve bilhassa Hindistan’da büyük yankılar yaptı.

Hind Müslümanlarının şiddetli tepkileri, İngiltere’nin Osmanlı Devleti’nin paylaşılması ile ilgili görüşlerini etkiledi.

İngiltere başbakanı Loyt Corc bir ay sonra (5 ocak 1918) İngilizlerin ve müttefiklerinin Türkleri başkentlerinden (İstanbul’dan) ve çoğunluğu Türklerle meskûn olan Trakya ve Anadolu tapraklarından mahrum etmek için savaşmadıklarını açıkladı. (3)

Böylece, Osmanlı’nın merkez topraklarında Türklerin de müstakil devleti olabileceği beyan ediliyordu.

Burada iki nokta öne çıkmaktadır;

-Rusların İhtilal (iç kargaşalıklar) nedeniyle pastadan pay alabileceklerinin belirsizliği nedeniyle, galip devletlerinin oyununu (O aşamada kendilerine yararı olmayacağı için) açıklaması ve bozması;

-İngiltere-Fransa gibi dönemin büyük devletlerinde yaşayan Müslüman topluluklarının direnişleri ve hareketlenmelerinin işgalci devletleri ürkütmeleri.

Bizim de üzerinde sık sık durduğumuz, Osmanlı İmparatorluğu’nun geleceği ile ilgili olarak; 5 ve 8 Ocak 1918 tarihlerinde, hem İngiltere, hem de Amerika başkentindeki kongrede başkan tarafından açıklanan görüşler, (4) Lozan’da (Antlaşma ile) elde edildiği (iddia edilenlerin) (aslında genel hatları ile,

Lozan’dan -Anlaşmasından-  beş yıl önce –ortaya çıkan şartlar nedeniyle- kararlaştırılmış olduğu, iddiasıdır.

 

Devam edecek…

-Hintli ve diğer Müslüman topluluklarının maddi-manevi destekleri neden unutturulmuştur?

 

Resim; http://www.dunyavegercekler.com/haber/3586-1dunya-savasi39nda-hintli-muslumanlardan-gelen-par.html

Açıklamalar;

(*)Hakimiyet-i Milliye gazetesi;Hakimiyet-i Milliye, Kurtuluş Savaşı sırasında başkanlığını Mustafa Kemal Paşa’nın yaptığı Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyet-i Temsiliyesi’nin yayın organı olarak 10 Ocak 1920’de Ankara’da yayın hayatına başlayan Türkçe gazetedir…Gazetede Mustafa Kemal Paşa da köşe yazarlığı yapmıştır. Kurtuluş Savaşı’nın galibiyetle sonuçlanması ve Cumhuriyetin ilanından sonra da Cumhuriyet Halk Fırkası’nın yarı-resmi yayın organı olarak hayatını sürdüren gazete Hakimiyet-i Milliye; 1934 yılında adı Ulus adını almıştır.”(http://tr.wikipedia.org/wiki/Hakimiyet-i_Milliye_%28gazete%29)

(**)Şeyh Ahmed Senusî ve Millî Mücadele; “..Millî Mücadele sırasında îslâm âlemine mücadelenin duyurulmasi ile görevlendirilen, emperyalizme karşı mücadele ile temayüz etmiş bir tarikatın lideri olan Şeyh Ahmedü’ş-Şerif Senusî, dinî nüfuzunu kullanarak Arap ve Kürt aşiret reisleri ile ilişki kurmuş, İngilizlere ve kukla hükümdar Faysal’a karşı Müslümanların Ankara’ya destek vermesi için çalışmıştır.” …Senusîlik, Sidi Muhammed İbn Ali Es-Senusî’nin 19. Yüzyılın ilk yarısında kuzey Afrika’da kurduğu bir tarikattır. Senusî, müntesiplerine ahlâk ve inanç mükemmelliği telkini yanında, Cezayir’de ve Libya’da Fransız istilasına karşı tavrı ile de dikkati çekti… Osmanlı güçleri Libyayı terk ederken. Şeyh Senusî Halife naibi ve Libya valisi olarak tayin edildi. Osmanlı askerleri Libya’yi terkettikten sonra da dağlık arazide düşmana karşı mücadele verdi. 1. Dünya harbi sırasında Mukaddes Cihad ilan edilmesi üzerine, Mısır’daki İngiliz kuvvetlerine karşı savaştı, fakat başarılı olamadı..” (Derin Tarih yayınlarından)

Kaynaklar;

(1) İSTİKLÂL SAVAŞININ ÖRTÜLEN TARİHİ, D. Mehmet Doğan, DÎN ADAMLARI VE ŞEYH SENUSI NASIL ALDATILDI? Sahife, 43 (Derin tarih yayınları tarafından verilen kitaptan)

(2) Beyanname’nin Türkçe metni için bkz. Setefanos Yerasimos: Türk Sovyet ilişkileri. İstanbul, 1979, sf. 35-37 (A.g.e.“Derin Tarih” alıntısı)

(3) D.Mehmet Doğan: Türkiye’de Darbeler Müdahaleler ve Siyasî Sistem. 4.bs. İstanbul 2005, sf. 51-52 (A.g.e, Derin Tarih’ten)

(4) Kaynaklar ve daha fazlası için bakınız; http://www.canmehmet.com/milli-mucadele-gercegi-araplar-mi-bizi-arkadan-mi-vurdu-biz-mi-onlari-yari-yolda-1.html

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*