Milletçe Nasıl Alim Olduk? Okuruz Yazamayız, Bakarız Göremeyiz, Konuşuruz Dinlemeyiz (2)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

 

Bir değil iki üniversite bitiren, 18 ay içerisinden yenilikleri, gelişmeleri izlememişse, kazandığı her şeyi tüketmiş olmaktadır. Tükenişini, önceki üniversite eğitimleri de kapatamamaktadır. (1)

Alim Olmak,

Okuduğuna Mahkûm Olmak,

Okuduğuna Hakim Olmak!

Okuryazarlık: bir yazıyı okumak değil, okuduğunu anlamak ve onu yeniden yorumlayarak ondan yeni fikirler üretmektir.

Kişi: Okur ve okuduğunu sorgulamadan (doğru) kabul ederse, okuduğunun mahkûmu olacaktadır.

Kişi: “İlmi ve hür düşünce ile” Okuduğunu sorgular, yanlışları ayırırsa, okuduğunun hâkimi olacaktır.

Alim: “Kitaplarda olanı ilmî ve hür bir düşünce ile anlayıp muhakeme ederek yanlışını doğrusundan, yanlışının yanılma derecesini ve doğrusunun doğruluk derecesini birbirinden ayırma mahareti ve ilim melekesine sahip olma demektir.

İşte böyle olana âlim denir. Kitaplarda olanı ezberleyip anlayana ve anlatana âlim denmez…”(2)

(Sadece) Okuryazar olmak neyi değiştirmektedir?

Avrupa Komisyonu’nun hazırladığı “Eğitim ve Öğretimde Ortak Avrupa Hedeflerine Doğru Gelişme 2010-2011 Raporu’na göre ülkemiz, eğitimi vaktinden önce terk etme oranının yüksekliği açısından 30 Avrupa ülkesi arasında, yüzde 44.3 ile ilk sırada bulunuyor.

Sabancı 0niversitesi Eğitim Reformu Girişimi (ERG), Türkiye’deki 15-19 arasındaki kızların yüzde 40’nın, erkeklerin ise %25’inin ‘okula devam etmedikleri gibi, çalışmadıklarını da ortaya koydu.

Orta öğretimde her on öğrenciden ikisi okulu diploma almadan bırakırken, her gün ortalama 2000 öğrencinin okulu terk ettiği belirtiliyor.

Böylece, okuryazarlık, kavramıyla belirlenen kesimin içinde, bir ölçüde okuyabilen ama toplum için üretilen fikirleri anlama, olanak oranında yararlı fikir üretme ve bunu yazıya vurma yeteneğine sahip olmayan kısmın hâlâ asıl çoğunluğu oluşturduğu anlaşılıyor. (3)

Bu araştırmadan anlaşılan, çağın ve günün gereklerine göre kendini (yeni bilgiler edinerek-okuyarak) geliştirmeyenler, topluma yük olmakta, diğerlerinin ürettiklerinden tüketmektedir.

Okuryazarlık-Yoksulluk İlişkisine Hindistan’dan da bir örnek:

-Yoksulluğun, okul terklerinin artmasıyla sonuçlandığı iyi bilinmektedir.

Çünkü zayıf ekonomik koşullardaki aileler, çocuklarının gelirlerini artırmaya yardım etmelerini tercih etmektedir.

Sonuç olarak, okulu terketme okuryazarlığa neden olur ve okuryazarlık kesinlikle yoksulluğun azaltılmasına yardımcı olmaz…

Açıkça…daha yüksek yoksulluk düzeyleri daha yüksek düzeyde okuma yazma bilmeme anlamına gelmektedir. (*)

DESAM a (Demokratik Eğitimciler Sendikası Araştırmalar Merkezi) yaptırılan 25 Ocak 2011 tarihiyle internetten aktarılan “Türkiye Neden Okumuyor?” anketi…

“Özellikle gençliğin neden okumadığını açıklamayı hedef alan araştırmada, yüzde kırkı üniversite ve yüksek eğitim mezunu olan gençlerden yüzde 77,5’inin evinde kitaplık bulunmadığı ortaya çıktı.

Zaten yüzde 79,5’unun evlerinde kitap koyacak yer yokmuş.

İçlerinde yüzde 10,7 si düzenli olarak, yüzde 18’i aralıklarla, yüzde 61,9 u düzensiz aralıklarla kitap okuyor.

Kitap okumaya engel olarak; iş yoğunluğu, dersler, internet, arkadaş çevresi ve televizyonu sebep gösteriyorlar.

Kitap fiyatlarının pahalılığı sebebiyle yüzde 85,7’si korsan kitap almaya yöneliyor, Gençlerin yüzde 88,6 sı Türk edebiyatına yön veren isimleri dahi bilmezken; yüzde. 82,5’u kendilerine hediye edilmesini de istemiyor.” (4)

Buna göre en tutarsız, ama bir o kadar da afili laflardan biri Hayat üniversitesi’nden mezun olmak!

O kitapsız, okumasız, yazmasız; görmeyi değil bakmayı, dinlemeği değil de durmadan konuşmayı öğreten bu üniversite (!) bizi allame yapıvermiş.

