Milli Mücadele eksik anlatıldı? Yunan Kolordu komutanı işgalle ilgili ezber bozan hikayeler anlatıyor (3)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

kara fatma orijinal

 

Hikâye, Sakarya Meydan Muharebesi’nde Yunan 2’nci Kolordu komutanı Prens Andrew’ye aittir. Prens Andrew, dönemin Yunan Kralı Konstantin’in küçük kardeşidir. Olaylarda ve perde arkasında birinci dereceden bilgi sahibidir.

“Yirmi yıl hizmet ettiğim ordudan, 1922 yılının Aralık ayının 3. Günü çıkarıldım. Hizmetimden affımın şekil ve tarzı, 1921 yılının yazında Küçük Asya’da vukua gelen hadiseleri hikâye eylemeye beni mecbur etmiştir.

Vereceğim hesap, resmî vesikalara, şahsi notlara ve hatıralara istinat edecektir. O zamanın olaylarını, milli ve askeri menfaatlere zarar verir diye yayınlamakta bir süre tereddüt geçirdim.

Fakat Küçük Asya’da benim yaptığım işler hakkında muhakemem esnasında söylenen sözlerden sonra ve benim savunmam için lehimde yapılan bütün şahitliklerin ihtilal sansürlüğünce örtbas edilmesi üzerine daha fazla zaman susmamam gerektiğine inandım.

Askeri ihtilal mahkemesince, şeref ve haysiyetimi zedeleyecek surette hakkımda verilen: Düşmanla temasta iken emir almaksızın mevkiini ve vazifesini terk etmek, inzibatsızlık. Üst bir kumandanda var olması gereken deneyimden yoksun bulunmak” hüküm ve kararından sonra ise şüphelerim artık kalmadı.

1921 yılının yaz mevsiminde geçen seferin esas olayları hakkında Yunanistan’da ve diğer memleketlerde umumiyetle tam bir bilgisizlik mevcuttur.

Bu bilgisizliği, birincisi halkın savaşın olaylarına karşı olan ilgisizliğine, ikincisi de bu olayları örtmek ve değiştirip yanıltmak hususunda ihtilal çevrelerinin gösterdikleri azimkar çabaya atfetmelidir.

Benim maksadım, yazın askeri olaylarının 12. Fırka ile 2. Kolordu’ya ait olanların bir hesabını vermektir.

Biz düşmanı Küçük Asya’nın nihayetsiz genişlikleri içinden Kürdistan’a ve Iran sınırlarına kadar kovalayabilir miydik?

Bizim zayıf kuvvetlerimizle öyle bir memleketi işgal etmekliğin, ne demiryolları ve ne de anayolları olmayan bu memleketi ekip biçmek ve işletmek işinin ne derece mümkün olduğunu anlamak için Küçük Asya haritasına bakmak yeterlidir

Bu yeni hududu, Bursa-Uşak hattını, 500-600 kilometre uzunluğundaki hudutları tam manasıyla düşman bir memlekette 100 bin neferlik bir kuvvet ile korumaya imkân yoktu.

Er geç biz kendimizi bir çıkmaz içinde bulacaktık, hatta galip gelsek bile, düşman düzensiz teşkilatı ile, gerçekte olduğu gibi, bizi duraksamaksızın hırpalayabilirdi.

Gerçek amaç ve hedef ne idi? Asya’nın fethi ve Türk Devleti’nin yok edilmesi.

Bu teşebbüs, Yunanistan tarafından, kısmen seferber edilmiş zayıf askeri kuvvetleriyle, hiçbir malî desteksiz ve dışarıdan hiçbir yardımsız olarak boşa çıkarılacaktı.

Bu siyaset Küçük Asya’da bir zamanlar çiçeklenmekte olan Yunanlılığın yok olması ve yıkımı. Yunan ordusunun dağılması ve Yunanistan için ağır talihsizliklerin birikmesi ile sonuçlanmıştır.