Bu ‘biz’in içinde “okumayan okuryazar” takımından pek çok üniversite mezunu da var, Hayat üniversitesinin içini, pek de bir işe yaramayan sözüm ona ‘Müthiş deneyimler’, her şıp diye anlayıp yorumladığına inandırılmış olağanüstü bir zekâ’ya da dibi delik, kocaman ve boş bir küpe benzeyen zehir gibi bir akıl dolduruyor…(5)

Eylül 2011’ de Ordu’da düzenlenen “Konuşan Kitap Şenliği” nde Cumhurbaşkanı’nın eşi Hayrünnisa Gülün yaptığı konuşmadan:

“…Türkiye de her dört kişiden yalnızca birinde kitap okuma alışkanlığı var.

-Toplumumuzun yüzde 32’si hiç kitap okumuyor.

-Gelişmiş “ülkelerde yılda ortalama okunan kitap sayısı 20 den fazla iken bu sayı bizde sadece 7. 

-Kitap insanın sadece bilgi dağarcığını değil, sosyal ve kültürel yönlerini de geliştirir. Duygu ve düşünce dünyasına yön verir. Karakterimizi şekillendiren en önemli araçlardan biri de okuduğumuz kitaplardır.

-Çocuklarımız, tarihimizi, kültürümüzü, kimliğimizi, kısacası bizi biz yapan ve bir arada tutan değerleri ancak kitapla dostluklarını geliştirerek özümseyebilirler. (6)

Kitap, Bilgi, Sanayileşme ve Zenginlik

19. yüzyıl başlarında Sanayi Devrimi İngiltere’de James Watt’in (1763-1819) buhar makinesinde yaptığı gelişmelere dayandığı bilinmektedir.

-O dönem dünya mekanik dokuma tezgâhı çağına girdiği Çağ’dır. Bunlar da İngiltere’nin büyüyen tekstil endüstrisinin kalbinde ortaya  çıkmaktaydı.

-Traktörler ve diğer makineler gıda üretimini on kat artırmış, Kuzey Amerika’da, Avustralya’da ve Afrika’da toprağın altındaki değerli madenler sanayi madenciliğiyle çıkarıldı.

-Trenler ve Telgraf hatları küresel sanayi makinesini birbirine bağlamaktaydı…

Sanayileşme Batı’yı merkantilist ekonomiden çıkarıp kapitalist ekonomiye taşıdı. Sanayileşmeden önce bir ülkenin zenginliğini belirleyen en önemli faktör onun ticaret hacmi ya da ihracatının ithalatından fazla olmasıydı. Sanayileşmeden sonra ise bir ülkenin üretebildiği değer daha önemli hale geldi.

Sanayi artık hammaddeleri sömürgelerin tedarik etme kapasitesinin çok ötesinde bir hızla sömürebilecekti. Ucuz ve bol miktarda hammaddeye erişebilmek için sömürgelerde de makine üretimi yapılmalıydı…

19. yüzyılın son yıllarında dünyanın büyük bölümü Avrupa’nın kontrolü altındaydı. Bunların bir kısmı zaten kendiliğinden Avrupalılara teslim olmuştu. İngiltere tek başına dünyanın beşte birini kontrol ediyordu. (7)

Peki, ne oldu da Sanayi Devrimi İngiltere’de başladı?

Hukuk-u Beşerin (Osmanlı Dönemindeki Gazete) 25 Mart 1919 tarihli 120. Sayısının başyazısı “Saatin Zembereği Bozuk” başlığını taşır.

Konusu okuryazarlık üzerinedir ve İngiltere’den örnek vererek Başlar:

– “1870 senesinde İngiltere’nin ilk mekteplerinde 1.4 Milyon talebe varken şimdiki talebe 6 milyona erişmiştir”

-Bizde ise en ihmal edilenin maarif olduğunu belirtip okulların zavallılığına, yetersizliğine örnekler verdikten sonra sorar: “Hani ilk mektep eğitimi mecburi olacaktı?

…şunu söyleyelim ki, saatin zembereği nasılsa, bir memleket için maarif de odur. Bozuk bir zemberek ile saat işlemediği gibi maarifsiz bir memleketin de akıbetini söylemek kehanete bağlı değildir. (8)

İki bölümde yazılanlar toparlanırsa:

-Hepimiz (Osmanlı Devleti-Türkiye Cumhuriyeti) Her şeyin farkındayız.

-Farkında olduğumuz en önemli konu da: Halkımızın kitap okumadığı. Buna Akademisyenler (Hukukçular-Doktorlar), siyasetçiler ve devlet adamları da dahil.

-Gelişmek-kalkınmak bir bedel ödemeyi gerektirir. Kimse bu bedeli ödemeyi istememektedir. Neden?

-Neden mi? Ferhat’a dağları deldiren neydi? Şirin’in aşkı değil mi? Biz aşkımızı kaybettik!

-Peki, kime, neye olan aşkımızı ?

www.canmehmet.com

Resim: tarafımızdan hazırlanmıştır.

Kaynaklar:

(1)”Osmanlıdan Türkçeye okuryazarlığımız” Orhan Koloğlu. (Yazarın alıntı kaynağı : Sn. Acar Baltaş, Zuhal Bamtaş)

(2) İslamı yeniden anlama, Prof.Dr.Hüseyin Atay.

(3)”Osmanlıdan Türkçeye okuryazarlığımız” Orhan Koloğlu. Shf:373

(*)https://www.quora.com/Why-are-majority-of-people-in-India-still-illiterate

(4) A.g.e:Shf:376

(5)A.g.e:

(6)A.g.e:S:374

(7)“Kapitalizm”, Don Cryon, Sharron Shatil – Piero. Shf:50

(8) Osmanlıcadan Türkçeye Okuryazarlığımız. Shf:296

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*