Ordunun durumu da iç açıcı değildir. 1916 yılı Eylülü’nde Selanik’te, Yunan subayları, Amyna ya da Savunma denilen cemiyet kurdular Amaçları Yunanistan’ı “Büyük Harp”e sokmaktı.

1917 Haziran’ında Kral Konstantin’i tahttan indirdiler, kendilerine itaat etmeyen 2.000 subayı ordudan kovdular. Güvendikleri küçük rütbeli subayları büyük makamlara geçirdiler Okuma yazma bilmeyen yedek subayları muvazzaf sınıfa naklettiler…

Başlangıçta, Yunan ordusunun karşısında cephe tutan bir Türk Ordusu yoktu. Yalnız bizim birliklerimizi türlü türlü yollar ve usullerle hırpalayıp yoran bazı düzensiz birlikler vardı.

Fakat ordumuz, “MÜTTEFİKLER TARAFINDAN TAYİN EDİLMİŞ OLAN BELİRLİ BİR HATTIN DAHA ÖTESİNE İLERLEMEYE İZİNLİ DEĞİLDİ.”

Bunun mânâsı da şudur: MÜTTEFİKLER, DÜŞMAN ORDUSUNUN TEŞKİLATLANMASINI VE TAARRUZLARINA BAŞLAMASINI BEKLEMEYE YUNAN ORDUSUNU MECBUR ETMİŞLERDİ.(1)

Mondros Mütarekesi 30 Ekim 1918’de imzalanmış ve 31 Ekim’de yürürlüğe girmişti. Aradan altı ay geçtikten sonra, Yunanlar İzmir’e çıkınca, birden istiklalimizi, vatanımızı, hürriyetimizi hatırlamış ve bunu düşman işgalindeki İstanbul’da haykırmıştık.

Demek ki, Yunanların İzmir’e çıkışı ile yeni bir süreç başlatılıyordu.

Dünyanın en güçlü devletleri, devletimizi ve ordumuzu kayıtsız şartsız esir alıyor, istedikleri kişileri istedikleri makamlara getiriyor ve biz bu işgale boyun eğerek kabul ediyoruz da, bunların en zayıf halkası olan Yunanların İzmir’e çıkması ile mi istiklalimiz aklımıza geliyor?

İşgalci büyük güçler, bizzat harekete geçirdikleri çömez taşeronlarına karşı koymamız için bizi “el altından” destekliyor.

Yunanların Anadolu’ya çıkışını bu büyük güçler planlayıp uyguladığına göre, sonuç baştan belirlenmişti.

Yunanların hareket şeklini, onlara bu misyonu veren güçler belirleyecekti. (2)

Yukarıda yazılanları toparlanırsa:

-Yunan 2. Kolordu Komutanı: “Bizim zayıf kuvvetlerimizle öyle bir memleketi işgal etmekliğin… Bu yeni hududu, Bursa-Uşak hattını, 500-600 kilometre uzunluğundaki hudutları tam manasıyla düşman bir memlekette 100 bin neferlik bir kuvvet ile korumaya imkân yoktu.

-Başlangıçta, Yunan ordusunun karşısında cephe tutan bir Türk Ordusu yoktu. Yalnız bizim birliklerimizi türlü türlü yollar ve usullerle hırpalayıp yoran bazı düzensiz birlikler vardı.

MÜTTEFİKLER, DÜŞMAN ORDUSUNUN TEŞKİLATLANMASINI VE TAARRUZLARINA BAŞLAMASINI BEKLEMEYE YUNAN ORDUSUNU MECBUR ETMİŞLERDİ.

 

Devam edecek…

-İzmir bölgesini kimler savundu?

 

www.canmehmet.com

Resim: Web ortamından alınmıştır.

(1)Felakete Doğru, Yunan 2. Kolordu Komutanı Prens Andrew, 1932 basımı

(2)Osmanlının tasfiyesi, Cengiz Yazoğlu

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*